<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538</id><updated>2011-08-02T23:56:30.247-07:00</updated><title type='text'>Okuyorum, Düşünüyorum, Kaygılara Katılıyorum.. Öyleyse Paylaşmalıyım</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>383</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-7216886254330116990</id><published>2010-10-17T09:23:00.000-07:00</published><updated>2010-10-17T09:25:21.976-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;Deniz Som ve Sıkmabaş.../ &lt;/strong&gt;Hikmet Çetinkaya&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuru yapraklar düşüyor, ıslak toprağa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duru bir güzellik, bahçedeki çiçeklerin üzerinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi düşleriyle avunan çocuklar, o yaz bahçelerinde kahkaha atan genç kızlar, delikanlılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Televizyona bakıyorum bu sıra...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine aynı konu: “Sıkmabaş”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hukuk fakültesini bitiren “sıkmabaşlı” kızlarımız avukat, yargıç, savcı, öğretmen, doktor olabilirlermiş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biri diyor ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ne var bunda, laikliğe aykırı mı?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir süre sonra yine bu konu tartışılacak ve şöyle denilecek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sıkmabaşlı kızlarımız polis, subay, astsubay olabilirler; ne var bunda?..”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gecenin sessizliği içinde düşünceler ormanında dolaşıyor gibiyim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllar önce Almanya’da bir Türk çocuğu okula giderken, duvarlarda İsa’nın çarmıha gerilmiş, o kanlı fotoğraflarından etkilenip, durumu ailesine anlatarak şöyle demişti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Baba, ben okumak istemiyorum...”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baba kızından durumu öğrenince okul yönetimine başvurdu, o resimlerin kaldırılması için. Okul yönetimi bunu kabul etmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tuttu, yerel yargıya başvurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yerel yargı da “resimler kaldırılmaz” kararını verdi aylar sonra.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk göçmeni olan baba, inat etti, federal mahkemeye gitti. Dava epey uzun sürdü ve sonunda şu kararı verdi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Almanya, eyalet sistemine dayalı federal laik demokratik bir hukuk devletidir. İsa’nın o resimleri bir dinin başka din üzerinde baskı kurması anlamına gelir. Müslüman Türk kızı bundan etkilenip okulu bırakmıştır. Resimlerin okulun duvarlarından kaldırılmasına oybirliğiyle karar verilmiştir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah uyandığımda içinde bir sıkıntı ve hüzün var...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sırada telefonum çalıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Deniz Som’u yitirdik...”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günlerdir beklediğimiz acı haber, yağmurlu bir havada geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir an gözlerimi yumuyorum, 90’lı yılların başına dönüyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orhan Erinç, İbrahim Yıldız ve ben, Deniz’le oturuyoruz benim odamda. Deniz işten ayrılmış ve Cumhuriyet’e dönmek istiyor yeniden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve dönüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaç yıl geçmiş aradan? 16-17 yıl mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deniz’i spor servisinde çalıştığı yıllardan tanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abdülkadir Yücelman’ın yanında yetişti önce. Mizah gücü ve kıvrak kalemiyle çok iyi işlere imza attı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En çok onunla tartışırdım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Odama gelir, başını uzatır, gülümserken takılırdım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ne haber huysuz Deniz?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanıtı hazırdı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İyiyim en büyük huysuz Hikmet Abi!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnatçı ama sevimli bir kişiliği vardı... Ezenden değil ezilenden yanaydı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bu yazıyı Deniz için yazıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağmur hızlanıyor bu sırada...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yıl içinde yitirdiklerimiz geliyor aklıma... Mehmet Sucu, Abdülkadir Yücelman, Turhan Selçuk, İlhan Selçuk ve Turhan Ilgaz ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cep telefonum susmuyor... Tüm gazeteci arkadaşlarım arıyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne denli seveni varmış benim huysuz arkadaşımın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazı senin için yazıldı sevgili Deniz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Laik demokratik Cumhuriyetin altı oyuluyor, “sıkmabaş”ın özgürlük olduğu anlatılıyor, Türkiye’deki kadın hakları savunucuları ise susuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadının özgürlüğü salt başını örtmesinden mi geçiyor, derdin sen yazılarında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bak bugün “laiklik yeniden gözden geçirilsin” diyen bakanlar var. Haydi üniversitede başları örtülü girsinler derslere.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anadolu’ya gidin, ilköğretim çağındaki kız çocuklarının sıkmabaşla derslere girdiklerini göreceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet Deniz, sen bunları yazdın hep...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam bağımsızlıktan yanaydın, emperyalizme karşıydın, emekçinin haklarını savunurdun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazeteye öğle saatlerinde geldim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözleri nemliydi arkadaşların. Gencinden orta yaşlısına dek herkesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Masama oturdum... Pervanelerin ay ışığında uçuştuğu yaz gecelerini, İzmir’de kurduğumuz rakı sofralarını düşündüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seninle Bursa Kitap Fuarı’nda yaptığım kavgayı... Senin Vehbi Bağcı’yla “sayfa konusundaki” o bitmez tartışmalarını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne derdi İlhan Selçuk, anımsadın mı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yahu bu Cumhuriyet’te çalışanların hepsi kaçık... Zaten kaçık olmasalar Cumhuriyet’te ne işleri var?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Odamdayım ve yazımı sonlandırıyorum Sevgili Deniz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başımın üzerinde sessiz bir bulut geçerken mırıldanıyorum kendi kendime:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ansızın kaldırdığın kol açılıyor, tutuşuyor. Yüzün geri gidiyor. Hangi artan sis kaçırıyor benden bakışını? Uzun gölge uçurumu, ölümün sınırı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sessiz kollar karşılıyor seni, başka bir kıyının ağaçları.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölümler, hüzünler, acılar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hava yağmurlu, kuru yapraklar düşüyor toprağa...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-7216886254330116990?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/7216886254330116990/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=7216886254330116990' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/7216886254330116990'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/7216886254330116990'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/10/deniz-som-ve-skmabas.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-719439658673007571</id><published>2010-08-17T03:07:00.000-07:00</published><updated>2010-08-17T03:12:11.110-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>NEDEN Mİ 'HAYIR'!.....................&lt;br /&gt;12 Ağustos 2010&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NEDEN Mİ ‘HAYIR’?&lt;br /&gt;Bugün Feleknaz aradı. O, Adıyaman’da bir tekel işçisiydi. Ankara çadırlarında tanışmıştık. Adıyaman tekel işletmesinin, hüzünlü, yıkık dökük binasında yeniden karşılaşmıştık. Arkamızda uzanan altın sarısı balyalar, yıkık çatıdan giren yağmurda ıslanıyorlardı. Cumhuriyetin damgasını taşıyan küçük tahta tütün masalarının bıçak kesiklerine giren yağmur damlaları yerdeki su birikintilerine telaşla düşüyordu. Bir zamanlar Feleknaz’ların oturduğu küçük iskemleler sağa sola dağılmışlardı. Tütün bandı sessiz, üzeri tütün tozu yağmur karışımıyla kaplı, bize bakıyordu. Aşağıda yemekhaneye toplanmış tekel işçisi kadınlar, çaresizliklerini haykırıyorlardı.* * * Feleknaz mı? O artık 4Cli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birçok diğeri gibi köleleşti. Sahipsiz kaldı, parasız kaldı, kış soğuğunda kaldırımlarda yattı. Sonunda verilen parayı aldı. Yaşaması lazımdı!Bana soruyor? ‘Evet’ mi? ‘Hayır’ mı?‘Senin fikrini öğrenmek istedik!’ diyor.Konuyla ilgili aldığım ilk telefon ya da ileti değil bu. Yazdığım ilk yazı da olmayacak. Ama bir şey anladım. Sözler anlaşılabildiği oranda etkili. Ve anlaşılabilmesi, anlatanın becerisinde gizli!&lt;br /&gt;Yani, ‘Halk anlamıyor!’ lafı işin bahanesi. Anlatın o zaman. Anlatabilin! Anlatabilelim! En azından neden anlatamadığımızı, neden aktaramadığımızı, neden bilgiyi karşı tarafa geçiremediğimizi bilelim!Bizim derdimiz, bildiklerimizi birbirimize anlatmak değil ki! Bildiklerimizi, bilgi alması engellenmiş, her yolla kandırılmış, aldatılmış, açlıktan bitap düşmüş, işsizlikten dumura uğramış olanlara aktarabilmek…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağımsız Türkiye Partisi, İşçi partisi, Yeniçağ Gazetesi ve Ulusal Kanal’ın ‘neden HAYIR’ duyuruları en kolay anlaşılır ve etkili olanlar.&lt;br /&gt;Onlardan bir derleme yapalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Neden mi ‘HAYIR’?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;82 Anayasasının daha da şeddelisi ve aynı odaklarca hazırlanan bir Anayasa ile, bu milletin bugüne kadar kazandığı tüm haklar gaspedileceği için! Bugüne kadar ANAYASA MAHKEMESİ ve DANIŞTAY’ın DUR dediği tüm belalar yasalaşıp Türk milletinin önüne geleceği için!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedir Yargının ‘DUR’ dedikleri bir bakalım.Türk halkı HAYIR oyuyla, neye HAYIR demiş olacak sıralayalım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HAYIR demek,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küresel sermayenin sırtlanlarının TOPRAKLARIMIZA;&lt;br /&gt;MADENLERİMİZE,&lt;br /&gt;SUYUMUZA elkoymaya KANUNEN hak kazanmasına HAYIR demektir.…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Şu anda yasa dışı olarak ülkemizde faaliyet gösteren 350 yabancı maden şirketinin, tüm doğal kaynaklarımızı, suyumuzu, borumuzu, petrolümüzü ve neyimiz varsa hepsini YASAL OLARAK talan etmesine HAYIR demektir!&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HAYIR demek,Suriye sınırımızda Kıbrıs'ın 3 katı büyüklükteki mayınlı arazi ve altında yatan trilyonlarca dolarlık petrole İsrail’in el koymasına HAYIR demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük bir çoğunluğu elden çıkarılmış olmakla beraber, henüz hala bizim olan, ağır sanayi işletmelerinin, limanların, KİT arazilerinin, pul parasına yabancı sermaye ve yerli işbirlikçilerine YASAL OLARAK peşkeş çekilmesine HAYIR demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekel işçilerinin can siperane direnişleri sonucu, Danıştay tarafından durdurulmuş olan 4C kölelik yasasının, tüm çalışanları kapsamasına HAYIR demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HAYIR demek,Tüm memurların, hükümet tarafından kurulan bir komisyonun oyuncağı haline gelmesine, dilencileştirilmesine, 9000 iş günü çalışıp, ölünce emekli olmaya HAYIR demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meralarımızın, hazine arazilerimizin yabancılara tahsis edilmesine HAYIR demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Paran kadar sağlık’ politikasına, eczanelerin yok edilmesine HAYIR demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarım ve hayvancılığın yok edilmesine HAYIR demektir.Danıştay tarafından satışı durdurulan, şeker fabrikalarının, tarım çiftliklerinin YASAL OLARAK satışının önünün açılmasına HAYIR demektir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genetiği değiştirilmiş ürünleri sofranıza iteleyen küresel şirketlere HAYIR demektir.. Unakıtan’ın Gül’ün Erdoğan’ın çocuklarının milyon dolarla oynarken her dört gençten birinin işsiz kalmasına HAYIR demektir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HAYIR demek, Türk ordusunun Paralı askere dönüştürülme projesine HAYIR demektir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güvenlik güçlerinin elini kolunu bağlayan AB uyum yasalarına HAYIR demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD ile istihbarat paylaşımına HAYIR demektir.100 yıldır Batının elinde oyuncak olan tarikatlara, etnik ırkçı bölücülük yapan odaklara HAYIR demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HAYIR demek tüm bu saydıklarımıza HAYIR! YETER! DUR! demektir!.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘EVET’in arkasında sırtlan dişlerini gıcırdatan Yedi Düvel vardır!.. Bu referandum, küresel sermayenin Türkiye’yi işgal planında çok önemli bir adımdır.Avrupa ve Amerika’dan yükselen sesler, koro halinde ‘EVET’ demektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Pentagon, Washington, Brüksel ‘EVET’ demektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsrail ‘EVET’ demektedir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barzani ‘EVET’ demektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fethullah Gülen,&lt;br /&gt;Pensilvanya’dan:‘&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Değil sadece kadını erkeği, çoluğu çocuğuyla hatta imkan olsa mezardakileri bile kaldırıp ‘evet’ oyu kullandırmak lazım”&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; demiştir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Abdullah Öcalan, Kandil ve BDP, referandumu boykot’ görüntüsü altında “evet” propagandası yapmaktadır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKP, hergün şehit cenazesi kalkarken terör örgütüyle aynı safta yeralmamak için BDP’ye ‘boykot’ cenahını uygun görmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİZ işte tüm bu rezilliğe HAYIR diyoruz!Faşist bir siyasi parti elinde tüm insan hakları ve demokratik özgürlüklerin yok edilmesine HAYIR diyoruz!.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm yasal haklarımızın , küresel çete emriyle, iktidar eliyle gaspedilmesine, konuşma, düşünme, yazma hürriyetimizi kaybetmeye HAYIR diyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzlenmeye, dinlenmeye, fişlenmeye HAYIR diyoruz. Yargıçların bir parti tarafından atandığı ve bir partili olarak vatandaşı yargıladığı bir düzenin kurulmasına HAYIR diyoruz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan hakları, Demokrasi Özgürlük çığlıklarıyla tüm haklarımıza el konulmasına HAYIR!&lt;br /&gt;diyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suçunun ne olduğunu bilmeden, ‘kurbanlık koyun gibi’ içerde tutulan gazeteci, parti başkanı, subay ve aydınların hayatının gaspedilmesine HAYIR diyoruz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TUNCAY, MUSTAFA, UFUK, DENİZ VE DİĞERLERİ Biliyoruz ki her gecenin sabahı var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bu sabah yakın.&lt;br /&gt;Yeter ki siz ruhunuza ve bedeninize iyi bakın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Banu AVARbanuavar@superonline.comwww.banuavar.com.tr&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-719439658673007571?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/719439658673007571/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=719439658673007571' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/719439658673007571'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/719439658673007571'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/08/neden-mi-hayir.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-762885193612610614</id><published>2010-07-20T10:59:00.000-07:00</published><updated>2010-07-20T11:00:05.522-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;Şair Cesareti…&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="Emre Kongar kategorisindeki tüm yazıları göster" href="http://www.ilk-kursun.com/konu/cumhuriyet/emre-kongar/" rel="nofollow" target="_blank"&gt;Emre Kongar&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;13 Temmuz 2010&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye, AKP iktidarı tarafından bir “&lt;strong&gt;Korku İmparatorluğuna&lt;/strong&gt;” dönüştürüldü…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes her an her yerde izleniyor, dinleniyor, konuşmalar, ilişkiler, toplantılar kaydediliyor…&lt;br /&gt;Bir sabah özel konuşmalarınızı gazete manşetlerinde görebilirsiniz…&lt;br /&gt;Hem de çarpıtılmış, saptırılmış olarak.&lt;br /&gt;Bir sabah kapınız çalınabilir…&lt;br /&gt;Apar topar gözaltına alınabilirsiniz.&lt;br /&gt;Masumsanız, önce içeri atılır, sonra içerdeyken masumiyetinizi kanıtlamaya çalışırsınız.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Bu ortam içinde, şimdi soru şu:&lt;br /&gt;Türkiye referandumda “Evet” diyerek…&lt;br /&gt;Yargıyı da kendi denetimine alıp demokrasiyi rafa kaldıracak olan “cahil cesaretine” mi..&lt;br /&gt;Yoksa “Hayır” diyerek..&lt;br /&gt;Demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ni savunan “şair cesaretine” mi yol verecek?&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Şair Özdemir İnce, yine ön aldı, çok doğru bir iş yaptı:&lt;br /&gt;11 Temmuz’da Hürriyet’teki yazısında, 32. ölüm yıldönümünde, kafatasçı katillerce öldürülen ortak dostumuz Doç. Dr. Bedrettin Cömert’i andı.&lt;br /&gt;Özdemir İnce iyi bir şairdir…&lt;br /&gt;Çok iyi bir şair!&lt;br /&gt;Cesur bir aydındır…&lt;br /&gt;Demokrasiyi cesaretle savunan bir aydın!&lt;br /&gt;(Malum, AKP iktidarında artık demokrasiyi savunmak cesaret işi olmuştur.)&lt;br /&gt;Bedrettin öldürüldükten sonra, bir konuşmamda “Artık kapımı açmaya korkuyorum!” demiştim.&lt;br /&gt;(Öyküsünü ilerdeki günlerde anlatacağım.)&lt;br /&gt;Özdemir, bu sözlerim üzerine bana ithaf ettiği bir şiir yazmış ve kendi daktilosuyla kâğıda döktüğü metni imzalayarak armağan etmişti.&lt;br /&gt;Bedrettin’in öldürülmesinden bir ay yirmi gün sonra yazılmış olan bu şiiri siz okurlarımla paylaşıyorum:&lt;br /&gt;Katiller karşısında sadece arkadaşlarına “Korkma” demekle yetinmeyen, kendisi de çok cesur olan bir şairin cesaretini bir kez daha vurgulamak için.&lt;br /&gt;KORKU NE?&lt;br /&gt;Emre Kongar’a&lt;br /&gt;Korkma, sev bayağı sözcükleri,&lt;br /&gt;kâğıt çiçekleri, taşbasmalarını,&lt;br /&gt;aç bütün pencereleri&lt;br /&gt;ya deniz göreceksin&lt;br /&gt;ya dağlar ya da ova,&lt;br /&gt;korkma sağır duvarlardan&lt;br /&gt;asker çantasından&lt;br /&gt;polis palaskasından,&lt;br /&gt;her gün bir başka yanını vursalar da&lt;br /&gt;eksilmeyeceksin,&lt;br /&gt;kim çalarsa çalsın aç kapını, korkma,&lt;br /&gt;bu aşkla, bu gülüşle, bu yürekle,&lt;br /&gt;ya sonsuz bir deniz bulacaksın karşında&lt;br /&gt;ya da bir ay en olgun çağında.&lt;br /&gt;Haberler: bir yanımızın daha&lt;br /&gt;vurulduğunu söylüyorlar;&lt;br /&gt;bak akıyor, kanıyor her şey,&lt;br /&gt;büyüyor onları boğacak olan kan.&lt;br /&gt;ÖZDEMİR İNCE&lt;br /&gt;Karlovassi, Sisam adası, 31.8.1978&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Bugünün koşullarında da güncel geçerliliğini aynıyla koruyan bir şiir bu!&lt;br /&gt;Bana “Korkma” diye seslenen Özdemir İnce, bilmiyorum, şair duyarlılığıyla İstiklal Marşımıza gönderme yapmış mıydı?&lt;br /&gt;Ama bildiğim bir şey var:&lt;br /&gt;Kendisi hiç korkmadı:&lt;br /&gt;Ne etnik ayrılıkçılardan, ne şeriatçı demokrasi düşmanlarından…&lt;br /&gt;Bugün de aynı cesaretle yazılarını, şiirlerini sürdürüyor:&lt;br /&gt;Korkmadan…&lt;br /&gt;Yılmadan…&lt;br /&gt;Bıkmadan…&lt;br /&gt;Usanmadan…&lt;br /&gt;Ve en önemlisi:&lt;br /&gt;Dönmeden!&lt;br /&gt;Özdemir İnce, ölümden bile korkmadan, gerçek demokrasiye, “bir başka dünyanın mümkün olduğuna” inanan bir kuşağın temsilcisidir.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Türkiye önümüzdeki referandumda demokrasiyi rafa kaldırmaya çalışan “cahil cesaretine” karşı, insan haklarını, demokratik ve laik sosyal hukuk devletini savunan “şair cesaretine” kulak vermelidir!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-762885193612610614?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/762885193612610614/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=762885193612610614' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/762885193612610614'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/762885193612610614'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/07/sair-cesareti-emre-kongar-13-temmuz.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-6377548871790409645</id><published>2010-06-30T14:13:00.000-07:00</published><updated>2010-06-30T14:15:00.166-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>BU GİDİŞİN BAŞI VAR, BİR DE SONU&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;google_protectAndRun("render_ads.js::google_render_ad", google_handleError, google_render_ad);&lt;br /&gt;24.06.2010 18:58&lt;br /&gt;Karakter boyutu : &lt;a href="javascript:ts("&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="javascript:ts("&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu gidişat çok önceden belirlenmişti! 100 yıl önce bugün hedeflenmişti!&lt;br /&gt;Yıl 1912. Amerikan başkanı Woodrow Wilson .. Türkiye’yi param parça eden ünlü Wilson ilkelerine adını veren kişi… Türkiye sınırları içine bir Kürdistan ve bir Ermenistan haritaları çizen Amerikan başkanı.. Bakın ne diyor:&lt;br /&gt;‘Amerikan kapitalizminin temel hedefi, zayıf ülkelerin hammaddelerini ve ulusal pazarlarını açık birer kapı olarak tutmaktır. Bunun için diplomasi ve gerekirse zor kullanılmalıdır…’&lt;br /&gt;Geçenlerde Dışişleri Bakanı işte bu Wilson’ın adıyla anılan ödüle layık görüldü…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Wilson’ın 100 yıl önceki planı neydi? Petrol coğrafyasına bir Kürt ve bir Ermeni Devleti oturtmak…&lt;br /&gt;O zaman ince ince hesapladıkları, Türkiye’yi bölme ve yutma hayalleri gerçekleşmedi. Kuyruklarını ardlarına kıstırıp bir daha gelmek üzere gittiler…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkler inaılmaz şartlarda yaptıkları savaştan galip çıktılar. Yedi Düvel buna ağızları köpürerek ‘Türk Mucizesi’ dediler..Ardından yepyeni bir ülke kuruldu. Türkler ulusal kaynaklarına sahip çıkıyorlardı. Ardı ardına fabrikalar açtılar. Uçaklar , Arabalar yaptılar. Madenlerini işlemeye başladılar, Petrol aradılar…Tarıma yol verdiler, yurttaşlar yarattılar.Ama içerde işi bozulanlar vardı. Onlar kullanıma hazırdı.. …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürt Sait isyanı Lozan’da Musul meselesi masadayken, Dersim İsyani, Hatay için direnilirken tezgahlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BATIYA HAYRAN AYRAN BUDALALARI!&lt;br /&gt;1930’lardan itibaren koyun postlarına bürünmüş ‘uzmanlar’ genç cumhuriyeti ziyaret etmeye başladı.. Her şey yeniden kurulurken maskeli sırtlanlar Ankara’da boygösterdi ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanzimat kafalı Batıya ayran budalası gibi hayran ‘münevverler’, yabancı emeller için uygun arazi şartları sağladı. 1938’de milletin önderi öldü ve geride kalanlar hemen Batı’ya koştu! İngiliz ve Fransızlarla üçlü anlaşma imzalandığında , Gazi Paşa’nın ölümünün üzerinden 5 ay geçmemişti. Gazi paşa’yı ‘anlamayıp sadece inananlar’ asıllarına rücu ettiler!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. paylaşım Savaşına kadar ‘ecnebi uzmanlar’ yurdun tüm açık yaralarına dair raporlarını hazırladılar…2. Dünya savaşı ile bir süre ara verdiler.. Yalta’da yeni bir düzen kuruldu artık Avrupa’nın mührünü Amerika alacaktıSavaşın sonunda ‘yeni dünya’ sırtlanları İsmet İnönü’yü bir sömürge anlaşmasına daha razı ettiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marshall yardımı çerçevesinde imzalanan anlaşma, Kurtuluş’dan 24 yıl sonra Türkiye’yi esir etti.Önce Dünya Bankası ve İMF denetimine girdik. Sonra NATO’ya alındık Bedelini Korede kanla ödeyecektik. Üstüne üstlük ‘Canım Amerika!’ diye şarkılar söyledik!Hollywood filmleri seyrettik, Dean Martin, Frank Sinatra dinledik..&lt;br /&gt;1956’da küresel elitin önde gelen ismi, Rockefeller, ABD başkanı Eisenhower’a: ‘Türkler oltada balık! Yeme ihtiyaçları yok!’ diyordu.. Sonra Ortadoğu’daki yüksek idealleri için, işlerine gelen hükümetleri iktidarda tutmak işlerine gelmeyenleri devirmek amacıyla yardım fonlarının kullanılacağı’ karara bağlanıyordu..1966’da NATO haberalma tesislerine kapıyı açtık. Tüm istihbaratımızı ABD’ye devrettik.1971’de ‘Büyük Türkiye’ hayallerimizin bedelini birbirimizi kırdırarak ödettiler Ardından bir darbeyle işi bitirdiler!Uslanmayıp 1974’de Kıbrıs barış harekatını yapınca ASALA terörünü başımıza bela ettiler! Ama biz yılmadık, müttefikimize daha sıkı sarıldık..1980’de Sovyetlerle sanayi işbirliği, hızlı sanayi atılımları sürerken bir CIA darbesiyle daha sarsıldık..1984’de Türkiye ağır sanayi hamlelerine Güneydoğu Anadolu Projesini ekledik.&lt;br /&gt;PKK ile ödüllendirildik!&lt;br /&gt;SEVR HORTLADI!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;100 yıllık Kürt devleti hayali paketlenip Türkiye’nin önüne kondu.&lt;br /&gt;Ve SEVR HORTLADI, kabusumuz oldu..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fulbright burslarıyla yetiştirdikleri liderleri getirip ülkemizin başına koydular…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1991’de başa geçirdikleri Turgut Özal’a kukla bir Kürt devleti için ilk adımları attırdılar.Çekiç Güç kontrolünde bir Kürdistan devletinin tohumunu attılar..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Irak’ın kuzeyi güvenli bölge ilan edildi ve PKK Çekiç Güç kontrolünde pamuklar içinde yetiştirildi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derken Özal, ‘Bir Türk-Kürt Federasyonu’ndan’ bahsediverdi!Bu arada on binlerce vatan evladı yitirildi….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1995’de Avrupa Birliği ‘Kürt Sorununu askeri tedbirlerle ortadan kaldıramazsınız!’ diyordu. İçerdeki besleme koro onaylıyordu. Bu ülkenin has vatandaşları Azınlık konumuna oturtuldu…Aynı anda Türkiye’nin Gümrük Birliği ile eli kolu bağlandı! Yani tüm gelirlerine el kondu, üretimi durduruldu, terörle mücadelede deli gömleğine sokuldu.1999’da Apo Türkiye’ye verildi. Artık İmralı’dan terörü yönetecekti!Vatan evladı ölmeye devam etti!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2002 de Türkiye’ye bir sessiz darbe yapılacak, oyunun son perdesi sahnelenecekti.. Küresel elit, Sevr hükümleri karşılığında AKP’ye iktidar koltuğunu verdi!2004’de Avrupa Birliği Uyum Yasaları önümüze geldi… Bu yasalarla ellerimiz arkadan bağlanıyor, teröriste ise ‘VUR!’ deniyordu.Vurmaları için gerekli tüm silahlar, Irak ve Güneydoğuya NATO uçaklarıyla aktı…Ordunun sınır ötesi harekatı sınırlandırıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstihbaratımız ABD ve İsrail istihbaratının içinde eridi ve kayıplarımız, 10 yıl içinde 50 kat arttı.Eşzamanlı olarak Bölgesel Kalkınma ajansları, ikiz yasalar ve yerel ‘iktidar’ girişimleri teröre zemin hazırladı.Medya vasıtasıyla zehir enjeksiyonu had safhadaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basın tümüyle işgal altında ve köşe başlarını tutanlar. ‘Sahiplerinin sesi’ olmaya can atmaktaydı!Üniversiteler şirketleşmeyi tamamlıyorlardı. İşbirliği yapan akademisyenler rüyalarında göremeyeceği imkanlarla donatıldı.2007’de Amerikan istihbaratçılarından oluşan bir ekip Ankara’ya yuvalandı.Gözleri gören, kulakları duyan, burnu koku alan helal süt emmiş vatan evlatları kralın çıplak olduğunu yazıp çizdiler. Ortalığa korku salındı. Konuşmaya başlayanlar dinlendi, terörle mücadelede üstün hizmeti olanlar Silivri’ye davet edildi..(!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARTIK ‘YETER’ DİYENLER…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi geldiğimiz noktada her şey apaçık ortada! Düşman belli..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem de 100 yıldan beri, hiç değişmedi.Çokuluslu şirketlerin kontrolünde ABD ve Avrupa Birliğinin elitleri, ve onların denetimindeki mali ve siyasi kurumlar, İMF, Dünya bankası, NATO! Ve tabii içerde onların planlarını yürürlüğe koyan işbirlikçi hükümetler !.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artı Sivil Toplum diye altımızı oyan ajanlar ve onların maşalarının ucunda sallananlar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepsini toplasanız 10 bin kişiyi bulmazlar!Geride 72 milyon var. İşsiz ve yoksul bırakılmış, dini ve etnik olarak parçalanmış, şehit düşmüş, gazi olmuş, kan kusan, göz pınarları akan 72 milyon..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Psikolojik savaşın her türlüsüyle karşılaşmış, çok hırpalanmış, örselenmiş ama sağduyusunu kaybetmemiş, sabrı defalarca denenmiş bir millet… Sessiz ama derinden, son anda ‘YETER’ diyen…İşte bu nedenle ZALİMler bu milletten korkuyor ve oyun üzerine oyun kuruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu millet artık Terörün Washington ve Brüksel’den fışkırdığını biliyor. Batıyla ittifak yapanların, eşbaşkan olanların bu kan kaybını durduramayacağını da!Eylüldeki referandum halkın bu bilincinin keskin bir göstergesi olacaktır.. Halk gücünün farkına vardığı zaman başka bir dönem başlayacaktır!Allah tüm şehitlerimize RAHMET eylesin!!! Onların kanı yerde kalmayacak!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Banu AvarOdatv.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-6377548871790409645?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/6377548871790409645/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=6377548871790409645' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/6377548871790409645'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/6377548871790409645'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/06/bu-gidisin-basi-var-bir-de-sonu.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-7496153152162226127</id><published>2010-06-20T00:29:00.000-07:00</published><updated>2010-06-20T00:56:29.615-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;Adım Adım Eyalet...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Adım Adım Bölünme&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ali Serdar Bolat&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Aydınlık Gelecek&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her planın, projenin bir başlangıç noktası vardır. Örneğin, 5 katlı bir ev yapmak için önce temel kazmak zorundasınız. Doktor olabilmek için de önce ilkokula başlamanız gerekir. 7 yaşında doktor olan gördünüz mü?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Gelelim Amerika'nın Büyük Ortadoğu Projesi'ne...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedir bunun amacı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski ABD Dışişleri Bakanı Kondi Rays'ın övünerek açıkladığı gibi, "24 İslam ülkesinin sınırlarını ve rejimlerini değiştirmek".&lt;br /&gt;Ve bu alt üst oluşlarla İslam ülkelerini zayıflatarak İsrail'in varlığını güvence altına almak.&lt;br /&gt;Ama bir anda 24 ülkenin sınırları ve rejimleri değiştirilemez, öyleyse bir yerden başlamak gerekli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlangıç noktası, İslam ülkeleri arasında ikinci bir İsrail meydana getirmek. Yani Ortadoğu'da Amerika'nın tam kontrolünde olan yeni bir devlet meydana getirmek.&lt;br /&gt;Öyle ki, bu devlet projenin uygulanmasında bir ABD üssü olarak kullanılabilecek.&lt;br /&gt;Hem de, İsrail'e tamamen dost bir devlet kurulmuş olacak.&lt;br /&gt;İsrail bölgede yalnızlıktan kurtulacak. İşte bu devlet, projede "Büyük Kürdistan" olarak belirlenmiştir.&lt;br /&gt;Bu İkinci İsrail, varlığını tamamen Amerika'ya borçlu olacağı için buna Kukla Devlet diyoruz. "Büyük Kürdistan", Türkiye, Irak, Suriye ve İran'dan koparılacak olan toprak parçaları birleştirilerek kurulacaktır. Başşehri ise Diyarbakır olacak. İşte, bu projenin Eşbaşkanı olduğunu 34 değişik yer ve zamanda kameralar karşısında açıklamış olan Recep Bey, yine kameralar karşısında: "Amerika'nın Büyük Ortadoğu Projesi var ya, işte bu proje içinde Diyarbakır bir yıldız olabilir, bir merkez olabilir" diyerek planı ifşa etmişti. "Büyük Kürdistan"ın kurulmasına Barzani Devleti oluşturularak başlandı.&lt;br /&gt;İşbirlikçi Türkiye hükümetleri, Amerikan Çekiç Güç'ün görev süresini defalarca uzatarak Barzani Devletinin oluşturulmasına katkıda bulundular. Çekiç Güç, Irak ordusunun kuzeye geçmesine engel olarak yıllarca bu Kukla Devletin yavaş yavaş oluşmasını sağladı.&lt;br /&gt;Şimdi sıra geldi Türkiye'nin doğu ve güneydoğusunu Barzani Devleti ile birleştirmeye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Irak işgali öncesinde ABD'nin o zamanki Ankara Büyükelçisi Robert Pearson bu görevi şöyle anlattı:&lt;br /&gt;"Türkiye'nin güneydoğu ve doğusuyla, Irak'ın kuzeyi tek bir ekonomik bölge olmalı". Geçen hafta Türkiye'ye gelen Barzani ile Dışişleri Bakanı Davutoğlu, "Tam ekonomik entegrasyon" kararı aldılar. Demek ki, burada da başlangıç noktası ekonomik entegrasyon. Ekonomik olarak bütünleşecek olan Kukla Barzani Devleti ile Türkiye'nin doğu ve güneydoğusu, siyasi olarak birleşmeye bir adım daha yaklaşmış olacak.&lt;br /&gt;Bu süreçte, Türkiye'nin doğu ve güneydoğusunun Ankara ile bağlarını gevşetmesi gerekiyor. Bunu sağlamak için, önce Kalkınma Ajansları kuruldu.&lt;br /&gt;Bu sayede eyaletleşmenin önü açılıyordu. Daha sonra Adalet bakanlığı, Bölge İstinaf Mahkemeleri kurulması için harekete geçti. Böylece merkezi yönetim ve denetim zayıflayacak, ekonomik ve yönetsel olarak Ankara'dan giderek bağımsızlaşan eyaletler meydana gelecekti. Şimdi de bunun hukuki altyapısını hazırlamak için AKP hükümeti düğmeye bastı. Belediyeler Kanunu'nda değişiklik yapılması için 14 AKP Milletvekili kanun teklifi verdi. Bu teklif kanun olarak yasalaşırsa, belediyelerin yetkileri inanılmaz şekilde genişleyecek. Belediye başkanları eyalet valisi gibi hareket edebilecekler. Zaten daha önce, PKK'lı belediyeler, Barzani Devletinin belediyeleri ile bir birlik kurmuşlardı. Şimdi bu birlik, ekonomik entegrasyonu sağlamak ve Ankara'nın yönetim alanından çıkarak Erbil yönetimi etrafında birleşmek için hukuki açıdan da serbest hale gelecek. Bundan sonraki adım da, eşyanın tabiatı gereği, entegre olmuş ekonomik bölgenin siyasi bir sınır içinde birleşmesidir.&lt;br /&gt;Bu da, ya referandum yoluyla, ya da kitlesel ayaklanma yoluyla hayata geçirilecektir. Bunun altyapısı da hazırlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşbirlikçi Türkiye hükümetleri, &lt;strong&gt;İkiz Yasalar denilen ihanet yasalarını kabul ederek, bu soruna Birleşmiş Milletler'in müdahalesinin önünü açtılar&lt;/strong&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekonomik bütünleşme sağlanınca PKK'nın yasal partisi "İkiz Yasalar gereğince kendi kaderimizi tayin etmek istiyoruz" deyip referandum isteyecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkiz Yasalar gereği Türkiye Hükümeti "Ayrılma Referandumu"nu kabul etmek zorunda kalacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kabul etmezse, ayaklanma başlayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk Ordusu ayaklanmaya müdahale ederse,&lt;br /&gt;İkiz Yasalar'a atıfta bulunan Birleşmiş Milletler askeri müdahalede bulunacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yandan da:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Eskiden Ermeni soykırımı yaptıkları gibi şimdi de Kürt soykırımı yapacaklar" diye dünya kamuoyuna müdahale kabul ettirilecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;(Ermeni Soykırımı yasaları çıkarılmasının sebebi tarih araştırması değil, Türkiye'yi bölmek için yapılacak olan askeri müdahalenin şimdiden altyapısının hazırlanmasıdır. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bizim şaşkın ve işbirlikçi politikacılarımız "Tarihçiler araştırsın" diyecek kadar ihanet içindedirler. Emperyalist ülkeler tarih araştırması yapmıyor, Türkiye'yi bölmek için dünya kamuoyunu hazırlıyor.)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte hain plan bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendisinden önceki işbirlikçi hükümetlerin mirasını devralan AKP hükümeti, bu hain proje için gereken adımları aceleyle atmaya çalışmaktadır. "&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Açılım" denen ihanetin kısaca açıklaması budur. &lt;/strong&gt;++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kalkınma Ajansları ile eyaletleşmeye ekonomik zemin hazırlayan iktidar, çalışmalarına hız verdi.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce Adalet Bakanlığı, 'Yargı Strateji Reformu Taslağı'yla İstinaf Mahkemeleri'nin hayata geçirilmesi için harekede geçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Şimdi de Belediye Kanunu'nda değişiklik yapılmak isteniyor.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece, Türkiye'nin parçalanacağı endişesiyle büyük tepki çeken eyelatleşmenin önünü açmak için büyükşehir belediye başkanlarının yetkileri genişletiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKP'li 14 milletvekilinin hazırladığı Belediye Kanunu'nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi TBMM'de bugün görüşülecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna göre; belediye, belediye meclisi kararıyla;&lt;br /&gt;konut alanları, sanayi alanları, ticaret alanları, teknoloji parkları, kamu hizmeti alanları, rekreasyon alanları ve her türlü sosyal donatı alanları oluşturmak, eskiyen kent kısımlarını yeniden inşa ve restore etmek, kentin tarihi ve kültürel dokusunu korumak veya deprem riskine karşı tedbirler almak amacıyla kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı olarak ilan edilecek alanın üzerinde yapı olan veya olmayan imarlı veya imarsız alanlar olması, yapı yükseklik ve yoğunluğunun belirlenmesi, alanın büyüklüğünün en az 5 ve en çok 500 hektar arasında olması, etaplar halinde yapılabilmesi hususların takdiri münhasıran belediye meclisinin yetkisinde olacak.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sınırsız yetkiler geliyor&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada, CHP'li milletvekilleri, hazırladıkları muhalefet şerhinde, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'e geniş yetkiler tanındığını belirterek, şöyle dedi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Teklifin, AKP'li Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin kentin çeperinde, nazım imar planına göre korunması gereken açık alan niteliği taşıyan boş alanlarda, plan kararlarına ve plan onama kararlarına karşı açılmış davalarla eş zamanlı olması dikkat çekicidir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şerhte, yasaya 'üzerinde yapı olan veya olmayan, "imarlı veya imarsız " ifadesi eklendiği belirtilerek, kentin istenen bölgesi alınıp daha sonra da yüksek rant ödeyenlere terk edileceği, büyükşehir belediye sınırları içindeki kamu kurumlarına ait gayrimenkullerin 'harca esas değer' üzerinden, komik bir bedelle belediyeye devredileceği belirtildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Askerden izin alınmayacak Teklife, İçişleri Komisyonu'nda eklenen önergeyle, kanunun yürürlüğe girmesinden önce henüz hükme bağlanmamış davalarda bu kanun hükümleri uygulanacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CHP de, "Bu kanun yürürlüğe girmesinden önce yargı mercilerine açılmış ve henüz hükme bağlanmamış davalarda bu kanun hükümleri uygulanır" ibaresiyle süren davalara müdahale edileceğini iddia etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TSK'nın kullanımında bulunan yerlerde Bakanlığın muvafakati alınmayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı durumun başta İstanbul ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyeleri olmak üzere diğer belediyeler için de geçerli olduğu belirtilerek, bu belediye başkanlarının eyalet valisi gibi hareket edebileceği belirtiliyor. Böyle yasayla Anıtkabir'i bile kamulaştırırlar Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık, Belediye Kanunu'nda yapılmak istenen yasa tasarısına büyük tepki gösterdi. Tanık,"TBMM'ye sunulan yasa tasarısıyla 'acele kamulaştırma' yetkisi Belediye Başkanlarına verilmektedir. Bu yetki, ancak savaş halinde veya afet durumlarda kullanılabilen bir şeydir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yetkiyle örneğin Ankara'da askeri alanların, Atatürk Orman Çiftliği'nin, Anıtkabir'in, hatta belediye binalarının dahi kamulaştırılabilmesi sağlanacaktır" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CHP, ŞERH KOYDU&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tam bir rant yasası olur.Yasaya 'üzerinde yapı olan veya olmayan, imarlı veya imarsız' ifadesi eklendi. Kentin istenen bölgesi alınır, yüksek rant ödeyenlere terk edilir! Komik bir bedelle devredilir Büyükşehir belediye sınırları içindeki kamu kurumlarına ait gayrimenkuller 'harca esas değer' üzerinden, komik bir bedelle belediyeye devredilir. Davalara da müdahale edilecek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=8928"&gt;http://acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=8928&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-7496153152162226127?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/7496153152162226127/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=7496153152162226127' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/7496153152162226127'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/7496153152162226127'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/06/her-plann-projenin-bir-baslangc-noktas.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-1612126216659312649</id><published>2010-06-20T00:17:00.000-07:00</published><updated>2010-06-20T00:19:39.593-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Kürt açılımı oy kaybettirince...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sekiz ay önce Habur Kapısı’ndan on binlerce kişinin katıldığı törenle Türkiye’ye giriş yapan ve kurulan “gezici mahkemeye” çıkarılarak serbest bırakılan PKK’lı teröristlerin bir bölümünün önceki gün tutuklanması pek çok çevrede şaşkınlıkla karşılandı.&lt;br /&gt;Gazetelerde ve televizyonlardaki “Kürt açılımının bittiği” yorumlarının ağırlık noktası “Devlete bundan sonra kim, neden güvensin?” sorusuydu.Oysa işin aslı bu değil. Biz daha aylarca devlete olan güveni, yargıdaki gariplikleri tartışırız. Olayın iktidar tarafından algılanışı farklı.Çünkü iktidar bir “Kürt açılımı” yapmamıştı, sadece Kürt açılımı adı altında AKP oylarının yükseleceğini hesaplamıştı.&lt;br /&gt;AKP’ye akıldanelik yapan maskeli faşistler, medyadaki işgalleri sayesinde boylarından çok büyük ses çıkardıkları için iktidara “Kürt sorununu da çözersen artık seni kimse tutamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa Birliği’ne giriyorsun, bölgede etkin güç oldun, dünya Türkiye’den söz ediyor, bunlar iyi güzel, ama bir de Kürt sorununu çözdün mü tamamdır” diyorlardı.İktidar olaya sadece bölgesel bakınca bu görüş değer kazandı ve AKP sözde “Kürt açılımına” karar verdi.İlk başlarda, bu girişim toplumun birçok kesiminde, hatta o güne kadar PKK terörüne “Kürtçülük” olarak bakanlarda bile bir umut yarattı.&lt;br /&gt;Nereye kadar?&lt;br /&gt;Habur Sınır Kapısı’nda yaşanan rezalete kadar.&lt;br /&gt;O gün, bizzat bir AKP’li yöneticiden duyduğum şu sözü unutmuyorum.&lt;br /&gt;Demişti ki “İl başkanlarının telefonlarına çıkamaz olduk.&lt;br /&gt;İnanılmaz bir tepki yağıyor, il başkanlarımızın bazıları partinin kapısına kilit vurup gitmişler çünkü korkuyorlar.&lt;br /&gt;”Nitekim bu tepki AKP yönetimini de şoke etti.&lt;br /&gt;Başbakan ilk 24 saat durumun farkında olmadığı için “barış” gösterileri yaptı ama hemen ertesi gün sert açıklamalar başladı. İlk icraat olarak da Avrupa’dan gelecek kafileye izin verilmedi.Ama artık cin çıkmıştı.&lt;br /&gt;AKP Kürt kozunu kullanayım derken hızla oy kaybetmeye başladı.&lt;br /&gt;“Zevahiri kurtarmak” adına bir süre sanki Kürt açılımının arkasında duruyormuş gibi yaptı.&lt;br /&gt;“Bu bir demokrasi, kardeşlik projesidir” dedi.&lt;br /&gt;Ama oy kaybı durdurulamayınca politika tamamen tersine döndürüldü.&lt;br /&gt;Mekanizma işlemeye başladı.&lt;br /&gt;KCK operasyonları adı altında kentlerde av başlatıldı.&lt;br /&gt;Son hamle olarak da Habur’daki imajı düzeltmek adına tutuklamalar için emir verildi.İyi de, bu yeni politika AKP’ye eski oylarını tekrar kazandıracak mı?&lt;br /&gt;Kürt yanlışı nedeniyle partiden uzaklaşanlar geri dönecekler mi?&lt;br /&gt;Bana çok geç gibi geliyor.&lt;br /&gt;Ünlü deyimimizdeki gibi “Takke düşünce kel görünür.”&lt;br /&gt;Eski oylar gelmeyeceği gibi sırf bu açılıma kanarak AKP’ye destek verenler de şimdi kaçacaklardır.&lt;br /&gt;Can Atakli19.06.2010&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-1612126216659312649?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/1612126216659312649/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=1612126216659312649' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/1612126216659312649'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/1612126216659312649'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/06/kurt-aclm-oy-kaybettirince.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-9021936891037452911</id><published>2010-06-20T00:15:00.001-07:00</published><updated>2010-06-20T00:17:21.019-07:00</updated><title type='text'>Diktatör ve Soytarı</title><content type='html'>Cumhuriyet 19.06.2010 &lt;a name="ICERIKBASI" rel="nofollow"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;CUMARTESİ&lt;br /&gt;YAZILARI&lt;br /&gt;ATAOL BEHRAMOĞLU&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Diktatör ve Soytarı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Diktatör “dikte eden” kimse demek.&lt;br /&gt;Böyle bakıldığında, dilimize “buyurgan” diye çevrilebilir.&lt;br /&gt;Tartışmadan hoşlanmaz.&lt;br /&gt;Ağzından çıkan her sözü “hikmet” olarak görür.&lt;br /&gt;Eleştiriye tahammülsüzdür.&lt;br /&gt;Zaten bir zaman sonra çevresinde onunla tartışmayı göze alabilecek kimse kalmaz.&lt;br /&gt;Eleştirinin en küçük dozu bile bu çevrede yer bulamaz.&lt;br /&gt;Bir an gelir, diktatörün çevresinde sadece şakşakçılar, dalkavuklar ve soytarılar kalmıştır.&lt;br /&gt;Bu onun zaten yerinde olmayan akıl sağlığını daha da bozar.&lt;br /&gt;Diktatörleştikçe yalnızlaşır, yalnızlaştıkça diktatörleşir.&lt;br /&gt;Bu yalnızlaşmada diktatör ve soytarı birbirine karışır.&lt;br /&gt;Kimin diktatör kimin soytarı olduğu ayırt edilmez olur.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Diktatör ve soytarı ilişkisini en güzel Charlie Chaplin anlatmıştır.&lt;br /&gt;“Diktatör” adlı filminin adı pekâlâ “Soytarı” da olabilirdi.&lt;br /&gt;Hitler orada soytarı olarak gösterilmiştir.&lt;br /&gt;Saçları, bıyığı, deli bakışları ve davranışlarıyla o gerçekten de rol yapan bir soytarıdan farksızdır.&lt;br /&gt;Saçsız ve bıyıksız Mussolini de öyledir.&lt;br /&gt;Çünkü mesele saçta ve bıyıkta değil, davranıştadır.&lt;br /&gt;Diktatörün akıl sağlığının bozukluğundadır.&lt;br /&gt;Ciddi ve ürkütücü görünüşünün ardındaki zavallılığındadır.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Kasımpaşa’yı Unkapanı’na bağlayan caddelerden birinde genellikle sabah saatlerinde ortaya çıkan bir deli vardır.&lt;br /&gt;Trafik polisliği rolünü üstlenmiştir.&lt;br /&gt;Teneke parçalarını madalya olarak taktığı üniforma kalıntısı giysilerinin içinde görevini büyük bir ciddiyetle yerine getirirken insanın içinde acıma duygusu uyandırır.&lt;br /&gt;Ne deliliğinin ne soytarılığının farkındadır.&lt;br /&gt;Sanki ilahi bir güç tarafından görevlendirilmişçesine, zaten dar olan tek yönlü caddenin tam ortasında durmuş, gelip geçen arabaları el kol hareketleriyle yönlendirme çabasındadır.&lt;br /&gt;Yüzündeki ve davranışlarındaki ciddiyete karşın ve belki de özellikle bu nedenle o bir soytarıdır.&lt;br /&gt;Sanırsınız bütün bir yaşama yön verecek kadar kendini yücelerde gören bu zavallı deli, aklını kaçırmamış ya da akıl sağlığı zaten bozuk olarak doğmamış olsa, karşımıza bir diktatör taslağı olarak da çıkabilirdi…&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Soytarıyla komedi sanatçısı arasındaki fark, soytarının ölçü tanımazlığındadır.&lt;br /&gt;Soytarı ve diktatör arasındaki benzerliklerden biri de buradan geliyor olabilir.&lt;br /&gt;Soytarı güldürmek için her türlü şaklabanlığı dener.&lt;br /&gt;Diktatör için de akıl ve mantık tutarlılığı diye bir zorunluluk yoktur.&lt;br /&gt;Tehditle sonuç alamadığında yalana başvurur.&lt;br /&gt;Dün söylediğini bugün yadsıması olağan şeydir.&lt;br /&gt;Gerekli gördüğünde kendini acındırmak için yalvarmaktan utanmaz.&lt;br /&gt;Her şeyi yalan dolandır.&lt;br /&gt;Görünürdeki hedefi ne olursa olsun, asıl sorun, kişiliğindeki doyumsuz buyurganlık hırsıdır.&lt;br /&gt;Bu ise delilik değilse bile ciddi bir kişilik bozukluğu, diktatörün konumu bakımından da toplumlar için tehdit oluşturan bir tehlikedir.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Ben bir diktatördeki kişilik bozukluğunun görüntülerini 12 Eylül döneminde kapatıldığımız cezaevindeki TV haber programlarında izledim.&lt;br /&gt;Söylediği her cahilane söz sanki bir Tanrı kelamı, bizlerin ve ülkenin kaderini yönlendiren tartışılmaz öngörüler, saptamalar ve direktiflerdi.&lt;br /&gt;Bugün bu ülkede herhalde hiç kimse, sözünü ettiğim Kasımpaşalı deli bile o diktatörün yerinde olmak istemez...&lt;br /&gt;Bütün diktatörlerin kaçınılmaz sonu giderek soytarılaşmak, sonunda da tarihin çöplüğünde layık oldukları yeri almaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GAZETECİLİK MESLEĞİ ÖZGÜR KALMALI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://au.mc300.mail.yahoo.com/mc/compose?to=ataolb@cumhuriyet.com.tr&amp;amp;subject=YoreNet%20e-MEDYA%20$%7BTARIH%7D-$%7BYAYIM_ADI%7D-$%7BHKODU%7D" rel="nofollow" target="_blank" ymailto="mailto:ataolb@cumhuriyet.com.tr?subject=YoreNet%20e-MEDYA%20$%7BTARIH%7D-$%7BYAYIM_ADI%7D-$%7BHKODU%7D"&gt;ataolb@cumhuriyet. com.tr&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-9021936891037452911?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/9021936891037452911/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=9021936891037452911' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/9021936891037452911'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/9021936891037452911'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/06/diktator-ve-soytar_20.html' title='Diktatör ve Soytarı'/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-8982279767335665332</id><published>2010-06-20T00:15:00.000-07:00</published><updated>2010-06-20T00:16:42.411-07:00</updated><title type='text'>Diktatör ve Soytarı</title><content type='html'>Cumhuriyet 19.06.2010 &lt;a name="ICERIKBASI" rel="nofollow"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;CUMARTESİ&lt;br /&gt;YAZILARI&lt;br /&gt;ATAOL BEHRAMOĞLU&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Diktatör ve Soytarı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Diktatör “dikte eden” kimse demek.&lt;br /&gt;Böyle bakıldığında, dilimize “buyurgan” diye çevrilebilir.&lt;br /&gt;Tartışmadan hoşlanmaz.&lt;br /&gt;Ağzından çıkan her sözü “hikmet” olarak görür.&lt;br /&gt;Eleştiriye tahammülsüzdür.&lt;br /&gt;Zaten bir zaman sonra çevresinde onunla tartışmayı göze alabilecek kimse kalmaz.&lt;br /&gt;Eleştirinin en küçük dozu bile bu çevrede yer bulamaz.&lt;br /&gt;Bir an gelir, diktatörün çevresinde sadece şakşakçılar, dalkavuklar ve soytarılar kalmıştır.&lt;br /&gt;Bu onun zaten yerinde olmayan akıl sağlığını daha da bozar.&lt;br /&gt;Diktatörleştikçe yalnızlaşır, yalnızlaştıkça diktatörleşir.&lt;br /&gt;Bu yalnızlaşmada diktatör ve soytarı birbirine karışır.&lt;br /&gt;Kimin diktatör kimin soytarı olduğu ayırt edilmez olur.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Diktatör ve soytarı ilişkisini en güzel Charlie Chaplin anlatmıştır.&lt;br /&gt;“Diktatör” adlı filminin adı pekâlâ “Soytarı” da olabilirdi.&lt;br /&gt;Hitler orada soytarı olarak gösterilmiştir.&lt;br /&gt;Saçları, bıyığı, deli bakışları ve davranışlarıyla o gerçekten de rol yapan bir soytarıdan farksızdır.&lt;br /&gt;Saçsız ve bıyıksız Mussolini de öyledir.&lt;br /&gt;Çünkü mesele saçta ve bıyıkta değil, davranıştadır.&lt;br /&gt;Diktatörün akıl sağlığının bozukluğundadır.&lt;br /&gt;Ciddi ve ürkütücü görünüşünün ardındaki zavallılığındadır.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Kasımpaşa’yı Unkapanı’na bağlayan caddelerden birinde genellikle sabah saatlerinde ortaya çıkan bir deli vardır.&lt;br /&gt;Trafik polisliği rolünü üstlenmiştir.&lt;br /&gt;Teneke parçalarını madalya olarak taktığı üniforma kalıntısı giysilerinin içinde görevini büyük bir ciddiyetle yerine getirirken insanın içinde acıma duygusu uyandırır.&lt;br /&gt;Ne deliliğinin ne soytarılığının farkındadır.&lt;br /&gt;Sanki ilahi bir güç tarafından görevlendirilmişçesine, zaten dar olan tek yönlü caddenin tam ortasında durmuş, gelip geçen arabaları el kol hareketleriyle yönlendirme çabasındadır.&lt;br /&gt;Yüzündeki ve davranışlarındaki ciddiyete karşın ve belki de özellikle bu nedenle o bir soytarıdır.&lt;br /&gt;Sanırsınız bütün bir yaşama yön verecek kadar kendini yücelerde gören bu zavallı deli, aklını kaçırmamış ya da akıl sağlığı zaten bozuk olarak doğmamış olsa, karşımıza bir diktatör taslağı olarak da çıkabilirdi…&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Soytarıyla komedi sanatçısı arasındaki fark, soytarının ölçü tanımazlığındadır.&lt;br /&gt;Soytarı ve diktatör arasındaki benzerliklerden biri de buradan geliyor olabilir.&lt;br /&gt;Soytarı güldürmek için her türlü şaklabanlığı dener.&lt;br /&gt;Diktatör için de akıl ve mantık tutarlılığı diye bir zorunluluk yoktur.&lt;br /&gt;Tehditle sonuç alamadığında yalana başvurur.&lt;br /&gt;Dün söylediğini bugün yadsıması olağan şeydir.&lt;br /&gt;Gerekli gördüğünde kendini acındırmak için yalvarmaktan utanmaz.&lt;br /&gt;Her şeyi yalan dolandır.&lt;br /&gt;Görünürdeki hedefi ne olursa olsun, asıl sorun, kişiliğindeki doyumsuz buyurganlık hırsıdır.&lt;br /&gt;Bu ise delilik değilse bile ciddi bir kişilik bozukluğu, diktatörün konumu bakımından da toplumlar için tehdit oluşturan bir tehlikedir.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Ben bir diktatördeki kişilik bozukluğunun görüntülerini 12 Eylül döneminde kapatıldığımız cezaevindeki TV haber programlarında izledim.&lt;br /&gt;Söylediği her cahilane söz sanki bir Tanrı kelamı, bizlerin ve ülkenin kaderini yönlendiren tartışılmaz öngörüler, saptamalar ve direktiflerdi.&lt;br /&gt;Bugün bu ülkede herhalde hiç kimse, sözünü ettiğim Kasımpaşalı deli bile o diktatörün yerinde olmak istemez...&lt;br /&gt;Bütün diktatörlerin kaçınılmaz sonu giderek soytarılaşmak, sonunda da tarihin çöplüğünde layık oldukları yeri almaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GAZETECİLİK MESLEĞİ ÖZGÜR KALMALI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://au.mc300.mail.yahoo.com/mc/compose?to=ataolb@cumhuriyet.com.tr&amp;amp;subject=YoreNet%20e-MEDYA%20$%7BTARIH%7D-$%7BYAYIM_ADI%7D-$%7BHKODU%7D" rel="nofollow" target="_blank" ymailto="mailto:ataolb@cumhuriyet.com.tr?subject=YoreNet%20e-MEDYA%20$%7BTARIH%7D-$%7BYAYIM_ADI%7D-$%7BHKODU%7D"&gt;ataolb@cumhuriyet. com.tr&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-8982279767335665332?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/8982279767335665332/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=8982279767335665332' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/8982279767335665332'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/8982279767335665332'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/06/diktator-ve-soytar.html' title='Diktatör ve Soytarı'/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-2835881316708273515</id><published>2010-06-15T00:49:00.000-07:00</published><updated>2010-06-15T01:17:16.102-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;Atatürk'ün Filistin Tutumu&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahiye Morgül&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filistin’de İsrail devleti kurmak isteyen İngiliz Kralı Edward, buna engel olmamasını Atatürk’e söylemek için 1937’de İstanbul’a geldi. Sevgilisi Fransız Prensesi Virjini de kaçak yolcu olarak yatındaydı. Dolmabahçe’de o akşam protokol yemeği yerken, Kral Edward Atatürk'e niyetini açtı.&lt;br /&gt;Atatürk’ün ona yanıtı kesindi:&lt;br /&gt;"Ben sağ olduğum sürece buna asla izin vermem!”&lt;br /&gt;Mustafa Kemal, Dolmabahçe yemeğinde, İngiliz kralına ve birlikte hareket ettikleri aşikâr olan Fransızlara verdiği cevabı Ankara’ya döner dönmez mecliste yaptığı nutukla Türk halkına ve dünyaya açıkladı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Filistin’e el sürülemez!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Arapların Avrupa siyasetine nüfuz edemeyip bu “sözde istiklal” kelimesine inandıkları ve bu uğurda Arap memleketlerini Avrupa emperyalizmine esir kıldıkları çok şayanı teessüftür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arapların arasında mevcut olan karışıklığı ve hoşnutsuzluğu kimse bizim kadar bilemez. Biz vakıa bir kaç sene Araplardan uzak kaldık. Fakat şimdi kendimize kâfi derecede güvenip ve kudretimizi bildiğimiz için İslamiyet’in mukaddes yerlerini Musevilerin ve Hıristiyanların nüfuzunun altına girmesine mani olacağız. Binaenaleyh şunu söylemek istiyoruz ki buraların Avrupa emperyalizminin oyun sahası olmasına müsaade etmeyeceğiz. Biz şimdiye kadar dinsiz ve İslamiyet’e lakayt olmakla itham edildik. Fakat bu ithamlara rağmen Peygamberin son arzusunu yani, mukaddes toprakların daima İslam hâkimiyetinde kalmasını temin için hemen bu gün kanımızı dökmeye hazırız.”&lt;br /&gt;“Cedlerimizin, Selâhaddin`in idaresi altında, uğrunda Hıristiyanlarla mücadele ettikleri topraklarda yabancı hâkimiyet ve nüfuzunun tahtında bulunmasına müsaade etmeyeceğimizi beyan edecek kadar bu gün, Allah`ın inayeti ile kuvvetliyiz. Avrupa bu mukaddes yerlere temellük etmek için yapacağı ilk adımda bütün İslam âleminin ayaklanıp icraata geçeceğinden şüphemiz yoktur.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya basınında ilk yer aldığı yer: Bombay Cronicle 27.07.1937&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye basınında: Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk, sadece bu cevapla yetinmedi. Düşmanın niyetini bu kadar açık söylemesini ciddiye aldı ve Filistin’e doğru bir hamle yaptı; tebdil kıyafetle Fransız işgali altınaki Antakya’ya gitti, sivil direniş başlattı, çalışmaların sonucunu halkoylamasıyla aldı, Antakya Fransız işgalinden kurtuldu, bize katıldı. Böylece Filistin halkına daha yakın olduk. (20 yıl sonra Antakya yeniden oylanacak, buna dikkat edilmeli!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Fransa, muhtemeldir Antakya’nın rövanşını Dersim’de isyan çıkartarak aldı. Sivas Kongresine koruma desteği de veren Diap/Taip Ağa’nın bütün oğulları ve torunları orada öldürüldü.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Diğer yandan İngilizler, İsrail devleti kurmanın önündeki en büyük engelin Mustafa Kemal olduğunu gördüler. Muhtemeldir, Atatürk’ü ölüme götüren yanlış tedavi için gizli servislerini seferber ettiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha eskiye gidersek, Kral Edward’ın ana rahmine düştüğü günlerde, annesiyle pek sıkı fıkı olan, karşılıklı ziyaretlerin aylar süren saray misafirlikleri biçiminde yapıldığı Sultan Aziz zamanında, o samimiyetle, Osmanlı Musevilerinin Filistin’de toprak satın almalarına izin kopartılmıştı. İşte o topraklara Avrupa’dan Yahudi taşıyarak bir devlet kurmaktı niyetleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğu Avrupa’dan insanları gönüllü o topraklara taşımanın olanaksızlığı da ortadaydı, bunun için bir Hitler yaratılmalıydı! Yaratıldı. Danimarkalı Yahudi şirketleri silah ve gemileriyle onun hizmetindeydi. Bir bahaneyle savaş başlatılacaktı, Polonyalı bir asker Alman sınırını taciz etti ve Hitler Polonya’ya saldırdı, hiç direnişle karşılaşmadan, Polonya ordusunu da yanına alarak ilerledi. Sonuç ortada; İsrail doğdu! Polonya’ya saldırı günü olan 1 Eylül 1939 tarihi Dünya Barış Günü ilan edildi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi İsrail devleti büyütülecek, yine bir Hitler’e ihtiyaçları var! Yine savaşı başlatma bahanesi lazımdı; bir mavi gemi dolusu insan İsrail sınırını taciz etmeye gitti!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak:&lt;br /&gt;&lt;a href="http://acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=8906"&gt;http://acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=8906&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Açık İstihbarat : Yazarın; Mavi Marmara gemisinin İsrail sınırını taciz ederken değil, uluslararası sularda İsrail'in korsanlığına müdahil olduğunu gözardı etmesini, güzel bir yazıyı lekeleyen temel bir mantık hatası olarak not ediyoruz)29 Mayıs İstanbul’un fetih günü, bu iş için belirli gün olarak seçilmiş görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;29 Mayıs 2010 günü, İstanbul’daki bütün kutlama afişlerinde AY YILDIZ, MAVİ-BEYAZDI!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;29 Mayıs 2010 günü, İsrail açıklarında demirleyen o geminin adı MAVİ MARMARA gemisi idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;29 Mayıs 1453 günü, Fatih Sultan Mehmet’in ödünç aldığı teknelerin sahipleri de Galatalı Mavi-Beyaz Bayraklı Yahudi korsanlarıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa’da Hitler bu kanlı oyuna direnen, teslim olmayan Yahudileri öldürdü, teslim olanları ise Danimarka’nın mavi gemilerine yükleyip Filistin’e götürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acaba şimdi, İsrail’in içinden büyük lobiye direnenlere midir bütün o çalımlar?&lt;br /&gt;İsrail’i büyütme savaşına direnen olmasın, yani bir daha MAZADA olmasın diye midir bu tezgâh?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Mazada” sözünü ilk kullanan Bush’tur. 2001’de “3. bin yılın haçlı seferini başlattık, bir daha MAZADA olmayacak” dedi. Bununla, MS.70’de, Doğu Akdeniz’de Roma’ya vergi vermemek için, Filistin halkının arasına karışıp onlarla birlikte on yıl direnen bir Yahudi korsandan söz ediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O sözün açılımı bugün karşılığını buluyor: Büyük efendileri İsrail’in içinden direnen kimse istemiyor, direneni öldürecekler. Ama kendi elleriyle değil, yarattıkları Hitler’in eliyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlar için sorun şu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya Türk ordusu Hitler’in ordusu olmayı reddederse!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya Atatürk’ün Filistin’i nasıl savunduğunu hatırlayan komutanlar çıkarsa!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=8906"&gt;http://acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=8906&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-2835881316708273515?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/2835881316708273515/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=2835881316708273515' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/2835881316708273515'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/2835881316708273515'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/06/ataturkun-filistin-tutumu-mahiye-morgul.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-7299884434159238357</id><published>2010-06-12T23:11:00.000-07:00</published><updated>2010-06-12T23:12:00.819-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;KORKTUNUZ !!&lt;br /&gt;CUMHURİYETTEN korktunuz!... &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Mutafa Balbay&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurtuluş Savaşından korktunuz...&lt;br /&gt;Kurtuluş Savaşını kazandıran Kuvayi Milliye ruhundan korktunuz...&lt;br /&gt;Türk Bayrağından korktunuz...&lt;br /&gt;İstiklal Marşından korktunuz...&lt;br /&gt;Bandırma vapurundan korktunuz...&lt;br /&gt;Samsundan korktunuz...&lt;br /&gt;1919 dan korktunuz...&lt;br /&gt;19 Mayıstan korktunuz...&lt;br /&gt;Erzurum Kongresinden korktunuz...&lt;br /&gt;Sivas Kongresinden korktunuz...&lt;br /&gt;Kadın ve Erkeğin eşit olmasından korktunuz...Devrim şehidi Kubilaydan korktunuz...&lt;br /&gt;Türkçe Kuran-ı Kerimden korktunuz...&lt;br /&gt;GERÇEK İslamiyetten korktunuz...&lt;br /&gt;İslam dinini öğrenmekten korktunuz....&lt;br /&gt;Gerçek İslamı anlamaktan korktunuz...&lt;br /&gt;Türkçe ezandan korktunuz....&lt;br /&gt;Nutuk dan korktunuz...&lt;br /&gt;Laik, çağdaş ve özgür TÜRK KADININDAN korktunuz...&lt;br /&gt;Sormaktan korktunuz...&lt;br /&gt;Sorgulamaktan korktunuz...&lt;br /&gt;Hesap sormaktan korktunuz...&lt;br /&gt;Hakkınızı aramaktan korktunuz...&lt;br /&gt;GÖRMEKTEN korktunuz...&lt;br /&gt;DUYMAKTAN korktunuz...&lt;br /&gt;KONUŞMAKTAN korktunuz...&lt;br /&gt;23 Nisandan korktunuz...&lt;br /&gt;30 Ağustostan korktunuz...&lt;br /&gt;29 Ekimden korktunuz...&lt;br /&gt;Bağımsız ve şerefli TÜRK YARGISINDAN korktunuz...&lt;br /&gt;ANAYASA MAHKEMESİNDEN korktunuz...&lt;br /&gt;Yargıtaydan korktunuz...&lt;br /&gt;Danıştaydan korktunuz...&lt;br /&gt;Cumhuriyetçilikten korktunuz...&lt;br /&gt;Milliyetçilikten korktunuz....&lt;br /&gt;ULUS devlet olmaktan korktunuz...&lt;br /&gt;ÜNİTER devlet yapısından korktunuz...&lt;br /&gt;Halkçılıktan korktunuz...&lt;br /&gt;Devletçilikten korktunuz...&lt;br /&gt;LAİKLİKTEN korktunuz...&lt;br /&gt;İnkılapçılıktan korktunuz...&lt;br /&gt;CUMHURİYET gazetesinden korktunuz...&lt;br /&gt;MİLLİYETTEN,HÜRRİYETTEN,SÖZCÜDEN,AKŞAMDAN,KANAL D den,STAR TV den, ULUSAL KANAL dan, Kanal B den,Avrasya Televizyonundan(art) korktunuz...&lt;br /&gt;Anıtkabirden korktunuz...&lt;br /&gt;Gazilerden korktunuz...&lt;br /&gt;Şehitlerden korktunuz...&lt;br /&gt;Hukuk devletinden korktunuz...&lt;br /&gt;İstiklal Madalyasından korktunuz...&lt;br /&gt;NECİP HABLEMİTOĞLUNDAN korktunuz...&lt;br /&gt;UĞUR MUMCUDAN korktunuz...&lt;br /&gt;Ahmet Taner Kışlalıdan korktunuz...&lt;br /&gt;Milli Egemenlikten korktunuz...&lt;br /&gt;Tam bağımsızlıktan korktunuz...&lt;br /&gt;Atatürkçü Düşünceden korktunuz...&lt;br /&gt;Atatürkçü Düşünce Derneğinden korktunuz...&lt;br /&gt;Türk Silahlı Kuvvetlerinden korktunuz...&lt;br /&gt;10 KASIMDAN korktunuz...&lt;br /&gt;Şerefli savcılardan korktunuz...&lt;br /&gt;"Şu Çılgın Türkler"den korktunuz...&lt;br /&gt;CHP den,DSP den,MHP den,Kamer Gençten korktunuz...1 MAYISTAN korktunuz...&lt;br /&gt;Hakkını arayan İŞÇİDEN korktunuz...&lt;br /&gt;Hesap soran ÇİFTÇİDEN korktunuz...&lt;br /&gt;Yılbaşı kutlamasından korktunuz...&lt;br /&gt;1881 den korktunuz...&lt;br /&gt;Zübeyde Hanımdan korktunuz...&lt;br /&gt;Emin Çölaşan'dan korktunuz...&lt;br /&gt;Bekir Coşkun'dan korktunuz...&lt;br /&gt;Şehit çocuğunun gözyaşından,Gazimin kopan kolundan korktunuz...&lt;br /&gt;Çağdaş ve dinamik TÜRK GENÇLERİNDEN korktunuz...&lt;br /&gt;Alevilerden korktunuz...&lt;br /&gt;Oktay EKŞİden,Yılmaz ÖZDİLden,Uğur Dündardan korktunuz...Hayrettin Karaca ve Muazzez İlmiye Çığdan korktunuz...&lt;br /&gt;YARSAVdan,BAROlardan korktunuz...Doğrulardan,gerçeklerden korktunuz...&lt;br /&gt;Monşerlerden korktunuz....&lt;br /&gt;ÖZGÜR İRADEDEN korktunuz...&lt;br /&gt;14 Nisandan korktunuz...&lt;br /&gt;İLHAN Selçuktan korktunuz...&lt;br /&gt;Engellilerden korktunuz...&lt;br /&gt;CUMHURİYET mitinglerinde güneş altında saatlerce dim dik duran 80 yaşındaki analardan korktunuz...&lt;br /&gt;Necati Doğrudan korktunuz...&lt;br /&gt;Şapka ve Kıyafet Devriminden korktunuz...&lt;br /&gt;"Atatürk Öldü Biliyor musun?" diye ağlayan minik kız çocuğundan korktunuz...&lt;br /&gt;Atamın içtiği bir kadeh rakıdan korktunuz...&lt;br /&gt;10.YIL MARŞINDAN korktunuz...&lt;br /&gt;"Ne Mutlu Türküm Diyene" demekten korktunuz...Köy Enstitülerinden korktunuz...&lt;br /&gt;Kemal Kılıçdaroğlundan,Murat Karayalçından korktunuz...&lt;br /&gt;Harf Devriminden korktunuz....&lt;br /&gt;ULUS gazetesinden korktunuz...&lt;br /&gt;ULUSALCI olmaktan korktunuz...&lt;br /&gt;Mustafa MUTLUdan,Ceviz Kabuğundan,Arenadan,32.günden korktunuz...&lt;br /&gt;Ormanlardan,ağaçlardan,akarsulardan,meralardan korktunuz...&lt;br /&gt;Mimar ve Mühendis odalarından korktunuz...&lt;br /&gt;TÜSİAD dan korktunuz...&lt;br /&gt;Atatürk Kültür Merkezinden korktunuz...&lt;br /&gt;Şerefli gazetecilerden korktunuz...&lt;br /&gt;Vatanın bölünmez bütünlüğünü dile getiren Paşalardan,hakkını arayan subay ve astsubaylardan korktunuz...&lt;br /&gt;Hainleri karın tokluğuna kovalayan uzman çavuşlardan korktunuz...&lt;br /&gt;Başı açık ve namuslu Cumhuriyet kızlarından korktunuz...&lt;br /&gt;"Türkiye Laiktir Laik Kalacak" diye haykıran emeklilerden korktunuz...&lt;br /&gt;Namazını,orucunu ve yardımını GİZLİ yapan Gerçek müslümanlardan korktunuz...&lt;br /&gt;Kul hakkına saygı gösterenlerden korktunuz...&lt;br /&gt;"ATATÜYK" diye gülümseyen 1,5 yaşındaki bebekten korktunuz...&lt;br /&gt;ÇANAKKALE Savaşından korktunuz...&lt;br /&gt;Bahriye Üçoktan korktunuz...&lt;br /&gt;Mustafa Balbaydan,Ümit Zileliden,Sesli Gazeteden korktunuz...&lt;br /&gt;Atatürk resimlerinden,rozetlerinden korktunuz....&lt;br /&gt;Karga kovalayan sarışın çocuktan korktunuz...&lt;br /&gt;Birlik olup,küsmeden,yılmadan ve boşvermeden 30 dakikasını geleceğine verip SANDIĞA GİDECEK milyonlardan korktunuz...&lt;br /&gt;Sabih KANADOĞLUNDAN,VURAL Savaştan,YEKTA Güngör Özdenden korktunuz....&lt;br /&gt;Tüm ihanetlerinizi yaşlı ve yorgun gözlerle izleyen dedelerimizden,ninelerimizden korktunuz...&lt;br /&gt;Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZERden korktunuz...&lt;br /&gt;Tarafsız ve onurlu vatandaşlardan korktunuz...&lt;br /&gt;Oyunu yani namusunu SATMAYAN yurttaşlardan korktunuz...&lt;br /&gt;Rüşvet yemeden,adam kayırmadan evine EKMEK götüren namuslu memurlardan korktunuz...&lt;br /&gt;Bölücü HOCAEFENDİLERİN ellerini,eteklerini öpmeden sadece YÜCE ALLAHA kulluk eden milyonlardan korktunuz...&lt;br /&gt;Gaziden korktunuz...&lt;br /&gt;Gazi Mustafadan korktunuz...&lt;br /&gt;Gazi Mustafa Kemalden korktunuz...&lt;br /&gt;Gazi Mustafa Kemal ATATÜRKten korktunuz...&lt;br /&gt;KORKULARINIZDAN KORKTUNUZ!...ama ne acı ki daha fazla OY,daha fazla PARA,daha fazla İKTİDAR,daha fazla GÜÇ için YÜCE ALLAHI sömürmekten,kullanmaktan ve onun adına konuşmaktan KORKMADINIZ!.....Unutmayın ki KORKUNUN ECELE FAYDASI YOK!&lt;br /&gt;Bu yazıyı okuyan, arkadaşım,anam,babam,teyzem,kardeşim,dostum,büyüğüm,küçüğüm;LÜTFEN yaklaşan seçimler ve bundan sonraki TÜM SEÇİMLERDE sandığa git ve OYUNU KULLAN...Yağmur, çamur deme...Al eline bir şemsiye, giy botunu ve ailen ile birlikte koş sandığa...Sende biliyorsun en fazla 30 dakikanı alır.. 4-5 yılda bir yapılan seçimler için 30 dakika nedir ki? Bundan önceki seçim sonuçlarını incelediğinde seninde farkedeceğin gibi HER SEÇİMDE 7-8 MİLYON VATANDAŞ oy kullanmıyor...Tekrar ediyorum 7-8 MİLYON Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı..Yani nerede ise TEK BAŞINA bir İKTİDAR daha...Belki sende dönem dönem bu milyonların içinde idin...UNUTMA ki sandığa atılmayan HER OY "KORKAKLARIN" hanesine gidiyor..Tepki için sandığa gitmiyorum ya da boş atacağım diye bir olay yok..Çünkü tüm bunlar KORKAKLARIN ekmeğine yağ sürüyor...Bu mesajı yazdım çünkü sana İHTİYACIM VAR...İster SAĞ parti,ister SOL parti ya da MERKEZ...görüşün her ne ise..Ama lütfen TÜM SEÇİMLERDE SANDIĞA GİT...Rica ediyorum..KORKAKLAR bunu çok iyi biliyor...bir önceki seçimi hatırla...neden bazı kesimlerin TATİLE ya da MEMLEKETE gittiği Temmuz ayında oldu seçimler?..Çünkü o malum 7-8 milyonun rahatını bozmayacağını,sandığa gitmeyeceğini biliyorlardı...ve haklıda çıktılar...işte aslında EN BÜYÜK DESTEKÇİLERİ biziz...ve tüm bunlar bizim SUÇUMUZ...Basit ve küçük bir örnekle seninde tahmin ettiğin gerçeği dile getirmek isterim...Diyelim ki 100 kişi oy kullanacak..Ve bu 100 kişinin tamamının sandığa gittiğini varsayalım...sonuçlar açıklandı...A partisi: 30 oy (%30)...B partisi: 20 oy (%20)...olsun..ancak bu 100 kişiden 20 kişinin sandığa gitmediğini varsayalım....(Türkiyede her seçim olduğu gibi)...Yani seçmen sayısı 80 olsun...A ve B partisine yine aynı sayıda oy geldiğini varsayalım...bu sefer herşey aynı olduğu halde yeni seçim sonuçları şöyle oluyor; A partisi:( %37.5)......B partisi: (%25)....yani fark giderek açılıyor...Milletvekili seçimlerinde ise bu fark dahada acı bir boyuta geliyor...%10 barajının etkisi ve sandığa atlmayan ya da boş atılan oylar yüzünden 1 milletvekili çıkarabilen malum zihniyet AYNI OY SAYISI İLE 2-3 milletvekili çıkarıyor...sence bu adil mi?....Ankara Belediyesinde yaşanan skandallar malum..Tüm ülke izliyor..Ama şunuda unutma; Gökçeğin seçildiği dönemlerde yaklaşık 300 bin (300.000) kişi oy kullanmadı..Tahmin ettiğin gibi bu 300 bin seçmen oy kullansa idi Gökçek ve dolayısıyla skandallar olmayacaktı...Bu durum diğer iller içinde geçerli...Ve bu bir seçim başarısı olmadığı halde şenlik yapıp kutluyorlar...%10 Seçim barajı olduğu sürecede sandığa atılmayan her oy KORKAKLARA gidecek....Hal böyle iken gerçekten SANA İHTİYACIM VAR...Bütün hayatımız boyunca Demokrasiye katkımız bütün seçimlerde bir kağıda bastığımız toplam yarım fincan mürekkep...hepsi bu işte...O tahta sandığa gitmek zorundayız...Eğer gitmezsek iş için, zamlar için,maaşlar için,özgürlük için,haklar için sesimizi çıkarmaya ya da meydanlara dökülmeye hakkımız bile yok...Çünkü oy kullanmayarak biz SİSTEMİN DIŞINDA kalmış oluyoruz...Hal böyle olunca tüm yapılanlara ses çıkarmayada hakkımız olmaz....Unutma! demokrasilerde OY SENİN NAMUSUNDUR...Biliyorum,biraz uzun bir yazı oldu ama dedim ya SANA İHTİYACIM VAR....Senden bir ricam daha olacak...Bu mesajı e-mail ile dostlarınada göndermeni isterim....Çünkü 1 OY bile ÇOK önemli...Belki senin fikrini değiştiremem ama son sözüm şudur;&lt;br /&gt;artık ağırlığını KOY!&lt;br /&gt;sevgi ve saygı ile arz ederim.&lt;br /&gt;mustafa balbay'ın kaleminden. . .******************************************************************************************************************************Uluslar, egemenliklerini geçici bile olsa, bırakacağı meclislere dahi gereğinden fazla inanmamalı ve güvenmemelidir.  Çünkü meclisler bile despotluk yapabilir ve bu despotluk bireysel despotluktan daha tehlikeli olabilir.  Meclislerin öyle kararları olabilir ki, bu kararlar ulusun yaşamına giderilmesi olanaklı olmayan zararlar verebilir’ Mustafa Kemal ATATÜRK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-7299884434159238357?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/7299884434159238357/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=7299884434159238357' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/7299884434159238357'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/7299884434159238357'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/06/korktunuz-cumhuriyetten-korktunuz.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-5894554665832434681</id><published>2010-06-11T05:04:00.000-07:00</published><updated>2010-06-11T05:08:13.678-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;İsrail - PKK İşbirliği (Komployu Gördüm)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Serdar Turgut - Habertürk&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KUZEY Irak’ta Amerikan neocon’larının tasarımladığı bağımsız Kürt devleti kurulması projesinin İsrail tarafından da gönülden desteklendiği çok anlatıldı.Özellikle Barzani’nin aşiretinin Yahudi olması nedeniyle İsrail’in Kürt devleti projesinin aynı zamanda bir din projesi de olduğu uzun zamandır söyleniyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Washington DC’de oluşturulan bu büyük projede, kıyamete inanan Evanjelik yanlarıyla neo-con’lar ve yine kıyamete inanan fanatik Yahudiler bir araya gelmiş, olağanüstü tehlikeli iş yapıyorlar. Bölgemizde yine kıyamete inanan İran faktörünün bulunması nedeniyle bu proje uygulanabilmesi açısından elverişli ortam buluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Dün İran askerlerinin Kuzey Irak’a girmelerini bir de bu gözle değerlendirin.)&lt;br /&gt;Türkiye acımasızca dünyanın sonu için oyunlar oynayan güçlerin ortasında bölgedeki tek rasyonel güç oldu. (Başbakan dün çılgınca bir şey yapmayarak çıldırmış tarafları şimdilik sakinleştirdi.)Bundan sonra Ortadoğu’da barış ortamının gelmesini Türkiye koordine edecek, bunun başka alternatifi yok; çünkü etkin güçler dini fanatizmin pençesine düşmüşler, kıyamete doğru koşuyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yardım gemimizin vurulmasından kısa süre önce İskenderun’da askeri tesislerin PKK tarafından vurulması, İsrail-PKK işbirliği komplo teorilerinin yeniden güçlü bir şekilde ortaya çıkmasına neden oldu.&lt;br /&gt;İnsanın kendi sonunun geleceğini anlatsa bile her komplo teorisi zevklidir ve çok rağbet görür. Ben bugün komplo diye anlatılan olayların yarın tarih bilgisi diye anlatılabildiğini bildiğimden komplo teorilerini bir noktaya kadar ciddiye alırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsrail-PKK işbirliği ve Kuzey Irak’ta bir Yahudi devleti kurulduğu teorisini, biraz sonra anlatacağım olay nedeniyle daha da ciddiye almaya başladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu anlatacağım olay, noktasına virgülüne kadar doğru.Ben Türkiye’ye komplo hazırlandığını gözlerimle gördüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olay ABD’nin başkenti Washington’da geçiyor.&lt;br /&gt;O dönemde çalıştığım gazetenin Washington temsilcisiydim.11 Eylül’den çok önce olduğundan, o zamanlar biz gazetecilerin Washington’da Pentagon, Dışişleri Bakanlığı gibi kurumlara girebilmemiz son derece kolaydı. Oralarda çalışan personel gibi kartımızı okutup giriveriyorduk içeriye.Türkiye’ye karşı komplonun hazırlanışını gördüğüm gün, Pentagon’da istihbaratçı olarak çalışan kişiyle randevum vardı.İlk önce odasına gittim. Oda arkadaşı, “Bir grup misafiri vardı, aşağı katta kafeteryanın yanında bir odaya gittiler” dedi.&lt;br /&gt;Ben de aşağıya indim.&lt;br /&gt;O günlerde özellikle istihbarat konularında Amerikan devleti içinde Türkiye’ye bakan hemen hemen tüm personel Yahudi’ydi. ABD göçmen ülkesi olduğundan hepsi de Amerika’nın çıkarlarının yanı sıra İsrail’in de çıkarlarını koruduklarını açıkça söylerlerdi.Pentagon’da görmeye gittiğim kişi de fanatik bir Yahudi’ydi. Boş zamanlarında Pentagon yakınlarındaki mezarlıktaki taşlar üzerindeki isimleri, Yahudi geçmişi açısından incelerdi.&lt;br /&gt;Bir defasında beni de götürdü mezarlığa ve bir yaşlı kadın, ikimizi mezarlara karşı saygısızlıkla ve günah işlemekle suçladı.&lt;br /&gt;Neyse Pentagon’da o gün kahvemi aldım, bulundukları odanın kapısını bir tıklatıp içeriye dalıverdim.Şimdi sıkı durun.&lt;br /&gt;Manzara şuydu:İstihbaratçı masaya oturmuş ve önüne bir harita açmıştı.Haritada Türkiye ve Kuzey Irak görülüyordu.&lt;br /&gt;Unutmayın, Irak savaşınınbaşlamasından 20 yıl öncesini anlatıyorum.&lt;br /&gt;Adam etrafındakilere, Kuzey Irak’a çizdiği bölgede sınırlarının bir bölümü Türkiye’nin güneydoğusuna da taşan yeni bir ülkeyi anlatıyordu.&lt;br /&gt;Masada onu dinleyenler, Barzani’nin Washington temsilcisi (adını hatırlamıyorum), Talabani’nin temsilcisi Behram Salih ve PKK Washington temsilcisiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünlerin kaderi o günlerde, Pentagon’un ikinci katında bir odada öyle çizildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben ne zaman komplo teorisine uyan bir gelişme duysam (yardım gemisine baskın, İskenderun’da askerimize saldırı ve İran’ın Kuzey Irak’a girişi gibi) o günler aklıma gelir ve her defasında da çok korkarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün Başbakan konuşmadan önce de çok korktum, umarım çılgınlığa o uymaz diye dua ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Son gelişmeler de gösterdi ki, Türkiye üzerinde çok büyük oyunlar oynanıyor.Sakin olursak, oyunun büyüklüğüne uygun ciddiyeti ve rasyonelliği gösterirsek Türkiye bu acımasız oyundan başarıyla çıkacak.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=8911"&gt;http://acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=8911&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-5894554665832434681?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/5894554665832434681/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=5894554665832434681' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/5894554665832434681'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/5894554665832434681'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/06/israil-pkk-isbirligi-komployu-gordum.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-7197468669735730456</id><published>2010-06-11T04:30:00.001-07:00</published><updated>2010-06-11T05:02:27.466-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;İSRAİL TÜRKİYE’NİN BAŞINA ÇUVAL GEÇİRDİ!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğri oturalım ama, doğruları konuşalım;&lt;br /&gt;Sevgili okuyucular,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filistin halkına yapılacak yardımlar dolayısıyla İsrail’in yaptığı kanlı saldırı kabul edilemez. Ancak yaşanan bu kanlı olayda İsrail kadar Türk hükümetide suçlu. Bunun lamı-cimi yok. Çünkü, İsrail yardım gemilerinde silah yüklü olması şüphesiyle gemiyi kontrol etmeden Gazze’ye ulaşmasına müsaade etmeyeceğini aksi halde askeri müdahale yapacağını önceden açıkladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerikan Yahudi topluluğundan aldığı “ Üstün Cesaret Madalyası “ ile çok cesaretlenmiş olmalı ki, Başbakan Erdoğan ve bakanları İsrail’in inatçı, söz dinlemez ve hukuk tanımaz tutumunu bildiği halde gerekli tedbirleri almadan yardım gemisini ve içindeki insanları bile bile ölüme gönderdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuçta ne oldu, gemiye saldıran İsrail askerleri, gemideki Türklerden dokuzunu öldürdü. Çok sayıda da Türk’ü yaraladı. Bununla yetinmedi içindeki yardımlarla gemiye el koydu. İsrail böylece bazı aydınların deyimiyle Türkiye’nin başına çuval geçirdi. Şimdi bu çuvalı başımızdan nasıl çıkaracağız, onurumuzu nasıl kurtaracağız düşünmemiz gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazılarının din kardeşi olarak kabul ettiği arap alemi ise bu olayda da Türkiye’yi yalnız bırakırken.bazı arap basını Başbakan Erdoğan’ı “ araptan çok arap-çı “ olduğunu yazıp-çizdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazılarının din kardeşi dediği Araplar, Filistin dahil Irak’ta, Karabağda, Doğu Türkistan’da, Bosna’da öldürülen, ezilen Türkleri, Müslümanları hiçbir zaman savunmadılar. Tarihte geriye doğru baktığımızda Arapların fırsat buldukça Türkleri arkadan vurdukları da bilinen bir şey.. 1. Dünya harbinde askerlerimizin geceği yolları üzerindeki su kaynaklarına zehir atarak askerlerimizi zehirlediler. Bir İngiliz lirasına ele geçirdikleri Türk askerlerinin kafalarını kestiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüze gelince Rumlarla bir oldular. Filistin liderlerinden Arafat yaptığı bir açıklamada Rumları kardeş olarak ilan etti, “ sizin düşmanınız bizim de düşmanımız “ dedi. Makarios öldüğü zaman sözde din kardeşimiz Araplar ülkelerinde üç gün yas ilan ettiler. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti devleti’ni tanımadılar. Birkaç yıl önce 24 Nisan’da Ermenistan’da yapılan sözde soykırım törenlerine katılan bazı arap liderleri, şeyhleri Ermenilerle birlik olup Türkleri soykırımcı ilan ettiler !.&lt;br /&gt;……&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsrail’i protesto edenlere baktığımızda, araptan çok arap-çı olduklarını gördük. Ellerinde Türk bayrağından çok Filistin bayrakları ve Arapça yazıların yer aldığı yeşil bayraklar vardı. İsrail’i lanetliyor, İsrail bayraklarını yırtıyor, yakıyorlardı. İyi de İsrail’in yardım gemisine baskın yaparken, PKK’lılar da İskenderun’da deniz kuvvetleri birliğine baskın yapıp, altı askerimizi şehit ettiler. Araptan çok arap-çı olan protestocular ne hikmetse o şehitlerimizi hiç hatırlamadılar. Ne PKK’lıları lanetlediler, ne şehitlerimiz için dua ettiler, ne de PKK bayraklarını yırtıp, yaktılar !. Bundan da bizim gazilerimizin, şehitlerimizin Filistinliler kadar Müslüman ve değerli olmadığı düşüncesi ortaya çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha da önemlisi, kendi insanı aç ve sefalet içindeyken, her akşam 450 bin çocuğumuz gece yatağa aç girerken, hastalarımız ilaç alamazken-bulamazken Filistinliler için gemiler dolusu yiyecek, giyecek, içecek ve ilaç yardımı toplayanların amaçlarıın ne olduğu. Gelin bunu da Sağlık eski bakanlarından Rifat Serdaroğlu’nun “ Aynı tezgah-aynı ekip-yeni aktivistler “ başlıklı yazısından kısaca öğrenelim;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“… İsrail hükümetinin yaptığı katliam, baskın, yaralama, alıkoyma ve saldırı tam bir terördür ve kabul edilmesi asla mümkün değildir. Bu tespit ışığında, biraz da olayın aktörlerine, moda tabirle “AK-TİVİST’lere” bakalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ak-tvist 1: Mavi Marmara Gemisi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Mavi Marmara gemisinin ilk sahibi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’dir. İstanbul Belediyesi bu gemiyi ihale yolu ile satar. Alan şirket Almanya’da faaliyet göstermektedir! Şirket sahipleri İHH ve Deniz Feneri ile ilişkili kişilerdir! Bu ilişkinin gözden uzaklaştırılması için, Mavi Marmara gemisi, Afrika sahillerindeki bir ada devleti olan ve toplam nüfusu 630 bin olan Comorros (Komor) bayrağına geçmiştir! Komor ülkesi İslami bir yönetime sahiptir! Geminin macerası bu…&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ak- tvist 2: Deniz Feneri e.v ( Almanya)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Deniz Feneri’nin ne olduğu belli. Almanya yargıladı, yöneticilerini mahkum etti ve hapse attı. Almanya, “Esas suçlular Türkiye’de” dedi, adli yardım istedi, Türkiye vermedi! Şimdi Almanya ikinci davayı açıyor! Türkiye’deki Deniz Feneri davasına “Yayın Yasağı” uygulandığından, ne olup bittiğini kamuoyu olarak bilemiyoruz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ak- tivist 3: İHH (İnsani Yardım Vakfı)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Peki, İHH (İnsani Yardım Vakfı) nedir? Bu vakfı, Bosna’da yaşanan trajedi sırasında, savaş mağdurları için para toplayan, sonra o parayı Refah Partisi ile bağlantılı olarak “buharlaştıran” vakıftır. Yani, değişen hiçbir şey yok. Ekip aynı, tezgah aynı. Önce Müslümanlığı kullan, sonra paraları topla, sonra bir kısmını mağdurlara dağıt, bir kısmını cebe at, diğerini ise Lâik Türkiye Cumhuriyetini, İslam Cumhuriyetine dönüştürmek için siyasette kullanılmak üzere yakın akrabalara aktar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;… İsrail’in bir devlet gibi değil de bir terör örgütü gibi davranacağını ve sonunda ölümler olabileceğini AKP Hükümeti öngörmedi mi, yoksa bu netice AKP’nin siyasi hesaplarına uygun mu geliyordu? Bu soruların cevabı bize, bu ak-tivist’lerin gerçek yüzlerini göstermektedir.&lt;br /&gt;Bu ekibi biz tanıyoruz. Ama özellikle gençler ve gerçek Müslümanlar bilmiyorlar. Ancak, bunlardan kazık yiyenler “yandım Allah” deyip bunların gerçek yüzlerini öğreniyor ama, iş işten geçmiş oluyor. Üstelik sırada dolandırılmaya hazır o kadar çok Müslüman var ki!&lt;br /&gt;Deniz Feneri, Yimpaş, Jetpa, Kombassan gibi İslami holdingler, yüz binlerce Müslüman’ın, milyarlarca Euro’sunu dolandırdılar. Hapiste olan biri var mı? Bu dolandırıcılık olaylarının binde biri, Atatürkçü Düşünce Derneği’nde veya Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nde olsaydı, AKP, inanın o olaydan 12 tane Ergenekon davası çıkarırdı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ak-tivistleri tanıyalım:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;- Bu ak-tivistler, Filistin deyince sokağa fırlarlar, her türlü yardımı toplamak için dünyayı dolaşırlar, ama PKK’nın şehit ettiği Mehmetçikler için, bırakın yardım kampanyası düzenlemeyi bir mevlit bile okutmazlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- 1975 yılında Filistin lideri Yaser Arafat, Kıbrıs Rumları’na; “ Biz sizleri kardeş mücadeleciler sayıyoruz, sizin zaferiniz bizim de zaferimiz olacaktır. Çünkü düşmanımız ortak düşmandır ” demiştir. Makarios öldüğünde tüm Arap ülkeleri 3 gün yas ilan etmiş ve bayraklarını yarıya indirmişlerdir. Bizim ak-tivistler için bir Filistinli ve bir Hamas militanı, PKK’nın şehit ettiği Mehmetçikten çok daha fazla mukaddestir! Böyle olmasa, hiç olmazsa bir defa da şehitlerimiz için kampanya düzenlerlerdi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-&lt;strong&gt;Filistin ve Gazze için gözyaşı dökenler; Kerkük, Telafer, Doğu Türkistan, Keşmir, Pakistan ve Afganistan’da ölenler için yani Türkler için parmaklarını kıpırdatmazlar.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bu yeni Ak-tivist’çiler için geçerli olan Arap Milliyetçiliğidir. Bunu yaşam tarzlarında, devlet yönetimlerinde, en basitinden TRT’de görebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu kafa maalesef, Mısır’ın bile terör örgütü dediği Hamas’ın peşine koca bir ülkeyi takıp, Türkiye’yi Ortadoğu’nun çatışma ortamına fiilen sokmuşlardır. Sadece siyasi rant elde etmek için planlanan bu organizasyon, AKP’ye çok pahalıya mal olacaktır. Allah sonumuzu hayırlı etsin.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;…….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;FİLİSTİNLİLERİ TANIYALIM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi de dokuz insanlarımızın ölümüne, 17 insanımızın da yaralanmasına ve de Türk milletinin onurunun oynamasına neden olan Filistinliler kim-er, kısaca ona bakalım;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- 1960-70’lerde Marksist-Leninist kızıl solcuları ve PKK’lı terörüstleri Türk devletine karşı savaşmaları için eğitenler Filistinliler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bugün karşı oldukları, ortadan kaldırmak istedikleri İsrail devletine Filistin topraklarını yüksek paralar karşılığı satanlar, İsrail devletinin kurulmasına müsaade edenler; Filistinliler..&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;- Bosna’da yüzbinlerce Müslümana, Irak’ta binlerce Türkmene, Kıbrısta Türklere, Karabağda Azerilere ve Doğu Türkistan’da çok sayıda Uygur’a yapılan baskılara, eziyetlere ve katliamlara tepkisiz kalanlar  Filistinliler-Araplar…&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;SON BİR NOT; Amerika’da yaşayan Fethullah Gülen bir Amerikan gazetesine verdiği demeçte, Filistinlilere yardım edenler için “ oraya izin alarak gitmeleri gerekirdi. Yaptıkları otoriteye başkaldırıdır “ demesi, Gülen’in Amerikanın ve İsrail’in yanında yer aldığı şeklinde yorumlandı.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hulusi ŞENEL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E.Posta- hulusisenel@yahoo.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-7197468669735730456?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/7197468669735730456/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=7197468669735730456' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/7197468669735730456'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/7197468669735730456'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/06/israil-turkiyenin-basina-cuval-gecirdi.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-3672980048907387761</id><published>2010-06-11T01:50:00.000-07:00</published><updated>2010-06-11T02:13:19.414-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;Yiğit Bulut&lt;br /&gt;Bütün kötü şeyleri biz yaptık!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11 Haziran 2010 Cuma, 11:21:20&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TELEVİZYONLARI seyrederken bazen kendime soruyorum; bunlar hangi ülkenin TV kanalları?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili dostlar, ülkemizde öyle “aydınlaraydınlanmışlar” var ki; onlara göre “bizle ilgili olan-bizden olan” her şey çok ama çok kötü. Bütün hatalar “bizim”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dediğim gibi “bu ülke menfaatine” sadece doğruyu arıyorsanız bile, işiniz çok zor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün sizlere zaman zaman “alıntılar” yaptığım ve Ermenilerle ilişkilerde “tarihi gerçekleri” sorgularken özellikle önümüzdeki günlerde “referans” olarak kullanabileceğimiz &lt;strong&gt;“Türk Kafkas İslam Ordusu ve Ermeniler (1918)”&lt;/strong&gt; isimli çalışmadan bahsetmek istiyorum...&lt;br /&gt;Çalışmayı yapan &lt;strong&gt;Dr. Mustafa Görüryılmaz,&lt;/strong&gt; arşivlerden çıkardığı gerçek belgeleri kullanılmış ve özellikle çok çarpıcı “gerçeklere” veriler eşliğinde ulaşmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte alıntılar:&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“&lt;/em&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;...Rusya Komiserler Heyeti Başkanı Lenin ile Milletler Komiseri Stalin tarafından, Şaumyan’a Güney Kafkaslar ve Doğu Anadolu’nun geleceğine ilişkin çalışmalarda bulunma yetkisi verildi. Bu kararnameye göre, Şaumyan’a verilen başlıca görev, Rus ordusunun işgali altında bulunan Doğu Anadolu topraklarında da Sovyet Rusya’nın himayesinde bir ‘Ermenistan Devleti’ kurmaktı...”&lt;/em&gt; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;“...Azerbaycan Atatürk Merkezi Başkanı Prof. Dr. Nizami Caferov gelişmeleri şöyle özetlemişti: Azerbaycan’ın o tarihlerde Türk ordusunun yardımına büyük ihtiyacı bulunuyordu. Azerbaycan’ı savunacak başka bir gücü tasavvur etmek mümkün değildi. Şunu da nazara almak gerekir ki, Azerbaycan büyük baskılarla karşı karşıya kalmış, her taraftan muhasara altına alınmıştı. Bir taraftan tamamıyla vahşileşmiş, şahsiyetini kaybetmiş Rus Bolşevik Kızıl Ordusu, öbür taraftan yeni emperyalist emellerle giderek Kafkaslar’a gelen İngiliz askerleri, başka bir taraftan ayrı iddialarla bölgede Ermeni devleti kurmak için harekete geçen Ermeniler, Azerbaycan üzerinde hesaplar yapıyorlardı...”&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“...Bolşevikler ve Ermeniler, Abşeron yarımadasındaki zengin petrol yataklarını tamamen ele geçirmek için Türkleri bölgeden uzaklaştırmak istiyorlardı. Türkiye ve Avrupa cephesinden Kafkaslar’a dönen Ermeni asıllı Rus askerlerini de Bakü’de topluyorlardı. Petrol yataklarına sahip olmanın yanı sıra, Şaumyan’ın bir başka düşüncesi de Hazar Denizi ile Karadeniz ve Akdeniz’e kıyısı olan Büyük Ermenistan tasavvurunu hayata geçirebilmekti...”&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;“...Azerbaycan’ın yetiştirdiği önemli aydınlardan Nesiman Yakuplu, 1918 tarihinde Bakü’ye hâkim olan Bolşevikler ve onların yönetimlerinin düşüncelerini şu sözlerle dile getiriyor: Kızıl Şef Şaumyan, Bakü ve çevresinde yapılan katliamdan sonra Lenin’e gönderdiği telgraflarda, Bakü’nün Türklerden tamamen temizlendiğini ve bir daha şehre girmelerinin önlendiğini belirtmişti. &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Bu haberleşmeler de gösteriyor ki Bolşevik Rus ve Ermeniler, Bakü petrollerini ele geçirebilmek için bölgede yaşayan Türklerin yok edilmesi gerektiğine inanmışlardı... Türklere karşı yapılan katliamı, sosyalist devrime karşı çıkan bazı gruplarla yapılan kanlı çatışma olarak görüyorlardı. Bu tamamen yanlış ve gerçeklerle ilgisi bulunmayan bir göz boyamadan ibaretti.”&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“&lt;strong&gt;&lt;em&gt;...Bugünkü Ermenistan topraklarında ise Türklere yönelik büyük bir katliam başlıyordu. Gökçe Göl çevresi ile Erivan, Şuşa ve Zengezur’da yaşayan Türkler savunmasız bir durumdaydılar. Ermeni çeteleri, bu bölgelerdeki Türk köylerinden iki yüz yirmi kadarını kısa sürede haritadan sildi ve halkın tamamını katletti... &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Ermeni çetelerin Erivan çevresinde binlerce Türk’ü öldürdüğü de bilim çevreleri tarafından ifade edilmektedir. Bu katliam karşısında yaklaşık 350 bin Türk, evini ve yuvasını terk ederek, canını zor kurtarmıştı. &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Ermeni katliamı Karabağ bölgesinde de sürmüş, ancak Gence ve çevresindeki kasaba ve köylerde Türkler çoğunlukta olduğu için Ermeni saldırılarını püskürtmeyi başarmışlardı...”&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili dostlar, hangi sayfadan ne alsam da aktarsam! Türkiye’de “tatlı su kenarında ellerinde rakı kadehi” aydınlananlar ve “biz neler yaptık” tadına gelenler, tamamen sahada yazılmış bu çalışmayı çok ama çok iyi incelesinler!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ybulut@htgazete.com.tr&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-3672980048907387761?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/3672980048907387761/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=3672980048907387761' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/3672980048907387761'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/3672980048907387761'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/06/yigit-bulut-butun-kotu-seyleri-biz.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-8293435786324348092</id><published>2010-06-09T11:12:00.000-07:00</published><updated>2010-06-09T11:16:27.405-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Sorularıma Yanıt Verin.../ ..Hikmet  Çetinkaya&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sorularıma Yanıt Verin...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Sen limanları İsraillilere satacaksın, eleştiren gazetecileri düşman ilan edeceksin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen mayınlı arazileri İsraillilere vermek için çaba göstereceksin.&lt;br /&gt;Sen bunları haberleştiren gazetecileri “aymazlıkla” suçlayacaksın. ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen Mavi Marmara Gemisi’ne binenleri korumayacaksın.&lt;br /&gt;Sen Deniz Kuvvetleri’nde görevli subayları, amiralleri “komutana suikast” savıyla gözaltına alıp, sorgulayıp tutuklayacaksın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazılarını tutuksuz yargılayacaksın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen Güneydoğu’da PKK’yle savaşan teğmenleri “Ergenekoncu” diye gözaltına alıp tutuklatacaksı n. Sen emekli Orgeneral Çetin Doğan’ı, Apo’yu Kenya’dan getiren emekli Korgeneral Engin Alan’ı “Balyoz”dan Silivri’ye göndereceksin. ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen Ergenekon’u sulandırmak için elinden geleni yapacaksın! Sen suçluyla suçsuzu aynı kefeye koyacaksın!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen Türk Silahlı Kuvvetleri’ni “terör örgütü üssü” göreceksin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve sen sonra kalkıp “yardım gemisine kurşun sıkan kalemşorlar” diye, Oktay Ekşi’yi, Bekir Coşkun’u, Emin Çölaşan’ı, Fatih Altaylı’yı, Can Ataklı’yı, Yılmaz Özdil’i, Fatih Çekirge’yi, Oray Eğin’i görüşlerini yazdıkları için hedef göstereceksin!Sen terörle mücale eden Üçüncü Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk’i “Ergenekon terör örgütü”ne sokup yargılayacaksı n, sonra da şehit cenazeleri kalkarken gözyaşı dökeceksin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar yetmeyecek!&lt;br /&gt;“Yargıya baskı yapıyor” savıyla eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay’ın evini basıp saatlerce arama yapacaksın, TV ekranlarında onun seceresini okuyup şöyle diyeceksin:“Ergenekon’un yargılama sürecini etkileme çalışmasını yürüttü!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı gün İP Genel Başkan Yardımcısı avukat Mehmet Cengiz ve diğer avukatları gözaltına alacaksın.İsrail’in terörist bir devlet olduğunu dünya âlem bilmiyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem İsrail’le askeri işbirliği yapıp tatbikatlara katılacaksın.. .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pilotsuz casus uçağını onlara yaptıracaksın. .. Hem de Konya’daki askeri tatbikatı İsrail’le ortak yürüteceksin.. .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen Türk ordusunu “düşman ordu olarak” görmedin mi ey dinci ve tarikatçı medya? Ey Soros’un ahkâm kesen, “Ordu yeniden düzenlenmeli” diyen soytarıları...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk askeri için “Ceberut Kemalist devletin devamını istiyorlar” diye yazılar yazanların listesi çok uzun...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizler doldurmadınız mı o gemiye insanları? Sizler demediniz mi “Bu yolda ölen şehit olur” diye?İsrail’in böyle bir baskın yapacağını biliyordunuz. ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun için canlı yayın ekipleri gönderdiniz gemiyle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teknik donanımı yapan şirketin temsilcisi, Can Dündar’a övünerek anlatmadı mı NTV’de?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen o gemideki insanların başına neler geleceğini önceden biliyordun bilmesine...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, neden önlem almadın?Şimdi kalkmış katile, terörist devlet İsrail’e uyarı yapıyorsun...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu yaparken kalp ve tansiyon hastası eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay’ı gözaltına alıyorsun, Mustafa Balbay’ı, Tuncay Özkan’ı, Hikmet Çiçek’i bir yılı aşkın süredir Silivri zindanında çürütüyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani sen faili meçhul cinayetleri ortaya çıkaracaktın, hani sen demokratik açılım yapacaktın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balbay ve Tuncay’ın Silivri’deki çığlığını duyuyor musun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11 gazeteci örgütünün başlattığı “tutuklu gazetecilere özgürlük” kampanyasından bile haberin yok senin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben tüm sendikalara, aydınlara, gazetecilere, demokratik kitle örgütlerine sesleniyorum. Silivri’de tutuklu arkadaşlarım “tutukluluk fiili sansürdür” diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tutuksuz yargılanan teğmenler, dağdan inip Silivri’deki yargılamaya katılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yargıç bir teğmene soruyor:“Geçen sefer duruşmaya katılmadın, neden?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teğmen:“Dağda PKK’yle vuruşuyordum...”  yargıç utanmışmıdır acaba....( ! )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***Gazze’deki insanların acısı, yalnızlığı nasıl içimi acıtıyorsa, tutuklu tutuksuz subayların, Mustafa’nın, Tuncay’ın, Hikmet’in, Deniz Yıldırım’ın, Ufuk Akkaya’nın durumları da yüreğimi yakıyor.Art arda gelen şehit haberleri, hüzün ve gözyaşı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsrail askerlerinin öldürdüğü 9 can, onlarca yaralı.Acaba, İstanbul ve Ankara’daki göstericiler niçin ABD emperyalizmini lanetlemeyip salt İsrail’i protesto edip gıyabi cenaze namazı kılıyorlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sen, neden şehit cenazelerine katılmıyorsun, sen neden gazetecileri hedef gösteriyorsun?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://au.mc566.mail.yahoo.com/mc/compose?to=hikmet.cetinkaya@cumhuriyet.com.tr" rel="nofollow" target="_blank"&gt;hikmet.cetinkaya@ cumhuriyet. com.tr&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-8293435786324348092?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/8293435786324348092/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=8293435786324348092' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/8293435786324348092'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/8293435786324348092'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/06/sorularma-yant-verin.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-4325764380496496666</id><published>2010-06-09T10:55:00.000-07:00</published><updated>2010-06-09T11:01:11.762-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;‘AKP’ye yardım’ konvoyu ile ‘gaza’getirilen Türkler&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;İsrafil K.KUMBASAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz Türkler, ‘duygusal’ bir milletiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yüzden çok kolay ‘gaza’geliriz. Önümüze her ne zaman ‘milli/ulusal’ nitelikle bir hadise konulsa, hep ‘sonuçlara’ kendimizi kaptırır, ‘büyük bir öfke’ ile bileniriz, ama o ‘sonuçları’ meydana getiren ‘şartları’, ‘nedenleri’ ve ‘olguları’ asla sorgulamayız.&lt;br /&gt;Oysa ki, ‘duygularımızla/ hislerimizle’ değil de, azıcık ‘aklımızla/mantığımızla’ hareket edebilsek, birçok sonucun aslında bizi ‘yanıltmaya/yönlendirm eye’ yönelik bir ‘kurgu/mizansen’ olduğunu pek ala kavrayabileceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her Türk, ‘Fırat’ve ‘Dicle’ nehirleri arasındaki bölgenin Yahudiler tarafından ‘vadedilmiş topraklar’ arasında kabul edildiğini unutmamalı, Türkiye’nin bir gün mutlaka İsrail ile ‘karşı karşıya’ geleceğini bilmeli, İsrail’in Türkiye üzerinde oynamak istediği ‘karanlık oyunlara’ karşı her an tetikte olmalıdır.&lt;br /&gt;Ama kimse ‘hava gazına’ gelmemelidir.&lt;br /&gt;Her Türk bir milyon Yahudi’ye bedeldir.&lt;br /&gt;Ama hiçbir Türk’ün ‘etnik çıkar koalisyonunun devamını’ sağlamak için verebileceği ‘bir tek damla kanı’dahi yoktur.&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;Eğri oturup doğru konuşma zamanıdır.&lt;br /&gt;İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden ‘1 milyon 800 milyon dolara’ satın alınarak, tam da Anayasa değişikliği ile ilgili yapılacak ‘referandum’ öncesinde Gazze’ye doğru yola çıkarılan o geminin gerçek hedefi ne idi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsrail zulmü altında inleyen mazlum insanlara yardım götürmek miydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoksa İsrail ile Türkiye arasında ‘suni’ bir gerginlik yaratıp, oluşacak yeni bir ‘yapay gündem’ üzerinden AKP’ye ‘taze kan’ pompalamak mıydı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsrail’in gerçekleştirdiği katliamın ardından Bülent Arınç’ın, ikide bir “Gazze’ye insani yardım götürmek bir hükümet projesi değil. Bu işin arkasında biz yokuz.” deyip durması boşuna mı zannediyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ‘suçluluk’ telaşının dışa yansımasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O gemileri yola çıkaranlar, İsrail’in ‘kesinlikle’ müdahale edeceğini biliyorlardı, ama böylesine ‘alçakça’bir karşılık vereceğini asla beklemiyorlardı .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ol sebepten dolayı, ‘korumaya yönelik’ herhangi önlem gereği dahi duymadılar.&lt;br /&gt;Senaryoya göre, İsrail yardım gemilerini Gazze’ye sokmayarak, kendi limanlarına çekecek, ‘kameralar önünde’ bir takım itişip kakışmalar yaşanacak, yardım gönüllüleri tutuklanarak ‘cezaevlerine’ konulacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;29 Mart seçimlerinde ‘One Minute’ balonunun kaymağını yiyen ‘Davos’ mücahitleri, referandumda da ‘Gazze çıkarmasını’ malzeme olarak kullanacaklardı .&lt;br /&gt;Ama, İsrail’in beklenmedik operasyonu karşısında, ‘ne yapacaklarını’ şaşırdılar.&lt;br /&gt;Plan ellerinde patladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;İsrail, uluslararası sularda ‘Türk bayrağı’ taşıyan gemiye saldırıp, ‘tamamı TC vatandaşı’, 9 kişiyi katlederek açıkça meydan okudu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’nin itibarı ‘beş paralık’ edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bölge lideri oluyor” dedikleri koskoca ülke, bölgesinde ‘kuru sıkı’ kükremekten başka bir marifeti olmayan, ‘dişleri dökülmüş’ aslan durumuna düşürüldü.&lt;br /&gt;İsrail’in yaptığı ‘yanına’ kâr kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama, bu büyük rezaletin iktidar sahiplerinin nezdinde hiçbir önemi yoktur.&lt;br /&gt;Önemli olan ‘misyonlarının’ devamıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anayasa Mahkemesi’ni teslim alıp, ‘Türk’ devletinin ‘üniter yapısına’ son verme yolunda çok önemli bir engeli daha kazasız belasız aşmalarıdır.&lt;br /&gt;‘One ‘Minute’ karizması 30 kurşun ile delik deşik edilen Tayyip Erdoğan, şimdi “Bizi İsrail götürmek istiyor” imajını yaratmak için sürekli bağırıp çağırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Millet ise şu sorunun cevabını bekliyor:&lt;br /&gt;‘AKP’ye yardım’ için gönderilen o konvoya, ‘örtülü ödenekten’ para verildi mi, verilmedi mi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-4325764380496496666?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/4325764380496496666/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=4325764380496496666' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/4325764380496496666'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/4325764380496496666'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/06/akpye-yardm-konvoyu-ile-gazagetirilen.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-3747484665448857054</id><published>2010-06-07T01:53:00.000-07:00</published><updated>2010-06-07T01:57:28.373-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;Koca Türkiye ‘Hamas’ın peşinde’ görüntüsü veremez/ Can Ataklı&lt;/strong&gt;  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili okurlar; geçen hafta tarihimizin en ilginç ve önemli olaylarından birini yaşadık. Gazze’de İsrail ablukası altında yaşamak zorunda bırakılan Filistinlilere insani yardım götüren Mavi Marmara adlı gemiye İsrail komandoları kanlı bir baskın düzenledi. 9 yurttaşımız bu alçak saldırıda maalesef hayatını kaybetti. Ancak olayın bu korkunç boyutunun dışındaki gelişmeler de çok dikkat çekiciydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt; Yardım tamam da&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abluka altında olanlara insani yardım götürmek elbette çok ulvi bir davranış. İsrail’in devlet terörü uygulayarak insanlara eziyet etmesine karşı çıkmak, ablukayı kırmak, İsrail’in tavrını değiştirtmek aklı ve vicdanı olan herkesin görevidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nitekim Türkiye’den yola çıkan yardım konvoyu da belki bu noktadan hareket etti ama sonucu Türkiye için hiç iyi olmadı. &lt;br /&gt;İnsani mi dini mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; İHH adındaki derneğin düzenlediği organizasyon her ne kadar “insani yardım” içeriyorsa da yapılan açıklamalar, atılan sloganlar, verilen demeçler ve katılımcıların siyasi görüşü, bunun daha çok “dini” bir hareket olduğu izlenimi yaratıyordu. Nitekim kötü sonuçtan sonra da “dini söylem” ve “dini gösterilerin” çok daha ağır basması bunun bir kanıtı sayılabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsrail terörist devlettir Yıllardır, benzer tüm olaylarda yazdığım ve söylediğim gibi İsrail’in gerek Filistin halkına gerekse bölgedeki diğer halklara davranış biçimi asla kabul edilemez. İsrail varlığını sürdürmek için teknolojik üstünlüğünü ama özellikle Batı ile iyi ilişkilerini, ABD’den aldığı desteği sömürerek bir “terörist devlet” rolü oynadı hep.  Kınanmaya alışık İsrail için “kınanmak” hatta “lanetlenmek” sıradan bir olay.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyada herhalde İsrail’i bugüne kadar herhangi bir nedenle kınamamış tek ülke bile yoktur, ABD dahil. Ama değişen bir şey yok. İsrail aynı İsrail. Bu nedenle, son günlerde devlet büyüklerimizin yaptığı çok sert açıklamaların bir kıymeti olup olmadığını rahatlıkla tartışılabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İktidarın gücü yok &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsrail’in bir terörist devlet olması, Türk gemisine saldırması, insanlarımızı öldürmesi elbette gereken cevabı almalıdır ve bir gün mutlaka alacaktır. Bunun bu iktidar döneminde olmasını şimdilik biraz zor görüyorum. Çünkü bu iktidar henüz İsrail’e yaptırım uygulayacak kadar güçlü değil. Başbakan çok sert konuştu konuşmasına da “karar açıklamak için Obama’nın telefonunu beklemesi” hepimizi rencide etti herhalde.  Türkiye’nin yanlışı İsrail’e yapacaklarımızı bir kenara bırakalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu olayın Türkiye’yi asıl ilgilendiren bölümü bizim için önemli. Çünkü bu olayda Türkiye’nin onuru zedelenmiş, Türkiye küçük düşürülmüştür. Yapılan sert açıklamalar sadece halkın bir bölümünü etkilemiştir, dış dünya içinse bir değeri yoktur. İktidar bir sivil toplum kuruluşunun arkasına geçerek rant sağlamak istemiştir ama başarılı olamamıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hamasetin gereği yok &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Yüreğimizi yakan ölümler nedeniyle elbette hepimiz gözyaşı döktük. Ama acımızı dağlamak ve yaşananların payımıza düşen sorumluluğunu da bilmek zorundayız. Tüm yaşananlar Türkiye’nin, bırakın ılımlı bir İslam ülkesini, radikal İslamcı bir rejime doğru hızla sürüklendiği manzarası çizmektedir. Türkiye sanki Hamas’ın peşinden sürüklenir hale getirilmiştir.  Düştüğümüz durum Ne kadar öfkelenirsek öfkelenelim, içinde bulunduğumuz durumun özeti şudur: İsrail askerleri yardım götüren bir Türk gemisine içinde 400’ün üzerinde Türk vatandaşı varken saldırmış, 9’unu öldürmüş, gemidekileri tutuklayıp hapse atmış, gemiye el koymuştur. Yardımlar yerine gitmemiştir. Türkiye’nin öfkesine dünya sadece “üzüntü” boyutunda katılmıştır.  Sadece gürledik Buna karşın Türkiye en az 12 saat boyunca adeta durmuş, hiçbir şey yapamamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbakan Şili’den sert bir demeç vermiş, “alınan kararın milletin hayrına olmasını” dilemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak her nedense alınan bu karar bir türlü açıklanmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbakan kararı açıklamadan önce Obama’nın telefonunu beklemiş ondan sonra da sadece “kükremiştir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herhangi bir karar açıklanmamıştır. &lt;br /&gt;Sorular soracağız&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu olayda iktidarın bir kusuru ya da sorumluluğu olup olmadığını elbette sorgulamak zorundayız. Çünkü Türkiye tarihinin en önemli olaylarından birini yaşamış ve ne yazık ki mağdur olmuştur. Üstelik, sembolik de olsa savaş aşamasına gelmiştir. İsrail’le olan ilişkileri tamiri zor biçimde zedelenmiş, Orta Doğu bataklığının içine çekilmiştir.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hükümet desteği&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ne kadar yardım konvoyu girişimi sivil inisiyatif olarak gözükse de, bunun arkasında güçlü bir iktidar desteği olduğunu da görüyoruz. Geminin hazırlanması, törenle uğurlanması, katılımcıların ağırlanması aşamalarında iktidar ya da yan desteklerinin izleri barizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatta bir ara bazı AKP milletvekillerinin de gemiye binmesi planlanmış ancak vazgeçilmiştir.  Sonra seyrettiler İsrail, yardım konvoyu hazırlığı başladığı andan itibaren, geminin Gazze’ye yanaştırılmayacağını, yardım malzemelerinin ülkeye sokulmayacağını, gemilerin yolda engelleneceğini, katılımcıların da tutuklanacağını açıklamıştır. Bütün bunlar olurken iktidar hiçbir girişimde bulunmamıştır. İsrail’le temas kurulmamış, olası bir saldırıya karşı uyarılmamıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Gösteriler desteklendi &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gemiler yol alırken iktidar sessizdi ama İstanbul ve Ankara’daki İsrail temsilcilikleri önünde toplanan binlerce kişi gece gündüz demeden protesto gösterileri yapıyordu. İktidar buna da sessiz kaldığı gibi gösterileri teşvik bile etti. Anlaşılan iktidar İsrail üzerinden yeni bir kahramanlık dalgası yaratmayı amaçlıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt; Hesap çok basitti&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Gözlediğim kadarıyla hesap basitti. İsrail yüksekten atıyordu ama sonuçta Türkiye ile askeri olarak karşı karşıya gelmeyi göze alamazdı. En fazla gemilerin önü kesilirdi ki, bu zaten belki de istenen şeydi. Açıkta bekleyen gemilerden canlı yayınlar yapılacak, günler geçtikçe bu kez gemideki kişilerin mağduriyeti sergilenecek, sonunda İsrail pes edecek ve belki de gemilerin geçmesine izin verecekti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ama hesap tutmadı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; İktidar böyle düşünüyordu belki ama İsrail de herhalde bu oyunu biliyordu. Bu nedenle daha ilk günden baskın yaparak bütün hesapları altüst etti. İktidar bana göre beklemediği bir durumda kaldığı için paralize oldu ve hiçbir şey yapamadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz kendine geldiğinde de durumu lehine çevirmek amacıyla işi kahramanlık edebiyatına döktü.  İktidar zarara uğradı Sonuçta Türkiye bu olayda ne yazık ki kazanan olmadı. Aynı güne İskenderun’daki hain saldırının denk gelmesi, Filistin protestoları sırasında PKK’ya kimsenin söz etmemesi halkın önemli bir bölümünde tepkiye neden oldu. Özellikle protesto gösterilerinde kara çarşafların, cüppe ve sarıkların çokluğu halkın büyük kesiminde endişeye neden oldu.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Dünyadaki durum&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İktidar şimdi “sağduyulu ve sakin” davranıyor havası yayıyor. Başbakan telaşa kapılmayan ve sorunu dünya platformuna götüren devlet adamı olarak tanımlanıyor. Ancak burada da sonuç beklediğimiz gibi değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye halkları hariç Müslüman ülkelerden bile “şiddetli” bir destek görmedi. Batı ise olayı bir “deniz kazası” boyutunda protesto etti. Birleşmiş Milletler bilmem kaçıncı kez İsrail’i kınadı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İktidar artık zordadır&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bu tanımımı erken bulanlar olabilir ama, İsrail saldırısı bu hükümetin son bir ay içinde yaşadığı ikinci kırılma noktasıdır. Olayın sıcaklığı geçtikten, ölenlere duyduğumuz acı hafifledikten sonra iktidarın bu olaydaki yanlışlarının ve basiretsizliklerinin hesabı da içte ve dışta sorulmaya başlanacaktır. Bir iktidar baş aşağı gitmeye başlayınca tutmak çok zor olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Fethullah Gülen faktörü&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKP iktidarının zorda olduğunun somut kanıtlarından biri de Fethullah Gülen’in yaptığı çıkıştır. Bu, iktidar çevrelerinde soğuk duş etkisi yaptı. Görünen o ki özellikle Gülen’e yönelik ağır eleştiriler için iktidar destekçisi maskeli faşistler görevlendirildi. Bu, bir iç kargaşa yaratabilir. Özellikle bu konu ile ilgili görüşlerimi bu hafta içinde yazacağım.Hepinize iyi haftalar...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-3747484665448857054?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/3747484665448857054/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=3747484665448857054' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/3747484665448857054'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/3747484665448857054'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/06/koca-turkiye-hamasn-pesinde-goruntusu.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-8104835690325490298</id><published>2010-06-07T01:48:00.000-07:00</published><updated>2010-06-07T01:50:03.784-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;Fethullah Hoca’yı bile sansürlediler!/ Mehmet Y. YILMAZ&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fethullah Gülen’in The Wall Street Journal gazetesine verdiği demecin “yandaş medyaya” yansıma biçimi, bu ideolojinin farklı fikirlere nasıl yaklaştığını ortaya koyan bir turnusol kâğıdı niteliğinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fethullah Hoca’nın “Mavi Marmara” olayı ile ilgili “otoriteye baş kaldırma” yorumu belli ki pek hoşlarına gitmemiş saklamaya, sansür etmeye çabalamışlar. Hepsinin benzer bir haber değerlendirmesi yapması, bir merkezden işaret almış olmalarından mı kaynakl&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;anıyor?&lt;br /&gt;Yoksa bunun nedeni, kendi fikirlerine uymayan fikirlere tahammülsüzlük mü? İşe yaramaz biliyorum ama&lt;strong&gt; “liberal aydın” olduklarını iddia edip, bu ideolojinin kuyusuna su taşıyan “aydınlara” bu tutumun ne kadar “demokrat” olduğunu düşünmelerini öneririm.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakın haber yandaş medyaya nasıl yansımış:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman: Fethullah Hocacıların gazetesi, söyleşiyi hiç yayımlamadan, söyleşinin nasıl anlaşılması gerektiği ile ilgili bir yorum yayımladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olabilir, yorumlanmasına itirazım yok, bu herkesin hakkı. Ama&lt;strong&gt; acaba bugüne kadar Fethullah Hoca “gık” dese manşetlerine taşıyan bir gazete haberin tam metnini neden vermedi? &lt;/strong&gt;“Okuyucular şimdi bunu anlamazlar” diye mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün: Haber 13. sayfanın en altında tek sütun olarak değerlendirilmişti. “Ancak arayan bulsun diye” olmalı. Başlıkta da esas mesaj verilmemişti. “Suçluyu bulmak BM’ye bırakılmalı” deniliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni Şafak: Haber birinci sayfada küçültülmüş ve “Gülen’den farklı yorum: İsrail’den izin almalıydılar” başlığı ile verilmişti. Haklarını yemeyelim küçük de olsa haber birinci sayfada vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah: Haber, 30. sayfanın altında üç sütuna verilmişti.Vakit: Vakit de haberi değil, Zaman’ın internet sitesindeki yorumu yayımlamıştı, 8. sayfasında 1 sütunla!Star: Haber 15. sayfada 1 sütun olarak “o görüntüler hiç hoş değildi” başlığıyla verilmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taraf: “Gülen, İHH’yı eleştirdi” başlıklı haber ancak 11. sayfada üç sütunluk bir yer bulabilmişti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-8104835690325490298?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/8104835690325490298/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=8104835690325490298' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/8104835690325490298'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/8104835690325490298'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/06/fethullah-hocay-bile-sansurlediler.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-3730359295056948202</id><published>2010-06-03T00:15:00.000-07:00</published><updated>2010-06-03T00:20:47.210-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;RIFAT SERDAROGLU 'NUN SON YORUMU&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki yılı aşkın süredir yaşadığımız bulanık ortamda neler olduğunu çözmeye çalışıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adına Ergenekon Terör Örgütü denilen davanın içindeki belli bir grubu anlıyorum, tamam işi çözdüm derken, kafamda oluşturduğum senaryoya, Mehmet Haberal, Mustafa Balbay, Tuncay Özkan, siyaset adamları, rektörler, generaller gibi bir çok insanı yerleştiremiyorum.Sonra senaryoyu, zorlama da olsa biraz daha genişletiyorum, bu sefer o dönemin Genelkurmay Başkanları niye ellerini kollarını sallayarak dışarıda geziyorlar onu anlayamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanada- Toronto’daki, haham bozuntusunun ifadelerini ve bu konuda piyasaya çıkan hemen her kitabı okudum ama hala bu devam eden davaları anlayabilmiş değilim. Ama 73 milyon insanımız bu görülen davaların konusunu çok iyi anladı ki kimsenin sesi çıkmıyor!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Durum böyle olunca da korkmaya, aklımdan, zekâmdan şüphelenmeye başladım. Bu sıkıntılarla boğuşurken kafama bir de Sayın Deniz Baykal’ın balyozu indi! Allah kalan aklımı korusun, çünkü insan çok yönlü düşününce, çöküp kalıyor. Baykal’ın kasetinin şokunu atlatmadan, Önder Sav’ın yaptığı suikast açıklamaları ne idi?Baykal, istifasını açıklarken, satır aralarına serpiştirdiği bilgilerle ne demek istiyor?Baykal, ABD Pensilvanya’dan gelen bir telefonla, derhal ikna olacak yapıda bir insan değildir. Kaldı ki olayın ilk çıktığı gün AKP de lideriyle aynı tavrı sergilemişti. Neden AKP’den gelen mesajlara inanmadı da, Fethullah Gülen’den gelene inandı? İnsanın aklına iki şey geliyor; Ya Baykal bu komplonun kim veya kimler tarafından hazırlandığını çok iyi biliyor, ya da Fethullah Gülen mesajda ona biz değil, falanca yaptı diye net bilgi verdirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan, çok çirkin ama, artık iyice merak etmeye başladım; Bu kaset gerçek mi, değil mi? İlk olarak, yıllar önce çekildi dendi, sonra Baykal “Bu kaset bulunmuş değil, iki hafta önce hazırlanmış bir komplo” dedi. Kaset hangi gazete vasıtası ile dağıtıldı ? Hüseyin Üzmez ve Abdürrahim Dilipak’ın Vakit Gazetesi.Kaset hangi ülkeden geldi?&lt;br /&gt;Haham bozuntusunun bulunduğu Kanada- Toronto’dan. Buyur, çöz çözebilirsen!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Wall Street Journal’daki makaleye şu farkla katılıyorum. Türkiye’de sadece bir iç savaş değil, Türkiye’ye yeni bir şekil vermek isteyenlerle ciddi bir savaş var. Olaylar çok hızlı gelişiyor. İnsan yaşadığı zamandaki olayların analizini anında yapamıyor. Ancak aradan zaman geçtikten sonra, yani resmi elinize alıp, gözlerinizden uzaklaştırdığınızda , bütünü görebiliyorsunuz. Bunu daha önce de yaşamıştım. “Yeni Dünya Düzeni- Büyük Ortadoğu ve Türkiye” isimli kitabımı yazarken Macaristan’da yeni anayasa’nın kabul edildiği, Sovyet Bloğundan koptuğu 23 Ekim 1989 dan, Sovyetler Birliği’nin resmen son bulduğu 26 Aralık 1991’e kadar geçen süreci, kaynak çalışması için bir günü bile atlamadan kronolojik olarak yaptığım vakit dehşete düşmüştüm. Kısacık bir sürede Avrupa’da bir el sözde tarih yazmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komploları, oyunları öyle açık ve net görüyordum ki. Sonra, bu olayları yaşadığımız günlerde, olaylar arasındaki bu bağlantıları niçin kuramadığımı düşündüm. İnsan yaşadığı günlerde, günlük yaşam problemlerinin ve koşuşturmanın yoğunluğunda, doğru değerlendirme yapamıyor. Tıpkı bu gün olduğu gibi… Türkiye büyük bir değişim içinde. Bu değişimi, “demokrasi adına” yaptığını söyleyenlerin tamamına yakını tarikat ve cemaat çıkışlı kişiler! 2002’de AKP iktidarı ile başlayan bu değişim hareketi, doğrudan Türkiye’nin demokratik ve lâik yapısını hedef almış durumda. AKP iktidara geldiği ilk 1- 1,5 yıl AB’ye uyum çalışmaları adı altında Türkiye’nin üniter yapısını zayıflatacak birkaç kanun çıkardı. Ondan sonra AB’ye uyum rafa kalktı daha doğrusu giderek bu paravanın arkasına saklanma gereğini duymamaya başladılar ve sürekli olarak Türkiye’nin temel taşları ile oynayan yasalar çıkardılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bürokraside inanılmaz atamalar yapılarak, devlet dairelerinde “tarikat ve cemaat kaleleri” yaratıldı. Ülkedeki medya kuruluşlarının büyük bir kısmı, kaynağı şaibeli paralar ile ele geçirildi. İnsanların özel hayatları, telefon dinlemeler, gizli görüntülerle ayaklar altına alındı. Yargıya vurulan darbeler ortada, Türkiye doludizgin, “tek parti diktatörlüğüne” gidiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de bu olaylar yaşanırken , insan hakları bekçisi batı dünyasından çıt çıkmıyor. Hatta Türkiye demokratikleşiyor diye alkışlayanlar bile var. Ben batının olanı biteni böylesine yanlış değerlendirebileceğine inanmıyorum. 1950’lerin kapalı toplumu değil Türkiye. Yabancılar rahatça giriyor, çıkıyor, gazetecileri ve resmi temsilcileri var. Yani en azından hepimizin telefonlarının dinlendiğini de bilmiyorlar mı? Tabii ki biliyorlar. Türkiye’de yaşanan her şeyden haberleri var, ayrıca onlar da bu oyunun bir parçası. ABD ve Batı, Türkiye’yi, Atatürk’ün Türkiyesini darmadağın edip, yeni bir biçim vermeğe çalışıyor. Bunun için uyguladıkları yöntem belli. TV’lerde görmüşsünüzdür, eskiyen gökdelenleri yıkmak için binanın direnç noktalarına patlayıcılar yerleştirilir ve bu mekanizma harekete geçirildiğinde koskoca gökdelen, saniyeler içinde yerle bir olur. Türkiye’ye de bu yöntem uygulanıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin direnç noktalarını düşünün. Ordusu, bürokrasisi, yargısı, üniversiteleri, aydınları, medyası...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sırayla bu direnç noktalarının hepsi çökertilmeye başlandı. Bugün de sıra Türkiye’nin en köklü partilerinden CHP’ye geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bütün bunlar tek başına AKP’nin gerçekleştirebileceği boyutta olaylar değildir. AKP’nin bu kadar büyük bir oyunu planlayabilecek ne gücü, ne de kapasitesi vardır. O bu oyunda sadece bir piyondur. Ona biçilen rol zamanında Gorbaçov ve Yeltsin’e biçilen rolle aynıdır. Hatırlar mısınız?&lt;/strong&gt; Gorbaçov, glasnost (açıklık- şeffaflık), perestroyka (yeniden inşa) derken, Sovyetler Birliği parçalanıp tarihe gömülmüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;AKP’nin çiğnediği sakızın adı ise açılım. Açılım açılım diye diye, Türkiye parçalanmaya gidiyor&lt;/strong&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Ülkeye yayılan ve varlıkları Anayasamızın 174. Maddesi ile yasaklanmış, ortaçağ kalıntısı tarikat- cemaatler de, Güneydoğu’daki ağa çocuklarına kurdurulan siyasi partiler de, PKK terör örgütü de hepsi bu büyük oyunun küçük piyonlarıdır. Bunlar, kendilerini doğuran analarını bıçaklayan, zavallı ve hasta ruhlu, lanetlenmiş yaratıklardır.Bu büyük oyunda, Türkiye’nin Ortadoğu’daki diğer Müslüman ülkeler gibi, dinle uyutulan, anti-demokratik, zayıf ve küçük bir ülke olması gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte; yaşadıklarımız, AKP kullanılarak, Türkiye’ye kabuk değiştirme operasyonlarıdır.Bilmem, resmin tamamına yakınını sizlere gösterebildik mi?Bu operasyonların planlayıcılarının bilmediği, tanımadığı tek şey Türk Milletinin sağduyusu ve şaşmaz öngörüsüdür.&lt;br /&gt;Bu uyanışın işaretlerini yavaş, yavaş almaya başlıyoruz. AKP’li milletvekilleri, Türk Milletinin tepkisinden yakında sokağa çıkamaz hale gelecek.&lt;br /&gt;Sarı saçlı, mavi gözlü adamın ışığı yine ülkemizin üstünde parlayacak ve resmin arkasındaki alçakları çok daha net görebileceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-- " CUMHURİYET, FİKRİ HÜR, VİCDANI HÜR, İRFANI HÜR KADINLARIN ELLERİNDE AYDINLIĞA ULAŞACAKTIR"&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-3730359295056948202?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/3730359295056948202/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=3730359295056948202' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/3730359295056948202'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/3730359295056948202'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/06/rifat-serdaroglu-nun-son-yorumu-iki-yl.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-8269984065909850251</id><published>2010-06-02T23:59:00.001-07:00</published><updated>2010-06-02T23:59:36.277-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;Mustafa Mutlu  &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tamam, İsrail katil... &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ama yanıtlamamız gereken sorular var!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Ben de herkes gibi, İsrail’in, Gazze’ye insani yardım götüren gemimize alçakça saldırmasını protesto ediyorum...&lt;br /&gt;Ben de İsrail’i protesto için yapılan gösterilere yürekten katılıyorum...&lt;br /&gt;Ben de bu terörist devletin, hem de uluslararası sularda sivillere ateş açmasının insanlık suçu olduğunu düşünüyorum...&lt;br /&gt;Ben de yaralılara bile kelepçe takılmasına isyan ediyorum...&lt;br /&gt;Ben de dinci faşist İsrail hükümetinin bir sürü yalan söyleyerek “masum ve mazlum” rolü oynamasına isyan ediyorum...&lt;br /&gt;Ama...&lt;br /&gt;Yazmamanın “kalem namusuna ihanet” sayılacağı sorular da iki gündür beynimi kemirip duruyor...&lt;br /&gt;1) Gazze’ye giden bazı Türk eylemcileri, Türkiye’ye döndükten sonra yaptıkları açıklamalarda, “Allah yolunda ölmek herkese nasip olmaz” gibi demeçler verdi. Gazze’ye insani yardım için mi gittiler, “Allah yolunda ölmeye” mi?&lt;br /&gt;2) Eğer asıl amaçları “dini duyarlılıklarını herkese göstrmek” se, o zaman bunun için Gazze’nin kullanılması ve “insani yardım”ın kılıf yapılması ne kadar doğru?&lt;br /&gt;3) Yok, amaçları gerçekten İsrail’in zorbalığı yüzünden yaşam mücadelesi veren Gazzelilere uygulanan ablukanın kaldırılması ve insani yardımsa; o zaman neden bu mücadeleyi Türk ve dünya kamuoyuna “Allah’ın yolu” olarak gösteriyorlar?&lt;br /&gt;4) Bu tür “insani yardım”larda ve dayanışmalarda dil, din, ırk ve cinsiyet farklılıklarının vurgulanması yerine, “gizlenmesi” daha doğru olmaz mı?&lt;br /&gt;5) Yıllardır İsrail’in Filistin’de ve Gazze’de yaptığı insanlık dışı işlere tepki gösteren bu vatandaşlarımız, Türkiye’de dini değerler üzerinden siyaset yapan dernek, vakıf ve siyasi partilere üye olmasalardı; yine aynı duyarlılığı gösterecekler miydi?&lt;br /&gt;6) Yanıtları “Evet”se, örneğin Darfur’daki soykırım için neden bugüne kadar benzer bir tepki göstermediler? Bu soykırımı yapmakla suçlanan ve yargılanması istenen Sudan Devlet Başkanı Ömer Hasan El Beşir’in, Türkiye’ye gelip devlet töreniyle karşılanmasına neden seyirci kaldılar?&lt;br /&gt;7) Türk gemisine saldırarak 9 kişinin ölümüne neden olan İsral’i protesto gösterileri düzenleyen bu vatandaşlar, aynı gece PKK tarafından İskenderun’da altı askerimizin şehit edilmesine neden tepki göstermediler? Üç gündür İsrail Büyükelçiliği’nin ve İstanbul Başkonsolosluğu’nun önünde sabahlayanlar, neden küçük de olsa bir “PKK’yı kınama eylemi” yapmadılar?***&lt;br /&gt;Biliyorum; yaramız taze, acımız çok büyük... Ve İsrail’in yaptıkları gerçekten alçaklık, kalleşlik, canilik!&lt;br /&gt;Ama... Bu haklı kavgada yalnız kalmak istemiyorsak; Türk halkının Gazze konusundaki duyarlılığının sadece “din eksenli” olmadığını da tüm dünyaya göstermemiz gerekmiyor mu?&lt;br /&gt;İşte bu yüzden; İsrail’i haklı olarak protesto edenlerin, söyleyecekleri sözlere ve atacakları sloganlara özen göstermesi, tüm dünyanın dikkatinin üzerimizde toplandığı şu günlerde gerçekten çok önemli!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-8269984065909850251?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/8269984065909850251/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=8269984065909850251' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/8269984065909850251'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/8269984065909850251'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/06/mustafa-mutlu-tamam-israil-katil.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-25893556070723974</id><published>2010-05-27T23:56:00.000-07:00</published><updated>2010-05-27T23:57:56.937-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Uyarıyorum... Zaman çabucak geçiverir&lt;br /&gt;&lt;a href="javascript:popuparsiv();"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Tufan TÜRENÇ&lt;br /&gt;28.05.2010&lt;br /&gt;&lt;a title="Hürriyet Mobil" href="http://webdenabonelik.hurriyet.com.tr/" target="_blank"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;24 Nisan geçti ya... Obama “soykırım” demedi ya...“Oh! Dünya varmış” deyip, yan gelip yattık.Artık 2011’in 24 Nisan’ına kadar daldığımız derin uykudan uyanmayız. Her yıl Obama Ermenicesini söylese bile “Yaşasın... Soykırım demedi ya...” diye düğün bayram ederiz. Gelecek marta doğru “Aman Obama soykırım demesin” diye kıvranmaya başlarız. Oysa yan gelip yatacağımıza, gelecek yıl için hemen çalışmaya başlamalıyız. Geçenlerde Amerikalı ünlü tarih profesörü Justin McCarthy ile birlikte olduk. Louisville Üniversitesi profesörü dürüst ve yürekli bilim adamı McCarthy, “Çok çalışmanız gerek” diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedenlerini de şöyle açıklıyor: “Ermenilerin talepleri hiç değişmedi. Soykırımı kabul etmenizi, tazminat ve toprak vermenizi istiyorlar. Bunlardan kesinlikle vazgeçmezler. Bunu unutmayın.”Prof. McCarthy’ye göre Ermeniler tazminat olarak altından kalkamayacağımız kadar yüksek paralar isteyecekler. “Erzurum, Kars ve Van’ı verin” diyecekler. Amerikalı profesör hiçbir Türk politikacısının bunu kabul edemeyeceğini çünkü bunu yaparsa politik hayatının biteceğini söylüyor.&lt;br /&gt;Haklı...&lt;br /&gt;Buna kimse cesaret edemez. ¡ ¡ ¡Prof. McCarthy’ye protokolleri anımsattım. Önemsemez bir havada şöyle dedi: “Protokollerin temeli tarih komisyonu kurulması. Ancak Ermenistan Anayasa Mahkemesi ‘Soykırımdan vazgeçmeyeceğiz’ kararı aldı.&lt;br /&gt;”Yani protokollerin kıymeti harbiyesi kalmadı. McCarthy bu noktada çok önemli bir öneride bulunuyor:&lt;br /&gt;“Türkiye ‘Ben arşivlerimi açtım’ desin. Ama bu kararı Meclis’ten geçirsin. Sonra da isteyen bütün tarihçilerin gelip arşivleri inceleyebilmesini sağlasın.Türkiye’de çok iyi kitaplar çıkıyor. Bunlar İngilizce dahil birçok dile çevrilmeli. Ayrıca çok önemli bilgiler içeren askeri kayıtlar da kitap haline getirilmeli.”McCarthy’ye “Tehcir”in bir hata olup olmadığını sordum. “Savaş dönemiydi.&lt;br /&gt;O sıralarda Ermeniler çok büyük bir tehditti ve bu olayı Ermeni çeteleri başlattı. Ancak Tehcir’in uygulaması çok kötüydü.&lt;br /&gt;Çok geniş alanda yapılması tehlikeliydi. Osmanlı yönetiminin tehcir edilenleri koruyacak gücü, parası, erzakı yoktu. Savaş vardı ve herkes aynı koşullar içindeydi. Bu bir felaketti.”¡ ¡ ¡&lt;br /&gt;McCarthy savaşta Ermenilerin çoğunun kaçıp Ruslara katıldığını anlattı.“Karıları ve çocukları kaldı. Sonra erkekler Ruslarla gelip çeşitli kentlerde katliamlar yaptılar. Kafkaslara kaçan Ermenilerin ise çoğu açlıktan öldü.&lt;br /&gt;Tehcir sırasında 600 bin Ermeni öldü. Bunların bir kısmı hastalıktan ve açlıktan yaşamlarını yitirdi. Ama unutulmasın ki, 1912 ile 1922 arasında Anadolu’da tam 3 milyon Müslüman öldü.&lt;br /&gt;Bu ölümler savaşlarda, katliamlar sonucunda oldu. Bu gerçekleri dünyaya anlatmalısınız.”McCarthy dürüst ve gerçekleri söyleyen, anlatan, yazan bir tarihçi.&lt;br /&gt;Görüşleri Ermenilerin hoşuna gitmiyor. Sürekli tehdit altında yaşıyor. “Tehditler azaldı. Ermeniler bir Amerikalı profesörün gerçekleri dile getirdiği için öldürülmesinin çok kötü olacağını sonunda anladılar” diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet McCarthy’nin dediği gibi gerçekleri dünyaya anlatmak zorundayız. Bunu başarabiliriz.Ama ah şu “kış uykusu hastalığı”ndan bir kurtulabilsek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/ShowNew.aspx?id=14860934"&gt;http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/ShowNew.aspx?id=14860934&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-25893556070723974?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/25893556070723974/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=25893556070723974' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/25893556070723974'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/25893556070723974'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/05/uyaryorum.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-4919488730575370020</id><published>2010-05-27T23:48:00.000-07:00</published><updated>2010-05-27T23:50:40.570-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Mustafa Mutlu&lt;br /&gt; Yazara ulaşmak için : &lt;a href="mailto:mmutlu@gazetevatan.com"&gt;mmutlu@gazetevatan.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahi, ne oldu?&lt;br /&gt;Önce anayasa değişiklik paketi, sonra Deniz Baykal’a ait olduğu iddia edilen seks kaseti derken... Çok önemli bazı olayları unuttuk. Oysa gazetecinin bir görevi de unutmamak ve unutturmamaktır.Bu nedenle; gündeme geldiklerinde bomba etkisi yaratan ama sonra arşivin raflarına kaldırılan bazı olayları hatırlatmak istiyorum:&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;1 Siyasi partilerin kapatılmasıyla ilgili Anayasa değişikliği önerisi, birkaç AKP’li vekilin “Evet” oyu vermemesiyle 3 Mayıs günü düşmüş ve yandaş medya da bu sayede “AKP’nin içindeki Ergenekoncular”ı keşfetmişti. Onlara göre bu değişikliğin gerçekleşmemesinin nedeni, “AKP’nin içindeki Ergenekon şebekesinin harekete geçmesi”ydi.Bu olayın üzerinden 25 gün geçti. Madem “Hayır” oyu veren AKP’liler Ergenekoncu’ydu; o zaman AKP yönetimi bu milletvekilleri için neden harekete geçmedi?Sahi, bu Ergenekonculara ne oldu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2 Mercedes’in üreticisi Alman Daimler-Benz A. G. firmasının yöneticileri ABD’de yapılan bir soruşturmada, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 22 ülkede rüşvet dağıttıklarını itiraf etmek zorunda kalmışlardı. Ne yazık ki Türkiye bu konuda sessiz kalmayı tercih etmişti.Sahi, bu rüşvetçilere ne oldu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3 24 Nisan’da Erivan’da yapılan Türkiye karşıtı bir gösteride bazı alçaklar bayrağımızı yakmıştı. Ben de “Ermenistan bu alçakları yakalayıp, hesap sormadıkça Ermeni açılımı askıya alınmalı” demiştim... Sahi, o alçaklara ne oldu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4 Gaziantep’teki 23 Nisan Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları sırasında, bazı çocuklar protokol tribününde garson olarak çalıştırılmıştı.Sahi, o çocuk istismarcılarına ne oldu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5 Ahmet Türk’e yapılan yumruklu saldırının hemen ardından, 19 Nisan’da Samsun’un Ladik ilçesinde devriye gezen polis otosuna ateş açılmış, iki polisimiz şehit düşmüştü.Sahi, o katillere ne oldu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6 Emekli Tümamiral İlker Güven’in boşanmak üzere olduğu eşi Sunahanım Güven, eşinin TSK’nın en gizli belgelerini para karşılığı bazı tarikatlara sızdırdığını iddia etmişti. Bu iddialardan sonra da elindeki belgelerle, hem Genelkurmay Savcısı’na hem de sivil savcılara ifade vermişti. Her nedense ifadeler verildikten sonra bu iddiaların üzerine sünger çekildi.Sahi, Suna Hanım’ın o iddialarına ne oldu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7 Bursa’da 19 kişinin ölümüyle sonuçlanan maden kazasıyla ilgili olarak açılan davada işverenin avukatı Yalçın Doruk, “3,5 milyon işsizin bulunduğu ülkemizde aylık 700 lira ile iş imkânı sunulması, sigorta primleri ve vergilerin ödenmesi işçiler için bir nimettir” demişti.Sahi, bu “köleci” avukata ne oldu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8 Hükümet; değerlenen arazilerine büyük müteahhitlik şirketlerinin göz diktiği Romanlar için de bir açılım paketi hazırlamış ve bu paketin tanıtımı için düzenlenen şölene şarkıcı Kibariye de katılarak destek vermişti.Sahi, Roman açılımı ne oldu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9 Sağlık Bakanlığı’nın yeni bir yönetmelik hazırlayarak, çocuk sahibi olmak isteyen kadınların yurt dışındaki sperm bankalarından sperm almalarını yasaklayacağı açıklanmıştı. Yönetmeliğe göre; bu yöntemle hamile kalan kadınlar hakkında suç duyurusunda bulunulacak ve hapse atılmaları sağlanacaktı.Sahi, bu ırkçı yönetmeliğe ne oldu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10 CHP İl Kongresi’ne katılmak üzere Van’a giden Deniz Baykal, taşlı ve sopalı saldırıya uğramış, ardından da bu saldırıyı gerçekleştirenler arasında AKP il yöneticilerinin bulunduğunu fotoğraflarla kanıtlamıştı. Baykal, polisin saldırıdan haberdar olduğunu da iddia etmişti.Sahi, o saldırgan AKP’lilere ve eylemi bildiği halde önlemediği öne sürülen Van Emniyet Müdürü’ne ne oldu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***Yukarıdaki örnekleri özellikle son iki ayda yaşadıklarımızdan seçtim.Daha önceki aylarda ve yıllarda yaşadığımız ama sonra “gündem yoğunluğu”ndan unuttuğumuz olayları yazmaya ise; değil bu köşe, ansiklopediler bile yetmez!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Eğer gerçekten çağdaş bir toplum olmak istiyorsak, bu sorular yanıtsız kalmamalı...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben soruyorum, siz de sorun:Sahi, ne oldu?&lt;br /&gt;&lt;a href="http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=sahi-ne-oldu&amp;amp;tarih=28.05.2010&amp;amp;Newsid=307948&amp;amp;Categoryid=4&amp;amp;wid=102"&gt;http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=sahi-ne-oldu&amp;amp;tarih=28.05.2010&amp;amp;Newsid=307948&amp;amp;Categoryid=4&amp;amp;wid=102&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;***&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-4919488730575370020?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/4919488730575370020/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=4919488730575370020' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/4919488730575370020'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/4919488730575370020'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/05/mustafa-mutlu-yazara-ulasmak-icin.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-2236517980192212066</id><published>2010-05-24T13:32:00.000-07:00</published><updated>2010-05-24T13:57:24.455-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Neval Kavcar&lt;br /&gt;Komploydu, istifaydı, sadakatti, Gandi'ydi derken onyedi gün geçmiş. O arada İran ile ilgili önemli bir anlaşma imzalandı. O imza, ABD’nin İran üzerindeki tasallutundan vazgeçtiği anlamını taşımıyor elbette. Üstelik Türkiye’nin arabuluculuk anlamı taşıyan o girişimi, İran’a gelecekte hangi yaptırımın önünü açacak, belli değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada, Türkiye ekonomisi rayında gibi Yunanistan’ı kurtarmaya soyundu Başbakanımız. Biz o ara kasetle meşguldük. İş adamlarını yanına alıp gitti. 22 anlaşma imzalandı. Bizimkiler “silahlanmaya harcanacak para, fakir ülkelere verilsin” falan dedi. Türkiye’de her şey yolunda, ekonomi tıkır tıkır işliyor ya, sanırım ondan söylediler. Bizim gibi münafıklar, bunu göremiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbakan iktidarının ilk günlerinde de böyle dolaşırdı. O devletten bu devlete, komşularla sıfır problem diye diye gezerdi. Yine başladı dolaşmaya. Türkiye’ye ne kadar az uğrarsa o kadar iyi. Burada pek bir şey yapıldığı yok nasılsa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yunanistan – Türkiye yakınlaşması süperde, Erdoğan’ın ardından 19 Mayıs’ta “Türkleri soykırımcı ilan eden, Pontus soykırım günü” kutlamalarını ne yapacağız?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Batı emperyalizminin, Rum, Ermeni ve yandaşlaştırdıkları bir kısım Kürtleri kullanma politikasından ne zaman kurtulacağız?&lt;br /&gt;Anadolu paylaşılırsa, bize de bir şey düşer mi açıkgözlülüğü içindeler.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yunanlıların, Ermenilerin “soykırıma uğradık” diye bas bas bağırması, gerçi bizimkileri rahatsız etmiyor. “Çözümsüzlük çözüm değildir” diyerek “çözüm olmayan, tek taraflı” anlaşmalar yapıyorlar. Yunanistan “İzmir, İstanbul’a göz koyuyor”, Ermenistan D. Anadolu bizim diyor, bizimkiler “Yunanlıları kurtarmaya” koşuyor.&lt;br /&gt;Evliya gibi bir Başbakan tarafından yönetiliyoruz. Kıymetini bilelim, ey millet!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Komşularla Sıfır Problem Kesmedi, Şimdi “Her Şeye Maydanoz Olma” Politikası&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Aklıma takılan bir şey oldu. İran’ın “uranyumu” bizde niye kalıyor? Viyana ile İran arasındaki takas, Türkiye’de olacak. Şartlara uyulmazsa vs gibi şartlar tamam da, AKP iktidarı ABD’nin Irak’a saldırısı ile başlamıştı. Şimdi Uranyum bizde iken, olası savaş şartları oluşursa. Bu konuda ne AKP iktidarına, ne de Washington’a güvenmiyorum. Üstelik NATO askerline ayrıcalıklar yasası, babamızın hayrına çıkarılmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nerde belalı iş var, orada bitiyorlar. Bu arada imzaladıkları halde Kıbrıslı Rumlara bir türlü açamadıkları limanlar için, proje üzerine proje üretiyorlar. Kıbrıslı Türkler için Dünya’da açılacak üç limana karşılık, bizim bütün limanları açacağımızı duyurdular. Siyaset kaset sebebiyle, ameliyatlı. Kimseden çıt çıkmadı. Davutoğlu direk olarak, limanları Rumlara açsa, kimsenin aldıracağı falan yoktu. Kale boş, atış serbest.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neticede çözüm diye KKTC’nin yok olacağı bir yapıya gidilmiyor mu sayelerinde, ne gerek var üç liman açılmasına. BM gibi ülke olduk. Kimin başı darda yetişiyorlar. Rus – Gürcistan probleminde “Kafkas İttifakı”, İsrail Gazze’yi bombalarken “Üçlü planı” cebine koyan Erdoğan’dı. O planlar ne oldu sahi? Değil de bir gün ara dayağı yiyebiliriz, “her şeye maydanoz olma” politikası sebebiyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komplolarla, Türkiye’nin idaresi ne güzel oluyor. AKP işte bunun için 8. Maddeyi koymuştu Anayasa paketine. Muhalefeti kontrol ettiği, AKP’nin ilelebet kapatılmayacağı çağdaş o madde reddedildi! Böyle daha mı iyi oldu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Matruşka&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komplo matruşkaya dönüştü. Her bebeğin altından başka tezgah çıkıyor. Baykal’la birlikte Kılıçdaroğlu’nun başını yediler. Bunu ilerleyen günlerde göreceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski CHP liderinin emek emek günümüze taşıdığı etnik ve mezhepsel politikaya geçit vermediği partisinde, iyi temennisine rağmen kargaşa hüküm sürecek. Bu da haliyle Türkiye’ye yansıyacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;CHP’nin yeni profilini, Yılmaz Özdil’in satırlarında görelim.&lt;br /&gt;“Kılıçdaroğlu’nun verdiği ilk mesaj, kravatsız olmasıydı... “Niye?” diye sordular... “Kendimi halka yakın hissettiğim için kravat takmadım” dedi... Geriye kalan herkesin kravatlı olduğunu düşünürsek, o salonda halka yakın başka CHP yöneticisi yoktu demek ki!” (Yılmaz Özdil – 23 Mayıs 2010 – Hürriyet)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;okuyuculardan:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz nelerle uğraşıyoruz; aman Allahım...Bugünlerde dünyada önemli şeyler oluyor.Dünya adeta yeniden şekilleniyor.Ama ne yazık ki hiçbir muhalefet partimizin bu konularda ilgileri, bilgileri, bilgilendirmeleri yok.Üniversitelerimiz adeta felç olmuş gibi.Hala çok derin uykularda..medyamız malum;emperyalizmin patronlarının adi çıkarlarının maşalığını, sözcülüğünü yapıyorlar. 5.kol faaliyetlerinin, ülkemizi içten çökertmenin; millimanevi değerlerimizi tamamen yok etmenin gayretindeler.Dünyada yeni pazarlar savaşı var. Uzakdoğu, Asya, Orta Asya, Güney Asya, Afrika kıtası, Latin Amerika vs. Çin, Hindistan, Rusya, ABD, Almanya, Fransa, İsrail...Büyük Nüfuz ve Pazar savaşı..Kıran kırana..Türkiye için; Asya, Güney Asya, Orta Asya, Uzakdoğu, Afrika ve Latin Amerika çok büyük fırsat, Avrasya da...Artık derlenip toparlanmalıyız..Bu savrukluk ve birbirimizi yeme bize çok pahalıya malolabilir...Yeter artık..Dünyanın 200 ülkesinde her yıl Türk, Türkiye Günleri düzenlensin Bir 10 milyon insanımızı yurtdışına çıkaralım..&lt;br /&gt;Misafir24.05.2010 15:03&lt;br /&gt;Türk Dış Politikası Hiç bir dönem bu kadar Güçlü olmadı Dünya imrenerek Takdir ederken Siz Kıskanarak çamur atmaya çalışıyorsunuz. Ülke içindeki Bu kadar Maydonozlara rağmen Ülkem Tüm Dünyada şimdi Çok daha iyi temsil edilir durumda . Siz Ne kadar bunu çekemiyorsanızda gerçek durum bu . Kendi Dar Bakış açınızla Dış Politikayı değerlendirmeniz komik olmuş . Siz Ruh İkizinizin arkasından ağlamaya devam edin bırakın Millet işini yapsın. Bu işler sizi aşar . En Muhalif kişiler bile Dış Politakada atılan adımları takdir ederken sizin hala 15 sene önceki kafa ile olaylara bakmanıza ne denir bilmem. Sizin gibileri gördükçe doğruları bulmamız daha çabuk oluyor . Türkiye Doğru Yolda ..&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.sonsayfa.com/Makaleler/Neval-Kavcar/Dis-Politikada-Maydanoz-Modeli.html"&gt;http://www.sonsayfa.com/Makaleler/Neval-Kavcar/Dis-Politikada-Maydanoz-Modeli.html&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-2236517980192212066?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/2236517980192212066/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=2236517980192212066' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/2236517980192212066'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/2236517980192212066'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/05/komploydu-istifayd-sadakatti-gandiydi.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-1890448643888900432</id><published>2010-05-24T13:30:00.001-07:00</published><updated>2010-05-24T13:30:55.432-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Cumhuriyet 24.05.2010 &lt;a name="ICERIKBASI" rel="nofollow"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;2000’Lİ YILLARDA&lt;br /&gt;ERDAL ATABEK&lt;br /&gt;Bizden Birinin Karizması...&lt;br /&gt;Karizma, özellikle bizde “erişilmez, sorgulanmaz, büyüleyici, sürükleyici etki” anlamını taşır.&lt;br /&gt;Bu nedenle de “içimizden biri” tipi, çoğu zaman “ama karizmatik değil” diye nitelenir.&lt;br /&gt;Futbolda Fatih Terim-Şenol Güneş kıyaslaması böyle yapılmıştı.&lt;br /&gt;Politikada da bu kıyaslamalar yapılır.&lt;br /&gt;Ancak CHP’de Bülent Ecevit “Karaoğlan” yakıştırması ile değişik bir siyasal portre olmuştu.&lt;br /&gt;Erdal İnönü de kişiliği ile alçakgönüllü, sakin, ılımlı bir etkileme gücü göstermişti.&lt;br /&gt;Deniz Baykal ile CHP gene klasik karizmatik liderle yönetildi.&lt;br /&gt;Yetkin, enerjik, güçlü, ulaşılmaz, erişilmez, eleştirilmez lider.&lt;br /&gt;Ama Deniz Baykal toplumu sürükleyemedi.&lt;br /&gt;Etkileme gücü de kendi grubuyla sınırlı kaldı.&lt;br /&gt;Bu durumu fark etti mi, fark etti ise kabul etti mi, bilemiyoruz.&lt;br /&gt;Aslında AKP için kolay bir muhalefet lideri oldu.&lt;br /&gt;Halka ulaşamadığı için de sınırlı etkisiyle AKP rahat hareket edebildi.&lt;br /&gt;Şimdi “bizden biri”nin karizmasını görüyoruz.&lt;br /&gt;Sakin, biraz mahcup, sıcak gülüşlü, içtenlikli, dosya adamı görünümlü bir lider.&lt;br /&gt;Ama Kemal Kılıçdaroğlu, AKP’yi en can alıcı noktadan vuruyor: Yolsuzluklar.&lt;br /&gt;Yolsuzluklar, akrabaları zengin etme, yakınları kollayıp servet sahibi yapma, cemaati kollama, geri kalanları horlama, aşağılama, azarlama, küçümseme.&lt;br /&gt;Toplum bunları görüyor hem de çok iyi görüyor.&lt;br /&gt;Ama “dindarlık, Müslümanlık, iman, ibadet” ekseninde bütün bunlar örtülüyor.&lt;br /&gt;Zonguldak’ta, kömür ocağında otuz kişinin can vermesi, Başbakan’a göre “kader”.&lt;br /&gt;“Kader”, bu iktidarın cankurtaranı.&lt;br /&gt;Grizu felaketi kader.&lt;br /&gt;Sel basması “kader.”&lt;br /&gt;Deprem “kader.”&lt;br /&gt;Hızlı tren kazası “kader.”&lt;br /&gt;İşsizlik “kader.”&lt;br /&gt;Trafik kazaları “kader.”&lt;br /&gt;Bu iktidarın başımıza gelmesi “kader.”&lt;br /&gt;Oysa hiçbiri kader değil.&lt;br /&gt;Görevi ihmal, aymazlık, körlük, bilimi tekniği inkâr, cehalet, adam kayırma, işi ehline vermeme.&lt;br /&gt;Hepsi de suç olan etkenlerin sonucunda doğan felaketler elbette “kader değil”.&lt;br /&gt;Günün görevi budur: Bunların kader olmadığını halka anlatmak.&lt;br /&gt;Bağırmak, çağırmak, mimiklerle, jestlerle konuşmak değil.&lt;br /&gt;Usul usul, sakin sakin anlatmak.&lt;br /&gt;Halk anlar mı?&lt;br /&gt;Halk, hem de çok iyi anlar.&lt;br /&gt;Hak verir mi?&lt;br /&gt;Elbette hak verir.&lt;br /&gt;Oturur düşünür mü?&lt;br /&gt;Hem de çok iyi düşünür.&lt;br /&gt;Hem düşünür hem konuşur.&lt;br /&gt;Birbiriyle konuşur.&lt;br /&gt;Kahvelerde, yollarda, şurda burda konuşur.&lt;br /&gt;Konuşurken de düşünür.&lt;br /&gt;Doğrusu nedir, yanlışı nedir diye düşünür.&lt;br /&gt;Bütün sorun, halkı düşündürtmekten geçer.&lt;br /&gt;Bütün sorun halkın korkularını yenmekten geçer.&lt;br /&gt;Bütün sorun halka anlatabilmekten geçer.&lt;br /&gt;Bütün sorun halkı adam yerine koymaktan geçer.&lt;br /&gt;O zaman halk kimin ne oyunlar çevirdiğini, kimin onu düşündüğünü anlar.&lt;br /&gt;“Bu halk anlamaz” diyenler yanılıyorlar, hep de yanılmışlardır.&lt;br /&gt;Bu halk çok iyi anlar.&lt;br /&gt;Yeter ki sen anlatmasını bilesin.&lt;br /&gt;Şimdi, Kemal Kılıçdaroğlu’nun nasıl anlattığı görülecektir.&lt;br /&gt;Kemal Kılıçdaroğlu’nu büyük bir gönül rahatlığı ile destekliyorum.&lt;br /&gt;“Bizden biri”nin karizmasının ne olduğu çok iyi görülecektir.&lt;br /&gt;Bağırmadan, çağırmadan, aldatmadan, kandırmadan halka nasıl ulaşılırmış, görülecektir.&lt;br /&gt;Yeter ki biz akıllıca, sakince doğru yapılanları desteklemeyi bilelim.&lt;br /&gt;Artık görev hepimizindir.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://au.mc300.mail.yahoo.com/mc/compose?to=erdalatak@gmail.com&amp;amp;subject=YoreNet%20e-MEDYA%20$%7BTARIH%7D-$%7BYAYIM_ADI%7D-$%7BHKODU%7D" rel="nofollow" target="_blank" ymailto="mailto:erdalatak@gmail.com?subject=YoreNet%20e-MEDYA%20$%7BTARIH%7D-$%7BYAYIM_ADI%7D-$%7BHKODU%7D"&gt;erdalatak@gmail. com&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-1890448643888900432?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/1890448643888900432/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=1890448643888900432' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/1890448643888900432'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/1890448643888900432'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/05/cumhuriyet-24.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-5963991471445981371</id><published>2010-05-11T00:15:00.001-07:00</published><updated>2010-05-11T00:15:41.987-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Bekir CoşkunOysa Anneler Günü’ydü...10 Mayıs 2010 Pazartesi, 11:46:50 (BUGÜN bu köşeyi dünyanın en temiz ve masum canlıları; sincaplardan, geyiklerden, kedilerden, yunuslardan, köpeklerden, martılardan, turnalardan alıp, yeryüzünün en tehlikeli, en vicdansız, en kirli canlısı insana ayırıyorum...)&lt;br /&gt;Baykal‘ın olduğu söylenen görüntüler, kasetler, videolar, söylenenler, yorumlar, haberler bugün beni ilgilendirmiyor...&lt;br /&gt;Siyasetiniz, kavgalarınız, çekişmeleriniz umurumda değil bugün...&lt;br /&gt;Sadece; suçu lider eşi olmak olan, herkes uyurken gizli gizli ağlayan, tek manevi gücü gururu kırılmış, acı çeken bir kadın var gözlerimin önünde bu sabah...&lt;br /&gt;Kadere kızıp yumruk sallasa, sevdiği erkeğe çarpacak sıkılmış eli...&lt;br /&gt;Fotoğrafları yırtsa, defterleri parçalasa, anıları yıksa...&lt;br /&gt;Ben tanırım; yapamaz...&lt;br /&gt;Mağrur...&lt;br /&gt;Ağırbaşlı...&lt;br /&gt;İddiasız...&lt;br /&gt;Çıkıp bağırsa, çağırsa, çığlık atsa...&lt;br /&gt;Yapamaz; sessiz...&lt;br /&gt;Ve bugün Anneler Günü...&lt;br /&gt;Onun elinden en değerli varlığı; yuvasındaki huzuru aldınız...&lt;br /&gt;Batsın sizin siyasetiniz, kavgalarınız, politikalarınız, iktidarınız, muhalefetiniz, mücadeleniz...&lt;br /&gt;Şehit annelerinden adi cinayet furyalarına kadar bu ülke ağlayan annelerin ülkesidir, tamam da...&lt;br /&gt;Bu farklı...&lt;br /&gt;Her sabah “ağlamayan anneler ülkesi” olmak umudu ile erkeğini giydirip kuşatan ve mutlu günler için dua ederek uğurlayan kadını vurdunuz...&lt;br /&gt;İstediği gibi ağlamasını dahi yasaklayıp sessizliğe mahkûm ederek...&lt;br /&gt;Umurumda değil; doğru mu, sahte mi görüntüler-kasetler...&lt;br /&gt;Bu kirli-pis-soytarı dünyanızı, bir kadının bir damla gözyaşına dahi kurban ederim, elimden gelse...&lt;br /&gt;Kıyamam...&lt;br /&gt;Siz nasıl kıyarsınız...&lt;br /&gt;Bugün Anneler Günü...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-5963991471445981371?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/5963991471445981371/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=5963991471445981371' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/5963991471445981371'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/5963991471445981371'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/05/bekir-coskunoysa-anneler-gunuydu.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-9077923004285533090</id><published>2010-04-28T12:35:00.000-07:00</published><updated>2010-04-28T12:36:50.552-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Mustafa Mutlu /&lt;strong&gt; Kore’de ölenler Anzaklardan daha mı değersiz?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Tam 95 yıl önce Anadolu’yu işgale gelen Anzakların torunları önceki gün yine Gelibolu’da buluşup dedelerini andı...Düzenledikleri “şafak ayini”ni televizyondan izlerken, aklıma her yıl olduğu gibi Kore şehitlerimiz geldi!Ezildim, utandım, sıkıldım...Onlar da tıpkı Avustralyalı ve Yeni Zelandalı askerler gibi hiç bilmedikleri çok uzaktaki bir ülkeye götürüldüler...Onlar da günlerce süren uzun bir gemi yolculuğu yaptılar...Onlar da neden bu savaşa katıldıklarını hiç öğrenemediler...Ve aslında onlar da “kendilerinin” olmayan bir savaşta şehit düştüler...&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;İtilaf devletlerinin Çanakkale’de ölen askerlerinin toplam sayısı 44 bin 023...Bunların 8 bin 709’u Avustralyalı, 2 bin 701’i Yeni Zelandalı...Ve bin 358’i Hindistanlı!Tek suçları; sömürge ülkelerinin vatandaşları olmaktı...İngiltere savaşa girince; bu ülkelerdeki valiler, savaşa asker göndererek İngiltere Kraliyeti’ne bağlılıklarını kanıtladılar...&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;259 subay, 18 askeri memur, 4 sivil memur, 395 astsubay, 4 bin 414 erbaş ve erden oluşan 5 bin 090 kişilik Türk tugayının, 1950 yılında başlayan ve 1953’e kadar süren Kore Savaşı’na gönderilme nedeni de buna çok benziyor...II. Dünya Savaşı bitmiş, Soğuk Savaş başlamıştı...Savaşta tarafsız olmaya çalışan Türkiye, “dostsuz” kalmıştı...Muhtemel bir Sovyet tehdidine direnmek için, Batı Bloku’na ve Amerika’ya yanaşmaya başladı. ABD’nin Kore’deki işgaline asker göndermeyi kabul edince de NATO üyeliğine buyur edildi.Sonuçta toplam 741 şehit...2 bin 147 yaralı verdik...Bunların dışında 234 askerimiz tutsak düştü; 175’i yitik (akıbeti belli olmayan) ilan edildi...&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;İyi de...Neden Yeni Zelanda ve Avustralya hükümetleri, 95 yıl önce ölen vatandaşları için her yıl büyük masrafları üstlenerek vatandaşlarını Çanakkale’ye gönderiyor, bu törenlere devlet yetkililerinin en üst düzeyde temsille katılımını sağlıyor, her 25 Nisan’da kendi ülkelerinde büyük anma törenleri düzenliyor da...&lt;br /&gt;“Kore şehitlerimizi” anmak, gazilerimizin hatırını sormak neden bizim devlet yöneticilerimizin aklına bile gelmiyor?&lt;br /&gt;Yoksa Kore Savaşı’nın sorumlusu; “devlet” değil de orada ölen askerlerimiz miydi?Devlet onları göndermek istemedi de bizimkiler “İlle de gideceğiz” diye mi tutturdu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;İşte; her 25 Nisan’da Çanakkale’ye kopup gelen Anzaklar’ın torunlarını izlerken ezilmemin, utanmamın, sıkılmamın nedeni bu...Nasıl oluyor da bizim devletimiz şehitlerine bu kadar duyarsız?&lt;br /&gt;İnsanımız, bu duyarsız devlete böylesine tepkisiz kalabiliyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="mailto:mmutlu@gazetevatan.com"&gt;mmutlu@gazetevatan.com&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-9077923004285533090?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/9077923004285533090/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=9077923004285533090' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/9077923004285533090'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/9077923004285533090'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/04/mustafa-mutlu-korede-olenler.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-2779504480453929491</id><published>2010-04-22T13:45:00.000-07:00</published><updated>2010-04-22T13:47:11.245-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Yılmaz ÖZDİL  &lt;a href="mailto:yozdil@hurriyet.com.tr"&gt;yozdil@hurriyet.com.tr&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bedelli&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Anlamadığım şu... Kaç paraysa ödeyeceksek, niye “er” oluyoruz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem papelleri sayacaksın.Hem en altta kalacaksın.Adalet mi bu?&lt;br /&gt;2 bin dolar fazla verip, albay olmak istiyorum belki... Parasıyla değil mi?&lt;br /&gt;*Yapılacaksa, tam yapılsın.Tarifesi yayınlansın...Yüzbaşı, adı üstünde, yüz dolar.Binbaşı, bin dolar.&lt;br /&gt;Ya general?&lt;br /&gt;Hepsini içeri tıkıyorlar, paramızla rezil olacak kadar keriz değiliz herhalde!&lt;br /&gt;*Peşin peşin tezkere...Taksit taksit ödensin.2 al, 1 öde kampanyası yapılsın.İki biraderin biri bedavaya gelsin.Bonus’la teşvik edilsin...&lt;br /&gt;En az üç gönderene, F16’yla yemin törenine gidiş-dönüş bileti verilsin.&lt;br /&gt;*Durumu iyi olan kombine alsın.&lt;br /&gt;Kendi gitmesin.&lt;br /&gt;Çocuğu gitmesin.&lt;br /&gt;Torunu da gitmesin.&lt;br /&gt;*- Askerliği nerde yaptın?&lt;br /&gt;- Locada.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;-Tankçı, topçu meşakkatli; yeni sınıflar oluşturulsun mesela...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt; “Bokumda boncuk var tümeni” kurulsun. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Babam sağolsun tugayı” kurulsun. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Parası hangisine yetiyorsa, oraya gitsin.İlla da gidilmesin zaten...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İsteyen, kendi yerine adam göndersin. Vatanını çok seven, iki tane göndersin. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Çok yurtsever insandır, hayır için her sene birini gönderir” filan... &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bi bölük gönderene, madalya verilsin.*Daha olmadı... &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Tırışkadan ameliyatla dikiş attıranlar vakfı” kurulsun. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Zeki çocuklara askerlikten sıyırma bursu verilsin...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;E hem aklı yok, hem parası, marş marş, askere onlar gitsin.&lt;br /&gt;22 Nisan 2010&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-2779504480453929491?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/2779504480453929491/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=2779504480453929491' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/2779504480453929491'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/2779504480453929491'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/04/ylmaz-ozdil-yozdilhurriyet.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-7885072620092818541</id><published>2010-04-21T11:46:00.000-07:00</published><updated>2010-04-21T11:47:22.328-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;Terörle Mücadelenin Ekonomik Maliyeti&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;veya&lt;br /&gt;300 milyar Dolar Safsatası&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Ümit Özdağ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşük Yoğunluklu Çatışma-terör, devletler için çok pahalı bir mücadele türüdür. Ülkemiz 1984’den 1999’a ve 2003’den 2010’a kadar süren terör ile mücadele sürecinde çok büyük insani ve mali kayıplar vermiştir. Türkiye’nin PKK ile mücadelesi ülkemizin ekonomik kalkınmasına çok ağır darbeler vurmuştur. Türkiye, kalkınmasında ve halkının refahında kullanabileceği birçok kaynağı terör ile mücadeleye ayırmak zorunda kalmıştır.&lt;br /&gt;Türkiye’nin PKK ile mücadelede harcadığı paranın ve yan maliyetler çok büyük olmakla beraber ne yazık ki siyaset, medya ve akademik camianın terörle mücadeleye harcanan para konusunda kendisini sokak efsanelerine kaptırdığı görülmektedir. Terörle mücadele sürecinde harcanan paranın 100 milyar Dolar civarında olduğu 1996 senesinden bu yana söylenir. 2003 sonrasında 300 milyar hatta 1000 milyar Dolar gibi rakamlar bakan seviyesindeki yetkililer tarafından dile getirilmiştir.&lt;br /&gt;Bu çok yüksek rakamlar genellikle sorgulanmadan kabul edilmiş ve tekrarlanmaya devam edilmiştir. Bu rakamları hatta daha fazlasını inandırıcı kılan birçok delil de gösterilebilir. Bir Skorsky helikopterin fiyatı 18-20 milyon Dolardır. Bir Super Cobra helikopterin maliyeti 20-22 milyon Dolar’dır. Zırhlı araçlar, modern teknoloji ürünü silahlar çok yüksek meblağlar ödenerek başka ülkelerden tedarik edilmiştir. Bir savaş uçağının veya helikopterin bir saat havada kalması 10 bin Dolar civarındadır.&lt;br /&gt;On binlerce asker senelerce dağlarda operasyon gerçekleştirmişlerdir. Operasyonlar helikopter demektir, silah, cephane, yemek taşınması demektir. Birçok karakol inşa edilmiştir. Yüzlerce kilometre yol yapılmıştır. Olağanüstü hâl bölgesinde maaşlara ek ödeme yapılmıştır. Sayıları 80 bine yaklaşan korucuya yıllarca ödeme yapılmıştır. Yıkılan ve imha edilen böylece maliyeti artıran birçok devlet malı vardır. Özetle, 100 milyar Dolar ve daha fazlasını inandırıcı kılan birçok gerekçe vardır. Ancak bir şeyin ilk bakışta akla yatkın olması onun doğru olması anlamına gelmez.&lt;br /&gt;Türkiye’nin de terörle mücadeleye 100, 300 hatta 1000 milyar Dolar harcamış olduğu iddiaları sokaktaki adam için akla yakın olsa da siyaset, medya ve akademi dünyası mensuplarının Türkiye’de olmayan bir paranın nasıl harcandığını kendilerine sormadan tekrarlamaları en hafif ifade ile şaşırtıcıdır. Bu iddiaların arkasındaki motiflerden birisi de “bakın 300 hatta 1000 milyar Dolar harcamamıza rağmen PKK’yi bitiremedik, bu parayı PKK’ya harcamasaydık şimdi çok zengin bir ülke olurduk. İyisi mi şu Kürt Açılımını bir an önce bitirelim” düşüncesidir. Bu anlamda 300/1000 milyar Dolar iddiaları Türk halkına yönelik bir psikolojik operasyondur. Ancak psikolojik harekat/toplumsal histeri boyutuna ulaşmış olan terörle mücadele konusundaki iddialara kapılmayarak, konu ile ilgili bilimsel bir araştırma yapan Prof. Dr. Servet Mutlu, “Ayrılıkçı PKK Terörünün Ekonomik Maliyeti” konulu çalışmasında 1984-2005 arasındaki terör kaynaklı ekonomik harcama ve kayıplarının tamamının 72.34 milyar TL ya da 53.95 milyar Dolar olduğunu ortaya koymuştur.&lt;br /&gt;Servet Mutlu, yukarıda toplamı ortaya konulan rakamı oluşturan alt harcamalar konusunda da şu tespitleri yapmaktadır.&lt;br /&gt;a) Güvenlik harcamaları, 52.5 milyar TL,&lt;br /&gt;b) Göçte kırsal kesimde ortaya çıkan üretim kaybından doğrudan ve dolaylı 1989 – 2005 arasında 16.32 milyar TL.&lt;br /&gt;c) Yeniden yerleşim için 2.98 milyar TL,&lt;br /&gt;d) Köye dönüş için 305.2 milyon TL,&lt;br /&gt;e) Tahrip edilen yol, köprü, bina vs. 223.5 milyon TL. Toplam 72.34 milyar TL veya 53.95 milyar Dolar. Gerçek maliyet budur.&lt;br /&gt;2005 – 2010 döneminde yapılan harcamalar ile bu maliyetin 85 milyar TL.’ye çıkmış olması muhtemeldir. Ancak 300 hatta 1000 milyar Dolar ile 85 milyar TL arasındaki dev uçurum ortadadır. 85 milyar TL küçümsenecek bir rakam değildir. Bu rakamın yatırımlara harcanması durumunda ortaya çıkacak refah ülkemizi ve yurttaşlarımızı bugün olduğundan çok daha farklı bir noktaya taşıyacaktı. Fakat anılan miktarın terörle mücadeleye harcanmaması ve binlerce insanımızın şehit düşmemesi durumunda da ülkemiz parçalanacak, topraklarımızın bir bölümü üzerinde çoktan bir başka devlet kurulmuş olacaktı. Bu mücadele verilirken göz önünde tutulması gereken husus, Ege Cansen’in tespit ettiği gibi, “Mücadelenin maliyeti, zaferin muhtemel kârından çok olamaz.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü&lt;br /&gt;Adres: Ahlatlıbel Mah. Üniversiteliler Sitesi 106. Sokak No: 60 Çankaya - ANKARA&lt;br /&gt;Telefon: 00 90 (312) 489 18 01&lt;br /&gt;00 90 (312) 489 18 02&lt;br /&gt;Faks: 00 90 (312) 489 18 01&lt;br /&gt;E-posta: bilgi@21yyte.org&lt;br /&gt;www.21yyte.org/tr/&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-7885072620092818541?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/7885072620092818541/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=7885072620092818541' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/7885072620092818541'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/7885072620092818541'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/04/terorle-mucadelenin-ekonomik-maliyeti.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-3258617163084914854</id><published>2010-04-21T11:43:00.001-07:00</published><updated>2010-04-21T11:43:21.216-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;Balbay’dan çok ağır sözler! &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Haberler&lt;br /&gt;19 Nisan 2010 &lt;br /&gt;Cumhuriyet eski Temsilcisi Balbay: ‘Mektuplarıma cevap vermediler. Hançerlendim.’Cumhuriyet Gazetesi Ankara eski Temsilcisi Mustafa Balbay’ın görevden alınmasının yankıları sürüyor. Balbay, 16 Nisan günü konuştuğu Cumhuriyet Gazetesi okurlarına “Mektuplarıma cevap vermediler. Adeta hançerledim” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumhuriyet Gazetesi Okurları (CUMOK) Platformu cuma günü Gazeteci Mustafa Balbay’la görüştü. Silivri’deki Ergenekon Davası’nda verilen arada okurlarıyla hasret gideren Balbay, “Sizi, sizinle kucaklaşmayı çok özledim. Hepiniz gözümde tütüyorsunuz” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TEMSİLCİLİKLE İLGİLİ SÜREÇ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumhuriyet Gazetesi okurlarından Haluk Yalvaç’la konuşan Balbay, temsilcilik görevinden alınma sürecini de anlattı. Balbay’la yaptığı konuşmayı notlar halinde facebook’ta paylaşan Yalvaç, şunları aktardı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Cezaevinin ortamında Balbay’ımıza gazetede olup bitenleri sordum, benimle paylaştıklarını sizlere anlatmak durumundayım. Bu benim görevim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Yaklaşık 3 ay kadar önce gazetemizin avukatı “Yayın Kurulu yeni bir Ankara Temsilcisi atama eğiliminde” demiştir. Balbay’ın (avukata) yanıtı, kaygıları şöyle olmuştur: Öncelikle Balbay, tutuklandıktan 1 ay sonra doğabilecek boşluğu öngörmüştür. Bir dönem içimizden birinin vekâleti ile durumu aşabileceğini düşündüğünü ifade etti. Yaz bitti, savunma da bitince, ardından cezaevinden bırakılmayınca şöyle düşündüğünü benimle paylaşmıştır: Ankara’da gazeteden biri temsil görevini üstlenir, İstanbul’dan da siyasetle, günlük gelişmelerle ilgili yazar arkadaşlar devreye girer, bu süreç aşılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Balbay avukata: “Çıkınca çözümü masaya yatırırız. Birlikte yeni bir temsilci saptanır, ben gazetede diğer görevlerimi sürdürürüm” demiştir.&lt;br /&gt;Arkadaşlarım, Balbay, kendini her koşulda Cumhuriyet’e ait hissediyor. İlle de temsilcilikte kalma gibi iddiası yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Balbay’a “Ankara Temsilcisi olduğunuz için yaptığınız görevlerden yargılanıyorsunuz?”&lt;br /&gt;dedim. Bana “Buradan o unvanla çıkmak isterdim, bu çok önemlidir” dedi. Avukata da söylemiş. Avukata medya Balbay’ın istemediği bu kararı başka türlü yorumlar, kaygım var. (Haklı çıktı) İç gerilim olabilir kaygım var. (Haklı çıktı.) İç sorun yaratarak baskı sayısı (satış) artamaz, demiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- Balbay, avukata “Bana rağmen alınan bu kararı hançer olarak görürüm, üzülürüm” demiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- Bu görüşleri yönetime iletildikten sonra, Balbay anlayışla karşılanacağını düşünmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6- 1 ay sonra gazete avukatı “Yayın Kurulu senin gibi düşünmüyor” demiştir. Balbay bunun üzerine yayın kurulu üyelerine tek tek mektup yazmış, yukarıdaki kaygıları belirtmiştir. Hiçbiri yanıt vermemiştir. Sadece Şükran Soner ziyaretine gelmiş ve her şeye rağmen orta bir yol bulacaklarını söylemiştir. Fakat 2 gün sonra gazetede temsilci atandığı haberi çıkmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaşlarım, Balbay çok üzülmüştür. Halen etkisindedir. Yayın kuruluna görüşlerini anlatmaktan dolayı “ vicdanım rahat “demiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balbay ayrıca “İçim rahat, bana yönelik suçlamaların ne olduğu ortada. Eninde sonunda buradan çıkacağım” derken kendisine suçunun olmadığını bizler biliyoruz, dedim. Cumoklar için Balbay, Cumhuriyet’in ayrılmaz bir parçasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaşlarım, Balbay çok üzgün. “Kamuoyu bilsin, temsilcilikte iznimin olduğu görüşü yanlıştır” dedi. Balbay “yazı yazmaya, haftada 2 gün bile olsa devam etmeliyim” demektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balbay’ın şu anlamlı sözlerini yazmalıyım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Gazetemizin ana can damarı İlhan Selçuk hastanede, Ankara atardamarı Mustafa Balbay hapishanede. İlhan Selçuk hiç yazı yazamıyor, Balbay haftada 2 gün duruşma-hukuk ve cezaevi yaşamı ağırlıklı yazı yazıyor. Yani ikisi de aktif-belirleyici hayattan kopuk.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görev sorumluluğum gereği bu görüşmeyi sizlerle paylaştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustafa Balbay’a yapılan haksızlığın altında ne olabilir? Bende bu temsilcilik ataması yangından mal kaçırır gibi olmuş kanaatini oluşturdu. Ama yangın başka tarafta? Mal başka tarafta?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**Gazete yönetiminin yeni çizgisi gazeteye zarar vermeden uyarı görevimizi yapacağız. Tek kaygım; zarar görülecek bir ortamın doğmamasıdır. Onu yapacak olgunluktayız, değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankara Cumok değerlendirmesini hafta içinde yapacak ve genel görüşlerini açıklayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okur duyarlılığıyla, esen kalınız.&lt;br /&gt;HALUK YALVAÇ&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-3258617163084914854?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/3258617163084914854/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=3258617163084914854' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/3258617163084914854'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/3258617163084914854'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/04/balbaydan-cok-agr-sozler-haberler-19.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-3134099759721235158</id><published>2010-04-12T03:03:00.000-07:00</published><updated>2010-04-12T05:53:37.323-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;p&gt;Borla çalisan araba üretildi, Türkiye kiskaçta. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;*Arabayi bor madeniyle çalistiracak patentli 600 proje oldugu ortaya&lt;br /&gt;çikti&lt;br /&gt;Türkiye, dünya rezervinin yüzde 70`ine sahip ve&lt;br /&gt;uluslararasi tröstler Türkiye uyanmadan bu kaynagi ele geçirmeyi&lt;br /&gt;planliyor...... &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;KİMMİ ABD....ETİBANK I ÖZELLEŞTİRİYORLARMIŞ DİYE DUYDUM....&lt;br /&gt;BİLGİSİ OLAN BUYURSUN YAZSIN....&lt;br /&gt;YANIKSA KALBİMİZ BUNLARDAN DOLAYI AŞK ACISINDAN DEĞİL....&lt;br /&gt;Bor madenleri millileştirilmelidir...&lt;br /&gt;Bor madenleri millileştirilmelidir...&lt;br /&gt;Bor madenleri millileştirilmelidir...&lt;br /&gt;Bor madenleri millileştirilmelidir...&lt;br /&gt;Bor madenleri millileştirilmelidir...&lt;br /&gt;Bor madenleri millileştirilmelidir...&lt;br /&gt;"Hiçbir ülke... ulusal kaynaklarını, büyük devletlerin güdümünde ve onların menfaatleri doğrultusunda faaliyet gösteren uluslararası kuruluşların politikalarına ve onların yönlendirdiği çokuluslu yabancı şirketlere bırakamaz."&lt;br /&gt;İsmail Hakkı Arslan&lt;br /&gt;Eti Holding Eski Genel Müdürü&lt;br /&gt;"Toplumun etik ve hukuksal kurallarını ihlal eden yolsuzluk yanında, dar bir çevreye büyük çıkarlar sağlanmasına olanak veren, kamu kaynaklarını belirli çevrelerin çıkarlarına dönüştüren, kıt kaynakların kamu yararına eşitlik ve adalet ilkelerine uygun, akılcı kullanımına engel olan tüm siyasal ve yönetsel yozlaşmaları da yolsuzluk kapsamında ele alıp değerlendirmek zorunlu duruma gelmiştir."&lt;br /&gt;Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER'in TBMM açış konuşması&lt;br /&gt;Eylül 2000&lt;br /&gt;BOR POLİTİKASI&lt;br /&gt;İsmail Hakkı Arslan, (Eti Holding Eski Genel Müdürü)&lt;br /&gt;Bilimsel Ütopya dergisi (Aralık 2003)&lt;br /&gt;"Eti Holding’in 1997 Temmuz’undan bu yana uyguladığı üretim ve pazarlama politikaları, bor madenciliğini gerilere götürmüştür. 1993 yılında 180 milyon dolar olan bor ihracatı on yıldır yapılan 250 milyon dolarlık yatırıma rağmen 2002 yılında 186 milyon dolar olmuştur. Bu durum ciddi bir şekilde sorgulanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bizden sonra pazarlama, imtiyazlı aracılar eliyle yapılır hale gelmiş, satış fiyatları geçmiş yıllara göre düşürülmüş, aracılara haksız kazanç temin ettirilirken, Eti Holding’in Lüksemburg’daki kendi pazarlama şirketi olan Etimin’e yeterli bor ve bor ürünü verilmemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Birilerini imtiyazlı kılarken kendi şirketlerimiz Etimin’i sıkıştırmak ve zayıflatmak bu dönemde Eti Holding’in politikası olmuş, bunun sonucunda da ihracat gelirimiz büyük ölçüde düşmüş, Eti Holding pazardaki güvenilirliğini yitirmiştir. Başarısızlığın tek sebebi dünya pazarlarının daralması değil, yanlış yatırım ve dünya bor pazarlarını bilmeyen ehliyetsiz ve yanlış kişilerin pazarlamanın başına getirilmesi, göz göre göre şahsi çıkar amaçlı pazarlama politikalarının uygulanmasıdır.”&lt;br /&gt;....&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;“Bir ton B.P.Hidrat üretimi için 2.57 tüvenan tinkal cevheri gerekmektedir. Tinkalin tonunun ihraç fiyatı 140 dolardır. B.P.Hidrat (etibor 48) 290 dolara ihraç edilmektedir. Pazar ve müşteri portföyü dikkate alınarak, hambor, rafine bor üretim maliyet ve pazarlama analizlerinin yapılmadığı görülmektedir. Türkiye halen bor ve bor ürünü kullanan sanayiini kuramamıştır.”&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;“Türkiye gelinen bu noktada bor politikaları konusunda bir tercih yapmak zorundadır. Amaç, yabancı şirketlerin sanayi tesislerine ham ve rafine bor ihraç ederek yılda 200-230 milyon dolar ihracat geliri ile yatinmek mi olmalıdır? Yoksa, Türk özel sektörüne, yabancılara uygulanan fiyattan bor ve bor ürünü verilerek, teşvik ederek, yönlendirerek ülkemizde bor sanayiinin kurulmasını sağlamak ve 40-50 milyar dolarlık pazardan önemli büyüklükte pay almak mı olmalıdır.”&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;....&lt;br /&gt;“Kamu adına bor yatırım, üretim ve ihracatından sorumlu Eti Holding, tekel olmanın verdiği rahavetle yıllardır ham cevher satarak kolayca ulaştığı gelirini ülkemizde bor sanayiinin kurulmasında itici güç olarak kullanamamıştır... Bugüne kadar dünya ve ülke gerçekleriyle tam örtüşen bir madencilik ve bor politikası oluşturulamadığı için uygulamalar günübirlik anlayış niyet ve davranışlara göre şekillenmektedir. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;“Örneğin bir dönemde bor cevheri yabancı bir firmaya 540 DM fiyatla satılırken, daha kaliteli bir cevher bir dönem sonra alıcı firma ile Eti Holding arasına imtiyazlı iki aracı firma sokularak fiyat 480 DM düşürülerek işlem yapılmakta, bor yine aynı müşteriye giderken birilrine havadan haksız kazanç temin ettirilmektedir....&lt;br /&gt;..... &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Editörün görüşü&lt;/strong&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Eti Holding eski ( 1993 -1996) Genel Müdürlerinden İsmail Hakkı Arslan'ın yazısı bor sorununu ve çözüm yollarını en yetkili ağızdan dile getirilmesi yönünden oldukça önemli.&lt;br /&gt;Yazı, bir yandan Eti Holding'in uyguladığı bor politikası sürecinde oluşan kirliliği, bir yandan da kirliliğin giderilmesi için yapılması gerekenleri ele alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arslan kirliliği anlatırken özellikle bor pazarlamasındaki aracıların devreye sokulması ile "imtiyazlı kişi yaratılması"nın boyutlarını gözler önüne seriyor, Eti Holding'in bor ürünü yatırımlarındaki "hesapsızlığı" dile getiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazıya önem kazandıran asıl şey Arslan'ın bor politikasına ilişkin önerileri. Eski bir Eti Holding Genel Müdürü olmasına rağmen, Arslan tüm bu çarpıklıkların giderilmesi için özel sektörün bor ürünleri üretmesinin teşvik edilmesinde görüyor. "Özel sektör bor uç ürünlerine yatırım yapsın demek yeterli değil, bu öneriler geçmişte de yapılmıştı" diye ekliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsmail Hakkı Arslan, genel müdürlüğü döneminde Eti Holding'in hala sürüp giden ve bugün kendisinin de eleştirdiği yanlış politikaları ısrarla uygulamıştı.&lt;br /&gt;Bu nedenle fabrikamız kapandı.&lt;br /&gt;Şirketimiz battı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak, geç de olsa hatasını farkeden, bunun düzeltilmesi için yazılar yazan İsmail Hakkı Arslan'ı özellikle açık yürekliliğinden ve cesaretinden dolayı kutluyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arslan'ın sitemizde yayınlanan diğer yazılarına soldaki açılır menüdeki 'görüşler' den 'ismail Hakkı Arslan' linkinden ulaşabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Editör.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;"Örneğin Bandırma’dan FOB olarak tonu 200 dolara satılan ve % 42 B2O3 içeren dünyada tek üreticisi olduğumuz kolemanit, Avrupa’da değişik bir firma tarafından öğütüldükten sonra 650 dolara satılmaktadır. Ne yazık ki kurduğumuz bor öğütme tesisi uzunca bir zaman tam kapasite çalıştırılmamıştır... &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;“Özel sektör bor uç ürünlerine yatırım yapsın demek argümanı tek başına müspet bir sonuç getirmeyecektir. Geçmişte yapılan bu tür teklifler de sonuç getirmemiştir. Sonuç alınmak isteniyorsa, çare ciddi bir program çerçevesinde Eti Holding’in yapamadığını ve yapmak zorunda olmadığını hammadde desteği ile Türk özel sektörüne yaptırmaktır... Türkiye ham ve rafine bor ihracına dayalı politikalarla bir yere varamaz... &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;....&lt;br /&gt;“Eti Holding pazarlama politikalrında affedilmez hatalar yapmakta, örneğin Avrupa’daki kendi şirketi Etimine SA ya daha pahalı ürün satarken, yine Avrupalı bir şirkete aynı ürünü daha ucuza satabilmektedir. Yine Eti Holding kendisi ile nihai tüketici arasına, gereksiz imtiyalı firmalar sokarak fiyatları düşürmekte, nihai tüketici endüstri firmalarının direkt alım taleplerine olumsuz cevap vermektedir. Pazarlamadaki bu keyfilikler birilerinin yararına ancak ulusumuzun zararına olmaktadır... &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;“Hiçbir ülke... ulusal kaynaklarını, büyük devletlerin güdümünde ve onların menfaatleri doğrultusunda faaliyet gösteren uluslararası kuruluşların politikalarına ve onların yönlendirdiği çokuluslu yabancı şirketlere bırakamaz.” &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Not: Yazıın tamamı çok uzun olduğu için "daktilo" edemedim, içinden sadece pazarlama ve politikaya ilişkin görüşleri seçtim. (Editör)&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Tel : 0532 . 2624975 e-mail : borax@boraxtr.com&lt;br /&gt;Sitemizi sık kullanılanlara eklemeyi unutmayınız !&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="mailto:borax@boraxtr.com"&gt;&lt;strong&gt;borax@boraxtr.com&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Amaç&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bor Dosyası&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bor Pazarı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eti Holding&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Özelleştirme&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Görüşler&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Basında Bor Yazıları&lt;/p&gt;&lt;p&gt;BOR GAZETESİ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sitede Arayınız&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Genel Bakış&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bor'un Filmi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Devletleştirme Süreci&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Stratejik midir?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İstatistikler&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bor Kristalleri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bor, Sağlık ve ÇevreBor Nedir ?Bor Madenleri Nedir ?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bor Ürünleri Nedir ?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dünya Bor Pazarı Yapısı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eti Holding Bor Pazarı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türk Bor Üreticileri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bor Madeni Piyasası&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bor Ürünleri Piyasası&lt;/p&gt;&lt;p&gt;SolvayOwens CorningUS BoraxLarderello&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mario Pilato Blat&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Slovenya Ticaret Dengesi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Slovenya İhracat YapısıKuruluş&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Etimine S.A.YatırımlarKrom DosyasıPersonelYolsuzluk DosyasıTruva Atı.Bülent Bilge'den MektupB.Ankaralı'dan MektupBormine'den Mektup.Bülent Bilge'ye Yanıt&lt;/p&gt;&lt;p&gt;B. Ankaralı'ya YanıtBormine'e Yanıt.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bor YatırımlarıPeroksit DosyasıDiğer Yatırımlar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bor Yatırımları EleştirisiYolsuzluk Mektupları 1&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yolsuzluk Mektupları 2Yolsuzluk Sosyolojisi-E. Kongar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;TBMM ÇalışmalarıPartilerin Görüşü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;DPT RaporlarıEti Holding Görüşü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Erdemir Karakaşİ.Hakkı Arslan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şayakçı MadencilikZiyaretçi Görüşleri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Siz de Görüşünüzü Yazın&lt;/p&gt;&lt;p&gt;CHP Bor Raporu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;AKParti Programı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;BağCumParti Programı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;7. Plan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;8. Plan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bor Sorunu Nedir ?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ne Yapmalı ?Bor ve Özel SektörBor Politikası&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Basında Bor&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Fasih İnal Yazıyor&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hasan Çetin'in Yazıları &lt;/p&gt;&lt;p&gt;14 Aralık 2005 01:15 &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a class="Default NoPrint OnlyEditors" href="javascript:Edit(465544)"&gt;&lt;/a&gt;Bayram armağanı bor&lt;br /&gt;DYP milletvekili İlyas Yılmazyıldız'a göre, "stratejik" bor madenleri devletin elinde kalmalı, ancak deterjandan ilaca, füze yakıtından gübreye birçok alanda kullanılan borun işlenmesi özel sektöre bırakılabilir. Böylece, çoğunluğu yalın maden olarak satılan borun işlenmesi ile bugün elde edilenin 150 katı gelir kazanılabilir.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;( Bor 28 Şubat 2002 Yeni Şafak)&lt;br /&gt;Bor'un kaymağını yabancılar yiyor&lt;br /&gt;Türkiye'deki bor madenleri hammadde olarak uluslararası yabancı kuruluşlara gidiyor. Eti Holding, yabancı şirketlere 140 dolara sattığı bor madenini Türk sanayicisine 250 dolara satıyor.&lt;br /&gt;(ABD ve Bor 1 Mart 2002 Yeni Şafak)&lt;br /&gt;ABD Bor'umuzu görmeye gelmiş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'ye ani bir ziyarette bulunan ABD Hazine Bakan Yardımcısı John Taylor, Amerika'daki 'Bor Lobisi' için çok özel görüşmelerde bulundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAPALI KAPILAR ARDINDA ABD, Türkiye'nin stratejik bor madenine 'özel' ilgi gösteriyor. ABD Hazine Bakan Yardımcısı John Taylor'ın, Ankara ziyaretinde, 'kapalı kapılar ardında' bor madeni ve özelleştirme yasasını görüştüğü bildirildi.&lt;br /&gt;(Enerji Bakanlığı 26 Şubat 2002 AA) &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türkiye'nin Altını Bor&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Eti Holding üretimini ve ihracatını özellikle işlenmiş ürün bazında artırmak amacıyla bir dizi yatırım planlandı. Devam etmekte olan bu yatırımlar sonucunda halen 500 bin ton/yıl civarında olan rafine bor üretim kapasitesi önce 800 bin ton/yıl, daha sonra da 1 milyon 200 bin ton/yıl seviyelerine yükseltilecek. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Eti Holding`in kendi kaynaklarından sağlayacağı toplam 200 milyon dolarlık kaynakla, Emet Yeni Borik Asit Tesisi, Kırka 3. Bor Türevleri Tesisi, Yeni Sülfürik Asit Tesisi ve Tek Kademede Penta Üretim Tesisi`nden oluşan rafine bor ürünleri yatırımları gerçekleştiriliyor.&lt;br /&gt;(Enerji Bakanlığı 25 Şubat 2002 Yeni Şafak)&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Umudumuz yeraltında&lt;/strong&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'nin yeraltı zenginlikleri, 2001 yılı bütçesinin 34 katını geçiyor.&lt;br /&gt;El dahi sürülmeyen maden ve enerjinin değeri, 2 trilyon 180 milyar doları buluyor.&lt;br /&gt;Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, ülkenin heba edilen yeraltı kaynaklarının rakamlarını çıkardı. Daha önce de Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı Fusün Koroğlu tarafından Bakanlar Kurulu'na sunulan bor ve altın rezervlerine ilişkin kaynakların kullanıma açılması için bugüne kadar hiçbir adım atılmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Saadet Partisi Bekaroğlu 12 Şubat 2002 Milli Gazete)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bor elden gidiyor&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Bekaroğlu, hükümetin IMF'ye verdiği son niyet mektubu ile geleceğin petrolü olarak görülen bor madenlerini çok uluslu sermaye gruplarına peşkeş çekmeye hazırlandığını söyledi. Niyet mektubunun iyi incelenmesi halinde bunun görülebileceğini dile getiren Bekaroğlu, "&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Bugüne kadar çok uluslu sermaye gruplarına verilen tavizler yetmiyormuş gibi IMF'ye verilen son niyet mektubu ile yeni tavizler verilecek. Bunun başında da bor madenleri geliyor.&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;" dedi.  (Hasan Çetin 10 Şubat 2002 Cumhuriyet)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bor Madenleri ve yasal düzenlemeler&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Özelleştirme, şu sırada Eti Holding’in uyguladığı politikalarla yurt dışına kaçan rantın, bu kez de üreticiler arasındaki rekabet nedeniyle yasal yollarla kaçmasına neden olacak. Türkiye’nin bor madeni rezervlerine uygun oranda dünya bor ürünleri piyasasından pay almasının yolu özelleştirme değil, Türk sanayicisinin bor ürünü üretmesinde. Bunun önünde de yasal bir engel yok.&lt;br /&gt;(12 Şubat 2002 Milli Gazete)&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bor elden gidiyor&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Bekaroğlu, hükümetin IMF'ye verdiği son niyet mektubu ile geleceğin petrolü olarak görülen bor madenlerini çok uluslu sermaye gruplarına peşkeş çekmeye hazırlandığını söyledi. Niyet mektubunun iyi incelenmesi halinde bunun görülebileceğini dile getiren Bekaroğlu, "Bugüne kadar çok uluslu sermaye gruplarına verilen tavizler yetmiyormuş gibi IMF'ye verilen son niyet mektubu ile yeni tavizler verilecek. Bunun başında da bor madenleri geliyor." dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sultan ÖZER (2 Şubat 2002 Evrensel Gazetesi)&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Taylor Ankara'ya Bor için gelmiş&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD Hazine Bakan Yardımcısı John Taylor’ın ziyaretinin arkasında bor madenlerinin yattığı ortaya çıktı.Hükümetteki görevinden önce dünya bor piyasasına egemen olan Dodge&amp;amp;Cox ve Rio Tinto Holding’in yönetim kurulu üyesi ve bu şirketlerin sermaye ilişkilerini kontrol eden kişi olan Taylor’ın ziyaretinin arkasında bor lobilerinin istekleri yatıyor.&lt;br /&gt;Taylor’ın Türkiye’yi ziyaretinde öncelikle görüştüğü, özelleştirmeden sorumlu Devlet Bakanı Yılmaz Karakoyunlu tarafından hazırlanan ve gelecek hafta imzaya açılması beklenen Özelleştirme Yasa Tasarısı’nın arkasında yatan yine bor lobilerinin istekleri. Bu tasarı yasalaşırsa, özelleştirmenin önündeki tüm hukuki engeller kalkacak; hemen ardından da, zaten el altında hazır bekletilen Maden Yasası’nın gündeme gelmesi ve “bor’un devlet eliyle işletilen stratejik maden olmadığı” iddia edilerek özelleştirilmesi bekleniyor.&lt;br /&gt;Türkel MİNİBAŞ (21 Ocak 2002 Cumhuriyet)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Küresel bir yalan "bor pazarında rekabet"&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak ifade etmek gerekir ki; Türkiye, bir an önce ham ve öğütülmüş bor ihracatını kesmelidir. Bor tuzlarının taşıdığı stratejik önem ve bu önemin her geçen gün arttığı dikkate alınarak bor tuzlarının devlet eliyle işletilmesini sağlayan 2840 sayılı yasa korunmalıdır. 3213 sayılı Maden Kanunun 49. maddesindeki düzenleme kaldırılarak bor tuzları işletim tekel hakkının istisnasız bir şekilde devlet elinde toplanması sağlanmalıdır. Dünya bor pazarında ortaya çıkacak boşluğun hızla Özel sektör tarafından kurulacak ileri bor endüstrileri ile doldurulması gerekir. Bu hususun süratle gerçekleştirilmesi için özel sektör teşvik edilmelidir. Ham ve öğütülmüş bor ihracatının kesilmesi bor endüstrisi yatırımları acısından ülkemizi bir cazibe merkezi haline getirecektir.&lt;br /&gt;Türkel MİNİBAŞ (21 Ocak 2002 Cumhuriyet)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Borda politika değişikliği&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Hasan Çetin'in web sitesindeki örneklere bakılırsa, Eti Holding'in fiyat politikası değişmediği sürece bor politikasının hiçbir anlamı yok...Politika değişikliğinin Türkiye'nin işlenmiş bor ürünleri gelirlerini arttırmayacağını... Bir süre daha ulusötesi işletmelerin girdi maliyetlerini finanse etmeye yarayacağını söyleyebiliriz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustafa ÇINKI (Ocak 2002 DENETİM)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Küresel bir yalan "Bor pazarında rekabet"&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak ifade etmek gerekir ki; Türkiye, bir an önce ham ve öğütülmüş bor ihracatını kesmelidir. Bor tuzlarının taşıdığı stratejik önem ve bu önemin her geçen gün arttığı dikkate alınarak bor tuzlarının devlet eliyle işletilmesini sağlayan 2840 sayılı yasa korunmalıdır. 3213 sayılı Maden Kanunun 49. maddesindeki düzenleme kaldırılarak bor tuzları işletim tekel hakkının istisnasız bir şekilde devlet elinde toplanması sağlanmalıdır. Dünya bor pazarında ortaya çıkacak boşluğun hızla Özel sektör tarafından kurulacak ileri bor endüstrileri ile doldurulması gerekir. Bu hususun süratle gerçekleştirilmesi için özel sektör teşvik edilmelidir. Ham ve öğütülmüş bor ihracatının kesilmesi bor endüstrisi yatırımları acısından ülkemizi bir cazibe merkezi haline getirecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkel MİNİBAŞ (21 Ocak 2002 Cumhuriyet)&lt;br /&gt;Borda politika değişikliği&lt;br /&gt;Hasan Çetin'in web sitesindeki örneklere bakılırsa, Eti Holding'in fiyat politikası değişmediği sürece bor politikasının hiçbir anlamı yok...Politika değişikliğinin Türkiye'nin işlenmiş bor ürünleri gelirlerini arttırmayacağını... Bir süre daha ulusötesi işletmelerin girdi maliyetlerini finanse etmeye yarayacağını söyleyebiliriz&lt;br /&gt;Tarhan ERDEM (15 Ocak 2002 Radikal)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bor gelirinin artması&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bordan, varlığımız oranında gelir sağlayamıyoruz! Bor madenlerini, tekel olarak devlet kuruluşu Eti Holding A.Ş.&lt;br /&gt;işletip ihraç ettiğine göre sorun, devletin yani hükümetin&lt;br /&gt;sorunudur. Sayın Bakan politikanın, üretimin artırılması&lt;br /&gt;ve hammaddenin zenginleştirilmesi için yatırım yapılması&lt;br /&gt;yönünde, değiştiğini söylemektedir.Eti Holding'in yatırımları hepimizi etkilemektedir. Bu alanda güçlü ve zayıf yanlarımızı açıkça görmeli ve bilmeliyiz. Yeni politikaya daha açıklık kazandırılmalı, şu sorular ve benzerlerinin cevaplanmasına sayın Gürel yardımcı olmalıdır:Boraks kimyasalları üretilecek ise hangileri üretilecek ve hangi pazarlara ağırlık verilecektir? Teknoloji nasıl temin edilecek veya üretilecektir? Stratejik işbirlikleri yapılacak mıdır ve kimlerle? Bu soruları ve hükümetin yeni politikalarını ayrıntılarıyla tartışmalıyız.Bugüne kadar, bor maden alanlarının işletilmesi ve ürünlerin&lt;br /&gt;dışarıya pazarlanması Eti Holding tarafından yürütülmektedir.&lt;br /&gt;Tekel devam edecek midir? Özerkleştirme düşünülmekte&lt;br /&gt;midir? İç pazara ihraç fiyatının üstünde mal satılmasının&lt;br /&gt;nedeni nedir?.. Bu soruların cevapları bilinirse, kamuoyumuz siyaset adamlarına yardımcı olabilirler. Türkel MİNİBAŞ (14 Ocak 2002 Cumhuriyet)&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Ham yerine rafine bor üretelim derken&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sakın ola ki... 2.5 milyar tonluk bor rezervi toprakta kalsın, işlenip de 400 dolar yerine daha yüksek fiyattan satılmasın diyorum zannetmeyin. Aksine... ham yerine rafine bor üretelim derken, eldeki bor rezervlerini de global sermayeye yüklemeyelim diyorum!&lt;br /&gt;Ferda BALANCAR (7 Ocak 2002 Radikal)&lt;br /&gt;Bu kafayla geçer borun pazarı&lt;br /&gt;Dünya bor rezervinin yüzde 70'ine sahip Türkiye'nin yıllık ihracat geliri sadece 250 milyon dolar. Oysa nükleer teknolojiden, bilgisayar ve silah sanayiine kadar pekçok alanda kullanılan bu madeni Türkiye'den alıp, işleyerek&lt;br /&gt;satan ülkeler kat kat fazlasını kazanıyor. Devlet tekeli altındaki madenler özelleştirilmediği gibi, ham bor'un işlenerek dünyaya satılmasını sağlayacak yatırımlar da yapılamıyor. Milyarlarca dolarlık gelire, yine IMF'nin özelleştirin dayatmasıyla kavuşacağız anlaşılan...&lt;br /&gt;Erol KATIRCIOĞLU (5 Ocak 2002 Aktüel)&lt;br /&gt;Rekabet Kurumu&lt;br /&gt;Etibank'ın 'bor madeni' üzerindeki tekel gücünü kötüye kullanması konusunu ele aldığımda değinmiştim. Rekabet Kurumu'nun Etibank'ın boraks piyasasında tekelci davrandığı ve böylelikle rekabeti bozduğu iddiasına 'Ne yapalım Etibank'a tekel gibi davranma hakkı kanunla verilmiş, dolayısıyla bizim yapacak bir şeyimiz yok' demesini -sayın Başbakan'ın oldukça sık kullandığı deyimle- içime sindiremediğimi söylerken değinmiştim.&lt;br /&gt;Erol KATIRCIOĞLU (29 Aralık 2001 Radikal)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bor, Devlet ve Rekabet&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Ama toplumun gerçek anlamda özgürleşmesi ve refaha kavuşabilmesinin önkoşulunun bugüne dek gerek kamuda, gerekse de özel kesimde su başlarını tutmuş olanların yarattığı 'giriş engellerinin' kaldırılması olduğunu düşünüyorum. Bu ülkede Hasan Çetin diye biri var. Etibank'ın bir çalımıyla saha dışına düşmüş,&lt;br /&gt;Ergun DURUDUYGU (24 Aralık 2001 DÜNYA)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bor mineralleri hakkında inceleme...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bor madenlerinin özelleştirilmesi isteniyormuş gibi yapılan spekülasyonlar bazı çevrelerce kasıtlı çıkarılmaktadır. Milli özel sermayenin ve sektörünün istediği gerçek anlamda “millileştirme”dir... Türkiye’de halen uygulanan maden yasaları ve onların sonucu madenlerin devletleştirilmesi özel sektör çevrelerinde rahatsızlık yaratmamaktadır. Aksine söz konusu yasa çerçevesinde madenlerin devlet tarafından çıkarılması ve kontrolü desteklenmektedir.&lt;br /&gt;Osman AKAGÜNDÜZ (24 Aralık 2001 DÜNYA)&lt;br /&gt;Trona madeni ekonomiye katkıya hazır...&lt;br /&gt;Türkiye’de 1979 yılında Trona madeni bulunmasına rağmen...FMC ,SOLVAY, Canadian Oxy'in Etibank'la görüşmeleri ve fizibilite çalışmaları 1997 yılına kadar yani 14 yıl sürüyor ... Sonunda bu yabancı firmalar "buradan bu maden çıkarılamaz, fizibl değil" diyerek 1997 yılında meydanı terk ediyorlar... Mayıs 2001 tarihi itibarı ile trona yataklarına...ulaşılmış,..pilot tesis test çalışmaları tamamlanmıştır...Şu anda Eti Holding'in bu yatırıma katılıp katılmama konusundaki kararını bekliyoruz...Biz Park Grubu olarak bu madenlerimizi her durumda işletme...azim ve kararındayız. ;.&lt;br /&gt;Ufuk ÇARŞIBAŞI (23 Kasım 2001 DÜNYA)&lt;br /&gt;Trona işletmeye hazırlanıyor...&lt;br /&gt;PARK Holding : "FMC , Solvay ve Canadian Oxy firmaları, Beypazarı'nda 1997 yılına kadar 14 yıl boyunca fizibilite çalışması yaptı. Dünyada trona ütretimini elinde tutan bu firmalar, sonunda 'buradan maden çıkarılamaz, fizibl değil' dedi. Kartel olarak hakim oldukları pazarda kendilerine yeni bir rakip yaratmak istemediler".&lt;br /&gt;Petrol İş Sendikası (16 Kasım 2001 AKİT)&lt;br /&gt;Bor elimizden kayıyor...&lt;br /&gt;Bor madenlerinin arama ve işletilmesini isteyenler yeni bir yasa tasarısını Meclis'e sunmaya hazırlanıyor. Petrol-İş Sendikası Başkanı Mustafa Öztaşkın, "Böylece bor rezervinin yüzde 70'ini elinde bulunduran Türkiye, peşkeş çekilecek" dedi.&lt;br /&gt;Ufuk ÇARŞIBAŞI (15 Ekim 2001 DÜNYA)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bor gelirini millileştirme çağırısı&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Özel sektör temsilcileri : "Eti Holding'in bor çıkarması, işlenmesi ve uç ürün üretimini özel sektöre bırakması gerektiğini savunuyorlar. Siyasi kadroların kayıtsızlığı nedeniyle Eti Holding'in 'özerk bor cumhuriyeti' dönüştüğünü ileri süren sanayiciler, Türkiye bor madenciliğinde en kısa zamanda milli politika oluşturularak bu politikada Türkiye'deki sanayicilere de yabancı firmalara satılan fiyatlardan bor madeni satılmasını temel alınması gerektiğini vurguluyorlar&lt;br /&gt;Prof.Mesut Anıl (15 Ekim 2001 Adana Maden Müh Odası)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bor madenleri özelleştirilmemelidir&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;``ETİ Holding A.Ş. tarafından yapılan son tespitlere göre, Türkiye, Dünya bor rezervlerinin yüzde 63`üne sahip olmasına rağmen, pazarda söz sahibi değildir. Dünya bor pazarının parasal olarak ancak yüzde 19`una, satılan ürün miktarı olarak da yüzde 36`sına sahip bulunan Türkiye`de bor madeni işletmeciliği ile ilgili sorunlar bulunmaktadır."&lt;br /&gt;Yaman TÖRÜNER (9 Ekim 2001 Akşam)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Reel sektör nasıl canlanacak ?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Eti Holding'in itirafları "Bu kurumun çıkarları ülke çıkarlarının üstündedir.Bizim çıkarlarıımızı zedelemek isteyenleri "madenlerimizi yabancılara peşkeş çekmek"le suçlayıp püskürtürüz."&lt;br /&gt;Rekabet Kurumu Kararı (15 Eylül 2001 AA)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bor madeni Türklere satılamaz...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Rekabet Kurulu, Ceytaş Madencilik Tekstil Sanayi tarafından, Eti Holding A.Ş'nin, hakim durumunu kötüye kullandığına dair şikayet konusunu karara bağladı. Kurul, Eti Holding A.Ş`nin ticari faaliyet alanına başka bir teşebbüsün girmesine engel olmak ve eşit durumdaki alıcılar arasında ayrımcılık yapmak fiillerini gerçekleştirmediğinden, hakim durumun kötüye kullanılmasının söz konusu olmadığına, bu nedenle konu ile ilgili olarak önaraştırma yapılmasına ve soruşturma açılmasına gerek olmadığına oyçokluğu ile karar verdi.&lt;br /&gt;Yeni Şafak, Dünya, medyakronik (16 Ağustos 2001)&lt;br /&gt;Üç Ciner Haberi ve özelleştirme&lt;br /&gt;Konunun esas düşündürücü yanı, medyanın bor madenlerini hala kedi -fare -*peynir üçlemesi içinde izleme tembelliğini sürdürüyor olmasında..&lt;br /&gt;Işık KANSU (6 Ağustos 2001 Cumhuriyet)&lt;br /&gt;Bor Gerçeği&lt;br /&gt;1998 yılının Haziran ayında Serena firması, Saint Gobain grubuna bağlı Vetrotex Genel Müdürü Antonio Ferrante ve Euromineralli sahibi Gianni Reverberi ile Eti Holding’e ziyarete gelirler. Serena firması, Saint Gobain adına Kestelek ocağına tüm masrafları şirketlerine ait olmak üzere bir konsantrasyon tesisi kurmak ve ocaktan üretilen tüm tüvenan cevheri, yıkamak ve Bandırma kanalıyla İtalya’ya sevk etmek istediklerini..söylerler.&lt;br /&gt;Özelleştirme Yüksek Kurulu (31 Temmuz 2001 AA)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Eti Holding özelleştirme kapsamından çıkarıldı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;16 Temmuz tarihli ÖYK kararı ile birlikte Eti Holding eski statüsüne iade edildi.Karar ile Eti Holding bünyesindeki Eti Bor ve Seydişehir Alüminyum da özelleştirme kapsamından çıkarılmış oldu. &lt;strong&gt;TOBB (26 Temmuz 2001 Cumhuriyet)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TOBB, özelleştirme kapsamından çıkarılan Eti Holding'in satışı için rapor hazırladı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TOBB Madencilik Sektör Kurulu'nun hazırladığı raporda, Eti Holding'in yerine özel sektörle ortak Türk Boraks şirketi kurulması, bu şirkete devletin bor ruhsatlarının devredilmesi ve şirketin yüzde 50'den fazla hissesinin yerli ve yabancı şirketlere satılması istendi.&lt;br /&gt;15 Aralık 2005 00:34&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bizim bu hükümet bu canım altın değerindeki bor madeninide kaptırır hiç merak etmeyin yarın haberlerde okuruz bor madaenlerini işletecek amerikalı iş adamları ülkemize geldi diye&lt;br /&gt;&lt;a class="Member MI0" href="http://uye.memurlar.net/profile.aspx?id=114245"&gt;esmeralda&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15 Aralık 2005 00:44 Kaptırmasına gerek yok onlar zaten ipotekli. Emperyalistlerin enerji kaynakları tükendiğinde devreye girecek.&lt;br /&gt;&lt;a class="Member MI0" href="http://uye.memurlar.net/profile.aspx?id=142079"&gt;jansett&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7 Ocak 2006 15:51 &lt;a class="Default NoPrint OnlyEditors" href="javascript:Edit(496690)"&gt; &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bor madeniyle yakıttan tasarruf&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Oto tamircisi Ahmet Tok, sıvılaştırılmış bor madeni, su ve özel kimyasal sıvıdan hazırlanan karışımın, araçlarda yüzde 30-50 yakıt tasarrufu sağladığını iddia etti.&lt;br /&gt;Tok, sıvılaştırılmış bor madeni, sertlik derecesi düşük su ve formülünü gizlediği özel bir kimyasal sıvıdan elde edilen karışımdan oluşan sistemin, içten yanmalı motorlarda kullanıldığını kaydetti. Sistemin, benzin ve LPG sarfiyatını yüzde 30-50 oranında azalttığını iddia eden Tok, şu bilgileri verdi.&lt;br /&gt;''Bor yakıt sistemi, karışımın konulduğu kap, hortum ve ayar vanasından oluşuyor. Karışım, hortum aracılığıyla motorun yanma odasına aktarılıyor. Vana, karışımın katkı oranını ayarlıyor. Sistem, motorun performansını artırıp, harareti düşürüyor. Siboplarda kurum bağlamayı önlüyor ve yağ değişim periyodunu uzatıyor. Çiğ yakıt sorununu da önleyen sistem, egzoz emisyonunu yüzde 30 düşürüyor. Yüzde 30-50 arasında yakıt tasarrufu da sağlayan sistem, motorun ömrünü yüzde 30 uzatıyor.''&lt;br /&gt;Ahmet Tok, patentini aldıkları sistemi kullananların yüzde 95'inin verim aldığını, kalan yüzde 5'inin de yanma odasına giden karışım oranını sistemdeki vanadan iyi ayarlayamadıkları için sistemin avantajını fark edemediğini belirtti. Tok, 160 YTL'ye takılan sistemin, fiyatı 20 YTL olan 5 litrelik karışımı, 3 bin kilometrede tükettiğini savundu.&lt;br /&gt;Kayseri Makine Mühendisler Odası Kayseri Şuba Başkanı Doç. Dr. Mustafa İlbaş da, bor madeninin hidrojenle birleşerek yakıta dönüşebildiğini kaydetti. Belirtilen sistemin, iddia edildiği gibi yakıt tasarrufu sağlayıp, sağlamadığının bilimsel tetkik sonucunda belirlenebileceğini ifade eden İlbaş, ''bor madeninin, motor aksamını temiz tutma özelliği olduğu biliniyor. Bu yönüyle yakıtta tasarruf sağlayabilir'' dedi.&lt;br /&gt;&lt;a class="Member MI0" href="http://uye.memurlar.net/profile.aspx?id=114056"&gt;insan55&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;14 Ocak 2006 21:14 &lt;a class="Default NoPrint OnlyEditors" href="javascript:Edit(507613)"&gt;Düzenle&lt;/a&gt; &lt;a class="Default NoPrint OnlyEditors" href="javascript:Delete(507613);"&gt;Sil&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Eğer gelen hükümetler gereken önemi vermezse ;çok değerli olan bor madenimizi de kaybedebiliriz ama ne yazık ki gereken önem verilmiyor.&lt;br /&gt;&lt;a class="Member MI0" href="http://uye.memurlar.net/profile.aspx?id=81611"&gt;akarsu&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;15 Ocak 2006 13:53 &lt;a class="Default NoPrint OnlyEditors" href="javascript:Edit(508720)"&gt;Düzenle&lt;/a&gt; &lt;a class="Default NoPrint OnlyEditors" href="javascript:Delete(508720);"&gt;Sil&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Harbi ya bu kadar büyük iddialar ortada iken Enerji Bakanı niye hiç.ir programda bundan bahsetmiyor. Bor konusunda nasıl b ir yol izleniyor, neler yapılıyor, Türkiye nin Bor politikası nedir daha doğrusu Bor Politikası varmıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunları Enerji Bakanlığı na bilgi edinme kapsamında mail atarak sorabilirmiyiz. Ne dersiniz....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16 Ocak 2006 23:15&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;BOR İÇİN GİZLİ ANLAŞMA!&lt;br /&gt;Başbakan Tayyip Erdoğan dünyanın bir ucu Avusturalya’da, bor madenlerini pazarlamış. Avusturalya ile yapılan Türkiye-Avustralya Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşması Taslağı’nın 10’uncu maddesi Erdoğan’ın gizli pazarlığını ortaya koyuyor. Maddeye göre ABD sermayeli Rio Tinto’nun kontrolündeki Avusturalyalı madencilik tekeli BHP-Billiton bor madenlerimize sahip olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rio Tinto ya da US Borax uzun süredir Türkiye’deki bor madenlerinin peşinde. Şirket, Avusturalyalı uzantısı sayesinde bu amacına ulaşmış olacak. Başbakan Erdoğan da Avusturalya’da “Etibank’ın özelleştirileceğine” ilişkin açıklamalar yapmıştı. Avustralyalı maden şirketi BHP-Billiton’un, halen İzmir ili çevresinde çeşitli yatırımları bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BHP-Billiton’un adı ilk olarak Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen tarafından 2005 yılının Haziran ayında yapılan Avustralya gezisinde geçmişti. Tüzmen, 16 Haziran 2005’te, BHP-Billiton Grubu yöneticileriyle görüşmüştü. Tüzmen, BHP-Billiton’un “Türkiye’nin borunun zenginleştirilmesine talip olduğunu, Türkiye’de yatırım yapmak istediğini” söylemişti. Billiton’un bu ilgisinin karşılıksız kalmayacağının sinyalleri de o dönemde verildi. Tüzmen, açıkça bu firmalara destek vereceklerini belirtmiş, madencilik sektörüne yabancı sermayeyi çekmek istediklerini söylemişti. Tüzmen, Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın da bu işin takipçisi olacağını açıklamıştı. Tüzmen’in, BHP-Billiton’u, “dünyadaki operasyonlarıyla” Avustralya’nın GSMH’sine katkıda bulunan bir firma olarak tanıtması ise dikkat çekmişti.&lt;br /&gt;15 yıl bağlayıcı&lt;br /&gt;Türkiye-Avustralya Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşması’nın 10’uncu maddesi de, Tüzmen’in açıklamalarını doğrular nitelikte. Bu anlaşma taslağı Başbakan Erdoğan Avusturalya’da iken gündeme geldi. Ayrıca Erdoğan’ın bu şirket ile görüştüğü de ileri sürülüyor. Anlaşmanın 10. maddesi şirketin dünya bor rezervlerinin yüzde 70’ine sahip Türkiye’nin borlarını işletmek istediğini içeriyor. Madde “Avusturalya’nın anlaşmayı imzalamasının nedenleri” arasında yer alıyor. 15 yıllık süreci kapsayan anlaşmada, Avustralyalı şirketlere çeşitli imtiyazlar sağlanacağı belirtiliyor.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Geceyarısı operasyonu&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Maden Mühendisleri Odası Başkanı Mehmet Torun, BHP-Billiton’un isteklerini yerine getirilmesi için 2840 sayılı Bor Tuzları, Trona ve Asfaltit Madenleri ile Nükleer Enerji Hammaddelerinin İşletilmesini, Linyit ve Demir Sahalarının Bazılarının İadesini düzenleyen Kanun’un ve 3213 sayılı Maden Kanunu’nunda değişiklik gerektirdiğini ifade etti. Torun, hükümetin böyle bir çalışmaya başlamasını da olası gördüklerini dile getirdi. Torun, “Böyle bir girişime şiddetle karşı çıkacağımızı ve mücadele edeceğimizi şimdiden duyuruyoruz” diye konuştu. Tüm madenler önemli iken, bor madeninin gelecek açısından daha önemli olduğuna belirten Torun, ABD’de bordan enerji üretilmesine yönelik çalışmalar yapıldığına dikkat çekti. “Etibank’ın özerkleştirileceği” yönündeki söylemlerin de ucunun açık olduğunu, tam tanımı yapılmadan nasıl işleyeceğinin belirtilmemesinin, tehlikeye işaret ettiğini söyleyen Torun, “Her an bir gece yarısı operasyonuyla böyle bir tasarı gerçekleşebilir” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;--------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;İşte 10’uncu MADDE!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlaşmanın, “Avustralya Hükümeti’nin anlaşmayı imzalamasının nedenleri” başlıklı bölümünde yer alan 10’uncu maddede şöyle deniliyor: “BHP-Billiton’un, Türkiye’de potansiyel bir yatırımcı olup, dünya rezervlerinin yüzde 70’ini elinde bulunduran Türkiye’nin bor madenlerinin işletilmesi ve pazarlanması konusunda uzun dönemli planları bulunmaktadır. White Mining Şirketi de Türkiye’deki kömür madenciliği projeleri ile ilgilenmektedir. Türkiye’deki yeni maden kanunu ve yabancı yatırım kanunu Türkiye’yi Avustralyalı yatırımcılar için daha çekici bir hale getirmiştir”.&lt;br /&gt;--------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;BHP-BİLLİTON VE RİO TİNTO İLİŞKİSİ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Tüzmen’in “dünyadaki operasyonları”na dikkat çektiği BHP-Billiton, 90 milyar dolarlık mal varlığına sahip. İnşaat ve petrol gibi enerji alanlarında da dünya devlerinden olan firmanın, yıllık 25 milyar dolar cirosu ve 5 milyar dolar kârı var. Billiton’un Türkiye’nin çeşitli yerlerinde madencilik yapmak isteyen Rio Tinto isimli firma ile ilişkili olduğuna dair iddialar var.&lt;br /&gt;ABD sermayeli Rothschild Ailesi’nin Rio Tinto isimli firması tek başına dünya maden üretiminde yüzde 12.5’lik (27 milyar dolarlık) pay ile birinci sırada yer alıyor. İkinci sırada yüzde 11’lik pay ile yine İngiltere merkezli Anglo American Corp. (AAC), üçüncü sırada yüzde 8’lik pay ile BHP Billiton geliyor. Bu rakamlar, Türkiye’nin maden üretiminin payının 10 katı civarında seyrediyor. BHP Billiton firmasının, çeşitli alım-satım anlaşmaları yaptığı, kanıtlanmış petrol ve doğalgaz skandalları nedeniyle ödediği tazminatlarla da tanınan dünyanın üçüncü büyük petrol şirketi Royal Deutch Shell’e ait olduğu iddia ediliyor. Bunu takip eden bir başka iddia ise Shell’in Rothschild Ailesi’nin kontrolünde olduğu. Ayrıca, Rothschild Ailesi’nin, Oppenheimer Ailesi’ne ait AAC’de de, yüzde 34’ü AAC’ye ait olan De Beers aracılığıyla ortaklığı bulunduğu belirtiliyor.&lt;br /&gt;--------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;RİO TİNTO’NUN BOR İLGİSİ&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;1865 yılında bir Fransız firmasına devredildikten sonra yabancı sermaye arasında el değiştiren bor madenleri, 1968 yılında Etibank’a devredildiğinden beri devletin tekelinde. Rio Tinto’nun Türkiye rezervleriyle bağlantısı ise 1889 yılına dayanıyor. Her türlü imtiyazdan yararlanarak Etibank’a devre kadar bor madenlerini elinde tutan, o zamanki adı ile Borax Consolidated LTD ile bugünkü Rio Tinto gruba dahil olan US Borax aynı şirket. Son yıllarda bora ilişkin tüm yasal düzenlemelerin ve tartışmaların içinde de Rio Tinto’nun adının geçtiği biliniyor. Türkiye bor madenleri açısından en büyük tehlikenin ise Eti Bor AŞ’nin halka açılması olacağı belirtiliyor. ABD’deki ana bor yatağında 130 yıldır işletilen rezervler tükenmek üzere olan Rio Tinto’nun, böyle bir düzenleme ile bor madenlerini kolayca yönetebileceği ifade ediliyor. (Evrensel 16.01.2006)&lt;br /&gt;--------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;PETROL YERİNE GEÇEBİLİR&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bilim adamları tarafından “21. yüzyılın petrolü” olarak tanımladığı, uzay teknolojisinden, bilişim sektörüne, nükleer teknolojiden savaş sanayiine kadar pek çok alanın vazgeçilmez hammaddesi olan borun işlenmesi ile ortalama olarak bugün elde edilenin 150 katı gelir kazanılabilecek. Borun otomotiv sektöründe petrol yerine enerji olarak kullanılması halinde Antalya-Ankara arasında bir otomobilin yaklaşık 2 kg bor ile (tahmini 2 YTL) gidiş dönüş yapabileceği söyleniyor.&lt;br /&gt;&lt;a class="Member MI0" href="http://uye.memurlar.net/profile.aspx?id=142079"&gt;jansett&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;17 Ocak 2006 13:13 &lt;a class="Default NoPrint OnlyEditors" href="javascript:Edit(512553)"&gt;Düzenle&lt;/a&gt; &lt;a class="Default NoPrint OnlyEditors" href="javascript:Delete(512553);"&gt;Sil&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bana RTE nin pazarlamadığı bir şey söyleyin!&lt;br /&gt;&lt;a class="Member MI0" href="http://uye.memurlar.net/profile.aspx?id=152492"&gt;intelligent.tr&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;21 Ocak 2006 17:48 &lt;a class="Default NoPrint OnlyEditors" href="javascript:Edit(521902)"&gt; &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="Member MI11" href="http://uye.memurlar.net/profile.aspx?id=155222"&gt;volky-&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;24 Ocak 2006 02:33 &lt;a class="Default NoPrint OnlyEditors" href="javascript:Edit(527841)"&gt; &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;dünyada bu madene sahip ülkelerden 2.siyiz.lakin BOR Madenini çıkartamıyoruz(masraflı olduğu içn)&lt;br /&gt;işleyemiyoruz ( '' )&lt;br /&gt;ama elin amerikalısına çıkartdırıyoruz,işletiyoruz ,bi güzel dolar karşılığı işlenmiş kendi madenimizi satın alıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;a class="Member MI32" href="http://uye.memurlar.net/profile.aspx?id=156313"&gt;nihal_&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;30 Ocak 2006 10:45 &lt;a class="Default NoPrint OnlyEditors" href="javascript:Edit(543135)"&gt; &lt;/a&gt;Rusya doğalgazı nasıl kullanıyorsa biz de Bor’u öyle kullanalım... 29.01.20&lt;br /&gt;Röportaj: İslam Arslan &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;E-mail : &lt;a href="mailto:arslanislam@gmail.com"&gt;arslanislam@gmail.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Bor Türkiye için neden önemli?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bor madenleri dünyada birkaç ülkede bulunmaktadır. Bor madenleri ticari olarak üçe ayrılmaktadır. Kolemanit (kalsiyum boratlar) madeninin neredeyse tamamı sadece ülkemizde bulunmaktadır. Çok az bir kolemanit ABD’de var, lakin yeraltı işletmeciliği ile çıkarılması gerektiğinden bizim kolemanitlerle rekabet etmesi mümkün değil. Tinkal, (sodyum boratlar) büyük oranda iki ülkede bulunmaktadır. Türkiye ve Amerika’da. ABD tinkali (bu maden de aslında kernit adlı başka bir bor türünden elde edilerek ticari hale getiriliyor) 125 yıldır işletiliyor ve madenden ürün eldesi artık çok pahalı almaya başladı. Başka anlatımla 1 ton bor elde edebilmek için 28 – 30 ton toprak örtüsü kaldırmak gerekiyor. Bizde ise bu 1/3 – 1/6 arasında değişiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;125 yıldır işletilen ABD tinkalinde rezervlerde oldukça azalmış durumda. Bu madende de Türkiye çok kısa bir süre sonra (10-15 yıl) rakipsiz kalacak. Son yıllarda Çin’in kalkınma hızının artması bor madenlerine olan dış talebini de artırdı ve bildiğim kadarıyla son yıllarda Çin’e Türkiye’den her türlü bor ürünleri ihraç edilmeye başlandı. Dolayısıyla dünyada tartışmasız şekilde net bir rezerv üstünlüğü sağladığımız ikinci bir madenimiz yoktur. Diğer yandan bor madenleri “Sanayinin Tuzu” olarak adlandırılmaktadır. 4.000’e yakın üründe hammadde olarak kullanılmakta ve bunların önemli bir kısmında da ikamesiz özelliğe sahip bulunmaktadır. Son yıllarda alternatif enerji arayışlarında hidrojen enerjisinin kullanım sürecinde önemli bir rol oynayacağının anlaşılması bu madeni daha da önemli hale getirmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bor pazarında dev firmalar var&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Borla kim ilgileniyor?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bor madenleri ile rakip Rio Tinto/US Boraks başta olmak üzere pek çok büyük firma ilgilenmektedir. US Boraks’ın bor madenlerine doğrudan talip olması mümkün değildir. Dünya ölçeğinde büyük bir tekel oluşturulmasına rekabet yasaları ve konjonktür müsaade etmemektedir.&lt;br /&gt;Bunun nedenle, Rio Tinto eski çalışanlarına İngiltere’de kurdurduğu bir şirket kanalıyla Kazakistan’daki İnderbor bor madenlerini ele geçirmiştir. Şu günlerde Kosova’daki küçük bir bor rezervini benzer bir metod ile kontrol altına almak için görüşmeler yapmaktadır. Türk borları için ise US Boraks/Rio Tinto’nun bilgisi dâhilinde büyük firmaların bor madenleri ile ilgilenmesi beklenilmektedir.&lt;br /&gt;Nitekim Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen, BHP Billiton isimli firmanın bor madenleri ile ilgilendiğini kendilerinin de buna sıcak baktıkları yönünde açıklamaları olduğu bilinmektedir. BHP Billiton ilginç bir firma. Rio Tinto gibi Avustralya – İngiltere merkezlidir. Şu anda dünyanın en büyük madencilik firması durumundadır. Yıllık cirosu yaklaşık 25 milyar dolardır. 2004 kârı da yaklaşık 6 milyar dolardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı zamanda hakkında pek çok şikâyetler ve yolsuzluklara karıştığı iddiaları eksik olmayan bir firma. Dünya’nın pek çok yerinde madencilik yapmaktadır. Rio Tinto ile ortaklıkları olduğu gibi birçok organizasyonda da birliktelikleri mevcuttur. Bildiğim kadarıyla bor konusuyla bu güne kadar ilgili değillerdi. Bor konusunda herhangi bir teknolojileri ve bilgileri olmadığı da bilinmektedir. Burada asıl ilginç olan, BHP Billiton – Shell bağlantısı. BHP ve Billiton birleşmeden önce Billiton, Shell’in madencilik grubu ile birleşmiştir. Hidrojen enerjisinin giderek bor bazlı bataryalara yönelmesi ve BHP Billiton firmasının bor ile ilgilenmeye başlaması aynı zaman dilimine denk gelmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Özelleştirmenin alt yapısı hazırlanıyor&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’deki neptünyum, toryum ve bor madenleri konusunda ortaya çok ciddi oranlar ve rakamlar çıkıyor. Bu rakamlar ne derece doğru? Bu madenlerin elimizdeki rezervleriyle mevcut toplam borcumuzun binlerce kez ödenebileceği belirtiliyor? Bu doğru mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bor’un önem ve değeri açıkça ortada, fakat diğer ikisi için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Ülkemizde önemli bir varlığının olduğu bilinmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toryum ruhsatları bor madenini işletmekle görevli Eti Maden’indir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toryum’da ikinci kuşak, temiz (radyasyonsuz) nükleer enerjinin hammaddesi olarak görülmektedir. Fakat şu anda ticari olarak işletilmemektedir. Bilimsel araştırma seviyesindedir ve gelecekte önemli bir enerji kaynağı olması kuvvetle muhtemeldir. Neptünyum konusunun spekülatif bir konu olduğunu düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maden sahalarını ya da madenleri ham cevher olarak satarak, borç ödense ve kalkınılabilseydi, dünyanın en zengin ülkeleri Afrika ve Güney Amerika ve ülkeleri olurdu. Bor madenleri dünyanın yüzyıllarca ihtiyacını karşılayacak miktardadır. Fakat rezerv miktarı çarpı fiyat = değer formülü madenlerde geçerli değildir. Hiçbir firma trilyon dolarları madenlere bağlayamaz. Bu şekilde madenlerimizi satalım borçlarımızdan kurtulalım mantığı ile bir takım yalan yanlış bilgilerle özelleştirmenin alt yapısı hazırlanmaya çalışılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abartılı değerlendirmelerle doğru bilgilerden yanlış sonuçlar elde edilmek istenmektedir.&lt;br /&gt;Önemli olan sat-kurtul mantığı değil, bu madenlere dayalı sanayilerin geliştirilmesi ve çalışmak, çalışmak, çalışmaktır. Allah vergisi madenleri mirasyedi gibi satıp, harcayarak kalkınmak mümkün değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pazar ağı oluşturulmazsa Eti Maden yutulacak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etibank’ın dünyadaki rakipleri aynı zamanda müşterisi konumunda… Önümüzdeki günlerde Eti Maden’in maden konusundaki faaliyetleri ile ilgili ne gibi düzenlemeler yapılabilir, neler olabilir?&lt;br /&gt;Dünya’da bor konusunda iki kuruluş var Eti Maden ve US Boraks. Bildiğim kadarıyla US Boraks kendi ürünlerini kendisi pazarlıyor. 125 yıldır bu sektörde faaliyet gösteriyor. US Boraks’ın pazarlama sistemi ana kuruluşu Rio Tinto’nun da dışında. Bu da bor madenlerine verdikleri önemi gösteriyor.&lt;br /&gt;Eti Maden ise kısmen Avrupa’ya ve Baltık ülkelerine kendi firmaları ile pazarlama yapıyor. Son yıllarda ABD ve Rusya’ya satışlara yönelik firmalar kurduğu bilinmektedir. Uzakdoğu pazarlama ayağı ise halen bahsettiğiniz türden aracılar eliyle yapılıyor. US Boraks’ın pazarlama faaliyetleri oldukça başarılı. Bunun sebebi de pazarlama sistemlerinin yaygınlığıdır. Bor rezervlerimiz dünya ihtiyacını yüzyıllarca karşılayacak büyüklüktedir. Teknolojik gelişmeler daha çok bor madeni tüketileceğini göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bağlamda Eti Maden’in tüm dünyaya yayılmış, etkin bir pazarlama ağı oluşturması gerekmektedir. Aksi takdirde, bu değerli madenler için yabancı madencilik firmalarının büyük bir iştahla saldırması ve Eti Madeni yutması kaçınılmaz olacaktır. Ülkeler artık sadece askeri yöntemlerle sömürülmüyor. Uluslar arası firmalar denilen ve sürekli olarak büyüyen yapılar eliyle sömürülmektedirler. Madenlerin “insanlığın ortak malı” olarak ilan ettirip peşinden serbest ekonomik düzen, gümrük birlikleri, teşvikler vs. şeklinde söylemlerle, kendi ülkenizde, firmasının isminin başına da genellikle TÜRK (diğer ülkelerde o ülkelerin hassas olduğu kelimeleri) kelimesini yerleştirerek sömürmektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bor kimyasallarında daha iyi bir yere gelmeliyiz&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bor, Toryum ve Neptünyum’u Türkiye’de işleyebilecek teknoloji mi yok yoksa bu teknolojiyi kullanabilecek beyinler mi yetişmedi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bor teknolojisinde ülkemiz oldukça iyi bir durumdadır. Bu teknolojiyi de kendisi yeniden üretmiştir. Şöyle ki yabancılara bedeli karşılığı kurdurulan tesisler ya çalışmamış ya da çok düşük kapasitelerde kalmıştır. Bu sektörde teknoloji alabileceğiniz başka bir firma yoktur.&lt;br /&gt;Türk mühendislerinin gayretleri ile pek çok makine ekipman değiştirilerek veya yeniden dizayn edilerek verimli çalışır hale getirilmiştir. Şu anda tesisler bildiğim kadarıyla tam kapasite ile çalışmaktadır. Daha da önemlisi, önceki yıllarda ısrarla vurguladığımız rafine ürünlere geçişin % 90 oranında sağlanmasıdır.&lt;br /&gt;Katma değeri daha yüksek olan rafine ürünlere yönelinmesi, Eti Maden’i, ham cevher üretip satan bir madencilik kuruluşu olmaktan çıkarıp kimya tesisine dönüştürmüştür. Rafine ürünlere yönelinmesi ile 180 – 190 milyon dolar civarında olan ihracat 300 milyon dolar mertebesine çıkmıştır. Bu yeterli mi? Bence bu da yeterli değil. Türkiye bor kimyasallarında daha iyi bir yere gelmelidir. Toryum yukarıda da bahsettiğim gibi şimdilik ciddi projeler kapsamındadır ve nükleer enerji politikaları ile ilgilidir. Türkiye öncelikle nükleer enerjiye sahip olmalıdır ki toryum gündeme gelebilsin.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Bor ve toryum stratejik madenlerdir&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bu madenlere ‘stratejik madenler’ deniyor. Bu konudaki görüşleriniz nelerdir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bor ve toryum madenleri stratejik madenlerdir. Bu sadece rezervlerinin piyasayı tam kontrol edecek oranlarda ülkemizde olmasından kaynaklanmıyor. Stratejik maden olmasının başka sebepleri de var. Bu maden sanayinin birçok alanında kullanılıyor ve alternatifi yok. Birçok ürünün bu maden olmadan üretilmesi mümkün değildir. Bugün Avrupa bor madenlerine bağımlılığı azaltmak için ciddi çalışmalar yürütüyor, önemli miktarda paralar harcıyor. Bunun sebebi yakın bir gelecekte ‘Bora bağımlılık = Türkiye’ye bağımlılık’ olacak olmasıdır. Rusya’nın halen yaşanan Ukrayna örneğinde de olduğu gibi doğalgaz politikalarını hatırlarsak. Avrupa’nın Türkiye’ye bakışını göstermesi bakımından bor madenlerine karşı aldığı tavır ilginç bir göstergedir. Bor madenlerinin alternatif enerji kaynaklarında önemli bir ürün olarak ön plana çıkması stratejik olma özelliğini pekiştirmektedir. Hidrojen enerjisinde kullanılan bilgi teknoloji ve bor dışındaki diğer ürünler pek çok kaynaktan temin edilebilirken borun sadece Türkiye’den temin edilebilecek olması bor madenlerini stratejik olmasının da ötesine taşıyacaktır.&lt;br /&gt;Binbir güçlükle kurduğumuz tesisler kapatıldı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu madenler özelleştirmenin kurbanı olacak deniyor. Sizce özelleştirmeden başka çözüm yok mudur? Ne yapılmalıdır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bor madenleri 2001 yılında özelleştirmeye hazırlanmak için Özelleştirme İdaresine devredilmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuda DENETDE olarak bizim de katkımızla kamuoyunun haklı ve yoğun baskıları sonucunda bu yanlıştan dönüldü. Ancak bu dönüş samimi bir dönüş olmadığı için bor madenlerine yönelik stratejik görüş ve planlar oluşturulmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin hükümet programına, acil eylem planına almasına rağmen Eti Maden’in özerkleştirilmesi yönünde adım atmadı. Yüzlerce yıl dünyanın temel bir ihtiyacını sağlayacağı tek kaynağı kontrol eden bir firmanın bu şekilde elinin kolunun bağlı bırakılması doğru değildir. Hükümet bürokrasi ile mücadele ettiğini her fırsatta açıklamakta, pek çok olumsuzluğu bürokrasiye yüklemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eti Maden gibi yatırımcı kuruluşların gelişmesini sağlayacak tedbirleri almakta ise hiç de istekli davranmamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük bir tesis yatırımının bile bürokrasi sebebiyle en az 4 yıl sürdüğü düşünülürse ve bürokrasinin bu hükümet döneminde daha da artırıldığı hatırlanırsa hükümetin bor madenleri ile ilgili görüşünün daha çok özelleştirmeye yönelik olduğu ifade edilebilir.&lt;br /&gt;Özelleştirme madencilikte hiçbir tesis için çare olmamıştır.&lt;br /&gt;Bakır, Çinko-Kurşun, Ferrokrom tesislerinde yapılan özelleştirmeler sonucunda bu madenlerde ham cevher satışına geri dönülmüş, bin bir güçlükle kurulan metalürji tesisleri –hem de fiyatların oldukça yüksek olduğu bir dönemde- kapatılmıştır. Yakın zamanda özelleştirilen alüminyumu da benzer bir akıbet beklemektedir.&lt;br /&gt;Politika belirlenmezse tehdide dönüşür&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hükümetin; acil eylem planında ve hükümet programında bahsettiği gibi, Eti Maden’i, hızlı karar üretecek, uluslar arası pazarda daha etkin olmasını sağlayacak şekilde özerkleştirmesi gerekmektedir. Özerkleştirme yapılırken etkin bir denetim yapısının oluşturulması da gerekmektedir. Bu stratejik madene özel bir yaklaşım kaçınılmazdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak Topraklarımızda çıkan bu stratejik madenler bizim için çok büyük bir fırsat olacakken ulusal politikalar belirlenmez ve takip edilmez ise tehdide de dönüşebileceği unutulmamalıdır.&lt;br /&gt;Kamu Yönetim Reformu, ‘Denetim’i kaldıracak&lt;br /&gt;Bu dönemde özelleştirme çok ciddi bir şekilde yapılıyor. Dolayısıyla pek çok konuda olduğu gibi madenlerimiz konusunda da AKP Hükümeti teslimiyetçi tavrını sürdürüyor. Size göre çare nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette, Cumhuriyetin ilk yıllarındaki politikalar neyse bugün de öyle olmalı. Her şey millileşmeli. Milli ekonomi, milli sanayi (Burada millileştirmenin devletleştirme ile eş anlamlı olmadığını belirtmek isterim)… Bakın burada dikkat edilmesi gereken bir şey var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de denetim sistemi milli karakterli, ulusal karakterli olduğu için hedef oluyor. Teftiş kurullarını kapatmak gibi önerilerin sebebi bu. Teftiş ve denetim kurulları milli hafıza niteliğindedir. Bu hafızayı yok etmeden yeni bir şeyleri kurulamayacağı, devletin ve milletin aleyhine işler yürütülemeyeceği için.&lt;br /&gt;Bu kurullar direnç noktalarıdır.&lt;br /&gt;Bir ülkenin dış tehdide karşı savunma birimi nasıl silahlı kuvvetleri ise iç tehditlere karşı emniyet güçleri ise, bürokrasideki, idaredeki savunma gücü de teftiş ve denetim kurullarıdır. Denetimin kriterleri nedir? Anayasa, yasalar, tüzükler ve yönetmeliklerdir. Dolayısıyla ülkede anayasaya, yasalara ve devlet yapısına aykırı uygulamalar ve getirilmek istenen bir takım değişiklikler bu mekanizma tarafından engelleneceği için, teftiş ve denetim kurulları kaldırtılmak ve kaldırılmak istenmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küresel sermaye, hakimiyetini pekiştirmek milli yasalardan bağışık olmak isteklerini yerine getirecek bürokratların çekincelerini ve hesap sorulmasını, yargıya sağlam delillerle intikalini önleyerek takipsiz kalmalarını, bu bürokratların kendi lehlerine daha rahat çalışmalarını temin etmek ve tamamen devletin kontrolü dışında kalmak amacındadır. Yani Türkiye tarlasında da hasadı sorunsuz yapmayı amaçlıyor. Teftişi ve denetimi de bu tarlanın dikeni olarak görüyorlar. Onlara göre de dikenlerin temizlenmesi temizlettirilmesi lazım. Kamu Yönetim Reformu kapsamındaki yapılmaya çalışılanlar kısaca bu şekilde özetlenebilir.&lt;br /&gt;&lt;a class="Member MI0" href="http://uye.memurlar.net/profile.aspx?id=114056"&gt;insan55&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19 Şubat 2006 11:51 &lt;a class="Default NoPrint OnlyEditors" href="javascript:Edit(604268)"&gt; &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;ARKADAŞLAR SON GÜNLERDE ETİ MADEN İŞLETMELERİNİN ÖZERK STATÜYE GEÇİRİLMESİ SIKÇA KONUŞULUR OLDU.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ZATEN DPT NİN YAYINLADIĞI FAALİYET RAPORUNDADA 2006-2007 YILLARI ARASINDA ETİ MADEN İŞLETMELERİNİN ÖZERK STATÜYE KAVUŞTURULACAĞI BELİRTİLİYOR.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖZERKLEŞMENİN SONRASININ NE OLACAĞI DİĞER KURUMLARDA GÖRÜLDÜ.&lt;br /&gt;&lt;a class="Member MI0" href="http://uye.memurlar.net/profile.aspx?id=122312"&gt;EPİKROS&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;19 Şubat 2006 12:03 &lt;a class="Default NoPrint OnlyEditors" href="javascript:Edit(604286)"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;"Bor" umuzu kaptırmayalım ki bazıları topraklarımızda BORULARINI ÖTTÜREMESİNLER..&lt;br /&gt;&lt;a class="Member MI20" href="http://uye.memurlar.net/profile.aspx?id=40456"&gt;mmusaa&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;19 Şubat 2006 12:34 &lt;a class="Default NoPrint OnlyEditors" href="javascript:Edit(604369)"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;bor türkiyenin geleceği...asla yabancılara veya onların taşeronluğunu yapacak hainlere verilemez......verenler bunun bedelini öder.......su akar türk bakar sözünden sınra.....şimdi de bor çıkar türk..kaçar(!)sözü söylenmesin.......aman dikkatt.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://forum.memurlar.net/topic.aspx?id=64260"&gt;http://forum.memurlar.net/topic.aspx?id=64260&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-3134099759721235158?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/3134099759721235158/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=3134099759721235158' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/3134099759721235158'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/3134099759721235158'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/04/borla-calisan-araba-uretildi-turkiye.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-5511542682795195120</id><published>2010-04-11T13:48:00.000-07:00</published><updated>2010-04-11T13:54:19.822-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>DOST ACI SÖYLER&lt;br /&gt;Sanatçı Yılmaz Erdoğan son dönemlerde televizyon ekranlarında sıkça görülüyor.&lt;br /&gt;Siyasal meseleler üzerinde konuşmaktan çekinmiyor. İyi de yapıyor. Sanatçı ülkesinin meselelerine duyarlı olmalıdır. Yalnız bazı siyasal kavramlar konusunda Yılmaz Erdoğan’ın kafası karışık görünüyor. Karışıklık sadece ona ait değil. Bir “alerjik” durum var kimi Kürt aydınında…Kimsenin akıl hocalığına soyunacak değilim.Düşünmenin öğrenilebildiğini bildiği için yazıyorum.Yılmaz Erdoğan “özgürlük” tanımını yanlış kullanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız değildir; çoğu “solcu” aynı hataya düşmektedir.&lt;br /&gt;Solculuğu bilmemektedirler!&lt;br /&gt;Yok hayır, Marksist terminolojiye sarılıp, özgürlük tanımı yapacak değilim.&lt;br /&gt;İkna etmek için hemfikir olacağımız bir kaynağa başvuracağım; Türk Dil Kurumu sözlüğündeki “özgürlük” tanımını aktaracağım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1)Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumu; serbesti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2)Her türlü dış etkiden bağımsız olarak insanın kendi iradesine, kendi düşüncesine dayanarak karar vermesi durumu; hürriyet.&lt;br /&gt;Bu tanıma göre bir sonuca varmak gerekirse; bir toprak ağasının kölesi, ya da bir şeyhin müridi özgür olamaz.Yani siz istediğiniz kadar Kürt açılımı yapın, istediğiniz kadar Anayasa’yı değiştirin; bu ekonomik ve toplumsal feodal yapıyı kırmadığınız sürece özgürleşmeyi sağlayamazsınız.Bunu ben demiyorum;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türk Dil Kurumu’nun “özgürlük” maddesi söylüyor!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İsterseniz konuyu biraz daha açalım…"Politik körlük"Birkaç gündür, Yılmaz Erdoğan gibi bazı Kürt aydınlarının, Kürt açılımı ve Anayasa değişikliğini nasıl bu kadar basite indirgeyip bir “özgürleşme” meselesi haline getirdiklerini şaşırarak seyrediyorum.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna hemen “politik körlük” demek istemiyorum. Yılmaz Erdoğan'ı önemsiyorum.Ama şurası da bir gerçek ki; ülkemizde ideolojik saf; teorik bilgiyle/bilinçle değil, duyguyla belirlenmektedir. Yani içgüdüseldir.Siyasal pozisyon belirlemede kültürel kimlikler hayli etkin rol oynamaktadır!Oysa bilimsel düşünmek, kavramlarla düşünmektir.Devam edeyim...Kendini hala “solcu” olarak tanımlayan kimi Kürtlerin, Kemalist Devrim olgusuna çarpık/ şaşı baktığı sır değil.Önyargılıdırlar.Oysa anlamak için teori gerekir. Meselelerin teorik çerçevesini çizemedikleri için, her esen rüzgardan etkilenmekte ve bunun sonucu hep savrulmaktadırlar.Kafaları karışıktır:Kendilerini kandırmasınlar. Kemalist Devrime karşı çıkıp, mevcut Kürt Açılımı’ndan ya da Anayasa değişikliğinden yana olmanın solculukla hiçbir ilgisi olamaz. Nasıl mı?Alerjinin sebebiKimi Dincilerin…Kimi Liberallerin…Ve kimi Kürtlerin…Bugünkü sorunların temeli olarak gördükleri Kemalist Devrim nedir?Kemalist Devrim, sırtını emperyalizme dayamış ortaçağ kurum ve ilişkilerine son vermeyi hedeflemiş bir burjuva devrimidir.&lt;br /&gt;Başta Fransız İhtilali olmak üzere, her burjuva demokratik devriminin hedefinde nasıl feodalizm ve feodalizmin en büyük dayanağı bağnaz dincilik varsa, Kemalist Devrim’in hedefinde de bunlar vardır.Yani toprak ağalığına ve din şeyhlerine karşı çıkan anlayış salt Kemalist Devrim’in niteliği değildir.Fransız Devrimi, Amerikan Devrimi, Meksika Devrimi ya da benzerlerinin Kemalist Devrim’den pek farkı yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu devrimler, özgürlük ve bağımsızlığın ancak ortaçağ karanlığının yıkılmasıyla kazanılacağını savuna gelir. Feodalizmi tüm gerici kurumlarıyla birlikte yıkmadan bağımsızlığın ve özgürleşmenin olamayacağını bilir.Bu olgular ortadayken, Kürt Açılımı ve Anayasa değişikliğini, Cumhuriyet’in devrimci kazanımı olarak görebilir miyiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoksa bunlar karanlık ortaçağ feodalizmin zaferi midir?Devam edelim...Çatışmanın nedeni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Mustafa Kemal 1925’te dedi ki:“Ey millet, biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve meczuplar memleketi olamaz." Kemalist Devrim’in felsefesidir bu sözler.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tekke ve zaviyeleri kapatan bu aydınlanmacı hareket, aynı yıl, yani 1925’de 442 sayılı Köy Kanunu çıkardı.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu, eşraf ve ağaların iktidarına son verip köylüleri esaretten kurtaran toprak reformunun ilk yasasıydı.Aynı zamanda bu kanunla köylü kadına, köy seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı tanıyarak onun özgürleşmesi yolunda da önemli bir adım atıldı.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ve işte bu nedenle o yıl…&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Devrimciler ile gericiler arasında hesaplaşma kaçınılmaz oldu:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Derebeylik düzeninin devam etmesini isteyen Şeyh Said İngiliz desteğini de arkasına alarak ayaklandı.Kürt olduğu için değil, gerici olduğu için ayaklandı.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;230 köye hükmeden, bu topraklardan geçenlerden ‘ayak bastı” parası alan, yani Şeyh Sait gibi “devlet içinde devlet” olan Seyid Rıza da ayaklandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alevi olduğu için değil, gerici olduğu için ayaklandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer türlü düşünmek paradokstur: Bugün ya Kemalist Devrim’in safında olursunuz ya da Şeyh Saidlerin, Seyit Rızaların…Bugün etnik-mistik aidiyetle Şeyh Saidlere, Seyit Rızalara kutsiyet vererek Kürtleri de, Alevileri de özgürleştiremezsiniz. Kimseyi kandırmayın.Toprak ağasını parti başkanı yaparak; Cem evlerinde ibadet hakkı alarak ne Kürt’ü ne de Alevi’yi özgürleştirebilirsiniz. Bu olsa olsa feodalizmin başarısı olur.&lt;br /&gt;Yoksul köylü unutuldu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şunu da belirtmeliyim: Meselenin bir başka yönü daha var ve hep bunu ileri sürüyorlar.Evet, her devrimde olduğu gibi şiddetin biricik çözüm olduğunu düşünen devrimci kadrolar var oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her devrimde olduğu gibi şiddet kullanımında acı olaylar yaşandı.&lt;br /&gt;Masumlar da öldü.&lt;br /&gt;Ocaklar da söndü.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kuşkusuz bu acı hal, devrimci öncülerde de umut kırıklığı yarattı; ve Kemalist Devrim başarılı olamadı. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Doğu’da, ne istenilen şekilde toprak reformu yapabildi, ne de laikliğin kökleşmesini sağlayabildi.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bunun temel nedeni, 13 gerici isyanın bastırılması sırasında Halk Partisi içindeki şiddet yanlılarının güçlü hale gelmeleridir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bu kadrolar sürekli isyanlar nedeniyle Kürt köylülerine güvenemediler. Ağalara, şeyhlere karşı yoksul köylülerle işbirliği yapamadılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hani bugün deniyor ya “Atatürk diktatördü her istediğini mecliste yaptırıyordu!” Oysa Atatürk, ne 1925’deki Köy Kanunu’yla, ne de 1934’deki İskan Kanunu’yla, toprak reformunu istediği şekliyle meclisten geçirebildi.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt; İskan Kanunu TBMM’de tam iki yıl bekletildi.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Mustafa Kemal arzuladığı toprak reformunu yapamadan vefat etti.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemalist Devrim tamamlanamadı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer yanda bugün…Adına istediğiniz açılım adını verin.Ya da Anayasa istediğiniz değişikliklerle kabul edilsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoksul köylünün sorunu yoktur bu değişimlerin, açılımların içeriğinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağaların, şeyhlerin elinden yoksul köylüleri kurtaracak, onları özgürleştirecek bir çözüm sunulmamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ağalık rejimi Kürt kadınını da berdele mahkum etmektedir.Kürt aydını bunu analiz edememektedir. Açılımı, değişimi "özgürlük" sanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü, Kemalist Devrim’in niteliğini ve felsefesini anlamaktan uzaklaşmıştır.&lt;br /&gt;Kemalist Devrim’in önce dondurulduğunu, sonra totalitarizmin askeri darbeleriyle şekilciliğe indirgenerek gericileştirildiğini görmek istememektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toptan reddetme kolaycılığına kaçmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Oysa bugün; özgürlük, eşitlik ve kardeşliği kuracak tarihimizdeki yegane proje 1920’lerin Kemalist Devrim projesidir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün bunun dışındaki çözümler emperyalizm ile feodal beylerin işbirliği halinde sundukları gerici projeleridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Toprak ağaları ve dinci şeyhlerin feodal iktidarını hedef almayan Kürt Açılımı ya da Anayasa değişiklikleri özgürleşme sağlayamaz. Feodalizmin olduğu yerde özgürleşme olmaz.Teorisiz kafa karışıklığıyla, yanlış yapılan “özgürlük” tanımlarıyla, ancak feodal ortaçağ gericiliğinin kuklası olunur.Ne solcu kalınabilir ne de sanatçı olunabilir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dost acı söyler...&lt;br /&gt;Soner YalçınOdatv.com&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.odatv.com/n.php?n=dost-aci-soyler-0904101200"&gt;http://www.odatv.com/n.php?n=dost-aci-soyler-0904101200&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-5511542682795195120?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/5511542682795195120/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=5511542682795195120' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/5511542682795195120'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/5511542682795195120'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/04/dost-aci-soyler-sanatc-ylmaz-erdogan.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-1354159198813369876</id><published>2010-04-07T11:36:00.001-07:00</published><updated>2010-04-07T11:36:57.066-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;Bor`dan yüzde 100 motor yağı katkısı üretti&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anadolu Üniversitesi`nden Prof. Dr. Nuran Ay, yaklaşık 10 yıl bor minerallerinden bornitrür üzerinde laboratuvarda çalışarak yüzde 100 yerli motor yağı katkı maddesi üretti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/anadolu-universitesi/"&gt;Anadolu Üniversitesi&lt;/a&gt;(&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/au/"&gt;AÜ&lt;/a&gt;) &lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/muhendislik/"&gt;Mühendislik&lt;/a&gt; ve Mimarlık Fakültesi &lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/malzeme-bilimi/"&gt;Malzeme Bilimi&lt;/a&gt; ve Mühendisliği öğretim üyesi &lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/prof/"&gt;Prof&lt;/a&gt;. &lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/dr/"&gt;Dr&lt;/a&gt;. Nuran &lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/ay/"&gt;Ay&lt;/a&gt;, yaklaşık 10 yıl bor minerallerinden bornitrür üzerinde laboratuvarda çalışarak yüzde 100 yerli motor yağı katkı maddesi üretti.&lt;br /&gt;Prof. Dr. Ay, &lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/aa/"&gt;AA&lt;/a&gt; muhabirine, &lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/abd/"&gt;ABD&lt;/a&gt;`nin uzaydan yaptığı tespitlere göre, dünya bor rezervlerinin yüzde 95`inin &lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/turkiye/"&gt;Türkiye&lt;/a&gt;`de bulunduğunu belirterek, ülkenin, tüketimi dikkate alındığında tek başına dünya bor madeni ihtiyacını 500 yıl karşılayabilecek rezervlere sahip olduğu kaydetti.&lt;br /&gt;Borla ilgili 10 yıllık laboratuvar deneyimlerini sanayiye aktarmayı hedeflediğinden bu yönde girişimde bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Ay, şöyle konuştu:&lt;br /&gt;``2006`da AÜ`nün izniyle Eskişehir Teknoloji Geliştirme Bölgesinde Bortek adlı şirketi kurdum. &lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/bu/"&gt;Bu&lt;/a&gt; şirketle laboratuvar deneyimlerimi sanayiye aktardım. &lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/motor/"&gt;Motor&lt;/a&gt; yağı katkı maddesi olan ve Boron &lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/max/"&gt;Max&lt;/a&gt; adlı ürünümüz, yerli ham maddelerle, yerli çalışanlarla ve yerli makinelerle üretiliyor. &lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/teknoloji/"&gt;Teknoloji&lt;/a&gt; için gereken bütün makineleri biz oluşturduk. &lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/deneyler/"&gt;Deneyler&lt;/a&gt; sonunda elde ettiğimiz bornitrür, 900 santigrat dereceye kadar bile ısıtıldığında herhangi bir kimyasal değişime uğramıyor. Kendine has özellikleriyle motorlarda yağlayıcı olarak kullanılabiliyor. Hiçbir bileşik oluşturmadan, reaksiyona girmeden kullanılabiliyor. Bu özelliğiyle sürtünmeyi ve enerji kaybını en aza indiriyor.``&lt;br /&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/yuzde/"&gt;YÜZDE&lt;/a&gt; 20`YE VARAN YAKIT TASARRUFU&lt;br /&gt;Prof. Dr. Ay, katkı maddesini öncelikle kendi araçlarında kullandıklarını belirterek, daha sonra ürünün sürtünme kat sayısının ne aşamada olduğunu öğrenmek için &lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/istanbul-teknik-universitesi/"&gt;İstanbul Teknik Üniversitesi&lt;/a&gt;`nde (&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/itu/"&gt;İTÜ&lt;/a&gt;) test ettirdiklerini bildirdi.&lt;br /&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/soz/"&gt;Söz&lt;/a&gt; konusu değerlendirme sonucunda bornitrürün motordaki sürtünme kat sayısını yüzde 14 azalttığını belirlediğini anlatan Prof. Dr. Ay, şöyle devam etti:&lt;br /&gt;``Boron Max`ı &lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/orta-dogu-teknik-universitesi/"&gt;Orta Doğu Teknik Üniversitesi&lt;/a&gt;`nde (&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/odtu/"&gt;ODTÜ&lt;/a&gt;) sıfır bir otomobil motoru üzerinden denedik. &lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/orada/"&gt;Orada&lt;/a&gt; yapılan denemelerde de yağ katkısının yakıtta yüzde 20`ye varan tasarruf sağladığını belirledik. Ürünü farklı sektörlerde kullanılması için piyasaya sürdük. Ürünü motor yağına ilave ettiğinizde yakıt tasarrufu sağlıyor. Aynı zamanda karbon emisyonunu da azaltıyor. &lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/yag/"&gt;Yağ&lt;/a&gt; ömrünü uzatıp araçtaki motor gürültüsünü en aza indiriyor. Söz konusu ürün nano boyutlu bor bileşiğinden oluştuğundan piyasadaki ürünlerden farklı. Diğer ürünlerden daha kaliteli bir ürün. &lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/benzinle/"&gt;Benzinle&lt;/a&gt;, motorinle, &lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/lpg/"&gt;LPG&lt;/a&gt; ile çalışan bütün araçlarda kullanılabiliyor. &lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/eskisehir-buyuksehir-belediyesi/"&gt;Eskişehir Büyükşehir Belediyesi&lt;/a&gt; bünyesindeki araçlarda, şehirler arası otobüs ve lojistik şirketlerinden Boron Max kullanılıyor. &lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/son/"&gt;Son&lt;/a&gt; derece olumlu geri dönüşler var. &lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/yurt/"&gt;Yurt&lt;/a&gt; dışında da ürüne talep var. &lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/almanya/"&gt;Almanya&lt;/a&gt; ve ABD`ye de ihracat yapmaya başladık.``&lt;br /&gt;Prof. Dr. Ay, 5 litreye kadar olan araç motorlarında yağa 250 cl, 10 litre motorlarda 350 cl, 15 litrelik motorlarda da 500 cl Boron Max ilave edildiğini anlatarak, ``250 cl Boron Max ürünün 45, 350 cl ürünün 60, 500 cl ürünün de 90 liradan satışa sunuyoruz. Piyasada motor yağı katkı maddesi olarak satılan benzer ürünlerin fiyatları bizim ürünümüzün çok daha üstünde bir rakamdır`` diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/seri/"&gt;Seri&lt;/a&gt; üretimine başladıkları ürünü sipariş üzerine çeşitli firmalar aracılığıyla satışa sunduklarını anlatan Prof. Dr. Ay, artan talep doğrultusunda üretim kapasitesini artırmayı planladıklarını sözlerine ekledi. &lt;a class="u" href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/kaynak/"&gt;Kaynak&lt;/a&gt;:www.haberaktuel.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-1354159198813369876?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/1354159198813369876/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=1354159198813369876' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/1354159198813369876'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/1354159198813369876'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/04/bordan-yuzde-100-motor-yag-katks-uretti.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-1930108905052837268</id><published>2010-04-06T13:31:00.000-07:00</published><updated>2010-04-06T13:32:07.102-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;496 Sahra Topu, 56 Leopard Tankı, 28 Dolar Milyarderi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bülent Esinoğlu - İlk Kurşun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;05.03.2010&lt;br /&gt;Bu ifadelerin birbirinden, sanki aralarında bir bağlantı yokmuş gibi ayrı duruyor olduklarına bakmayın. Tarif edemeyeceğim kadar birbirlerine sıkı sıkıya bağlıdır.&lt;br /&gt;Bizim geveze aydınımıza, Batıya bağımlılığın ülkemize verdiği zararlardan söz ederseniz, hemen cevabı hazırdır. Teknoloji efendim, teknoloji der. Sermaye onlarda, teknoloji onlarda, medeniyet onlarda; eliniz mahkûm onlara biat edeceksiniz.&lt;br /&gt;Olay 1826’da başladı. Osmanlı yönetimi Batının telkinleri ile Yeniçeri Ocağından kurtulmaya karar verdi. Tıpkı bugünkü gibi Batının Türk Ordusu üzerinden yaptıklarına çok benzer.&lt;br /&gt;26 Bin Yeniçeri kılıçtan geçirildi. II. Mahmut Prusya Kralı Frederik’ten ordunun sözüm ona modernizasyonu için yardım talep etti. Uzatmayalım, aradan fazla bir zaman geçmedi. 1877 Osmanlı Rus Savaşında Osmanlı Ordusu telef oldu. Yeniçeri birikimi de berhava edilmiş olduğu için Osmanlı Ordusu hepten bitti.Osmanlı yönetimi hala akıllanmadı. Kızıl Sultan 1877 bozgununu telafi etmek için Almanlara 496 sahra topu sipariş eti. Alman metalürji sanayinin o tarihlerde bu büyüklükte siparişi karşılayacak kapasitesi yoktu. Yeni yatırımlar gerekiyordu. Paçalarını sıkıp metalürji sanayini geliştirdiler ve siparişleri karşıladılar. Krupp Firması bu şekilde ortaya çıkmıştı. Yani Osmanlı ne yaptı etti, Almanlara bir metalürji sanayi hediye etti.&lt;br /&gt;Bu alış verişlerden sadece Alman sermayesi kazanmıyordu. Almanlardan alıp Osmanlıya satan Osmanlı ticaret erbabı da kazanıyordu. Osmanlı ticaret erbabı zenginleşiyor, ama üretime yatırım yapmıyordu.&lt;br /&gt;Tıpkı bugünlerde olduğu gibi. Türkiye’nin yerli bir otomobil sanayisi yoktur. Otomobil teknolojisi artık harcıâlem bir teknolojidir. Türkiye’de oto yapacak bilgi alt yapısı mevcuttur. Fakat kendimize ait bir otomotiv sanayimiz yoktur. Emperyalizmin müsaade ettiği ölçüde, onların verdiği bilgi paketleri çerçevesinde, onların gözetiminde oto yapılır. Bize de tamiri kalır. Gerçi şimdilerde onu bile bize bırakmıyorlar.&lt;br /&gt;Bizim zenginimizin 1826’daki zihniyeti ne ise bugün de odur. O zaman 496 sahra topu sipariş eden düşünce bugün de sahra topunun gelişmişi olan Leopar tanklarını sipariş etti. Tanesi 2 milyon dolar. Kadere bak…&lt;br /&gt;Batının otomobillerini Türkiye’ye pazarlayan 28 dolar milyarderlerimiz ülkemize bir oto sanayisi hediye etmezler. Bir de dönüp bize akıl verirler, teknoloji onlarda, para onlarda, bilgi onlarda diye.&lt;br /&gt;İran otomobilini kendisi yapıyor. Tankını kendisi yapıyor. Uçağını kendisi yapıyor. Din bizi geri bıraktırdı, sanayimizi geliştirtmedi diyen Tanzimat aydını hala İran ile uğraşır. İran’ın bizden bir tek farkı var. Bağımsızdır. IMF, OECD, DB, Gümrük Birliği, Avrupa Birliği ve NATO’su yoktur.&lt;br /&gt;Ama hepsinden önemlisi 28 tane Batıya bağımlı dolar milyarderi yoktur.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=8768"&gt;http://acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=8768&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-1930108905052837268?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/1930108905052837268/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=1930108905052837268' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/1930108905052837268'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/1930108905052837268'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/04/496-sahra-topu-56-leopard-tank-28-dolar.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-3195514864812562875</id><published>2010-03-21T14:24:00.000-07:00</published><updated>2010-03-21T14:25:10.061-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;Ünlü yazar Vatan’dan istifa etti&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Usta kalem Necati Doğru Vatan’dan istifa etti. Bu flaş gelişmenin nedeni ise Necati Doğru’nun yazısının gazete alınmamasıydı. Necati Doğru Odatv’ye yaptığı açıklamada istifa gerekçesi için şunları söyledi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Benim dünkü yazım gazetenin beş günden beri sürdürmekte olduğu Adana Belediye Başkanının servetini açıklayamaması ile ilgili bir takım iddiaların sergilenmesinin devamı olan bir yazıydı. Bu yazının başlığını “İstanbul’da kaç Aytaç Durak bulunuyor” diye koydum. Bu son derece masum bir yazıydı ve sadece muhalefet partisinin belediye başkanlarının yolsuzlukları nı, hırsızlıklarını yazmak değil, iktidar partisinin belediye başkanlarının da, eğer varsa bir deposu, bir yanlışı onları da yazmak… Gazetecilik bunu gerektirir diye düşündüm bu yazımı yazdım.&lt;br /&gt;Her zamanki gibi evime gittim. Saat dokuzda beni aradılar ve bu yazının girmeyeceğini ve yedek yazı yazmamı istediler. Ben de “hayır” dedim. Şimdi bu yazım yayınlanmadığı için de istifa ediyorum.&lt;br /&gt;Şunu düşünüyorum. Belki de iktidar partisi tarafından gazetenin üzerine büyük bir baskı geliyor. Ve yazı işleri yönetiminin başındaki arkadaşımız bunu taşıyamıyor olabilir. Dolayısıyla bir yandan da benim yazılarım gazeteye zarar veriyor diye düşündüm. İktidar partisinin hoşuna gidecek yazılar zaten yazamam ama onları yazmayıp susarak da duramam. O zaman muhalefeti de yazamamak gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim kalemim de 30 yıldan beri temiz toplum, temiz vatandaş, temiz siyaset arayışında olan bir kalemdir. Bu dönemde buna katlanamazdım onun için ayrıldım.&lt;br /&gt;Bundan sonra benim yazılarımı kaldıracak bir gazete arayacağım. İktidar partisine yandaş gazetelerde yazamam. Zaten onlar da yazdırmazlar. Yazabilseydim zaten Vatan’da yazmaya çalışırdım. Çünkü Vatan iyi bir gazete, beğendiğim bir gazete. Orada çok sayıda arkadaşım, dostum var.&lt;br /&gt;Vatan bile beni taşıyamadığına göre hiçbir gazetede yazamam. Bunun dışında kalanlar eğer benim kalemimi taşıyabileceklerse, beni davet ederlerse oralarda yazacağım. Yoksa yazının diğer alanlarında yeniden başlayacağım. Araştırma kitapları, roman, öykü yazma gibi dallarda yazacağım.”&lt;br /&gt;İşte Vatan’ın sansürlediği o yazı:&lt;br /&gt;Necati Doğru’nun “İstanbul’da kaç Aytaç Durak bulunuyor?” başlıklı sansürlenen o yazısı…&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;“Bizim Adana’nın kısmetsizliğine(!) bak, bak bak otur ağla. Annem Adana’dan telefon etti; “oğlum Adana’dan, Adana’nın yerlisi olarak bugüne kadar zengin olmuş bir kişi bile çıkmadı” dedi.&lt;br /&gt;Annemi tanımaz mıyım!&lt;br /&gt;Ne demek istediğini anladım. Gerçekten Adana’nın ekonomi tarihi yeniden yazılsa yazarın varacağı sonuç şu olacaktır: Adana’dan zengin olmuş bir yerli Adana’lı bugüne kadar çıkmadı. Kayseri’den, Niğde’den veya Balkan göçü sonrasında Bosna’dan yırtık yorganla gelenler pamuk ağası, çiftlik ağası, tekstil fabrikası ağası oldular. Çukurovanın insanın ciğerinin içine kadar işleyen sarı sıcağında pamuk üretiminde verimi dönüm başına 650 kiloya kadar çıkartma beceresini gösterebilen yerli Adanalıdan (Yörük olsun, Türkmen olsun, Ermeni olsun ya da Arap ve Kürt olsun) bir tek zengin çıkmadı.&lt;br /&gt;Aytaç Durak çıkacaktı (!)&lt;br /&gt;Gör başına neler geldi (!)&lt;br /&gt;Herkes merakla bana “Aytaç Durak iktidar partisinden belediye başkanı olsaydı, Adana olayı bu noktaya kadar gitmeden kapanmaz mıydı?” diye soruyor. Ben de “temiz siyaset-temiz vatandaş-temiz toplum” idealine vidalanmış yazılar yazan biri olarak onlara “İstanbul’da Çelik Sır Kasa” hikayesini anlatıyorum.&lt;br /&gt;xxx&lt;br /&gt;Bu hikaye gerçektir.&lt;br /&gt;Kişi ve olaylar sahidir.&lt;br /&gt;Kasa, gazetelere manşet oldu, TV’lerde “içindeki para ne kadardı?” diye yayın konusu, Cumhurbaşkanı’na, Başbakan’a, İstanbul Belediye Başkanı’na, Meclis’te milletvekiline ihbar konusu oldu.&lt;br /&gt;Cerahat kokan bir kasaydı.&lt;br /&gt;Unutuldu gitti.&lt;br /&gt;Olayı size şöyle anlatayım:&lt;br /&gt;İktidar partisi AKP’nin adayı olarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanılığına ikinci kez seçilen yüksek mimar Kadir Topbaş’ın, imar danışmanlığını yapmış Fethi Turgut, ailesini de alıp tatile gitmişti.&lt;br /&gt;Evde sadece genç oğlu vardı.&lt;br /&gt;Arkadaşlarına; “Babam her akşam eve torbalar dolusu paralarla geliyor, paraları çelik kasalara dolduruyor” diye anlatıyordu. Bu anlatım mahallede 12 kişilik bir “soyguncu çetesinin örgütlenmesini” tetiklemişti.&lt;br /&gt;12 kişi plan yaptılar.&lt;br /&gt;Belediye Başkanı’nın imar danışmanı Fethi Turgut’un genç ve biraz da saf oğluna, dümenden bir kız arkadaş ayarladılar. Kız evde oğlanın birasına uyku ilacı kattı, oğlan uyuyunca çete eve girdi.&lt;br /&gt;xxx&lt;br /&gt;Gerçekten 3 kasa vardı.&lt;br /&gt;İkisi çok büyüktü.&lt;br /&gt;Yerinden oynamıyordu.&lt;br /&gt;Çok sağlamdı açılamıyordu.&lt;br /&gt;Üçüncü kasa taşınabilirdi.&lt;br /&gt;Hırsızlar taşınabilir kasayı aldılar, Kartalda bir eve götürdüler. Uğraştılar açamadılar. Maltepeden bir çilingir buldular. Kasayı açtırdılar. İçinden 950 bin Amerikan Doları, 280 bin Avro, 200 bin Türk Lirası ve 2 kilo altın çıktı. Bu çetenin yaptığından haberli olan Ahmet Tamer adlı birisine “soygundan pay” vermedikleri için o da kızdı, olayı bir ihbar mektubu ile Başbakan Tayip Erdoğan’a, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e, Belediye Başkanı Kadir Topbaş’a bildirdi. Onlardan ses çıkmayınca Meclis’e CHP milletvekili Çetin Soysal’a yazdı. Konu basına yansıdı. 12 hırsız yakalandı, hapse kondu (Bak Öge Demirkıran’ın 1 şubat 2009 tarıhli VATAN’da yayınlanan haberi ve ocak-şubat aylarında Cumuhuriyet, Milliyet, Hürriyet gazeteelrinde çıkan “gizli kasa”haberleri)&lt;br /&gt;Hırsızlar hapse kondu.&lt;br /&gt;Tahmin edin!&lt;br /&gt;Kasanın sahibine ne oldu?&lt;br /&gt;Kasanın sahibi iktidar partisinden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın imar danışmanı Fethi Turgut’a ne Cumhurbaşkanı, ne Başbakan, ne Belediye Başkanı, ne savcı hiç kimse “arkadaş sen bu kadar parayı nereden buldun, bu üç kasa evinde ne diye duruyor?” diye sormadı. Fethi Turgut, “çalınan kasamdaki para sadece 200 bin dolardı” diye açıklama yaptı olay kapandı. Hırsızlar hala hapiste yatıyor. Fethi Turgut da hala belediye şirketlerinin birinde bir makam sahibi olarak çalışıyor.&lt;br /&gt;Aytaç Durak’ı soruyorlar.&lt;br /&gt;Çelik sır kasayı anlatıyorum.&lt;br /&gt;Bu sefer ben soruyorum: İstanbul’da kaç Aytaç Durak bulunuyordur?&lt;br /&gt;Necati Doğru&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Peki,R.T.Erdoğan medya patronlarına nasıl bir uyarıda bulunmuştu.?&lt;br /&gt;’’O gazetelerin patronlarına sesleniyorum. ‘Ne yapayım, köşe yazarıma hakim olamıyorum’ diyemezsin. Sen bunun sorumlususun, diyeceksin.’’ 26 Şubat&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-3195514864812562875?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/3195514864812562875/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=3195514864812562875' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/3195514864812562875'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/3195514864812562875'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/03/unlu-yazar-vatandan-istifa-etti-usta.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-5297186964013465393</id><published>2010-03-17T15:30:00.000-07:00</published><updated>2010-03-17T15:35:02.741-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;Arena kasedi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emin ÇÖLAŞAN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam oturmuş, şu veya bu amaçla kameranın karşısına geçmiş, Atatürk hakkında konuşuyor, atıp tutuyor, zırvalıyor. Söylediği çoğu şeyin dayanağı, kanıtı, belgesi yok. Sadece konuşuyor. Örneğin şunları söylüyor:&lt;br /&gt;‘‘Adı Mehmet. Mehmet Bey göbek adı!.. Libya'da giydiği yerel kıyafetler nedeniyle fıkralara konu oldu. Bu fıkralar pek de iç açıcı değildi!.. Çanakkale Savaşı başladığında Mustafa Kemal geri hizmette telgraf haberleşmesinde görevliydi!.. Askerlere taarruz emrini verdi. Size savaşmayı değil ölmeyi emrediyorum dedi ve 300 bin asker öldü... Kurtuluş hareketini Mustafa Kemal başlatmamıştı...’’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle bir sürü zırva. Adı Mehmet olsa ne değişir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Libya'da Enver Paşa ile birlikte İtalyanlara karşı gerilla savaşı veren bir kahramandır. Yerel giysi giymiştir, resimleri vardır. Hangi fıkralara konu olmuş ve bunlar niçin ‘‘iç acıcı’’ değilmiş? Ordu sicili bellidir. Çanakkale öncesinde hangi geri hizmette, hangi telgraf haberleşmesinin başında imiş? Çanakkale Savaşı'nda komutandır. Hangi emriyle 300 bin askeri öldürecek yetkiye sahiptir? Hangi komutan ‘‘Size savaşmayı değil ölmeyi emrediyorum’’ diye emir verebilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cephede savaşmadan nasıl ölünür? İstiklal Harbi'ni madem o başlatmamıştır, o halde hain Vahdettin, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları için neden ölüm fetvası yayınlatmıştır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*** Bu sözleri kameralar önünde söyleyen kişinin adı Abdurrahman Dilipak. Bir dinci gazetenin yazarı. Geçtiğimiz perşembe gecesi Arena'da Uğur Dündar, ben ve Prof. Dr. Ergun Aybars bu kasedi irdeledik, içindeki inanılmaz yalanları o kısıtlı zaman içerisinde ortaya çıkardık. Neredeyse tamamı yalandı. Örneğin şöyle diyordu: ‘‘Türkçe Kuran çıkaracaklardı. Nutuk'tan (Atatürk'ün Büyük Nutku) parçalar ekleyip TSE damgalı Kuran çıkaracaklardı...’’&lt;br /&gt;Böylesine ipe sapa gelmez zırvalar.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Dilipak, bundan bir süre önce bütün şeriatçılar gibi kafayı istiklal mahkemelerine takmıştı. İstiklal Harbi sırasında asker kaçaklarını, casusları, isyancıları, hainleri, ırz düşmanlarını yargılayan istiklal mahkemeleri için akla hayale gelmez yalanlar uydurmakta birbirleriyle yarış ederlerdi. Bu mahkemelerin 500 bin Müslümanı idam ettiğini falan yazarlardı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günün birinde, bu işlerin ilmini yapmış olan Prof. Dr. Ergun Aybars'la Abdurrahman Dilipak, Hulki Cevizoğlu'nun programında canlı yayına çıktılar. Aybars bu konunun kitaplarını yazmıştı ve belgelerle kanıtladı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;‘‘&lt;em&gt;İstiklal Harbi döneminde 14 İstiklal Mahkemesi toplam 1.350 kişiyi idam etmiştir. Çoğu casus ve asker kaçağıdır&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;em&gt;. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Cumhuriyet döneminde ise Şeyh Sait isyanı ve Atatürk'e İzmir suikastı davaları ile Şapka Kanunu'nu bahane ederek silahlı ayaklanmaya kalkışan, ya da halkı isyana çağıran 360 kişi idam edilmiştir...’’ &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;O gün Dilipak canlı yayında mosmor oldu, konuşamadı... Ve stüdyodan ayrılmak zorunda kaldı. Yobaz kesimi o günden beri günden beri istiklal mahkemelerinden söz etmiyor. Bu yalan bitirildi! *** Dilipak, Arena'da yayınlanan kasedinde, kamera karşısındaki konuşmasına devam ediyor: ‘‘Atatürk'ün aşk konusunda çok liberal olduğu, kadınlarla ilişkisini gizlemediği bir gerçek. Çıplak partilere varana kadar bir takım hatıralardan söz edilir. Mesela Safiye Ayla, Mustafa Kemal'in bir toplantıda kendisine şarkı söylettiğini, sonra çırılçıplak soyduktan sonra kucağında taşıyıp havuza attığından söz etmişti.’’&lt;/em&gt; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer yalan söylemiyorsa, Safiye Ayla'nın bunu anlattığını kanıtlaması gerekir! Sonraki bölümlerde ise Atatürk için ‘‘eşcinsel’’ imasında bulunuyor. Özellikle doğudan gelen askerlerle birlikte olduğunu söylüyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘‘Bir başta rivayet, şarktan (doğudan) gelen askerlerle beraberdi.’’ Rivayetmiş!.. Ayıptır be. İnsanda biraz utanma olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*** Dünkü yazısında ise bu rezalet konusunda kendini savunmaya kalkışıyor. Kaset çok eskiden çekilmiş de, herhangi bir yerde yayınlanmamış da, Arena'yı mahkemeye verecekmiş de!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer yürekli bir adam olsaydı, kendisine yapılan çağrıları dikkate alır ve o gece programa çıkardı. Çıkamadı. Çıkması zaten beklenemezdi. Dava açacağını okuyunca aklıma geldi. Burada gazetesine bir uyarıda bulunayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendileri hakkında açılan davaların tebligatını almıyorlar. Sürekli olarak gazeteyi çıkaran şirketin ismini değiştirip tazminatları ödemiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi yazdıkları yazıları, mahkeme ve savcılıklarda verdikleri ifadelerde, sanki başkaları yazmış gibi gösteriyorlar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Telefonları bile gizli. Örneğin bu gazetenin Ankara bürosunu aramak isteyin bakalım, bulabilecek misiniz! Bilinmeyen numaralar servisine sorun, var mı telefon numaraları! Bu nasıl Müslümanlık yav? Var mı böyle Sülün Osman yöntemi uygulamak bizim dinimizde?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*** Dün gazetede öğle yemeğine inmiştim. Tepsiye yemek koyarken, yemek şirketinin elemanı bir káğıt uzattı: ‘‘Abi, bizim bulaşıkçı bir şiir yazmış, size vermemi rica etti.’’ Odama çıkınca okudum. Başlığı ‘‘Atatürk yaşasaydı’’.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;El yazısıyla, küçücük bir káğıda yazılmış.&lt;br /&gt;Bazı yazım hataları var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmza: Öz Urfalı Halil Alkan.&lt;br /&gt;Size aynen iletiyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;‘‘En büyük kahraman Türk/ Cesur önder Atatürk/ Kurtardı bu vatanı/ Etti bizlere mal mülk/ Yedi düelle savaştık/ Onun önderliyinde/ Düşmanı kan ağlattık/ Bitmez cesaretiyle/ Türkiyeyi yıkmak için/ uğraşıpta duranlar/ Cumhuriyet hainidir/ Milleti kışkırtanlar. Keşke şimdi olsaydı/ Gerçeyi anlasaydı/ Çok kelle koparırdı/ Atatürk yaşasaydı.’’&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne garip bir ülkedeyiz! Bir yanda vatan kurtaran adamı karalamak için her adiliğe ‘‘Müslüman’’ maskesi takıp başvuran namussuzlar, öte yanda ise&lt;br /&gt;Öz Urfalı bulaşıkçı Halil Alkan'lar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=-87762"&gt;http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=-87762&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-5297186964013465393?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/5297186964013465393/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=5297186964013465393' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/5297186964013465393'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/5297186964013465393'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/03/emin-colasan-adam-oturmus-su-veya-bu.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-1105606349891467822</id><published>2010-03-16T12:54:00.000-07:00</published><updated>2010-03-16T12:57:57.036-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;Mehmetçik veya Hz. Muhammed karikatürleri&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Arslan BULUT&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstiklâl Marşı’nın kabulünün 89. yıl dönümü dolayısıyla geçtiğimiz Cuma günü camilerde Mehmet Akif Ersoy’un şahsında milli mücadele anlatıldı. İstiklâl Marşı’nın şairi anlatılırken, İstiklâl mücadelesinin başkomutanından tek kelime ile dahi bahsedilmedi!&lt;br /&gt;Bunun yerine Çanakkale Savaşı ile ilgili hurafeler tekrarlandı. Bu hurafelere inanmak gerekirse savaşı, Türk subaylarının kısa zaman içinde milli ve dini bilinç vererek yetiştirdiği Mehmetçikler değil de hortlaklar kazandı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yaklaşım, Çanakkale ve İstiklâl Savaşı şehitlerine hakarettir ve kabul edilemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;***Çanakkale’de Mehmetçiğin başarısını küçümsemek, Türk Milleti’ni küçümsemek demektir. Bu küçümseme işi İngiliz istihbarat servisinin yöntemidir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt; Avustralya’da yaşayan Gül Arslan,&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt; “Johnny Türkler; Saygıdeğer Düşman” adlı kitabında John Simkin’den naklediyor: &lt;em&gt;“Hollandalı karikatürist Louis Raemakers Birinci Dünya Savaşı broşürlerinde duygusal motifler tasvir etmesi için görevlendirildi. Savaşın başlamasından hemen sonra İngilizler, Alman Propaganda bürosunun varlığını keşfetti. David Lloyd George, 2 Eylül 1914’te İngiliz Propaganda Bürosu’nu kurdurdu. 1935’e kadar bu büronun bütün faaliyetleri gizli tutuldu.”&lt;/em&gt; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İşte bu çerçevede, Ted Colles adlı karikatürist, Çanakkale’deki Mehmetçiği “Abdül”  adı verilen bir tipleme ile yansıttı. Ancak savaştan çok sonra Çanakkale’de Mehmetçik ile savaşmış Anzakların anıları yayınlanınca, durum değişti. Avustralyalılar, Türkleri kendilerinden saydıklarını göstermek için bu defa onları “Johnny Türkler” diye adlandırdı. Bu niteleme, günümüzde de kullanılmaktadır. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***Bilindiği gibi bugün de Hollandalı ve Danimarkalı karikatüristler, Hz. Muhammed’in karikatürlerini çizerek, İslâm dünyasını ve özellikle Türkleri ne kadar küçümsediklerini göstermeye çabalıyor.&lt;br /&gt;İşte Çanakkale’de bilfiil savaşmış Mehmetçiğin ve Türk subayının çabasını görmezden gelerek, başarıyı hortlaklara mal etmek nasıl ki Mehmetçiği Abdül olarak çizenlerle yan yana düşmek anlamına geliyorsa, Çanakkale ve İstiklâl Savaşı’nda Atatürk’ü yok saymak da Hz. Muhammed’i karikatürize ederek küçümsemeye çalışmakla aynıdır.&lt;br /&gt;Aslında bu hezeyanların asıl sebebi, Türk düşmanlığıdır. Fakat, bir hurafe ortaya atıldıktan sonra, milyonlarca insan cahillik sebebiyle bunlara inanabiliyor.&lt;br /&gt;Yazık ki çok büyük kitleler, İslâm dinini doğru dürüst bilmiyor. İslâmı, birinci kaynağı olan Kur’an’dan öğrenmek yerine, kulaktan dolma bilgilerle algılıyor.&lt;br /&gt; Durum böyle olunca, Çanakkale’de ve İstiklâl Savaşı’ndaki Türk subayının zekâsını, yüreğini ve Mehmetçiğin kahramanlığını hiçe sayan hurafelere rahatlıkla inanabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***Bu ülkenin vatandaşları, kendi milli devletlerinin kuruluşuna temel olan savaşları hurafeye bağlayınca, siyasetin temelini de hurafe olarak görüyor. Akıl hastası ve meczup oldukları bilinen sözde şeyhlere, dervişlere inanarak, onların izinden gidiyor ve kendi ülkesinin aleyhine çalışan robotlara dönüşebiliyor.&lt;br /&gt;Robotlar, tam bir Hıristiyanlaştırma faaliyeti olan dinlerarası diyalog operasyonuna bile hizmet verebiliyor; yaşayan siyasi veya dini liderlerini ikinci peygamber olarak görebiliyor ve onun için şükür namazı dahi kılabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu din dışı algılamaların gelişmesine sebep, Diyanet İşleri’nin halkı aydınlatma görevi yapacak yerde bu hurafelere hizmet eden insanları görevlendirmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türkiye’ye yazık oluyor dostlar.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/yazargoster.php?haber=12430"&gt;http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/yazargoster.php?haber=12430&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-1105606349891467822?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/1105606349891467822/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=1105606349891467822' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/1105606349891467822'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/1105606349891467822'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/03/mehmetcik-veya-hz.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-7435162009350004350</id><published>2010-03-16T10:30:00.000-07:00</published><updated>2010-03-16T10:43:53.787-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Millet uyanır mı? &lt;br /&gt;Altemur Kılıç&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarifsiz acılar içindeyim... &lt;br /&gt;Gericiler, cemaatler, bölücüler; ABD’nin “teknolojik” desteği, AB’nin payandası, işbirlikçilerin gayretleriyle Atatürk’ten, Cumhuriyetinden ve Ordusundan, devrimlerden öçlerini alıyorlar. “Karşı Devrim”, artık son aşamasına ulaştı. TSK, psikolojik savaşla dize getirilmekte!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu, “asimetrik” olmaktan çoktan çıkmış “psikolojik” savaşta, Ordunun içine nifaklar sokmak ve açık söylemeli, mesela astsubayları tahrik etmek de var. Bu “savaş” taki bir başarılarıyla övünüyorlar; “halkın TSK’ya güveni azaldı” diye.&lt;br /&gt;Maalesef doğru.&lt;br /&gt;Vatanseverler bile “Askerlere o kadar yakın görünmeyelim” diyesiler. Yoksa maazallah onları da içeri tıkarlar gibilerden!Kozmik kamyon“Psikolojik savaşta” yeni bir “Kamyon” aracı!&lt;br /&gt; Ankara’da, TSK’nın mühimmatını taşıyan bir kamyon, polisler tarafından “yakalanıyor”.&lt;br /&gt;Savcılar tarafından “sorgulanıyor”!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fikret Bila yazmış: “&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Bu olay, asılsız ihbarlarla TSK’ya nasıl zarar verilebildiğini, TSK’nın nasıl bir baskı altında olduğunu açığa çıkarmış oldu. Ve devlet kurumları arasında olması gereken güvenin yerini kuşkuya bıraktığını kanıtladı.&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;”Suskunluk “Genelkurmay çok konuşuyor” derlerdi, şimdi suçlamalar karşısında,önce müphem açıklamaları ve sonra anlaşılmaz suskunluğu, “ikrar” ve teslimiyet olarak yorumlanmakta! Mâlum birileri “kazandık” diye sevinçten ellerini ovuşturuyorlar.Elbette ki normal şartlarda Albay Çiçek’in imzasından, Balyoz iddialarına kadar, her konuda soruşturmaların sonunu beklemek ve yargıya güvenmek gerek! Ordunun yıpratılmasından şikâyetçi idik, şimdiyse açıkçası, psikolojik savaşın başarıya ulaşmış olmasından ve Ordunun psikolojisinin bozulmuş olmasından endişeliyiz! Elbette sonunda, önce Yüce Allaha ve sonra yüce yargıya güvenmemiz gerek. Ama ilk safhada hangi yargıya? “Ergenekon” savcılarının, Erzurum yetkili savcılarının “adaletine” mi? &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Haydi, güvendik diyelim sonunda her alanda gerçekler ortaya çıkacak, suçlular varsa cezalanacak, suçsuz mağdurlar aklanacak. Ancak aylarca hatta yıllarca uzayacak bu “süreçte” olanlar olmuş olacak. Cumhuriyet ve Ordusu onarılmaz yaralar alıyor.  &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç “Ergenekon Davasının” mahzurlarını, hukuk ve adalet ihlallerini açıkça anlattı. Sonunda aklanacak olanlara “Pardon” demek yetecek mi diye soruyor! Bu suçsuz insanların kaybettiklerini kim nasıl onlara geri verecek? Orduya karşı baş kışkırtıcılardan Mehmet Ali Birand bile, herhalde “sonunda kabak benim de başımda patlar” endişesiyle olacak, “Sivil kesim artık, askeri rahat bırakmalı” &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O  “siviller” kendisi gibiler.&lt;br /&gt;Ama öteki tarafta, şu sırada Atatürk’e sarılmak ihtiyacını duyan vatanseverler var.&lt;br /&gt;Var ama onların endişelenmeleri yetmiyor, çünkü önce aynı silahlarla dövüşmüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşımızdakilerin teknolojilerini ve psikolojik savaş yöntemlerini, Kurmay subaylarımız bilirler de, bunları karşımızdakilerin yaptıkları gibi alçakça kullanmayı onurlarına yedirmezler.&lt;br /&gt;Onlar hakikaten  “şovalyedirler, arkadan vuramazlar”!&lt;br /&gt; Ve şu sırada, bizler birlik değiliz.&lt;br /&gt;CHP içine nifak sokulmakta.&lt;br /&gt;Baykal ve Kılıçdaroğlu arasındaki rekabet kışkırtılmakta!&lt;br /&gt;CHP’nin MHP’nin tehlike karşısında ortak cephe kurmaları gerekirken maalesef küçük politika hesapları var.&lt;br /&gt;Ve ne acıdır ki Milliyetçi MHP’nin, şu sırada Orduya tam destek vermesi gerekirken,&lt;br /&gt;Sayın Devlet Bahçeli bu konuda ikircikli! Orduya karşı mesafeli durmayı yeğliyor! Birinci Cumhuriyetle, liberal aydınların kurulmasını istedikleri&lt;br /&gt;2. Cumhuriyet arasındaki şu dönemi, Osmanlının “Fetret” devrine benzetmek mümkün, ama ileride tarihçiler bu dönemi muhakkak “Gaflet ve İhanet”  devri olarak adlandıracaklardır!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumhuriyetin ilk yıllarında Kurtuluş Savaşı hakkında, &lt;strong&gt;&lt;em&gt;“Bir Millet Uyanıyor&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;” adlı bir film yapılmıştı.&lt;br /&gt; Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu’nun eserini Muhsin Ertuğrul senaryolaştırmış ve yönetmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukluğumuzda bu film bize çok heyecan verdi ve uyandık!&lt;br /&gt;Şimdiyse, uyurgezer olduk.&lt;br /&gt;Uyan Türkiyem, uyanın Atatürkçüler; rüyalarımız, hayallerimiz çoktan korkulu rüyaya dönüştü, sonunda kâbus olacak!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyanın, yoksa gelecek kuşaklar bize lanet okuyacaklar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk ve silah arkadaşları soruyorlar:  &lt;strong&gt;&lt;em&gt;“Biz kazandıklarımızı, alçaklara teslim edin diye mi size emanet ettik”&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;...Uyanalım, çıldıralım ve de dirilelim artık!&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-7435162009350004350?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/7435162009350004350/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=7435162009350004350' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/7435162009350004350'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/7435162009350004350'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/03/millet-uyanr-m-altemur-klc-tarifsiz.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-2373506327882682455</id><published>2010-03-07T13:48:00.000-08:00</published><updated>2010-03-07T13:51:52.510-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;Bir Diktatorluk Araci Olarak Referandum&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Prof. Dr. Emre Kongar&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Insan haklari ve demokrasi kavramlarinin gelistigi yirminci yuzyildaki diktatorlerin pek cogu hem demagog hem de diktatordurler:Yani hem halkin duygularini oksayarak onu guzel sozlerle aldatir, hem de bu yolla baski kurarlar.Bunlarin tipik ornegi Hitler’dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci Dunya Savasi’ndan buyuk bir yenilgiyle cikmis, haksizliga ugradigini dusunen ve ekonomik bunalimla karsi karsiya olan Alman halkinin duygularini oksayarak secim mekanizmasini kullanmis, sonunda kanli rejimini kurmustur.Tabii baska ornekler de var. Omrunun sonuna kadar iktidarda kalmasini referandum yoluyla onaylatan diktatorlerin bir bolumu gunumuzde bile hâlâ iktidarlarini surdurmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yikilan Sovyetler Birligi’nde ise secim mekanizmasi hep kullanilmis ve sonucta yuzde doksanlari asan bir katilim ve oy ile mevcut yonetimler diktatorluklerini surdurmustur. Tarih boyunca ne secim, ne de referandum tek basina demokrasinin guvencesi olabilmistir. Tam tersine her iki mekanizma da, zaman zaman demokratik bir rejimden bir diktatorluge gecisin araci olarak kullanilabilmistir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*** Demokratik rejimin olmazsa olmaz bazi onkosullari vardir.&lt;br /&gt;Bunlari degistiremezsiniz. Demokrasilerde, rejimin temellerini olusturan ilkeleri referanduma goturemezsiniz.&lt;br /&gt;Bunlar, Turkiye’deki mevcut tarihi ve toplumsal ozellikler ile anayasal gerekler dikkate alinacak olursa kisaca “demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti” ilkeleri olarak belirtilebilir.&lt;br /&gt;Ornegin, asagidaki konulari sinirlamak ve kisitlamak amacina donuk referandumlar yapamazsiniz: Serbest, seffaf ve muntazam secimler.&lt;br /&gt;Inanc ve inanmama ozgurlugunu guvenceye alan, devletin butun inanclara ve inancsizlara esit uzaklikta kalmasini saglayanlaiklik. Rejimin, bireyleri hem birbirleri, hem devlet, hem de cogunluk karsisinda guvenceye alan hukuk devleti ve bunun geregi olan yargi bagimsizligi. Devletin vatandaslarina karsi sorumluluklarini belirleyen sosyal devlet. Daha gecenlerde, Isvicre’deki minare oylamasini elestiren Basbakan Recep Tayyip Erdogan, inanclarin referanduma sunulamayacagini, bunun demokrasiyle bagdasmayacagini soyluyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*** Turkiye’nin Cok Partili Rejim tarihi ne yazik ki bu bakimdan yanlislarla doludur: Bunlarin en tipik ornegi, artik kotu ve baskici bir anayasa oldugu herkes tarafindan kabul edilen 12 Eylul Anayasasi referandumudur. Yuzde 92 ile kabul edilen anayasa icin yapilan referandum sirasinda hem aleyhte propaganda yasa ile yasaklanmis, karsi oy verecegini belirten Oktay Akbal yargilanip mahkûm edilerek hepse atilmis...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem atilan oyun rengini gosteren seffaf zarflar kullanilmis...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem de anayasanin kabulu ile Kenan Evren’in Cumhurbaskanligi onaylanmis olarak kabul edilmistir. Boylece demagojik bir diktatorlugun referandumu nasil kotuye kullanacaginin en iyi ornegi verilmistir. Hemen belirtmeliyim ki AKP doneminde yapilan Cumhurbaskani’nin halk tarafindan dogrudan secilmesine iliskin referandum da, Turkiye’deki demokratik rejimin Parlamenter ozelligini zedelemesi bakimindan yanlistir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;*** Simdi AKP, rejimi iyice cikmaza sokacak bir baska anayasa degisikligini referanduma sunmaya hazirlaniyor: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Onerilen degisiklikler, yuksek yargi organlarini siyasetin dogrudan etkisine sokacak onlemler. Boyle bir referandumun Turkiye’de demokrasinin sonu olacagini soyleyebiliriz.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="mailto:ekongar@cumhuriyet"&gt;ekongar@cumhuriyet&lt;/a&gt;. com.tr; &lt;a href="http://www.kongar.org/"&gt;http://www.kongar.org/&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-2373506327882682455?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/2373506327882682455/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=2373506327882682455' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/2373506327882682455'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/2373506327882682455'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/03/bir-diktatorluk-araci-olarak-referandum.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-1447230630845550788</id><published>2010-03-07T01:22:00.000-08:00</published><updated>2010-03-07T01:23:41.600-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;Generaller tasfiyesi neden yapıldı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Soner YALÇIN&lt;a href="mailto:YALÇINsonery@hurriyet.com.tr"&gt;sonery@hurriyet.com.tr&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayır! Hayır! Türkiye'den bahsetmiyorum. Biliyorum, kamuoyu generallerin gözaltına alınmasını, kiminin tutuklanmasını "Neler  oluyor", "Askerler mi sivillere, siviller mi askerlere darbe yapıyor" kaygısıyla yakından takip ediyor. Hayır! Ben sizi Endonezya'ya götürmek istiyorum. Dünyanın en kalabalık Müslüman ülkesinde, generallerin neden ve nasıl tasfiye edildiğini yazmak istiyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;LÜBNAN kökenli Fransız yazar Amin Maalouf "Çivisi Çıkmış Dünya/Uygarlıklarımız Tükendikçe" adlı deneme eserinde dünyayı kaosa sürükleyen olayların analizini yaptı: "ABD, Endonezya maden ocaklarının ulusallaştırılmasına, Jakarta'nın Pekin ve Moskova'yla kurduğu ilişkilere öfkelenip, bu konularda elinden geleni ardına koymamaya karar vermişti. Sonuçta kesin bir başarı elde ettiler. Ayrıntıları ancak yıllarca sonra öğrenilebilen müthiş bir oyunla, komünistler ve solcu ulusalcılar kanun kaçağı olarak görülmeye başlandı; üniversitelerde, yönetim merkezlerinde, basında, başkentin mahallelerinde, hatta en ücra köylerde bile bunların birçoğu tutuklanıp öldürüldü... Bu sıkıntılı dönemin sonunda, o zamana kadar dünyadaki en hoşgörülü din anlayışı olmakla ün salan Endonezyalıların Müslümanlık anlayışı, bütünüyle değişti. Toplumun laikleştirilmesi perspektifleri ortadan kaldırılmış, komünizm tehlikesine karşı verilen mücadelede 'yan hasar'ın kurbanı olmuştu. (...) Öte yandan, siyasal bağımsızlıktan ve ulusal devletin başlıca doğal  kaynaklarına sahip çıkmasından yana olan ve Batı tarafından acımasızca, etkin biçimde alaşağı edilen tek Müslüman ülke Endonezya değildir..." (sayfa 126, 127)  Endonezya'da olanlar ile Türkiye'de son yıllarda yaşadığımız olaylar  arasında bir benzerlik var mı?&lt;br /&gt;Bunun yanıtını Amin Maalouf'un bahsettiği yıllarda Endonezya'da neler olduğunu öğrenerek verebiliriz...Amerika Sukarno'dan memnun değildi Endonezya tarihi denince mutlak iki isimden bahsetmemiz gerekiyor: Ahmet Sukarno ve Muhammed Suharto. Sukarno ulusalcıydı. Siyasal duruşunu antikapitalist ve antiemperyalist diye tanımlıyordu. Endonezya Ulusal Partisi'nin  kurucusu ve ilk başkanıydı. Kuşkusuz 336 etnik grubun yaşadığı bir coğrafyada ulusalcı olmak,  hepsini bir çatı altında toplamak hiç de kolay değildi. Ama Sukarno başardı. Sırasıyla Portekiz, İngiliz, Hollanda, Japonya ve tekrar Hollanda  sömürgesi olan Endenozya'yı bağımsız hale getirdi: Tarih 27 Aralık 1949 idi. Sukarno önce, Hollandalıların baskısına rağmen, ülkesini 15 üyeli federasyondan üniter devlete geçirdi. 5 ilke belirledi: Ulusalcılık, halkçılık, temsili demokrasi, devletçilik, laiklik.&lt;br /&gt;Sukarno, Soğuk Savaş döneminde Mısır lideri Nasır ve Yugoslavya lideri Tito'nun kurduğu bağlantısızlar hareketine katıldı.  Çin ve Kuzey Kore ile politik dostluk kurdu. SSCB'den askeri yardımlar aldı. 200'den fazla Hollanda şirketini millileştirdi. Ve ABD bu gelişmelerden rahatsız oldu. II. Dünya Savaşı'ndan sonra ABD, Asya'da egemenlik alanını artırma çabası içindeydi. Hindiçini'nde (Vietnam, Laos, Tayland, Kamboçya) bağımsızlık hareketleri büyüyordu. Kore Savaşı bitmiş; Vietnam Savaşı başlamak üzereydi. ABD, Asya'yı kaybetmek üzereydi. CIA faaliyetleri Tarih: 30 Kasım 1956. "Darul İslam" isimli bir örgüt Sukarno'ya suikast düzenledi. Sukarno, ayrıca kendilerini antikomünist olarak tanımlayan İslamcı PRRI (Pemerintah Revolusioner Republik Indonesia) adlı örgütün de hep hedefinde oldu.&lt;br /&gt;Sukarno kendisinin kimler tarafından öldürülmek istendiğini kuşkusuz biliyordu. İslamcı örgütlere CIA'nın yardım ettiği sır değildi. 1958 Mayıs'ında Allen Lawrence Pope isimli bir Amerikalı havacı yakalandı. Havacının CIA ajanı olduğu ortaya çıktı. Yanındaki tüm CIA dokümanları Endonezya hükümeti tarafından ele geçirildi. Antikomünist milliyetçi ve İslamcı örgütlerin arkasında CIA vardı. Belgelerde ortaya çıktı ki, Amerika Sukarno'nun "ipini çekmişti". Sukarno'nun ipini çeken sadece ABD-CIA değildi. Komünistler 1955 seçimlerinde yüzde 16.4 (6 milyon oy) almıştı. 1957 yerel seçiminde ise aldığı oy yüzde 30'a çıktı. Bir sonraki genel seçimde oyların yüzde 50'sini alacağına kesin gözüyle bakılıyordu. Ulusalcı Sukarno iktidarını komünistlere bırakmak istemiyordu. İlk iş, 1960'ta hükümet bütçesini reddettiği için meclisi dağıtmak oldu. Seçimleri erteledi. Sonra ayrılıkçı isyanları ordu sayesinde bastırdı. Sukarno iktidarını kurtardığına sevinirken hiç beklemediği bir yerden darbe yedi. 'Kutsal cihat'ın hedefi Tarih: 30 Eylül 1965. "30 Eylül Hareketi" isimli bir grup Endonezya'nın en kıdemli altı generalini kaçırdı! Endonezya ordusunun altı üst düzey generalinin kaçırılması, rütbesi düşük bir generalin önünü açtı. Bu isim, Tümgeneral Muhammed Suharto idi. Önce hemen orduyu hâkimiyeti altına aldı. Generalleri komünistlerin kaçırdığını iddia etti ve bağımsızlıkçı, ilerici, ulusalcı, solcu kim varsa öldürttü. Kıyımın boyutları inanılacak gibi değildi; yarım milyondan fazla insan kıyıma uğradı. Tek örnek vermek istiyorum: 3 milyon üyesi ve 20 milyona yakın seçmeniyle Endonezya Komünist Partisi dünyanın üçüncü büyük komünist partisi durumundaydı. Partinin önde gelen tüm isimleri öldürüldü. Evleri, işyerleri yakıldı. Cinayetlerin hepsi "kutsal cihat" adına yapılmıştı.&lt;br /&gt;Peki bu 30 Eylül hareketi neydi? Arkasında kimler vardı?&lt;br /&gt;Prof. Dale Scott bu konuda araştırmalar yaptı. Onun bulguları şunlardı: Kaçırılan generaller (sadece Nasution isimli general hariç), Tümgeneral Suharto'nun önünü tıkayabilecek generaller idi. Başkan Sukarno'ya yakındılar. Plan belliydi: Tümgeneral Suharto'nun ordunun hâkimiyetini ele geçirip darbe yapması için, önündeki tüm generaller kaçırılarak öldürüldü. Ayrıca "30 Eylül Hareketi"nin başındaki Albay AbdulLatief, Tümgeneral Suharto'nun yakın arkadaşıydı ve generaller kaçırılmadan bir önceki akşam Suharto'yla görüştüğü ortaya çıktı. Başkan Sukarno gerçeği hiçbir zaman öğrenemedi, 30 Eylül Hareketi'ni hep komünist sandı. Ve 1967'de tüm yetkilerini Tümgeneral Suharto'ya devretmek zorunda kaldı. Ev hapsine alındı. 3 yıl sonra da öldü. Kazanan ABD ve darbeci General Suharto oldu. Anlaşılıyor ki, CIA ülkeye ve döneme uygun darbe planlıyordu. Kimin aklına gelirdi, darbe karşıtı altı general kaçırılarak alt rütbedeki darbeci bir generalin önünün açılacağı...&lt;br /&gt;'Endonezya Modeli'Tümgeneral Suharto iktidara gelince üniformasını çıkardı. Yeni döneme "Yeni Düzen" adı verildi. Ulusalcılara, solculara karşı İslam "panzehir" olarak kullanılmaya başlandı. Ülke rejimi hukuktan eğitime kadar zaman içinde İslamlaştırıldı. Günlük yaşam İslami esaslara göre yaşanmaya başlandı. Bunun bir örneği de Malezya'dır. Sadece Başkan Suharto'nun seçtiği partilerin seçimlere girmesine izin verildi. Dünyanın en yoksul ülkelerinden Endonezya'da sosyal devlet yok edildi; Ahmet Sukarno döneminde kamulaştırılan kurumlar hemen özelleştirildi. Yabancı sermayenin gelmesi için tüm yasalar değiştirildi. Sukarno'nın 20 yıllık döneminde dış borç 2.4 milyar dolardı. Suharto döneminde borç 50 milyar dolara yükseldi.  1996'da dönemin başbakanı Necmettin Erbakan, Endonezya'ya gitmiş; Jakarta'daki gökdelenlerden etkilenmiş ve Türkiye'nin kalkınması için "Endonezya Modeli"ni ileri sürmüştü. Zaten Endonezya Modeli diye bir model yoktu, bunun adı neoliberalizmdi. Ne var ki, bu model Erbakan'ın gezisinden bir sene sonra çöktü. Ekonomik krizi tetikleyen, şaibeli kredilerle çöküşü hazırlayan onlarca bankaydı. Kriz esnasında ülkeden bir anda 11.6 milyarlık sermaye kaçışı yaşandı. Ve bu kriz döneminde, 20 Mayıs 2002'de Doğu Timor bağımsızlığını ilan etti.Sorun bitmedi.Endonezya'nın değişik bölgelerinde patlak veren etnik, dini ayrımcılığa dayalı şiddet ve terör olayları hiç durmadı.Bugün Sumatra Adası'nın ucundaki Aceh bölgesinde şeriat de vleti kurmak isteyen örgütle hükümet güçleri arasında çatışmalar sürüyor. Bir dönem CIA'nın desteklediği radikal dinci örgütlerin hedefinde artık Amerika var!&lt;br /&gt;El Kaide'nin üslerinden bazılarının Endonezya'da olduğu ileri sürülüyor. Bilindiği gibi Bali'de çoğunluğu turist 200 kişiyi öldürdüler. Kimine göre, Afganistan'ı kaybeden El Kaide militanlarının yeni üssü Endonezya-Ambon'du. Bu nedenle Poso ve Ambon adalarında Müslüman-Hıristiyan çatışmasında 1999'dan beri 10 bin kişi hayatını kaybetti. Kimse artık "Endonezya Modeli"nden bahsetmiyor. Bugün başkent Jakarta'nın bir yanında gökdelenler diğer yanında ise "kampung" adı verilen derme çatma, sağlıksız sayısız gecekondu mahallesi var. Endonezya'da yoksullar ile zenginler arasındaki mesafe her geçen yıl artarak sürüyor. Öyle ki, bugün beş kişiden dördü günlük 1 doların çok az üstü veya altında çalışıyor. Başa dönüp Amin Maalouf'u bir kez daha okuyunuz lütfen. Okuyunuz ki, Türkiye'nin nereye sürüklendiğini görünüz...&lt;br /&gt;__._,_.___&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-1447230630845550788?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/1447230630845550788/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=1447230630845550788' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/1447230630845550788'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/1447230630845550788'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/03/generaller-tasfiyesi-neden-yapld-soner.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-2979535748110291632</id><published>2010-03-04T14:39:00.000-08:00</published><updated>2010-03-04T14:42:12.364-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>4 Mart 2010&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="yazarisim" href="http://www.hurriyet.com.tr/index/rahmi_turan" target="_blank"&gt;Rahmi TURAN&lt;/a&gt;&lt;br /&gt; &lt;a class="yazarmail" href="mailto:rturan@hurriyet.com.tr"&gt;rturan@hurriyet.com.tr&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Soykırım oyun planı!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BATILI devletler “soykırım iddiası”nı Türkiye’ye baskı ve şantaj aracı olarak kullanmaya devam ediyor. Bu, bilinen bir gerçek!Özellikle Ermeni lobisinin etkisi altında olan Amerikalı politikacılar, sözde soykırımı her yıl pişirip pişirip yeniden servise koyuyor.İşte yine o günlerde bulunuyoruz.Ermeni soykırımı iddialarının kabulü için bugün Amerika’da oylama yapılacak.&lt;br /&gt;ABD’de, yasamanın iki kanadından biri olan Temsilciler Meclisi’nin 46 üyeli Dış İlişkiler Komitesi “Ermeni Soykırımı Karar Tasarısı”nı tartışıp oylamaya sunacak. Sonucu fazla merak etmeye gerek yok! Kabul edilmesi kuvvetli bir ihtimal! Fakat bu kabul fazla bir şey ifade etmiyor, bağlayıcı niteliği yok! Tasarı 2007 yılında da alt komisyonda kabul edilmiş ama yasalaşması için Temsilciler Meclisi’nin gündemine alınmamıştı.Bu defa gündeme alınırsa ne olur? Ortalık iyice karışır tabii...&lt;br /&gt;Amerikan yönetimi böyle bir riski herhalde göze almaz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *Başkan Obama, geçen yıl 24 Nisan’da yayınladığı yıllık mesajında “soykırım” sözcüğünü kullanmaktan kaçınarak, olayları “Büyük felaket” olarak tanımlamıştı.ABD Başkanı, Türkiye ile ikili ilişkilerin bozulmaması, Ankara-Erivan arasındaki yakınlaşma sürecinin zarar görmemesi için Temsilciler Meclisi’ndeki sürece müdahale edip, tasarının gündeme alınmamasını isteyebilir.Soykırım tasarısının kabulü, Ermeni açılımının mucidi AKP’ye zarar verir. AKP’nin güç kaybı ise Obama’nın işine gelmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ABD yönetimi, sözünü geçireceği başka bir iktidarı nereden bulacak?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *3 milyon civarında bir nüfusu olan Ermenistan, her anlamda küçük, fakir, zavallı bir devlettir. Halkı büyük sıkıntılar içindedir. Yönetim, azılı Türk düşmanı diasporanın elinde tutsak gibidir&lt;br /&gt;.&lt;strong&gt;Dünyadaki Ermeni nüfusu toplam 7 milyon civarındadır.&lt;/strong&gt; Yeryüzüne dağılmış halde yaşayan bu Ermeni nüfusuna “Diaspora” deniliyor ve bunların sesi, Ermenistan devletinden daha güçlü çıkıyor.&lt;br /&gt;Türkiye ve İran’daki Ermeniler, kendilerini diasporadan saymıyor, yaşadıkları ülkeye bağlı vatandaşlar olarak, olayların uzağında kalmaya özen gösteriyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *Batılı ülkelerin oyuncağı olan Ermeni diasporası, Doğu Anadolu’yu “Batı Ermenistan” olarak adlandırıyor, Ağrı, Erzurum, Erzincan, Van gibi illeri alarak “Büyük Ermenistan Devleti”ni kurmayı hayal ediyor.Ağrı, onların kutsal saydıkları bir dağ. Ona “Ararat Dağı” diyorlar. Fanatik Ermenilerin, sınıra çok yakın olan bu dağın karlı zirvelerine bakıp bakıp ağladıkları belirtiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;* * *Yokluk ve fukaralık içindeki Ermenilerin ayakta kalabilmek için bir düşmana, bir ülküye ihtiyaçları var. Bu da “Türk düşmanlığı”! Görünüşte Türkiye’ye dost olan Batılı devletler de, kendi çıkarları için, Ermeni diasporasını teşvik ediyor, destekliyor.Ermeniler, soykırım suçunun Türkiye’ye kabul ettirilmesi halinde büyük imkânlara kavuşacaklarını, önlerinde bütün kapıların açılacağını düşünüyorlar. Böyle bir durum olursa;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt; 1) Tazminat, &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2) Anadolu’dan göç eden Ermenilerin torunlarının Türkiye’ye dönüp yerleşmelerine izin verilmesi, &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;3) Toprak talebi kartlarını Türkiye’nin önüne sürecekler.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İstedikleri tüm Doğu Anadolu Bölgesi... “Soykırım oyun planı”nın hedefi işte bu!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/13999171.asp?yazarid=228"&gt;http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/13999171.asp?yazarid=228&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-2979535748110291632?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/2979535748110291632/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=2979535748110291632' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/2979535748110291632'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/2979535748110291632'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/03/4-mart-2010-rahmi-turan-rturanhurriyet.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-2326763736852961932</id><published>2010-03-04T14:36:00.000-08:00</published><updated>2010-03-04T14:38:31.249-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;Islak imza aklımı ıslatıyor&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="yazarisim" href="http://www.hurriyet.com.tr/index/cüneyt_ülsever" target="_blank"&gt;Cüneyt ÜLSEVER&lt;/a&gt; &lt;a class="yazarmail" href="mailto:culsever@hurriyet.com.tr"&gt;culsever@hurriyet.com.tr&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ÖNCE bir not:TUİK’e göre ülkede istikrar falan yok.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Açıkladıkları rakamlara göre, kriz başladığında, 2008’de işsizlik %11 kadarmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2009 yılı sonunda bu oran %14’e çıkmış. Tarım dışı işsizlik ise %13.6’dan %17.4’e yükselmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gençler arasında işsizlik ise %25.3 imiş!&lt;br /&gt;Ayrıca, yine TUİK’e göre şubat ayı enflasyonu beklenenden 2 misli fazla çıkmış. %0.7 olarak beklenen şubat ayı enflasyonu %1.45 olarak gerçekleşmiş. Böylece, yıllık enflasyon %10’u aşmış.Yazmak üzere hemen bu haberin üzerine atladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak içimdeki ses “Aydın Doğan’ı ara, izin al!” dedi. Telefon ettim, Aydın Doğan o an emrindeki 200 küsur köşe yazarı için teker teker ertesi günün konusunu belirlediği için çok meşgulmüş, telefonuma çıkmadı. Ben de “Ne olur ne olmaz!” diyerek yazmaktan vazgeçtim. Keşke TUİK uzmanları da benim gibi yapsalardı!&lt;br /&gt;* * *TUİK’in bulgularını yazamayınca aklımı ıslatan (hamdolsun, henüz altımı ıslatmıyorum!) Dursun Çiçek’in ıslak imza serüvenini yazmaya niyetlendim.En son haliyle ıslak imzanın Dursun Çiçek’e ait olduğu 2. dereceden hem Adli Tıp, hem Emniyet Kriminal, hem de Jandarma Kriminal tarafından onaylandı. İddialara göre Dursun Çiçek darbe yapmaya yeltenmiş. Belgesi de üç ayrı kurum tarafından orijinal bulunuyor.&lt;br /&gt;Ama Çiçek tutuksuz yargılanacak! Zira deliller zaten toplanmış, ev adresi belirliymiş, kaçacağına dair ipucu yokmuş. Öte yandan tutuklu bir sürü emekli-muvazzaf komutan var. Onların ev adresi yok mu, kaçacaklarına dair ne gibi şüphe var? Çiçek’in farkı ne? Tutuksuz yargılanan darbeci olur mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *Adli Tıp’ın raporundan sonra tutukluluk halini kaldıran sivil 9. Ağır Ceza Mahkemesi gerekçe olarak, diğerleri yanında, şu kanaati de karara bağlamıştı:“Şüphelinin (Dursun Çiçek-CÜ) üzerine atılı suçların kanuni tanımında yer alan unsurların bulunamaması, üzerine atılı suçları işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların bulunamaması...”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jandarma Kriminal’in raporundan sonra Askeri Savcılık da Çiçek’in tutuklanmasını istedi. Ancak tutuklama kararını Askeri Mahkeme de reddetti.&lt;br /&gt;Bu mahkeme de yukarıda saydığım gerekçeler dışında “delillerin yetersizliği”nden dem vuruyor!&lt;br /&gt;Islak imzanın diğer delillerle de desteklenmesi gerekiyor.&lt;br /&gt;Dursun Çiçek’in avukatı haftalardır bazı noktalara parmak basıyor.&lt;br /&gt;Örneğin, ıslak imza bulunan 4 sayfalık belgenin Genelkurmay Başkanlığı yazışma kurallarına uygun olmadığını iddia ediyor. Ayrıca ıslak imzanın, değeri 15.000 ile 150.000 dolar arasında değişen bir makine ile atılmasının mümkün olduğunu söylüyor. Belgelerin çıktısının nerede alındığını sorguluyor.&lt;br /&gt;Benim en çok dikkatimi 4 sayfalık belgenin hiçbir yerinde Dursun Çiçek’in parmak izinin bulunmadığı iddiası çekiyor!&lt;br /&gt;Dursun Çiçek’in 4 sayfalık belgeyi ellemeden, parmak izi bırakmadan imzalaması imkânsız.&lt;br /&gt;“İz bırakmamak için eldivenle imzaladı” denebilir. İyi de, belgelere doğrudan ıslak imza atan kişi neden parmak izi bırakmaktan korksun?&lt;br /&gt; Bence “parmak izi” çok değerli bir destekleyici delil olabilir.Ne olur, ben kafamı ıslatmadan önce birileri “parmak izi” meselesine de parmak atsın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/13999164.asp?yazarid=3"&gt;http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/13999164.asp?yazarid=3&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-2326763736852961932?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/2326763736852961932/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=2326763736852961932' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/2326763736852961932'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/2326763736852961932'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/03/islak-imza-aklm-slatyor-cuneyt-ulsever.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-1929755424593036489</id><published>2010-03-04T14:31:00.000-08:00</published><updated>2010-03-04T14:35:55.555-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;TatbikatKış tatbikatı başladı... &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saldıray Berk komutasındaki “düşman” birliklerle “dost” birlikler karşı karşıya geldi.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;4 Mart 2010&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="yazarisim" href="http://www.hurriyet.com.tr/index/yılmaz_özdil" target="_blank"&gt;Yılmaz ÖZDİL&lt;/a&gt;&lt;br /&gt; &lt;a class="yazarmail" href="mailto:yozdil@hurriyet.com.tr"&gt;yozdil@hurriyet.com.tr&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*İbrahim Fırtına’ya geçmiş olsun telefonu açan pilotlar gözaltına alındığı için düşman birliklerin hava akını yapılamadı.&lt;br /&gt;Tatbikat sabahı internete sızdırılan “işte eşleri tarafından aldatılan subaylar” listesindeki albaylar kafasına sıkınca, düşman birliklerin topçu taarruzu sekteye uğradı.&lt;br /&gt;Hava desteğinden yoksun kalan düşman piyade bölüğü, donmak üzereyken AKP Sarıkamış İlçe Teşkilatı’nın dağıttığı avanta kömürlerle ısındı ve karşılıklı iyi niyet çerçevesinde silah bırakarak, teslim oldu.&lt;br /&gt;Bu arada, yıllardır düşman birliktenmiş gibi yaşayan bir helikopter pilotunun, aslında dost birliğin ajanı olduğu ortaya çıktı.&lt;br /&gt;Engin Alan tarafından yetiştirilen ve dost birliklerin arkasına indirilmesi gereken Özel Kuvvetler’i Ermenistan topraklarına indirerek tutuklanmalarını sağladı; Savunma Bakanı’ndan şeref madalyası aldı.&lt;br /&gt;Taraf Gazetesi, kamuflajla kar altına gizlenen düşman birliklere ait tankların koordinatlarını yayınladı.&lt;br /&gt;Hasan Cemal, düşman birliklerin kullandığı Law silahlarının Poyrazköy’de bulunan Law silahlarıyla aynı seri numarasından olduğunu öne sürdü; Cengiz Çandar da, Obama’nın müdahale etmesi gerektiğini söyledi. Programa Çukurambar’dan canlı yayınla katılan Bülent Arınç, ağladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sayın” Öcalan, “terörist” Saldıray Berk tarafından Ağrı’dan fırlatılan havan topunun, Hakkâri’ye düştüğünü iddia ederek, İlker Başbuğ’u AB’ye şikâyet etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Emine Ayna Genelkurmay’ı kınadı, Diyarbakır’da olaylar çıktı, Mersin’de polis karakoluna molotof atıldı, Beşir Atalay Alişan’la Nihat Doğan’ı aradı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adalet Bakanı, Erzincan Başsavcısı’nın aslında gizli başçavuş olduğuna dair ihbarlar yapıldığını, bu konuda gizli tanıkların ifadesi olduğunu açıkladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşman birliklere ait denizaltıların Foça’dan dalıp Van Gölü’nden çıkacağı yolundaki kozmik istihbarat üzerine, özel yetkili savcılar devreye girdi, Gölcük Donanma Komutanlığı ve CHP genel merkezi basıldı, Sabih Kanadoğlu ifadeye çağırıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denizaltılar Ankara Kuğulu Park’ta yakıt ikmali yaparken suçüstü yakalandı. Tutuklanmayan oramiral kalmadığı için, ilk yüksek askeri şûra toplantısında or rütbesine yükselmesi beklenen koramiraller içeri tıkıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Henüz herhangi bir darbe planı çıkarmayı başaramayan 2’nci Ordu ve Ege Ordusu’nun bu durumu “şüpheli” bulunarak, karargahlarına telekulak yerleştirilmesi kararlaştırıldı. Devlet Bahçeli yazılı açıklama yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Neticede...&lt;br /&gt;Dost birlikler kazandı.&lt;br /&gt;*Daha önceki tatbikatları “seçkin gözlemci” sıfatıyla takip eden Cumhurbaşkanı’yla Başbakan, “&lt;em&gt;Şüphesiz kazanacaktık, onun için bu sefer seyretmeye gerek duymadık” &lt;/em&gt;dedi.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/13998892.asp?yazarid=249&amp;amp;gid=61"&gt;http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/13998892.asp?yazarid=249&amp;amp;gid=61&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-1929755424593036489?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/1929755424593036489/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=1929755424593036489' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/1929755424593036489'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/1929755424593036489'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/03/tatbikatks-tatbikat-baslad.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-4825274342724288500</id><published>2010-03-01T03:07:00.000-08:00</published><updated>2010-03-01T03:08:15.978-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;Türkiye Normalleşirken!..&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumhuriyet 01.03.2010 &lt;a name="ICERIKBASI" rel="nofollow"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;2000’Lİ YILLARDA&lt;br /&gt;ERDAL ATABEK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye normalleşiyormuş.&lt;br /&gt;Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç böyle yorumluyor olan biteni.&lt;br /&gt;AKP yetkilileri de bu yorumu hararetle destekliyorlar.&lt;br /&gt;Eski tanıdık gazetecilerden de bu görüşe katılanlar var: Hasan Cemal örneğin.&lt;br /&gt;Ben -nedense- bu normalleşmeye sevinemiyorum.&lt;br /&gt;Orgeneraller sorgulanıyor, belki de tutuklanacaklar.&lt;br /&gt;Generallerden tutuklananlar var.&lt;br /&gt;Albaylar, rütbeli subaylar. Emniyette. Sorguda. Tıbbi kontrolde.&lt;br /&gt;2003’ün, 2004’ün olayları yargılanıyor.&lt;br /&gt;Yapılmayan darbenin kovuşturması imiş.&lt;br /&gt;İyi hoş da darbenin yapılmışı var.&lt;br /&gt;En yakını 12 Eylül 1980.&lt;br /&gt;Biz de o darbede üç yıldan fazla içerde yattık.&lt;br /&gt;Hesabını soran olmadı.&lt;br /&gt;Hesabını soran da olmuyor.&lt;br /&gt;Bu nasıl iş desem mi?&lt;br /&gt;Türkiye böyle normalleşiyor demek.&lt;br /&gt;Belki de o duyulmamıştır da bu duyulmuştur.&lt;br /&gt;Olabilir.&lt;br /&gt;Türkiye normalleşiyor&lt;br /&gt;da biz anlayamıyoruz.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Bu arada Reuters ajansının bir haberi açıklandı.&lt;br /&gt;İmam-hatip okulları örnek okul kabul ediliyormuş.&lt;br /&gt;Bu okullarda hem başı açık öğrenciler varmış hem de başı kapalı öğrenciler.&lt;br /&gt;Kız öğrencilerden söz ediliyor.&lt;br /&gt;Ama kızlardan imam da olmuyor hatip de.&lt;br /&gt;Kızlarımız neden bu okullara gidiyor diye sormayın.&lt;br /&gt;Amaç imam-hatip yapmak değil. Amaç dinsel eğitim.&lt;br /&gt;Demek ki Köy Enstitüleri modelinden imam-hatiplere geldik.&lt;br /&gt;Köy Enstitülerinde kız erkek karışık okunuyordu.&lt;br /&gt;Klasik kitaplar okutuluyordu.&lt;br /&gt;Klasik müzik dinleniyordu.&lt;br /&gt;Marangozluk, demircilik, tarım, ekicilik, hayvancılık öğretiliyordu.&lt;br /&gt;Demek ki işe yaramaz bir eğitimdi.&lt;br /&gt;Memlekete zarar verebilirdi.&lt;br /&gt;Hoş, Amerikalılar bu okulları model eğitim kurumu sayıyorlar ama yanılmışlar demek ki.&lt;br /&gt;Yeni eğitim kurumu modelimiz imam-hatip okulları.&lt;br /&gt;Türkiye normalleşiyor!&lt;br /&gt;Belki de biz anormal kalıyoruz!&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Sayın Başbakan sanatçıları kabul ederek ‘açılım sürecine’ destek istemiş.&lt;br /&gt;Sanatçılara bakıyorum.&lt;br /&gt;Eğlence dünyasının starları.&lt;br /&gt;Şarkıcılar, türkücüler, pop sanatçıları.&lt;br /&gt;Bakıyorum, tiyatro sanatçıları var mı diye? Göremiyorum.&lt;br /&gt;Sinemanın, klasik müziğin tanınan sanatçıları var mı? Göremiyorum.&lt;br /&gt;Olsun. Artık ülkemde sanat diye eğlenceye deniyor. Sanatçıları da öyle olacak.&lt;br /&gt;Türkiye normalleşiyor!&lt;br /&gt;Ne güzel.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Medyada da ‘normal’ değişmeler oluyor.&lt;br /&gt;Muhalif yazarlara önce gözdağı, arkadan gazetelerinden kovulma.&lt;br /&gt;Gazete patronları yola gelmezse ekonomik baskılar.&lt;br /&gt;Hoş, onlar da kendi durumlarından başkasını görmezler ya.&lt;br /&gt;Bağımsız basın mı? O da ne?&lt;br /&gt;‘Normal’ Türkiye’de bağımsız basın mı olur?&lt;br /&gt;Onların gözleri kör, vicdanları sağır mı?&lt;br /&gt;İktidar satın alabildiğini alır, alamadığını susturur.&lt;br /&gt;Geriye kalana da aldırmaz.&lt;br /&gt;Onlar ne yapacak ki?&lt;br /&gt;Nasılsa oy depoları sağlam.&lt;br /&gt;Sivil toplum kuruluşları var: Cemaatler, tarikatlar.&lt;br /&gt;Öbürleri, ‘çağdaşlar’ ‘mağdaşlar’ darbeci, terörist.&lt;br /&gt;Türkiye normalleşiyor.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Töre cinayetleri Türkiye’de hız kesmeden sürüp gidiyor.&lt;br /&gt;Kendisi için karar vermeye kalkan genç kadınlar ‘infaz ediliyor’.&lt;br /&gt;Aile dışına çıkanlar diri diri gömülüyor.&lt;br /&gt;Avrupa’da da öyle.&lt;br /&gt;Gâvurla gezen kızlara ölüm.&lt;br /&gt;Çıt yok memleketimde.&lt;br /&gt;Kimse böyle şeylere aldırmıyor.&lt;br /&gt;Kürt toplumunun temsilcileri de bunları ağzına almıyor.&lt;br /&gt;Demokratik açılımda bunların adı bile geçmiyor.&lt;br /&gt;Ağalık, şeyhlik, alikıran başkesenlik normal.&lt;br /&gt;Türkiye normalleşiyor diyorlar da biz anlayamıyoruz.&lt;br /&gt;Normallerimiz bunlar.&lt;br /&gt;Mevsim normalleri gibi.&lt;br /&gt;Ülke normalleri.&lt;br /&gt;Bize de kendi ülkemizde ‘anormallik’ kalıyor...&lt;br /&gt;&lt;a href="http://au.mc300.mail.yahoo.com/mc/compose?to=erdalatak@gmail.com&amp;amp;subject=YoreNet%20e-MEDYA%20$%7BTARIH%7D-$%7BYAYIM_ADI%7D-$%7BHKODU%7D" rel="nofollow" target="_blank" ymailto="mailto:erdalatak@gmail.com?subject=YoreNet%20e-MEDYA%20$%7BTARIH%7D-$%7BYAYIM_ADI%7D-$%7BHKODU%7D"&gt;erdalatak@gmail. com&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-4825274342724288500?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/4825274342724288500/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=4825274342724288500' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/4825274342724288500'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/4825274342724288500'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/03/turkiye-normallesirken.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-6096503607167859060</id><published>2010-03-01T02:25:00.001-08:00</published><updated>2010-03-01T02:25:39.560-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Mustafa Kemal'e "Veda" ederken... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önceki akşam bir gözüm kapalı, Alanya’daki sinemanın dik merdivenlerini tırmanarak, Zülfü Livaneli’nin VEDA filmini görmeye gittim. Atatürk dönemini yaşamış kuşağın sonuncularındanım. Üstelik Allah bana yüzyılların en büyük adamlarından birini görmek,&lt;br /&gt;çocukken yanında bulunmak, O’nun tarafından tarihten imtihan edilmek lütfunu bahşetmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amcam Muzaffer Kılıç, O’nunla Samsun’a çıkan, Yıldırım Ordularından Kurtuluş Savaşına kadar Emir Subayı idi. O’nun yanında büyüdüm! Babam Kılıç Ali de 1919’da Sivas’ta O’na katıldıktan sonra 1938 Kasımında, Atanın ölümüne kadar yanından ayrılmamış, sırdaşı ve can arkadaşıydı. Ben Mustafa Kemal’le doğdum, Atatürk’le büyüdüm ve inşallah, kelimeyi şahadet getirip,  “Atatürk”  diyerek öleceğim! Kısacası  “Mustafa Kemal” benim için bir nevi ibadet! Bunun için de,  “Veda” filmini muhakkak seyretmeliydim!&lt;br /&gt;Zülfü Livaneli ile düşüncelerimiz hiç uzlaşmamıştır! Fakat itiraf edeyim Filmin özellikle birinci yarısını -çocukluk ve gençlik yıllarını- Rumeli’den göç sahnelerini ve genç Mustafa Kemal’in Selanik’te zeybek oynamasını seyrederken gözyaşlarımı tutamadım!&lt;br /&gt;Genellikle bu sahnelerde Türk Milletinin kaderi ve dramı yansıtılmış.  Atatürk’ün, son yıllarında gene zeybek oynamak isterken, yarıda bırakması da dramatik bir tema!&lt;br /&gt;Gene birinci bölümde, küçük Mustafa’nın zorla gittiği ve sakallı cüppeli Hocadan falaka yediği ’Mahalle Mektebi’sahneleri de bugünlerde ibret alınacak sahneler!&lt;br /&gt;Hangi Atatürk?&lt;br /&gt;Şu sırada bazıları Atatürk’e doğrudan saldıramadıkları için  “Hangi Atatürk” diye O’nu sorgulamaya kalkıyorlar.  “Veda”  filmi bu soruya kısmen cevap veriyor; Livaneli, hiç olmazsa Mustafa Kemal’i, adeta ruh bunalımları geçiren bir  “yalnız adam”  olarak canlandırmamış. Ancak liberal bir yazar ve yönetmen olarak Atatürk’ü, tam ve nasıl tanımladığı da pek belli değil. Mustafa Kemal, âşık olabilen, anasının ölümünde ağlayan bir fani ama Ata’nın kendi deyimiyle, “naçiz vücudu” toprak olsa bile, dünya bölgelerinin de tespitiyle “tabutuna”  sığmayacak bir deha! Çocukluğundan, Selanik günlerinden Çanakkale’ye Dumlupınar’a Sakarya’ya kadar sahneler anlatımlar başarılı ama filimde, devrimleri-devlet adamlığı, tam olarak yansıtılmamış. Bunlar da, tek filme sığdırılamıyor!&lt;br /&gt;Bu sadece benim hissim. Livaneli muhakkak Atatürk’ü seven bir liberal, ama O’nu ve düşüncelerini tamamıyla özümsemiş mi?&lt;br /&gt;“Atatürk hakkında belgeselden öte senaryolu ve oyunculu film yapılmaz”  denirdi.  “Yapılıyor işte” demeliyim... Bu  “ilkten sonra” arkası muhakkak gelecek. Hatta Mustafa Kemal’i kasten, deccal gibi gösteren filmler de yapacaklar düşmanları!&lt;br /&gt;“Veda”, eksikliklerine rağmen, şüphesiz olumlu bir başlangıç!&lt;br /&gt;Filmin ikinci bölümünde ana konu Mustafa Kemal’in iki hanım -Latife ve Fikriye- arasında kalışı ve mutsuzluğu. Cumhuriyet, Devrimler pek yok!&lt;br /&gt;Turgut Özakman’ın, Atatürk filmi Mart’ta vizyona girecek. Özakman Mustafa Kemal’i, Cumhuriyetini, eserlerini, devrimlerini içtenlikle, iliklerine kadar özümsemiş bir Atatürk Milliyetçisi! Umuyorum ve biliyorum ki, Özakman’ın filmi,  “Hangi Atatürk?”  sorusuna son noktayı koyacaktır...&lt;br /&gt;Yanlışlar&lt;br /&gt;“Veda” nın güzel taraflarını yazdıktan sonra, bazı yanlış ve eksikliklere de işaret etmeliyim... Sözüm önce  “sanat yönetmenlerine” ; mesela üniformalardaki nişanlar, mesela Çankaya’da köşkündeki  hatalarından dolayı... Ev ödevlerini iyi yapmamışlar! Teferruat ama önemli teferruat!&lt;br /&gt;Bir de Fikriye-Latife olayı yanlış! Ben bu olayı Latife Hanımı (adımı o vermiş) yakından tanımış ve Mustafa Kemal’e herkesin önünde hitap tarzını yüzüne karşı eleştirmiş, anam ve halalarımdan ve amcamdan duymuşumdur!&lt;br /&gt;Fikriye olayına gelince; Amcamın bana anlattığına göre Fikriye yurt dışından Çankaya’ya geldiğinde, Latife Hanım amcamı çağırmış, “Kovun O kadını”  demiş... Muzaffer amcam diklenmiş:  “Ben o kadın dediğiniz Fikriye Hanımı kovamam. O, savaşta çamaşırlarımızı yıkadı, söküklerimizi dikti” deyip, arkasını dönüp gitmiş.&lt;br /&gt;Yazarın “edebi ruhsatına” karışmak caiz değil ama tarihi doğru yazmak gerekir. Atatürk’ün ölüm sabahı başında doktorlar değil, Babam, Salih Bozok ve Genel Sekreter Hasan Rıza Soyak var... Hasan Rıza Bey babama “Kılıç önümüzde bir tarih göçüyor” der... Atatürk komadan çıkıp, “Saat Kaç?” diye sorduğunda O’na cevap veren babam ve sonra hüngür hüngür ağlayarak, Ata’nın gözlerini kapatan da babam...&lt;br /&gt;Not: Filmde Atatürk’ü canlandıran ve muhteşem zeybeği oynayan, Sinan Tuzcu meğer akrabam imiş!ALTEMUR KILIÇ&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-6096503607167859060?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/6096503607167859060/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=6096503607167859060' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/6096503607167859060'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/6096503607167859060'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/03/mustafa-kemale-veda-ederken.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-2533386729893622885</id><published>2010-02-28T10:44:00.000-08:00</published><updated>2010-02-28T10:45:22.857-08:00</updated><title type='text'>Banu AVAR'dan Tavsiye Kitap Listesi</title><content type='html'>&lt;a onclick="'ft(" href="http://www.facebook.com/pages/BANU-AVAR-DUNYA-DUZENI-VE-BILINMEYEN-GERCEKLER/123905702320?ref=mf"&gt;BANU AVAR DÜNYA DÜZENİ VE BİLİNMEYEN GERÇEKLER&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Banu AVAR'dan Tavsiye Kitap Listesi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;1) Hangi Atatürk Attilâ İLHAN&lt;br /&gt;2) Oltadaki Balık Türkiye M. Emin DEĞER&lt;br /&gt;3) Sivil Örümceğin Ağında Mustafa YILDIRIM&lt;br /&gt;4) Bir Ekonomik Tetikçinin itirafları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÜRK YURDUN DA YAŞIYORSAN : TÜRKİYE(TURAN) YÜCE BİR MİLLET :TÜRK ŞEHİTLERİMİZİN KANIYLA YAPILMIŞ ŞANLI BAYRAĞIMIZ :TÜRK BAYRAĞI O KU...TLU GÜN GELDİĞİNDE TÜM DÜNYANIN KONUŞACAĞI : TÜRKÇETEK DEVLET TEK MİLLET TEK BAYRAK TEK DİL grup ___1&lt;a onmousedown="'UntrustedLink.bootstrap($(this)," href="http://www.facebook.com/group.php?gid=39259707082&amp;amp;ref=share" rel="nofollow" target="_blank"&gt;http://www.facebook.com/group.php?gid=39259707082&amp;amp;ref=share&lt;/a&gt;TEK DEVLET TEK MİLLET TEK BAYRAK TEK DİL sayfa____2&lt;a onmousedown="'UntrustedLink.bootstrap($(this)," href="http://www.facebook.com/pages/TEK-DEVLET-TEK-MILLET-TEK-BAYRAK-TEK-DIL/37816524204?ref=ts" rel="nofollow" target="_blank"&gt;http://www.facebook.com/pages/TEK-DEVLET-TEK-MILLET-TEK-BAYRAK-TEK-DIL/37816524204?ref=ts&lt;/a&gt;BANU AVAR DÜNYA DÜZENİ VE BİLİNMEYEN GERÇEKLER&lt;a onmousedown="'UntrustedLink.bootstrap($(this)," href="http://www.facebook.com/pages/BANU-AVAR-DUNYA-DUZEN-VE-BLNMEYEN-GERCEKLER/123905702320?ref=ts" rel="nofollow" target="_blank"&gt;http://www.facebook.com/pages/BANU-AVAR-DUNYA-DUZEN-VE-BLNMEYEN-GERCEKLER/123905702320?ref=ts&lt;/a&gt;Türkiye Türklerindir !!!&lt;a onmousedown="'UntrustedLink.bootstrap($(this)," href="http://www.facebook.com/group.php?gid=49216015859" rel="nofollow" target="_blank"&gt;http://www.facebook.com/group.php?gid=49216015859&lt;/a&gt;TÜRKİYEDE YÜKSELEN MİLLİYETÇİLİK &lt;a onmousedown="'UntrustedLink.bootstrap($(this)," href="http://www.facebook.com/pages/manage/updates.php?id=37816524204&amp;amp;sent=1&amp;amp;e=0#/group.php?gid=104282845102&amp;amp;ref=ts" rel="nofollow" target="_blank"&gt;http://www.facebook.com/pages/manage/updates.php?id=37816524204&amp;amp;sent=1&amp;amp;e=0#/group.php?gid=104282845102&amp;amp;ref=ts&lt;/a&gt;PKK' YA _____''AF KANUNUNA''____ HAYIR _HAYIR _HAYIR&lt;a onmousedown="'UntrustedLink.bootstrap($(this)," href="http://www.facebook.com/group.php?gid=113070816081" rel="nofollow" target="_blank"&gt;http://www.facebook.com/group.php?gid=113070816081&lt;/a&gt;ŞEYH EDEBALİ ( OSMANLI DEVLETİNİN MANEVİ KURUCUSU ) SAYFA&lt;a onmousedown="'UntrustedLink.bootstrap($(this)," href="http://www.facebook.com/pages/SEYH-EDEBALI-OSMANLI-DEVLETININ-MANEVI-KURUCUSU-/156408862116" rel="nofollow" target="_blank"&gt;http://www.facebook.com/pages/SEYH-EDEBALI-OSMANLI-DEVLETININ-MANEVI-KURUCUSU-/156408862116&lt;/a&gt;ŞEYH EDEBALİ ( OSMANLI DEVLETİNİN MANEVİ KURUCUSU ) GRUP&lt;a onmousedown="'UntrustedLink.bootstrap($(this)," href="http://www.facebook.com/group.php?gid=66971203368#/group.php?gid=66971203368" rel="nofollow" target="_blank"&gt;http://www.facebook.com/group.php?gid=66971203368#/group.php?gid=66971203368&lt;/a&gt;BAŞKAL&lt;a onmousedown="'UntrustedLink.bootstrap($(this)," href="http://www.facebook.com/pages/BASKAL/48919984572" rel="nofollow" target="_blank"&gt;http://www.facebook.com/pages/BASKAL/48919984572&lt;/a&gt;GRUP ÖTÜKEN &lt;a onmousedown="'UntrustedLink.bootstrap($(this)," href="http://www.facebook.com/pages/GRUP-OTUKEN/113209856086?created#/pages/GRUP-OTUKEN/113209856086" rel="nofollow" target="_blank"&gt;http://www.facebook.com/pages/GRUP-OTUKEN/113209856086?created#/pages/GRUP-OTUKEN/113209856086&lt;/a&gt;GRUP GÖKÇEN&lt;a onmousedown="'UntrustedLink.bootstrap($(this)," href="http://www.facebook.com/pages/GRUP-GOKCEN/120809202639?v=wall&amp;amp;viewas=1797587945" rel="nofollow" target="_blank"&gt;http://www.facebook.com/pages/GRUP-GOKCEN/120809202639?v=wall&amp;amp;viewas=1797587945&lt;/a&gt;MEHMET BORUKÇU&lt;a onmousedown="'UntrustedLink.bootstrap($(this)," href="http://www.facebook.com/pages/MEHMET-BORUKCU/108604641905" rel="nofollow" target="_blank"&gt;http://www.facebook.com/pages/MEHMET-BORUKCU/108604641905&lt;/a&gt;İştiraklerinizi bekliyorum sevgili dostlarım7 nci KOLORDU KOMUTANLIĞI 52 nci bakım merkezi Pirinçlik /Diyarbakır&lt;a onmousedown="'UntrustedLink.bootstrap($(this)," href="http://www.facebook.com/group.php?gid=111639650014&amp;amp;ref=search&amp;amp;sid=1797587945.1983758893..1&amp;amp;v=wall" rel="nofollow" target="_blank"&gt;http://www.facebook.com/group.php?gid=111639650014&amp;amp;ref=search&amp;amp;sid=1797587945.1983758893..1&amp;amp;v=wall&lt;/a&gt;EKLEYEN ATİLLA DÖKMEOĞLU’NUN VİDEO SAYFASI &lt;a onmousedown="'UntrustedLink.bootstrap($(this)," href="http://www.facebook.com/pages/Atilla-DOKMEOLUNUN-VDEO-SAYFASI/255820865712" rel="nofollow" target="_blank"&gt;http://www.facebook.com/pages/Atilla-DOKMEOLUNUN-VDEO-SAYFASI/255820865712&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-2533386729893622885?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/2533386729893622885/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=2533386729893622885' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/2533386729893622885'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/2533386729893622885'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/02/banu-avardan-tavsiye-kitap-listesi.html' title='Banu AVAR&apos;dan Tavsiye Kitap Listesi'/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-6435896033464400000</id><published>2010-02-28T10:25:00.000-08:00</published><updated>2010-02-28T10:27:52.972-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>“Bizleri öldürmek adına para ödülü koyan birinin ilanıyla maaş alıyorsunuz”&lt;br /&gt;28.02.2010 13:08&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taraf Gazetesi’nin internet sitesinde yayınlanan ve “sadoglu.wordpress. com” adlı kişisel web sitesine ait olan reklamı haber yapmıştık (bakınız: TARAF AYDINLARIN KATLİAMINI NASIL DESTEKLİYOR? başlıklı haberimiz).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu reklam Aziz Nesin’in oğlu Ahmet Nesin’in de dikkatini çekmiş. Nesin kendi blogunda bu reklam nedeniyle Taraf’ı çok sert eleştiren bir yazı yayınladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte “Bu kadar mı düştün Ahmet Altan!..” başlıklı o yazı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazıyı yazıp yazmamakta çok kararsızdım esasında. Konu Aziz Nesin’le ilgili olduğu için kararsızdım, ancak beni iyi tanıyanlar bilir, Aziz Nesin’i baba olarak ayrı, yazar ve aydın kişiliğiyle ayrı ayrı değerlendiririm. Böyle düşününce kafam rahatladı ve yazmaya karar verdim.Taraf Gazetesi’ni internette açtığınızda karşınıza bir ilan çıkıyor:&lt;br /&gt;Önyargılı&lt;br /&gt;VeKorkak&lt;br /&gt;Değilseniz!&lt;br /&gt;sadoglu.wordpress. commehmetalisadoglu. blogspot. com&lt;br /&gt;Mehmet Ali Şadoğlu denilen kişiyi anımsayanınız var mı bilmiyorum, ama Taraf Gazetesi’nin bir çok yazarının tanıdığını ve anımsadığını adım gibi biliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmet Altan bu adamı bilir, Ümit Kıvanç’ın da bildiğini ve nefret ettiğini söyleyebilirim. Murat Belge yada Sevan Nişanyan’ın da bu adamı sevdiğini sanmam. Etyen Mahçupyan yada Nabi Yağcı mutlaka tanıyor ve eleştiriyorlardır. Halil Berktay ve Alper Görmüş de iyi bilirler bu adamı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu adam adını 1990’lı yılların ortalarına yakın, Aziz Nesin’in ölümünden önce duyurdu.&lt;br /&gt;Aziz Nesin, Salman Rüşdi’nin Şeytan Ayetleri kitabını yayınlamak is”tediğinde İran rejimi ölüm fermanı çıkarmıştı.&lt;br /&gt;Bu ölüm fermanı üzerine Mehmet Ali Şadoğlu denilen bu adam gazetelere bir demeç verip “Aziz Nesin’i öldürene 250 bin dolar vereceğim!..” diye bir açıklama yaptı.&lt;br /&gt;Aziz Nesin de bu açıklamaya gülmüş ve karşılık olarak “Bu iyi bir para, Şadoğlu parayı hemen banka hesabıma yatırsın, ben intihar ederim…” demişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte sen Türkiye’de demokrasiyi en iyi bildiğini iddia eden Ahmet Altan, gazetene aldığın ilan bu adamın verdiği ilan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu adamın ilanından aldığın parayla maaş alıyorsun demokrasi adına, sizler Ümit Kıvanç, Murat Belge, Sevan Nişanyan, Etyen Mahçupyan, Nabi Yağcı, Halil Berktay, Alper Görmüş, Neşe Düzel, Orhan Miroğlu, Mehmet Güreli, Mithat Sancar, Erol Katırcıoğlu, Soli Marguiles, Ferhat Kentel ve Yasemin Çongar lütfen artık demokrasi adına yazılar neyim yazmayın.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz utanmanız varsa eğer ben kimlerin parasından maaş alıyorum diye kendi kendinizi sorgulayın.Fazla bişey yazmayacağım, yazmama da gerek olduğunu sanıyorum, verdiği demeci bugün bile vermekten bir adım geri durmayacağını açıklayan Mehmet Ali Şadoğlu’nun parası size gerçekten helal olsun, ama “&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Ben esasında hâlâ demokratım, sosyalistim, liberalim, işte buna benzer bişeyim…&lt;/strong&gt;”&lt;/em&gt; bile demeyin artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çünkü “Bunlara benzer bişeyim…” diyenler bile sizin kadar acizleşmez, demokrasiyi bu kadar pespaye hale getirmez. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimilerinizi zamanında yakından tanımaktan utanıyorum, kendi kendime kızıyorum, aynı örgüt adı altında olmasa bile ortak hedef uğruna ölümüne savaş vermiş olmaktan utanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz Bülent Arınç’laşayım, bizleri öldürmek adına para ödülü koyan birinin ilanıyla maaş alan ve evine nafaka götüren hepinize kocaman bir “tuuuuuuuuuuu”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizler birer DEMOKRATÖR’sünüz. Ne demokratlığınız belli, ne de diktatörlüğünüz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Not: yazıyı dikkatimizi çeken ataunieczacı rumuzlu okura teşekkür ederiz.) Odatv.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-6435896033464400000?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/6435896033464400000/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=6435896033464400000' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/6435896033464400000'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/6435896033464400000'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/02/bizleri-oldurmek-adna-para-odulu-koyan.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-7892093213982407434</id><published>2010-02-27T13:59:00.000-08:00</published><updated>2010-02-27T14:03:22.180-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;İşçi Sınıfı ve Ordu/ ATAOL BEHRAMOĞLU&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İddialı bir yazı başlığı koyduğumu biliyorum.İşçi sınıfı ve ordu ilk bakışta birbiriyle ilgisi bulunmayan iki kavram, iki olgu.Bir ilişki varsa da, 12 Eylül ve sonrası düşünüldüğünde bu ancak bir karşıtlık ilişkisi olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DİSK’i çökerten 12 Eylül darbesi olmuştur.Selimiye Kışlası’na teslim olmak için kamyonlar dolusu gelen işçi topluluklarını unutmuyoruz.Fakat tam bunları yazdığımda, bu kez de 27 Mayıs’ın armağanı 1961 Anayasası’nı ve o anayasa sayesinde kurulan Türkiye İşçi Partisi’ni düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aklıma her üçü de 27 Mayıs’ı gerçekleştiren subaylardan, Türkiye İşçi Partisi Milletvekili Muzaffer Karan, sosyalist Suphi Karaman, Halkevleri Genel Başkanı ve Onursal Başkanı Ahmet Yıldız geliyor.Kenan Evren, Faik Türün gibiler de, bu subaylar da Türk ordusunun mensuplarıydılar.27 Mayıs da, 12 Mart ve 12 Eylül de, 28 Şubat da Türk ordusunun ürünüdür.Bu çelişki nasıl açıklanacak?&lt;br /&gt;Hepsi Amerika’nın oyunudur diyerek geçiştirecek miyiz?&lt;br /&gt;Bence bu, olumlu ve olumsuz yönleriyle “iç dinamizm”i göz ardı eden, toptancı ve teslimiyetçi bir görüştür.Türkiye de ordu da, bütün kurumlar gibi, oluşum, değişim süreçlerinden geçiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplumsal olgularda mutlak değişmezlikler olduğunu düşünmüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***İmparatorluğun son dönemlerinde ordu modernleşmenin öncüsü olarak tarih sahnesine çıktı.Kurtuluş Savaşı’nın, Cumhuriyetin önderleri çoğunlukla subaydı.Bizim işçi sınıfımız da aynı dönemlerde tarih sahnesine çıktı.O tarihlerden 1960’lara kadar yakın tarihimizde, işçi sınıfıyla ordu arasında bir yakınlaşma izi bulunabileceğini sanmıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ordu ve işçi sınıfı ilk kez 1960’larda bir araya geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyalizm ve yurtseverlik kavramları arasında aşılmaz sınırlar olmadığı ilk kez çok geniş çevrelerce algılanıp telaffuz edildi.Türk subayının ulusal bağımsızlıkçı, Cumhuriyetçi, laik kimliği vurgulanırken, işçi sınıfının da bir vatanı olduğu kavramının altı derinliğine çizildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bir yakınlaşmaydı, fakat uzun sürmedi.12 Mart ve 12 Eylül darbeleriyle sona ererek bugünlere gelindi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***Bugünlerde bu konuda olup bitenleri iyi düşünmek, iyi değerlendirmek gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İktidardaki güç iki kuruma özellikle saldırıyor.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bunlardan biri ordu, öteki işçi sınıfıdır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;AKP’nin temsil ettiği anti-ulusal sermaye ve ideoloji, farklı nedenler ve gerekçelerle de olsa, iki kurumu hasım olarak görüyor ve çökertmek istiyor.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biri ordu, öteki işçi sınıfıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu iki kurum arasında, Türkiye gerçekliğinde, tarihsel yakınlık vardır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ordu emperyalizme karşı savaşmıştır, antiemperyalist ve yurtsever geleneklere sahiptir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğunlukla orta ya da daha alt tabakaların, köylü ve işçi ailelerin çocukları olan subaylar, askerlik görevindeki halk çocuklarıyla iç içedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu subaylar, büyük çoğunlukla, Cumhuriyetçi ve laiktirler.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İşçi sınıfı da, modern bir toplumsal güç olarak, ilericidir, ilerici olmak zorundadır.Ancak bağımsız, modern bir toplumda emeğinin hakkını savunup elde edebilir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Koşullanmış akıllara aykırı görünse de, emperyalist sermayenin ve siyasetin kuşatması altındaki Türkiye’de, orduyla işçi sınıfı arasında bir yazgı ortaklığı olduğunu düşünüyorum.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zulmedilen Tekel işçisiyle polis arabalarına tıkılarak karakollara ve adliye binalarına götürülen emekli ya da görevdeki subay arasında bir kader yakınlığı görüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu yazgı ortaklığı, kader yakınlığı dediğim şey, aslında Türkiyemizin geleceğidir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Geleceğin bağımsız, onurlu, demokrat, sosyal adalet ilkelerinin egemen olacağı Türkiyesi; laik, yurtsever, Cumhuriyetçi orduyla ve işçi sınıfıyla savaşarak ve onlar çökertilerek değil, onlardan güç alarak kurulabilir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yaşamakta olduğumuz Türkiye gerçekliği süreçlerinde işçi sınıfı ve ordu birbirini daha yakından tanıyıp anlamaya çalışmalıdır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-7892093213982407434?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/7892093213982407434/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=7892093213982407434' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/7892093213982407434'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/7892093213982407434'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/02/isci-snf-ve-ordu-ataol-behramoglu.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-473517288366548782</id><published>2010-02-26T11:11:00.000-08:00</published><updated>2010-02-26T11:12:49.698-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;Konu: Belki Bizim Sütümüzde Bozuktur?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Biz kimiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz Kimiz?Açılıma karşı çıkanların “vampir” olduğunu açıklamıştı Sayın Başbakan...&lt;br /&gt;*“İki cihanda lekeli” aynı zamanda.&lt;br /&gt;*Teröristlerin üstü açık otobüsle tur atmasına karşı çıkanlar kimdi? Anaların ağlamasını isteyen “vicdansız”lar, şehit cenazesi gelsin isteyen “hasta kafa”lar...İzmirliler zaten “gavur faşist.”&lt;br /&gt;*Seçim isteyenler “hain...”&lt;br /&gt;*Cumhurbaşkanı’na karşı çıkanlar:“Bu memleketten git”sin!&lt;br /&gt;*Malın mülkün yabancıya satılmasına karşı çıkanlar “sermaye ırkçısı...”&lt;br /&gt;*Van münüt’ten önce Davos’a karşı çıkanlar için aynen şöyle demişti: “Hazımsız tipler” var, Davos’unkıymeti harbiyesi olmadığını söyleyenler var, “şizofren tipler” bunlar.&lt;br /&gt;*Yüksek vergiye karşı çıkanlar, alışmış “kudurmuş”tan beter... Kart faizlerine karşı çıkanlar, kusura bakmasınlar, “dürüst gözüyle bakmam” onlara... Tekel işçileri “yetim hakkı yemeye çalışan” hortumcular... Sendikalar “yalancı” inanmayın, Deniz Feneri’ni yazanlar “iftiracı” sakın almayın!&lt;br /&gt;*Taaa 51 senedir giremediğimiz AB’ye karşı çıkanlar “vizyonsuz, cahil...”Seçim arefesinde avanta buzdolabı dağıtılmasına karşı çıkanlar “çirkin.”&lt;br /&gt;*Hukuka müdahale edilmesine karşı çıkanlar “Ergenekoncu...” Yapmak istedikleri Anayasa değişikliğine karşı çıkanlar “beyinsiz...” Aşçı erlerin suikastına inanmayanlar “soytarı...”&lt;br /&gt;*CHP’nin “geçmişi lekeli...” Baykal “cibilliyetsiz, çete avukatı...” MHP “seviyesiz, densiz, ahlaksız, müfteri...” Ya Bahçeli? “Onu tıp dünyasına havale ediyorum...”&lt;br /&gt;*Subaylara iftira atılmasına karşıçıkanlar “darbeci zihniyet...” Vatandaştan vazgeçtik, Yargıtay’ın telefonlarının dinlenmesine karşıçıkanlar “kirli senarist...”&lt;br /&gt;*Arınç’a karşı çıkana “tuuuu!”Satılmayan gazetecilere “yuhhh!”&lt;br /&gt;*“Fiş”lendiğimizi öğrenmiştik.*En son ne öğrendik?Ya bunlardansın...Ya “kanı bozuk.”&lt;br /&gt;*Benim bi de sütüm bozuk...&lt;br /&gt;Valide de Atatürkçü çünkü.&lt;br /&gt;YILMAZ ÖZDİL&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-473517288366548782?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/473517288366548782/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=473517288366548782' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/473517288366548782'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/473517288366548782'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/02/konu-belki-bizim-sutumuzde-bozuktur-biz.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-921540048744158956</id><published>2010-02-25T14:04:00.000-08:00</published><updated>2010-02-25T14:12:31.514-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;1919–2010 İBRET TABLOSU&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bugün, 02:50&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Son günlerde Türk Halkının en büyük gücü, dünya çapında iftihar duyduğu, bütün İslam ülkeleri içinde gerçek bir demokrasiyi kurmayı ve yaşatmayı başarabilmiş olan tek ve en güçlü kurumun lider kadrosu komutanların, Yargıyı kendilerine bağlı hakim ve savcılarla bir maşa gibi kullanan Hükümet tarafından havada uçuşan bahanelerle tutuklatıp hapse gönderilmeleri, geçmişi bilmeyen cahil kadroları mutlu ederken, Tarihimizi biraz bilenlerin midesini bulandırıyor. Bazı siyasi liderler gelişmeleri 1919 Malta sürgünlerine benzetiyor.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz bu gün, bu &lt;strong&gt;«Malta Sürgünleri»&lt;/strong&gt; olayı ilgili gerçekleri sunmaya çalışacak, benzerlikler konusundaki kararı sizin vermenizi isteyeceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2 Ocak 1919 günü İstanbul'daki İngiliz yüksek komiseri Amiral Calthorpe; İngiliz hükümetine müracaat ederek bir ön tedbir ve bir kararlılık gösterisi olabileceği inancıyla bazı Türk liderlerin tevkif edilmesi için müsaade istedi. Ona göre ancak böyle sert tedbirler Türklere yenildiklerini İşgal güçleri, Rumlar ve Ermenilere saygılı olmaları gerektiğini anlatabilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(1)Bu amaçla İngiliz Yüksek Komiserliği bünyesinde bir çalışma grubu oluşturuldu ve bu grubun başına savaştan önce 15 yıl kadar İstanbul'da mütercim –tercüman (dragoman)lık yapmış olan Andrew Ryan getirildi.&lt;br /&gt;Bu kişiye sadece Ermenilerin değil, diğer büyük Hıristiyan topluluk Rumların da korunması amacıyla «Ermeni ve Rum zülüm kurbanlarının haklarını savunma» görevi verildi. Andrew Ryan kendi ifadesiyle, Türkler aleyhindeki faaliyetleri ile «Türkiye'de en nefret edilen kişi» idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(2)Mütarekeden hemen sonra Kasım ayı içinde İstanbul'a gelen Ryan vakit geçirmeden eskiden tanıdığı Ermeni ve Rum unsurları ile temasa geçti. Ermeniler arasında tespit ettiği bazı haber kaynaklarınca Ermeni ve Rum birimleri ile müşterek hareket etmelerini teşvik etti. Onun gayretleri ve Ermeni patrikhanesi ile müşterek çalışmaları sonucunda «Türk Savaş suçluları» belirleyen bir seri «kara liste» hazırlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ocak ayı ile Nisan 1919 arasında bu «gayri resmi» listelerden dört'ü Padişahın hükümetine verildi. Vahdettin politik düşman olarak kabul ettiği İttihat ve Terakki Partisi üyelerinden öç almak isteyenlerle birlikteydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amiral Carthorpe hükümetine «Türk Hükümeti vasıtasıyla harekete geçmenin kesinlikle gerekli olduğunu» yazdı. Ryan'da not olarak, «bizim yöntemimiz tevkif edilecek isimleri teklif etmek, böylece ilerde bize yüklenmek istenecek sorumlulukları da inkâr edebilme imkânına sahip olacağız» ifadesini ilave etti. (51)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konudaki gelişmeleri Bilal N. Şimşir'in kalemiyle şöyle özetlemek istiyoruz.&lt;br /&gt;«İngilizlerin baskısı nedeniyle Tevfik Paşa hükümeti Ocak 1919 ayı içinde 160 ila 200 kadar insanı tevkif etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Calthorpe 30 Ocak günü, Malta Valisi Lord Plumer'e bir tel çekerek, Türkiye dışında Tevkiflerin emniyeti için 50-60 kişilik bir Türk esir grubunun muhafazası için gerekli düzenlemelerin yapılıp, yapılamayacağını sordu.5 Şubat'ta Amiral Calthorpe Dışişleri Bakanlığınca uyarıldı ve Ateşkes hükümlerine uymayan İngiliz esirlerine kötü davranışlarda bulunan, Ermeni ve diğer ırklara karşı zalimce davranışlarda bulunan resmi görevlilerin ve komutanların Türk Hükümeti tarafından tevkif edilerek, en yakın müttefik komutanlığa teslim edilmesi istendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun üzerine Amiral Calthorpe ile İstanbul'daki Fransız kuvvetleri Komutanı General Franchet d'Esperay arasında bir tartışma başladı. Fransız general'e göre itham edilen kişileri tevkif etme, usulüne göre yargılama ve cezalandırılmaları koruma sorumluluğunun Türk makamlarına ait olması gerekiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fransız hükümetine göre, Alman, Avusturya ve Bulgar görevlilerin hiçbirinin yakalanma veya taciz edilmemesine rağmen, Türklerin suçlu olabilecekleri ihtimali ile tevkif edilmeleri Talebi, Müslüman Türklere karşı bir ayrım yapıldığı izlenimi bırakacaktı.»&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(3)Türklere karşı hiç sempatisi olmadığını bildiğimiz bu Fransız generali savaşın mağlubu olduğu için değil ama sırf Türk ve Müslüman oldukları için, bir ulusun temsilcilerine kasıtlı davranıldığını ve suçlu olabilecekleri faraziyesi ile haksız muameleye tabi tutulduklarını haykırıyor gibiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiliz Hükümeti olayları kendi istedikleri biçimde yorumlama hakkını elinde tutmak istiyordu. Ermeni iddialarının tarafsız bir heyette incelenmesi teklifi'nin sahibi olan Sadrazam (İngilizci) Tevfik Paşa (İngilizlerin baskısı ile) 3 Mart 1919'da istifa ettirilmiş ve yerine (daha İngilizci) Damat Ferit Paşa getirilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(4)Soykırımla ilgili kişi ve belgeler bulunmamasına rağmen İngilizlerin isteği ile tevkifler Mart ve Nisan aylarında da devam etti. Ciddi bir itham olmamasına rağmen bu tutuklular «Bekir Ağa Bölüğü» diye adlandırılan bir hapishanede toplatıldı. Nihayet 28 Mayıs gecesi İngiliz Askeri otoriteleri aralarından seçtikleri altmış yedi kişiyi HMS Prenses&lt;br /&gt;Ena adlı bir gemi ile Malta'ya gönderdiler. Fransızlar Türk esirlerin yurt dışına çıkarılmasına itiraz edince, İngilizler bu nakliyatı Türklerin isteği üzerine yaptıkları gibi bir bahane öne sürerek yaz boyunca devam ettirdiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(5)15 Ocak 1919 günü İstanbul, Kahire ve Bağdat'taki İngiliz Komutanlıklarına şifre ile dokuz Türk Komutanının adları Savunma Bakanlığı tarafından verilir. Cezalandırılmak üzere bunların yakalanması istenir. Bu komutanların adları ve isnat edilen suçları şunlardır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(6)&lt;br /&gt;1- Nuri Paşa: Kafkasya'daki eski İslâm Ordusu Komutanı. Suçu Azerbaycan'a asker sokmak ve Ermenilere zorbalık etmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Mürsel (Bakü) Paşa: Kafkasya'daki Azerbeycan Kuvvetleri Komutanı, Nuri Paşa'yı desteklemek, Türk Ordusunun geri çekilmesini geciktirmekle suçlanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Yakup Şevki (Subaşı) Paşa: Kafkasya'daki dokuzuncu Ordu Komutanı. Suçu Ermenilere, Ukraynalılara zorbalık etmek ve geri çekilmeyi geciktirmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- Nihat (Anılmış) Paşa: Pozantı'daki İkinci Ordu Komutanı. Suçu sivil makamları ayaklanma için kışkırtmak, Kilikya'yı boşaltmamak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- Ali İhsan (Sabis) Paşa: Mezopotamya'daki Altıncı Ordu Komutanı. Suçu Cerablus'taki İngiliz Komutanına hakaret etmek ve yağmacılık yapmak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6- Fahrettin (Türkkan) Paşa: Hicaz Ordusu Komutanı. Suçu zamanında teslim olmamak, (10 Ocak 1919 gününe kadar) savaşa devam etmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7- Galip Paşa: Yemen'deki 40. ıncı Tümen Komutanı, suçu teslim olmamak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8- Tevfik Paşa: Yemen'deki 7 nci Kolordu Komutanı, suçu teslim olmamak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9- Asir'deki 23 ncü Kolordu Komutanı, suçu teslim olmamak.İşgalci güçlerin en önemli istihbarat kaynağı Ermeni –Rum şubesidir. Bu şube'nin çalışması Amiral Calthorpe'un Dış İşleri Bakanlığına gönderdiği bir raporda&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(7) belirttiğine göre olaylar ve kişiler için ayrı ayrı iki tip fiş tutmaktadır. Kişi olarak 600–700 kadar Türk fişlenmiştir. Kişilerle ilgili olarak yurdun her tarafından Rum, Ermeni, Kiliseler, Okullar ve ajanlar vasıtasıyla toplanan bilgiler bu fişlere işlenir. Olaylarla ilgili fişlere gelince, olayın yeri, tarihi, karışanların adları bulunur. Mahkemelere katılmazlar fakat mahkemeye katılacakları onlar seçer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nadir hallerde tanıklık edebilir ve mahkeme önünde ifade verebilirler. Şube dış dünya ile ilişkilerini «Ermeni Haberler Bürosu» vasıtasıyla sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiliz Haber alma teşkilatı da bir başka kara liste hazırladı. Bu listelerin hazırlanmasında ölçü yoktu. Herhangi bir kişinin yaptığı akıl dışı iftiralar kaydedilir ve ithamlar buna göre yapılırdı.&lt;br /&gt;Meselâ Sirounlan adlı bir Ermeni doktoru, «Türklerin Kut-ul Amare'de esirlere çok zulümkâr davrandıklarını ve 23 Astsubay ile birçok erin Türkler tarafından sünnet edildiklerini» ileri sürer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayni kişi Musul bölgesini savunduğunu belirttiğimiz Ali İhsan (Sabis) Paşa'nın Ermenilerden topladığı 120 araba dolusu halıyı İstanbul'a yollayıp sattığını ve bu para ile kendisine Bebek'te iki yalı satın aldığını ileri sürer. İşin garibi bu iddiaların İngiltere Bakanlar Kurulu'na kadar götürülmesidir. İngiliz kabinesinin ünlü isimleri bu saçma sapan iftiraları, sünnet ve talan hikâyelerini ciddiye alırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(8) Oysa ufak bir araştırma gerçeği ortaya çıkarmak için yeterlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuda günümüzdeki olaylarla ilgili daha tarafsız bir değerlendirme yapmak istiyorsanız Drogoman Ryan'ın rolünü Ordu karşıtı olayların tezgâhtarı Taraf Gazetesinin kurucusu Yasemin Çongar'ın eşi Amerikalı CİA ve MOSSAD ajanı Chris Mason'a vermeniz yeterli olacaktır. Lütfen şu gerçeği de unutmayın « Bir ulusun düşmanlarının ilk ve en önemli hedefi o ulusun Ordusudur, subaylarıdır. Elinizdeki güç ve imtiyazlarla onları ne kadar hırpalar ezerseniz o ulusu da o kadar hırpalamış, ezmiş olursunuz»&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Dr. M. Galip Baysan&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DİPNOTLAR: (1). Bilal N. Şimşir, The Deportees of Malta and the Armenian Question, Armenions İn The Ottoman Empire and Modern Turkey, s.26 (Boğaziçi Üniversitesi), İstanbul –1984.(2). Sir Andrew Ryan, The Last of The Dragomans, Preface (London –1951).(3) 51. B.N. Şimşir, a.g.e., S.27.(4). Aynı Eser S.27–28.(5). Aynı Eser S.28.(6). F.O. 371.4172.9205 –İngiltere Savunma Bakanlığından Dışişleri Bakanlığına, DMI- Londra, 15.1.1919 No: B1/1742 (MI.2); Bilal N. Şimşir Malta Sürgünleri, S.32–33 (Milliyet Yayınları- İstanbul –1976).(7) .Amiral Calthorpe'tan Foreign Office'e Rapor – İstanbul, 1,8. 1919, No:1364.5056.14. (F.O.371.4147.118 377).(8) Bilal N. Şimşir: Malta Sürgünleri S.58–59.( Milliyet Yayınları, İstanbul–1976)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-921540048744158956?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/921540048744158956/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=921540048744158956' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/921540048744158956'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/921540048744158956'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/02/19192010-ibret-tablosu-bugun-0250-son.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-7701848759592715951</id><published>2010-02-25T12:32:00.000-08:00</published><updated>2010-02-25T12:34:07.000-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;HİLMİ BEY’E AÇIK MEKTUP / Emin Çölaşan&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“BAY Hilmi Özkök, nasılsın, iyi misin ? Senin Genelkurmay Başkanı olduğun dönemde Kuvvet Komutanı, Ordu Komutanı olarak ve daha alt düzeyde görev yapmış silah arkadaşların gözaltına alınıyor, tutuklanıyor. Vicdanın rahat mı ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olanlardan haberin var mı? Ne bileyim, belki de yoktur! Birkaç hafta önce demiştin ki “ Ben bu işlerle ilgilenmiyorum, bahçede torumlarımla oynuyorum…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyna da , memlekette neredeyse “Darbe olacakmış” Hilmi Bey! Bir sürü masal ortalıkta dolanıyor ve senden tık yok! Bu nasıl iş yaa? Allah rızası için söyle, senin bütün bu olanlarla ilgili olarak diyeceğin hiçbir şey mi yok? Sütre gerisine çekildin , hadiseleri sıradan vatandaş gibi izliyorsun. Aslında sıradan vatandaşlar bile senden daha çok izliyor… Ve tepki veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Senin askerlik ve komutanlık anlayışında, gerektiğinde ortalıktan kaybolmak mı vardı? Çık ortaya mertçe ve durumu açıkla. Ya de ki “ Evet bunlar darbe planlıyordu, ben önledim. Ergenekon, Balyoz, ne ararsanız bunlarda vardı.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya da de ki “ Benim silah arkadaşlarıma haksızlık yapılıyor ve sonuna kadar onlara destek vermeye hazırım!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangisi Hilmi Bey, hangisi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bak, çok sayıda silah arkadaşın şimdi ya gözaltında, ya tutuklu, ya da tutuksuz yargılanıyor. Şener Eruygur, Hurşit Tolon, İbrahim Fırtına, Özden Örnek, Çetin Doğan, Ergin Saygun, Engin Alan… Atatürkçü, yurtsever, saygın komutanlar… Önceki gün muvazzaf amiraller dahil 49 silah arkadaşın daha gözaltına alındı. Hangi birini sayayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen onların çoğunun komutanı idin. Niçin bir şey söylemiyorsun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamam, Tayyip sana “Hocam” derdi ve pek sevişirdiniz. Onu anladık da, bu suskunluğunu anlamak mümkün değil. Ne silah arkadaşların anlıyor, ne de biz sıradan vatandaşlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuş Hilmi Bey yaa, Allah rızası için o mübarek ağzını bir aç da, bu konularda ne diyeceğini bir duyalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim bildiğimiz asker mert adamdır, yürekli adamdır. Silah arkadaşlarına saygı duyar. Sen?!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, ortalık birbirine girerken sen bahçede torunlarınla oynamaya devam et!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha Önemlisi, inşallah vicdanın rahat olsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seni bu mektubumla bir kez daha uyardığım ve rahatsız ettiğim için özür dilerim Bay Hilmi Özkök!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İYİCE COŞTULAR AÇILDILAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKP Kahramanmaraş Milletvekili Avni Doğan konuştu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;“Onlar bizi 40 yıl fişlediler, şimdi biz onları fişliyoruz”&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKP Çorum Milletvekili Ahmet Aydoğmuş konuştu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“&lt;strong&gt;&lt;em&gt;AKP iktidarına karşı çıkanların kanını tahlile göndermeli. Bu kanı bozuklar, gizli sözleşmeler yaparak ihanet ettiler”&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunların ağababası, “suikasttan kılpayı kurtulan(!)” Bülent Arınç ne demişti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;“Şeyini şey ettiğimin şeyleri.”&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağızları iyice bozuldu… Çünkü coştular, açıldılar! Komadaki bir hastanın geçici olarak bazen kendine gelip bilinçaltını kusması gibi. Türkiye bugün onların elinde. Çankaya’dan TBMM’ye, YÖK’ten çaycılara kadar bütün devlet mekanizmasını ele geçirdiler. Sadece iki istisna var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birincisi, Türk Ordusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkincisi ise yargının yaklaşık yarısı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi oynanan oyun çok açık. Baskın, gözaltı ve tutuklamalarla topluma şu mesaj veriliyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;“ Ulan bakın, sizin güvendiğiniz bir ordunuz vardı. Biz onu da kevgire döndürdük. Ordunuz artık dize geldi ve güvenebileceğiniz hiçbir yer kalmadı. Bizden olmayanın sonu budur. Gelin sizler de sesinizi kesin. Bizden olmasanız bile konuşmayın&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı mesaj Türk Ordusuna şöyle veriliyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;“Karargahlarınızda yaptığınız her haberleşmeden, konuştuğunuz her şeyden, uçan sinekten bile haberimiz var. İlgili kurumlarımız size de dinliyor ve izliyor. İçinizdeki ihbarcı hainlerle medyadaki satılmış hainler sayesinde her şeyi biliyoruz . Sizi hadım ettik, sesinizi kestik. Gelin, önümüzde siz de diz çökün”&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yargıya verdikleri mesajın içeriği de çok ilginç :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;“Bizden yana olmazsanız, bizim istediğimiz doğrultuda kararlar almazsanız , sizi de duman ederiz, YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu bizi eleştirdi, başına ne işler açtık. Sincan Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Osman Kaçmaz hoşumuza gitmeyen kararlar verdi, hakkında davalar açtırdık. Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner yakın geçmişte İsmailağa cemaatinin peşine düşmüştü, şimdi cezaevinde. Biz devletin İstanbul ve Ankara Başsavcılarını, ülkenin dört bir yanındaki hakim ve saccıları dinletmeyi ve izlemeyi başarmış bir iktidar gücüyüz. Adımlarınızı ona göre atın, önümüzde siz de diz çökün”&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKP milletvekili boşuna demiyor “ Onlar bizi 40 yıl fişlediler, şimdi biz onları fişliyoruz” diye!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öteki milletvekili boşuna demiyor “ Bize karşı çıkanların kanı tahlil edilsin, onların kanı bozuktur” diye!…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Ve AKP yönetimi boşuna telaşlanmıyor… Ve bunlar hakkında boşuna inceleme başlatmıyor. &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Dedikleri şu :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bazı gerçeklerin sadece bizde kalması gerekir. Bunları açıklayıp partimize zarar verdiniz”&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili okuyucularım hiç endişe etmeyin, bu günler de geçecek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-7701848759592715951?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/7701848759592715951/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=7701848759592715951' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/7701848759592715951'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/7701848759592715951'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/02/hilmi-beye-acik-mektup-emin-colasan-bay.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-3711557171986669301</id><published>2010-02-25T12:20:00.000-08:00</published><updated>2010-02-25T12:23:11.056-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;Olmayan Darbe, Acilmayan Dava Uzerinden Secim Stratejisi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;EMRE KONGAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kamuoyu arastirmalari, iktidardaki AKP’nin “Kurt Acilimi” konusunda ve“ekonomik sikintilar” nedeniyle oy kaybettigini gosteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine arastirmalar, “darbe soylentilerinin”ve “kapatma davasinin”, bir bolum secmeni etkileyerek iktidara yarayacagi konusunda sonuclar ortaya koyuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaklasik bir yil icinde secimler var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyle saniyorum ki, bugunlerde yasadigimiz ve “buyuk bir kaos” gibi gorulen olaylarin arkasinda gayet ince hesaplanmis etkili bir “secim stratejisi” de var:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gundemi “darbe soylemleri” ve “yargiclar vesayeti” maddelerine hapsetmek, boylece “Kurt acilimini” ve “ekonomik sikintilari” tartisma alaninin disinda birakmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu strateji, ic ve dis konjonkturdeki gelismeler ile butunlestirilerek gayet basarili bir bicimde uygulaniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Iktidar, carpitilmis bir “Milli irade” soylemi ile hem “temel hak ve ozgurluklere dayali” olmasi gereken demokratik sistemi, bu ozgurlukleri tahrip edecek bir“cogunluk diktatorlugu” olarak yorumluyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem de “Milli iradeye ipotek koyan bir vesayet sistemi” soylemiyle askerlere ve bagimsiz yargiya karsi bir kampanya yurutuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demokrasi acisindan, “Yargi vesayeti var”diyerek, yuksek yargiyi yipratmasi biraz zor.&lt;br /&gt;Cunku yarginin rejim acisindan zorunlu kabul edilen bagimsizligi, tarafsizligi ve demokratik hukuk devletini koruyucu islevi bu yipratmaya pek de izin vermiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zaman elde kaliyor “Askeri darbe soylemi”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Yuksek rutbeli komutanlarin gozaltina alinmasi ve bir bolumunun tutuklanmasi olayinin gerekcesi de bir “Darbe plani”iddiasi.&lt;br /&gt;Darbe var mi?&lt;br /&gt;Yok!&lt;br /&gt;Darbe girisimi var mi?&lt;br /&gt;O da yok!&lt;br /&gt;Peki, ne var?&lt;br /&gt;Darbe plani oldugu iddia edilen belgeler var. (Askerler bu belgelerin bir “Harp oyunu seminerine iliskin” oldugunu soyluyor.)&lt;br /&gt;Bu belgeler ne zaman hazirlanmis?&lt;br /&gt;Yedi yil once!&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Olmayan darbenin, yapilmayan darbe girisiminin, var oldugu iddia edilen ve henuz dogrulugu kanitlanmamis 7 yil onceki planlarina dayali gozaltilar ve tutuklamalar kamuoyuna nasil takdim ediliyor?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Sanki bugun bir darbe girisimi varmis da onlenmis gibi.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;AKP’nin laiklik karsiti eylem ve soylemlerin odagi oldugu iddiasiyla kapatma davasi acildi.&lt;br /&gt;Anayasa Mahkemesi AKP’nin laiklik karsiti odak olduguna 11 uyeden 10’unun oyuyla karar verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama partiyi kapatmadi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Simdi, sanki yeni bir dava varmis gibi,“Kapatma konusu” gundeme getiriliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Hukumet uyeleri ve iktidarin milletvekilleri gerginligi tirmandiran eylem ve soylemler icinde:&lt;br /&gt;Siyasal mesajlarda dinsel simgeler kullanarak “&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Bu ulkenin kutlu yuruyusu asla ve asla durdurulamaz&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;…” diyenler…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Eee simdi biz onlari fisliyoruz. 40 sene onlar bu halka yapti, insallah sira bizde”sozleriyle ayrimcilik yapan ve fislemeleri hem itiraf eden hem de savunanlar…&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhaliflere “Iktidara karsi cikanlarin kanini tahlile yollamak gerekir. Bu kani bozuklar…” diyerek saldiranlar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Medyaya “Tuu sana…” diyerek tukurenler…&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Hep bu “olmayan darbe ve acilmayan dava” uzerinden tirmandirilan bir gerginligin, bir secim stratejisinin tamamlayici parcalari gibi gorunuyor.&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-3711557171986669301?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/3711557171986669301/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=3711557171986669301' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/3711557171986669301'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/3711557171986669301'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/02/olmayan-darbe-acilmayan-dava-uzerinden.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-7265716646683616239</id><published>2010-02-23T14:10:00.000-08:00</published><updated>2010-02-23T14:11:34.145-08:00</updated><title type='text'>O “bir insandan”, “bir sanatcidan”cok daha fazlasidir.. .</title><content type='html'>Mujdat Gezen’in Buyuk Sirri&lt;br /&gt;Mujdat Gezen’in en buyuk sakasi kendisidir:&lt;br /&gt;Ona baktiginizda normal bir insan, taniyorsaniz da unlu bir sanatci gorursunuz sadece.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Oysa o “bir insandan”, “bir sanatcidan”cok daha fazlasidir.. .&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;O “bir insan” degil, “insanligin” ta kendisidir!&lt;br /&gt;O “bir sanatci” degil, bizzat “sanattir”!&lt;br /&gt;O insan ve sanatci gorunumune burunerek aramiza karismis, bize saka yapan bir Olimpos Tanrisidir.&lt;br /&gt;Ama “buyuk sirri” bu degildir.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Bu gece Mujdat Gezen’in ellinci sanat yili kutlaniyor:&lt;br /&gt;Tiyatrodan kazandigi ilk para, Istanbul Sehir Tiyatrolari’ndan aldigi 250 liradir.&lt;br /&gt;Ilk kazancini goturdugu annesi Macide Hanim’in Fatih’teki evinin kapisini caldigindan bu yana 50 yil gecmis.&lt;br /&gt;Aslinda amator olarak calistigi yillar da hesaba katilirsa, tam 57 yildir sahnedeMujdat.&lt;br /&gt;Dilerim bu yasami bir elli yil daha surdurur.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Aksam gazetesinin Pazar ekinde dun yayimlanan konusmasinda Sibel Ates Yengin’in “En cok huzuru nerede bulursunuz” sorusuna yanit verirken:&lt;br /&gt;“Okulumda, tiyatromda ve evimde. Ucu de benim siginagimdir” demis.&lt;br /&gt;Ben Mujdat Gezen’i her uc mekânda da yakindan tanima, gozlemleme olanagi bulmus sansli biriyim.&lt;br /&gt;Herkes gibi butun sanatcilar da paralarini, hakli olarak, gelir getirici, sosyal guvenlik saglayici yatirimlara baglarken, Mujdatvarini yogunu, Mujdat Gezen Sanat Merkezi’ne harcamistir.&lt;br /&gt;Gun gelmis butun malini mulkunu, evindeki tablolari bile satmis, ama bu okuldaki egitimi aksatmamistir.&lt;br /&gt;Mujdat’in okulunu kamuoyu yakindan bilir.&lt;br /&gt;Ama bu okulda okuyan 260 ogrenciye burs verildigini, bunlarin dort yil boyunca bedava egitim gordugunu bilir miydiniz?&lt;br /&gt;Ustelik butun masraflara ek olarak, emege saygisini gostermek icin Mujdat,ogretmenlere de ucret oder.&lt;br /&gt;Okulun devami, surekli olarak para harcanmasina baglidir.&lt;br /&gt;Herkesin bildigi gibi ucretsiz egitim, kaynak oguten bir degirmendir.&lt;br /&gt;Kazandigi butun paralari bu ise yatirirMujdat.&lt;br /&gt;Ama onun “buyuk sirri” bu da degildir.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Benim bu yazida aciklayacagim “buyuk sir”, ne okuluyla, ne tiyatrosuyla ne de evi ve ailesiyle ilgili.&lt;br /&gt;Insan ve insanlik timsali, sanat ve sanatci timsali olan Mujdat Gezen, yaptigi islerden sadece biri konusunda konusmaz.&lt;br /&gt;Cunku bu onun “buyuk sirridir”.&lt;br /&gt;Kamuoyuna bilgi vermez.&lt;br /&gt;Soru sorulursa gecistirir.&lt;br /&gt;Ben yillar icinde, onunla dostlugum sirasinda yakaladigim ipuclari ile bu isi kesfettim.&lt;br /&gt;Onun bu “buyuk sirrina” saygi duyarak ayrinti vermeyecegim; zaten ben de fazla bir sey bilmiyorum:&lt;br /&gt;Mujdat Gezen’in “buyuk sirri”, kendisinin “Sanatci Evi” dedigi, yasli ve bakima muhtac sanatcilar icin islettigi bir huzur ve saglik merkezidir.&lt;br /&gt;Ben sadece, burada sekiz doktorun gorevli oldugunu biliyorum.&lt;br /&gt;Bir de kimseden para alinmadigini.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Ataturk, tiyatro sanatcilari icin,“Efendiler... Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz; hattâ cumhurbaskani olabilirsiniz; fakat, sanatci olamazsiniz.&lt;br /&gt;Yasamlarini buyuk bir sanata adayan bu cocuklari sevelim...” demisti.&lt;br /&gt;Her sanatci Mujdat Gezen olamaz.&lt;br /&gt;Yasamini sanata ve sanatciya adayan bu cocugu sevelim degerli okurlarim.&lt;br /&gt;&lt;a style="FONT-FAMILY: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; COLOR: rgb(0,102,153); FONT-SIZE: 9pt; TEXT-DECORATION: none" href="http://au.mc656.mail.yahoo.com/mc/compose?to=ekongar@cumhuriyet.com.tr&amp;amp;subject=YoreNet%20e-MEDYA%20${TARIH}-${YAYIM_ADI}-${HKODU}" rel="nofollow" target="_blank" ymailto="mailto:ekongar@cumhuriyet.com.tr?subject=YoreNet%20e-MEDYA%20${TARIH}-${YAYIM_ADI}-${HKODU}"&gt;ekongar@cumhuriyet. com.tr&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-7265716646683616239?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/7265716646683616239/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=7265716646683616239' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/7265716646683616239'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/7265716646683616239'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/02/o-bir-insandan-bir-sanatcidancok-daha.html' title='O “bir insandan”, “bir sanatcidan”cok daha fazlasidir.. .'/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-372722819621598121</id><published>2010-02-23T13:38:00.000-08:00</published><updated>2010-02-23T13:39:59.772-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Bekir Coşkun&lt;br /&gt;AHA bildiriyor.. . (2)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21.02.2010 03:33:07&lt;br /&gt;AHA’nın (Arınç Haber Ajansı), AA, DHA, İHA gibi ajanslardan farklı yanı; yayına geçtiği zaman olanları değil, olacakları da veriyor. Olması gerekenleri de...Tüm bu olanları günler önceden haber veren kimdi?..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AHA...(.........)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AHA ayrıca tüm medyada yer alan o yayınlarında, duyguları, düşünceleri, söylenmeyenleri, hatta olmayanları da bildiriyor.İşte:İsmailağa Cemaati‘nin üzerine gittiği için içeri atılan Cumhuriyet Başsavcısı Cihaner ile ilgili değerlendirme yaparken, “İşin içine biraz gözyaşı koymak bakımından da bu savcımızın çocuğunun çizgi filmlerinin bile alındığını ve onun gözyaşları içinde babasını beklediğini söylemek de işin içine mizansen koymaktır” dedi AHA...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan düşünüyor:Babası hapse atılmış, annesinin kucağına sinmiş, şaşkın ve korkmuş bir küçük çocuğun gözyaşını dahi alay konusu yapacak kadar kin ve nefret kimde olabilir...&lt;br /&gt;AHA bildiriyor.. .&lt;br /&gt;_Yine tüm bu olup bitenlerin altında yatan gerçek nedeni (diğer medya ve ajanslar görmemiş olsalar bile) en iyi yine AHA bir cümleyle açıkladı, gözünüzden kaçmasın:“Bu ülkenin kutlu yürüyüşü asla ve asla durdurulamaz. ..”(.........)&lt;br /&gt;Kutlu yürüyüş?...&lt;br /&gt;Ne alakası var?..&lt;br /&gt;Din içerikli kitaplarda “İslami mücadele yolu“ diye geçiyor, bir tür İslami ya da dinsel slogan...&lt;br /&gt;Kalkıp “Savcı, başsavcıyı içeri attıysa, kutlu yürüyüş de nereden çıktı?..” demeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AHA size gerçeği gösteriyor...&lt;br /&gt;Bu kopan kıyametin, devlet içindeki krizin gerçek nedenini açıklıyor...&lt;br /&gt;AHA aslında çatışmanın özünü bildiriyor size..._&lt;br /&gt;Bu olanlar; Türkiye adım adım “tarikat devletine” dönüştürülürken, sorun çıkartan ve direnen cumhuriyet yargısını silip süpürüp, yerine kendi yargılarını koyma operasyonudur. ..&lt;br /&gt;Anlamıyor musunuz?..&lt;br /&gt;Açıkça söylüyor...AHA...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-372722819621598121?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/372722819621598121/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=372722819621598121' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/372722819621598121'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/372722819621598121'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/02/bekir-coskun-aha-bildiriyor.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-3232680049497268287</id><published>2010-02-23T13:01:00.000-08:00</published><updated>2010-02-23T13:38:38.036-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;Hayırlara vesile olsun&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Almanya'daki Keriz Feneri'yle dini bütün vatandaşlarımızı dolandırdığı ortaya çıkan Erzincan Başsavcısı'nın evi basıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Frankfurt savcılığı, gurbetçilerimizin paralarını cukkalayarak gemi alan Koramiral'i gözaltına aldı. Kemal Kılıçdaroğlu'nun bavulla kuryelik yaptığı, arada iki bavulu kendi bagajına atarak, Las Vegas'ta yavrularla yediği iddia edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kılıçdaroğlu, “Külliyen yalan, ben o sırada umredeydim” dedi. “Size İzmir'de otomobil fabrikası kuracağız” vaadiyle ahaliyi tokatlayan Oktay Vural'ın 7'den 77'ye herkesi ayakta yiyip, Kanal 777 diye televizyon kurduğu öne sürüldü.&lt;br /&gt;Memleketin topraklarını yabancıya peşkeş çeken ünlü arsa spekülatörü Toprak Dede'nin 96 yaşındaki sevgilisi Muazzez İlmiye Çığ'la birlikte cennette tapu sattıkları anlaşıldı. Aşçı er Levent Kırca'nın Devlet Bahçeli'ye suikast planı hazırladığı, ancak, yanlışlıkla Deniz Baykal'ın evinin önüne giden tetikçi-elektrikçi er Müjdat Gezen'in suçüstü yapılacağını anlayınca, polisten pet şişeyle su isteyerek, krokiyi yediği ortaya çıktı.&lt;br /&gt;Burkina Faso'dan gelen ihbar telefonuyla yakalanan iki er hakkında “gülmekten öldürmeye” teşebbüsten dava açıldı. Genelkurmay Başkanı, geçenlerde bindiği F-16'ya kene konulduğunu açıkladı. Taraf Gazetesi, “Türkiye laiktir laik kalacak” diyen Cumhurbaşkanı'nın gizli gizli kaydedilmiş ses bandını yayınladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Harp okulu yatakhanesinde yapılan aramada üç Nutuk, beş Atatürk rozeti ele geçirildi, laik sızma girişiminde bulunan subaylar ordudan atıldı; başbakan şerh koydu. Frankfurt Savcısı'nı telefonla arayarak, “Koramiral'i bırak” dediği iddia edilen Sabih Kanadoğlu, “Evet aradım ama, davayla ilgisi yok, Eintracht Frankfurt-Bayern Münih maçını sormak için aradım” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dursun Çiçek'in atmadım dediği ıslak imzayı, Keriz Feneri Noteri'nde attığı ortaya çıktı. Yargıtay ve Danıştay üyeleri, açığa alınan Keriz Feneri Noteri'ne destek ziyaretinde bulundu.&lt;br /&gt;Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, yetkisini aşan Frankfurt Savcısı'nın derhal görevden alınmasına; Keriz Feneri Noteri'nin ise, Anayasa Mahkemesi Başkanı yapılmasına karar verdi. Yarsav, Keriz Feneri haberlerine yayın yasağı getirilmesini istedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adalet Bakanı isyan etti, “Günahsız insanlar içeri tıkılırken, Keriz Feneri'nin üstü örtülüyor” dedi. “Darbeciler Keriz Feneri'ni kolluyor, halkımıza yazık” diyen Bülent Arınç ağladı.Bi uyandım sıçrayarak...&lt;br /&gt;Meğer koltukta içim geçmiş.&lt;br /&gt;Kan ter içinde kalmışım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayırlara vesile olsun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-3232680049497268287?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/3232680049497268287/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=3232680049497268287' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/3232680049497268287'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/3232680049497268287'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/02/hayrlara-vesile-olsun-almanyadaki-keriz.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-8266937026203705142</id><published>2010-02-22T12:53:00.000-08:00</published><updated>2010-02-22T12:54:51.316-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Bekir Coşkun&lt;br /&gt;10.02.2010&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Davulcu Remo'dan bu yana...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DAVULCU Remonun, davul çalarken sağ ayağını kaldırıp tokmağı ayağının altında davula vurması, Samuel Morsenin elektrikli telgrafı  icat etmesine denk gelir...&lt;br /&gt;(.........)&lt;br /&gt;Kütahya köylülerinin bir keçinin sırtına yazılmış ayeti görmeleri ve keçiyi kaptıkları gibi kaymakama götürmeleri, kaymakamın da bunu Adı geçen keçiye ne gibi bir işlem yapılmasını bir yazıyla merkezesorması ise Çinlilerin pirinçteki gen sıralamasını bulmalarına rastlar...&lt;br /&gt;(.........)&lt;br /&gt;Şıh Hakkı Hazretlerinin, müminlerin oval bir cismi okşamaları ya da ortasında delik olan yuvarlak bir cisme manalı fazla bakmalarının imanı bozacağını tebliğ etmesi de İskoç asıllı John Bairdin televizyonu icat etmesiyle eşzamanlıdır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sene 2010...&lt;br /&gt;- Son bir yılda insan epigenomunun şifresi çözüldü...&lt;br /&gt;- Görme engelliler için göz yerine geçen mikroçip yapıldı...&lt;br /&gt;- Bilim adamı robot, Aberystwyth Üniversitesinde çalışmaya başladı...&lt;br /&gt;- NASA, Ayda su bulunduğunu açıkladı...&lt;br /&gt;- Maryland Üniversitesinde, atomun içindeki veriyi bir metre uzaklıktaki kabın içine ışınlayarak taşıdılar...&lt;br /&gt;- Büyük Hadron çarpışması ile yerkürenin sırrı aralandı...&lt;br /&gt;- Subaru teleskobu, komşumuz yeni bir gezegen buldu...&lt;br /&gt;- Başta Alzheimer ve kemik erimesi olmak üzere 27 hastalığa çare buldu elin adamı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tüm bunlar ise; Türklerin imam yetiştirip, onlardan bilgisayarcı, matematikçi, fizikçi, kimyacı, bilim adamı, vali, doktor, mühendis, yargıç yapmak istemelerine denk gelir...&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İşte siz kaç gündür üniversiteye girişte katsayı kavgası ile bunu izliyorsunuz. ..&lt;br /&gt;Bu ülkenin Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Milli Eğitim Bakanı, yandaş YÖK Başkanı, kimi profesörleri, kimi aydınları...&lt;br /&gt;Hâlâ çocuklara imam eğitimi verip, onlardan her şey yapmak için kavga ediyorlar...&lt;br /&gt;Ama ne yapacaksınız.. .Dünyanın en gözde, en cennet toprakları üzerinde, durup dururken çağdışı kalmaz insan...&lt;br /&gt;Kalmışsa bir sebebi olmalı...Bir sebebi...&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-8266937026203705142?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/8266937026203705142/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=8266937026203705142' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/8266937026203705142'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/8266937026203705142'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/02/bekir-coskun-10.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-9061492802104889848</id><published>2010-02-20T23:58:00.000-08:00</published><updated>2010-02-21T09:32:09.628-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>FEODALİTE&lt;br /&gt;Siz hiç PKK'nın ve DTP'nin, Güneydoğu'da hala geçerli olan FeodalDüzenden, Aşiret Düzeninden, Ağalık ve Şeyhlikten şikâyet ettikleriniduydunuz mu?&lt;br /&gt;Bölgede yaşayan insanlara hayatlarını zindan eden bu sömürü düzeniniortadan kaldıracak bir öneri, bir talep, bir yasa teklifi nedenyapılmaz.&lt;br /&gt;Cumhuriyet kurulduğundan bu yana her seçim döneminde oluşan TBMM'ninen az üçte birini Kürt kökenli vatandaşlarımız oluşturmaktadır. Büyükçoğunluğu, çok zengin ağa, şeyh, aşiret reisi, onlarca, yüzlerce köysahibi Kürt kökenli Milletvekillerinden , bu konularda bir beyanatişittiniz mi?&lt;br /&gt;Atatürk Cumhuriyetini " gerici" bulan Kürt aydınları, toprakağalarına, dinci şeyhlere-şıhlara neden övgüler düzerler, anlayan varmı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, &lt;strong&gt;PKK emrettiği için, kandilden gelen eşkıyaları karşılamaya gidenbinlerce insandan, bir demokratik tepki, bir sivil eylem," ağalıkdüzenine karşıyız" yeter, artık bizi sömürmeyin diye bir ses duydunuzmu? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bölgede en çok ezilen, sömürülen "KADINDIR".&lt;br /&gt;Kadın Bölgede kelimenintam anlamıyla KÖLE gibidir. İki görevi vardır.&lt;br /&gt;Doğurmak ve çalışmak.İnsan yerine bile konmazlar. Üniversite mezunu Kürt kökenlikadınlardan, hemcinslerini kurtaracak bir proje, bir çalışma, modadeyimle bir açılım gördünüz mü?&lt;br /&gt;Göremezsiniz, Türk Devletine ve kurumlarına karşı KURT gibi olanlar,ağalarının.. Şeyhlerinin, Şıhlarının önünde KUZU olurlar. Ne yazık ki Kürtler umudunu, dinci şeyhler- şıhlara, toprak ağalarına,köhnemiş düzeni sürdürmek isteyen siyaset bezirgânlarına veemperyalist güçlere bağlamış görünüyorlar. Şeyhlerle, ağalarla, dini istismar eden yobazlarla kol kola girerek,özgürleşme ve ilericilik olabilir mi? Elbette ki olamaz.. Sorularımızadevam edelim;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuzey Irak'ta bir erkeğin dört kadın almasına izin verenyasayı onaylayan Mesut Barzani'ye niçin hiçbir Kürt Aydını karşıçıkmaz.&lt;br /&gt;Neden bölgedeki dini şeyhlerini "uçurmak" için birbirleri ile yarışırlar? Niçin Kürt Derebeylerine "kahraman" muamelesi yaparlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden Bölgede insanlar Cumhuriyete düşman olarak yetiştirilir de, Kuzey Irak'taki gerici. Feodal düzen alkışlattırılır? Akraba evlilikleri niçin bu kadar yaygındır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazı için Sayın SonerYalçın'ın bir makalesinden büyük ölçüde yararlandım. Kendisineteşekkürlerimi sunarım. Eline, kalbine sağlık. Sayın Yalçın'ın yazdığıakraba evliliklerine bir bakalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehdi Zana; Sosyalist Mehdi Zana 1963'te Türkiye İşçi PartisininDiyarbakır kuruluşunda bulundu. Silvan İlçe Başkanı oldu. 12.Mart.1971de cezaevine konuldu. 1977 de Diyarbakır Bağımsız Belediye Başkanıseçildi. Kendisinden 21 yaş küçük, 14 yaşındaki DAYISININ KIZI, LeylaZana ile evlendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Canip Yıldırım; Sosyalist Canip Yıldırım, Ankara Hukuk Fakültesinibitirdi. Fransa'da master yaptı. Türkiye İşçi Partisi'nin kuruluşundaçalıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cezaevinde bile papyon takan Canip Yıldırım, DAYISININ KIZISELMA Hanımla evlendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmed Uzun: Sosyalist Mehmed Uzun 1977 yılında zorunlu olarakTürkiye'den ayrıldı. Yıllarca İsveç Yazarlar Birliği Üyeliği yaptı vePen Kulüp'te çalıştı. Romanlar yazdı. Oda diğerleri gibi kendisinden20 YAŞ KÜÇÜK AMCASININ KIZI ZOZAN' LA evlendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şivan Perver: Sosyalist şarkıcı Şivan Perver'de, DAYISININ KIZIGülistan Hanımla evlendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Musa Anter: Akraba evliliği yapmadı ama Kürt Teali Cemiyetininkurucusu, İslamcı yazar Abdurrahim Rahmi Zapsu'nun, Avusturya SaintGeorge'te okuyan kızı Ayşe Hale Hanım ile evlendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yusuf Azizoğlu: Tıp Doktoru, Sağlık Bakanı, Kürt Aydını. Ölenamcasının eşiyle evlendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustafa Remzi Bucak: Bucak Ailesinin en okumuşu. İstanbul veBelçika'da hukuk eğitimi gördü. Amcasının kızı Zehra Hanımla evlendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmet Türk: DTP Genel Başkanı. Ölen Amcasının eşiyle evlendi.&lt;br /&gt;Üstelike vlendiği kadın 3 çocuklu idi. 3 çocukta Ahmet Türk'ten oldu.Çocuklarının bazılarının amcası, bazısının babası oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abdülmelik Fırat: Şeyh Said'in torunu olan ve geçenlerde vefat eden A.Fırat'ta Amcasının kızı ile evlenmişti. Şimdi esas ve can alıcı soruyu sormanın zamanı geldi;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepsi çok zenginve toprak ağası olan bu Sosyalist Kürtler, kendi mallarınıkoruyabilmek için mi akraba evliliği yapıyorlar ve TOPRAK REFORMUNUbunun için mi ağızlarına bile almıyorlar?&lt;br /&gt;Evet, bunun için, kendi saltanatlarını n devamı için alçakça bir oyununiçine utanmadan, sıkılmadan girdiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir taraftan kendi sömürülerini Türkiye Cumhuriyeti' nin üstüneattılar, diğer taraftan salak siyasetçileri kandırarak "Biz Devlettenyanayız" teranesiyle hem devlet ihalelerini aldılar, aldıklarıihaleleri tamamlamayarak hem devleti hem de milleti kazıkladılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıkıştıklarında Faşist Diktatör BARZANİ'Yİ alkışlatarak, akılları sıraTürkiye'ye gözdağı verdiler. PKK'da bunların silahlı tetikçisidir.Çözemedikleri problemleri, silahla, kanla, uyuşturucu ile PKK'yayaptırırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sapık Apo'da Marksist- Leninist devrim yapacağım diye,dört duvar arasında döner durur. Demokratik Açılım şarttır. Bölge insanını bu kan ve silahtüccarlarının ellerinden kurtaracak, toprak reformu dâhil, her türlüdemokratik hakların gelişmesi için ne gerekiyorsa yapılmalıdır.&lt;br /&gt;Yapılacaklarla ilgili çalışmalarımız ve tekliflerimiz vardır..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önümüzdeki günlerde bunları beraberce tartışacağız. Son olarak bölge insanına, Atatürk- Cumhuriyet denince içi titreyenKürt kardeşlerime seslenmek istiyorum; Yeter artık, seni asırlardırsömüren bu kan emicilere yüz verme. Devletine güven.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanlış yapandevlet memuru olursa onunla kanun önünde hesaplaşırız. Ya ağa, topraksahibi, şeyh, şıh'la nasıl hesaplaşacaksın? Hadi artık ülkeni bölmekisteyen bu zibidilere yüz verme. Onlardan toprak reformu iste. Necevap alacağını beraberce göreceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürt kökenli vatandaşlarımızı kimin ve kimlerin sömürdüğü belli.Önemli olan bu gerçeği tüm ülkeye anlatabilmek. Onu da başaracağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlık ve başarı dileklerimle, 27.Ekim..2009&lt;br /&gt;Rifat SERDAROĞLU Eski Sağlık ve Devlet Bakanı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAYIP ARANIYOR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de 23 adet Hukuk Fakültesi, bu fakültelerde öğretim görevlisi olarak çalışan yüzlerce bilim insanı, eğitim gören on binlerce gencimiz var. Hukuk Fakültelerinde eğitim veren Profesör, Doçent, Doktor ve diğer eğitim görevlileri çok önemli sorumluluklar taşıyorlar. Bu değerli bilim insanlarımız yarınlarımızın Hukuk sistemine yön verecek, Hâkim, Savcı ve Avukatları yetiştiriyorlar. İçinden geçtiğimiz süreçte, bugünümüzü ve yarınlarımızı derinden etkileyecek çok önemli iki hukuki olayı birlikte yaşıyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adına “Ergenekon” denen ve “Silivri Cezaevinde” görülmekte olan dava ve Erzincan- Erzurum hattında yaşanan HSYK’nun müdahale ettiği, dosyaların kaçırıldığı, tarikat ve cemaatlerin Hukuk sistemimizin bir bölümünü ele geçirme çabalarının gün yüzüne çıktığı, Başsavcı İlhan Cihaner’in davası. Demokratik ülkelerde, böyle iki olay karşısında ülkesinin tebaası değil, vatandaşı olduğu bilincine ulaşmış, kendisini yetiştiren ülkesini her türlü fikri saldırıya karşı korumayı görev bilmiş, bilim insanları ve onlardan oluşan kurumlar anında tepki verir. Peki, bizde ne oluyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu milletin olanakları ile kurulmuş 23 tane Hukuk Fakültesinden ses var mı? Allah rızası için tek ses var mı? Tık yok. Ama tarikat gazetelerinde yazan, tarikat televizyonlarında boy gösteren Atatürk ve Lâik Cumhuriyet düşmanı kişiler zehir saçmaya devam ediyorlar. Size bir örnek vereyim; AKP’ nin desteği ve bilgisi ile Boğaziçi Üniversitesinde, Bilgi Üniversitesinde “Ermeni Tezlerini” savunan paneller düzenlendi. Milletin gözünün içine baka baka geçmişimize kara çalınmaya kalkıldı. Kimlerdi bunlar? Murat Belge, Halil Berktay, Elif Şafak, Taner Akçam, Baskın Oran, Etyen Mahcupyan, Şahin Alpay, Oral Çalışlar, Sarkis Seropyan. Türkiye’ye zarar verecek bir konu ortaya atıldığında bunlar ve yamakları hemen konunun üzerine atlar ve başlarlar sağından, solundan çekiştirmeye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ülkenin yetiştirdiği binlerce bilim insanı ise kenardan seyreder, sanki bu vatan onların değil, sanki bu fakir millet kıt imkânlarını onlar için seferber etmemiş, sanki dedelerimiz onlar rahatça para kazansınlar ve memleket hayrına iş yapmayıp kenarda otursunlar diye şehit olmuşlar ve bu toprakları vatan yapmışlar.&lt;br /&gt;Çıkın ortaya, fert olarak veya kurum olarak, doğruları milletle paylaşın. Devletimizin bir yanlışı varsa onu da söyleyin, söyleyin ama diğerleri gibi yıkmadan, bölmeden, ayrıştırmadan. En azından bu kadarını lütfen yapın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korkmayın size bu tarikat artıkları hiçbir şey yapamaz. Çok sıkılırsanız derdinizi Türk Milletine anlatın. Bakın nasıl baş tacı ediliyorsunuz. Bu ülkenin bir vatandaşı olarak merak ediyorum ve Hukuk Fakültelerinden cevap bekliyorum. Ne düşünüyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ergenekon isimli dava hakkında; Ordu teslim ettiğimiz Orgeneraller, Meslektaşlarınız Profesörler, Gazeteciler, Aydınlar ne ile suçlandıklarını bilmeden cezaevinde tutulmaları hakkında ne düşünüyorsunuz.&lt;br /&gt;Türk Hukuk geçmişinde ilk kez, bir Savcının, bir Başsavcının evini ve çalışma yerini basması, dosyaların kaçırılması, tarikat ve cemaatlerin etkinliği hakkında ne düşünüyorsunuz. Ne düşünüyorsanız çıkın söyleyin. Buna mecbursunuz, neden mi? Bu gün tarikat ve cemaatlere, milletin kendilerine verdiği makamları peşkeş çekenleri de sizler yetiştirmediniz mi. Uzaydan mı geldi bunlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyi nasıl yapacağınızı unuttuysanız, öğrencilerinize sorunuz.&lt;br /&gt;DEMOKRATİK REJİM İÇİNDE nasıl eylem konur, gençler size hatırlatır.&lt;br /&gt;Haydi kıpırdayın biraz, lütfen. (Not: İletebildiğim Hukuk Fakültelerine göndereceğim. Fakülte Dekanlarına iletmede yardım rica ediyorum)&lt;br /&gt;Rifat SERDAROĞLU Eski Sağlık ve Devlet Bakanı&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-9061492802104889848?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/9061492802104889848/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=9061492802104889848' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/9061492802104889848'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/9061492802104889848'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/02/feodalite-siz-hic-pkknn-ve-dtpnin.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-5487539511912898318</id><published>2010-02-19T00:45:00.000-08:00</published><updated>2010-02-20T23:58:10.987-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;10 yıldır İstanbul’da yaşayan Amerikan asıllı Türk vatandaşı Prof. Dr. James (Cem) Ryan ABD Başkanı Obama’ya bir mektup yazdı.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir satırına dokunmadan yayınlıyoruz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Barack H. ObamaAmerika Birleşik Devletleri BaşkanıThe White House1600 Pennyslvania Avenue NWWashington, DC 20500USA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Başkan Obama:&lt;br /&gt;Türkiye’de hüküm süren koşulların acımasız ayrıntılarına derinlemesine değinmeye gerek yok. Bu konu hakkında size geçen yıl iki kez yazmıştım. İsterseniz bu mektupları aşağıda verilen adreslerden tekrar okuyabilirsiniz (1). Siz olmasanız da yönetiminizden birileri mutlaka okumalı; zira laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyetinin bekası ciddi bir tehlikededir, demokrasi adına sivil bir darbe ile diz çöktürülmektedir. Yeats bu durumu 1933’lerde derken durumu en iyi şekilde ifade etmiştir:&lt;br /&gt;Yapmayı üstlendikleri her şeyiGerçekleştirdiler;Her şey asılı kaldı Yaprak ayasında asılı çiy gibi. (2)&lt;br /&gt;Türkiye şu anda tam da bu tehlikeli pozisyondadır; “yaprak üzerinde asılı bir damla çiy gibi.” Ve ONLAR, yıkıcı görevlerini üstün başarıyla yerine getirdiler. ONLAR kim mi Sayın Başkan? Bunu açacağım, ama kısa bir özetten sonra.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demokrasilerin “olmazsa olmaz” koşulu, bağımsız yargıdır. Türkiye’de demokrasi yoktur. Anayasal güvence altında olması gereken insan hakları, pervasızca ve sınır tanımadan ihlal edilmektedir. Konuşma ve ifade özgürlüğü olmadığı gibi toplanma özgürlüğü de, mahremiyet de yoktur. Yargıçlar ve ordu dahil herkes dinlenmekte, e-mailler izlenmektedir. Yöneticileri yollarını düzeltmekten aciz ülkede, teknolojinin son ürünü, polis devleti dinleme aygıtları yayılmış durumda. Bunlar nereden geldi sayın Başkan? Yoksa bu, Amerika’nın ‘istihbarat paylaşımı’ programının bir ikramı mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk ordusu bile dinleniyor! Ve hükümet tarafından!&lt;br /&gt;Ne kadar ayıp! Bir ulusun güvenliği için ne kadar tehlikeli!&lt;br /&gt; Bunun sonucunda aşağılık ve çirkin senaryolar ortaya çıkıyor. Yeats’in saptaması burada da aynen geçerli: “&lt;em&gt;&lt;strong&gt;En iyi insanlar inançtan, güvenden yoksun iken en kötüler tutkulu güçle dolular.” &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(3) Üstelik gösteriye yeltenen herkes dayaktan ya da gazdan nasibini alıyor. Polis –muhtemelen Hitler’in kahverengi gömleklilerinin en iyi karşılığı- Türk ordusunun ve …Türk halkının karşısında, ordu halkın özü çünkü. Bu toprakların üzerine ölüm sessizliği çöktü sayın Başkan. Bu, basit tanımla, İslamofaşizmdir. Orwell’ci egemen güç, yalan söyleyen, aldatan, çalan iktidardaki parti AKP, buna demokrasi adını vermektedir. Türkiye bugün bu durumdadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhalif yazarlar, tevkif edilmekte ve suçu kanıtlanmaksızın süresiz olarak hapsedilmektedirler. Anayasanın öngördüğü ihzar teskeresi (haksız tutuklamayı yasaklayan yasa) bir şakadan ibaret. Medya, iktidarın uşağı, yalakası durumunda. Anayasanın hükümete tanıdığı tüm yetkiler, kökleri, gövdeleri ve dallarıyla bir tek başbakanın ellerinde. Onu hatırlıyorsunuz değil mi sayın Başkan? Hani geçen ay buluşup ona ‘Türkiye’nin enerji hattı’ olmasını istediğiniz kışkırtıcı mesajınızı vermiştiniz. Bir ‘hat’ ya da ‘kanal’?&lt;br /&gt;Gerçek düşünceniz bu mu? Aynı zamanda şunu da unutmayın; aynı başbakan ve yoldaşları olan AKP üyeleri Anayasa Mahkemesi tarafından ‘laiklik karşıtı faaliyetlerin merkezi olarak’ mahkum edilmişlerdi. Çoğu başbakan için bu büyük bir utanç kaynağı olurdu; ama bu başbakan için değil. O, bu konularda deneyim sahibi, önceki benzer suçlarıyla ilgili sayfalar dolusu raporlar var. Metaforik olarak ‘enerji yolu’ olarak tanımladığınız başbakan bu! Ve açıkça, bu başbakanın başka bir hedefi var. ‘Yapmayı düşündüğü her şeyi, gerçekleştirdi’… neredeyse!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada Türkiye’nin bir de, partiler üstü ve kendi ülkesinin yararına çalışmak için ant içmiş bir cumhurbaşkanı da var.&lt;br /&gt;Bu da gülünç; adam aynı ağacın kök ve gövdesinden gelme, egemen parti anlayışı taşıyan, laiklik karşıtı, kadın karşıtı ve gerici noter konumunda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;On beş yıl önce 27 Kasım 1995’te The Guardian’a verdiği bir demeçte Türkiye’de laikliğin bittiğini ilan etmiştir. “Bu cumhuriyet döneminin sonudur” ve “Ankara nüfusunu %60’ı gecekondularda yaşıyorsa, laik sistem başarısız olmuştur ve haliyle bunu değiştirmek istiyoruz”&lt;br /&gt;(4) demiştir.&lt;br /&gt;Bugün aynı kişi –Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı- partisinin milyonlarca dolarlık fonu ile ilgili olarak dolandırıcılık sanığıdır (5).&lt;br /&gt;Fakat bu kişi de mahkumiyet dokunulmazıdır. Mark Twain, zamanında Amerika’da içsel kriminal sınıf bulunmadığını söylerken Amerikan Kongresini bunun dışında tutmuştur. Ama Mark Twain, bu günün Türkiye’sini hiç görmemişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzülerek söylemeliyim sayın Başkan, Amerika bu karanlık fikirli, acımasız yüzlü adamları iktidara getirirken suça ortaklık etmiştir. Ve bunu yaparken ülkemiz, Türk halkının büyük çoğunluğuna ölümcül kötülükte bulunmuştur. Ancak ülkemiz, İran halkına, Şili halkına ve aslında tüm Güney Amerika halklarına, Vietnamlılara, Kamboçyalılara, Filistin ve Irak halkına, Afro-Amerikan ve Amerika’nın yerlilerine karşı da öyle yapmıştır. Ülkemiz “ölümcül” kötülük konusunda uzmanlaşmıştır. Ama bu değişebilir sayın Başkan.&lt;br /&gt;Kampanyanızı “değişim” temeline oturttunuz ve hepimize sizinle çalışmak için cesaret verdiniz. Ve ben de sizinle çalışıyorum, sayın başkan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabınızda Amerika’yı, “hayatları yaşandığı şekliyle” yansıtacak “farklı bir siyaset”noktasına getireceğinize işaret ettiniz (6).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk’ün laik demokratik mirasının sahipleri baskıcı bir kukla hükümetin ahmak köleleri olarak mı yaşasın? Anayasal hakları kriminal çete tarafından sürekli engellenecek mi? Amerika Birleşik Devletleri tarafından kurulan ve desteklenen bir hükümetin varlığı, kendine “demokratik” diyen her ülkeye utanç verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Başkan, geçen yıl Türkiye’ye geldiniz ve Atatürk’ten hararetle söz ettiniz. Ve şimdi düşmanlarına karşı hoşgörülü ve cesaret vericisiniz. Ne oldu? Sayın Başkan, desteğinizi Atatürk ve Laik Cumhuriyet düşmanlarından çekin. Bana göre onlar, Türkiye’yi ‘ılımlı İslam ülkesi’ yapmayı planlayan Bush’un aptal anlayışının kalıntısı olan iflas etmiş bir anlayışın, cahil, tatsız, sığ kuklalarından ibaretler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Ilımlı İslam’ da esasen ılımlı hamilelik, ya da ılımlı aptallık gibi bir şey, bir saçmalıktan ibaret.&lt;br /&gt;İnanın bana sayın Başkan, ülkemin sergilediği tavır üzerine endişelerimi ifade etme hakkım olduğu için mutluyum. Bunun Türk halkı için sonuçları önemlidir. Sizin iktidara gelmeniz dünyaya barışın, akıllı ve şeffaf liderliğin geleceği konusunda büyük ümitler uyandırmıştı. Parıldayan yıldızınız, en utanç verici ve çıkarılması mümkün olmayan lekelerle kararmaya başladı. Türkiye’deki utanç verici ahlaksızlık Amerika’nın adına nasıl leke sürer?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihin Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulan demokratik laik Türkiye Cumhuriyeti’nin, Amerika’nın isteği doğrultusunda iktidara gelen rezil kriminal öğeler tarafından tahrip edildiğini yazacağından endişe duyuyorum. Türkiye’yi bir laik cumhuriyeti yok etme pahasına, bir “enerji hattı,” bir petrol borusu yapmak? Amerika’nın aklındaki bu mu sayın Başkan? ‘Kanalizasyon borusu’ tanımı daha uygun olur galiba.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Başkan, beni görevim, bu trajediye ortak olmak değil, haykırmaktır. Adalet ve namus adına yürütülen en büyük haksızlık Ergenekon adı verilen bir saçmalık olarak sürüyor. Masum insanlar hapishanelerde ölüyor. Başka bir çoğu da hücrelerinde ömür çürütmekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi, Amerika’nın imajı, olumsuz yönde ve onarılmaz biçimde hasar görmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tehlike açık. Tehlike ortada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Normal gazetecilik kanalları bu ülkede çalışmıyor. Normal adalet yolları da aynı akibete uğradı. İnsanların çoğu bağırmaya yeltendi, ben de öyle. Ve sonunda, rezaletin daha az olmadığı bir dönemde Emile Zola’nın başkanına yazdığı gibi ben de size yazdım sayın Başkan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;“Ve gerçeği, dürüst bir insanın nefreti ile haykırıyorum”- “Et c’est à vous, monsieur le Président, que je la crierai, cette vérité, de toute la force de ma révolte d’honnête homme” (7).&lt;br /&gt;Size geçtiğimiz yılda söylediklerim, yalın ve dehşet verici gerçeklerdir. Türkiye’nin bugünkü zor koşullara geleceği görünüyordu.&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Daha önce de belirttiğim gibi dinsel bağnazlık ve fanatizm, Atatürk’ün gelişiyle yok olmadı. &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Size geçen yıl gönderdiğim, Mustafa Kemal Atatürk’ün Büyük Nutuk’unu okuduysanız bunu kolayca görmüş olacaktınız. Bu karanlık fikirli insanların nereden geldiğini de anlayacaktınız. Türkiye’de ortaya çıkan bu tahrip edici iç unsurlara karşı gücünüzün olmadığı gerçeğini fark ettim sayın Başkan. &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Farkındasınız belki! &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Her zaman olduğu gibi, CIA’nın ne dereceye kadar bu işin içinde olduğunun da…. &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Dışişleri Bakanının (ve sekreteri, CIA kariyeri olan Robert Gates) dahil olduğunun da….&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Dışişleri Bakanlığının, elçilikler, konsolosluklar ve CIA ajanları vasıtasıyla ne derecede işin içinde olduğunun da. Ama farkında olup olmamanız benim işim değil.&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Türkiye’de bugünkü durumun ciddiyeti, suçlu aramak ya da işaret etmenin çok daha ötesinde. Bir şeyler yapılmalı sayın Başkan. Zola, “yer altına gömülen gerçek, gelişerek öyle bir güce erişir ki, patladığında kendisiyle birlikte her şeyi yıkar” diye yazmıştır. &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Türkiye’de şu an öyle bir durumdayız. Ulus bir facia ile karşı karşıyadır. Umarım, mektuplarım gerçeğin mecrasında olduğunu ve hiçbir şeyin bunu durduramayacağını göstermiştir. "La vérité est en marche et rien ne l’arrêtera." (8).&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bu mektup çok uzun sayın Başkan ve sona ermesi gerekiyor. 13 Ocak 1898’de Alfred Dreyfus ve Fransa savunmasına gelen Zola’nın söylediklerine kulak ver. Sanki Türkiye’nin bu gününü tarif ediyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ulusal savunmanın hangi ellerde bulunduğunu, yurdun yazgısının kararlaştırıldığı bu kutsal sığınağın nasıl aşağılık bir entrika, dedikodu ve hırsızlık yuvası olduğunu bildiklerinden, olası bir savaş karşısında endişe içinde titreyen öyle çok insan tanıyorum ki!&lt;br /&gt;Dreyfus olayının, talihsiz bir insanın, bir ‘pis Yahudi’nin kurban edilişinin, bu kuruma tuttuğu korkunç ışık karşısında dehşete düşüyor insan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ah!&lt;br /&gt;Birkaç rütbelinin, devletin güvenliğini saygısızca bahane ederek, çizmeleriyle ulusun üstüne basarak gerçek ve adalet çığlığını gırtlağına tıkamaları, bütün bu çılgınlıklar ve saçmalıklar, çılgınca düşlemler, yoz polis uygulamaları, engizisyon ve zorba uygulamalar! Sırtını ahlaksız basına dayamak, Paris’in tüm ipsizlerince savunulmaya boyun eğmek de bir suç; işte ipsizlar takımı, hukukun ve yalın gerçeğin bozgunu içinde, hayasızca utkuya ulaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O tüm dünya önünde yanlışı zorla benimsetmek gibi düşüncesizce bir komplo tezgahlarken, kendisini dürüst ve özgür ulusların başında yiğit bir ordu olarak görmek isteyenleri Fransa’yı bulandırmakla suçlamış olmak da suç. Kamuoyunu saptırmak, yoldan çıkarılmış olan kamuoyunu onu sabuklamaya götürecek ölçüde bir ölüm görevinde kullanmak da bir suç. İçinden atamaması durumunda insan haklarının savunucusu büyük ve özgürlükçü Fransa’nın ölmesine yol açacak iğrenç Yahudi düşmanlığının arkasına sığınarak küçükleri ve alçakgönüllüleri zehirlemek, tutuculuk ve hoşgörüsüzlük tutkularını azdırmak da bir suç. Kin yolunda yurttaşlığı sömürmek de bir suç; son olarak, tüm bilim gerçek ve adalet çağını oluşturma yolunda iş başındayken, kalıcı çağdaş tanrı yapmak da bir suçtur. (9),(10)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Başkan, yazdıklarım yalın gerçeklerdir ve dehşet vericidir…..hem Türkiye , hem de Amerika için. Gerçek ve adaletin kaçınılmaz patlamasını çabuklaştırmasını dilerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En derin saygılarımla, Sayın Başkan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;James (Cem) Ryan, Ph.D.İstanbul, Türkiye&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NOTLAR:&lt;br /&gt;1. LETTER TO PRESIDENT OBAMA: Turkey in an Arena of Trials 20 January 2009http://forreasonsunknown-cem.blogspot.com/2009/01/letter-to-president-obama.htmlhttp://www.ataturksociety.org/voa/Ataturk_winter2009_final_web.pdf&lt;br /&gt;LETTER TO PRESIDENT OBAMA: The Islamic Republic of Turkey 20 October 2009http://forreasonsunknown-cem.blogspot.com/2009/10/letter-to-president-obama-islamic.html&lt;br /&gt;2. Yeats, W.B. “Gratitude to the Unknown Instructors.” http://www.poemhunter.com/poem/gratitude-to-the-unknown-instructors/&lt;br /&gt;3. Yeats, W.B. “The Second Coming.”http://www.poemhunter.com/poem/the-second-coming/&lt;br /&gt;4. Rugman, Jonathan. “Turkish Islamists Aim For Power.” The Guardian, 27 November 1995.&lt;br /&gt;5. Villelabeitia, Ibon. “Turkish Court says president should go on trial.” The Washington Post, 18 May 2009.http://paperdragon.newsvine.com/_news/2009/05/19/2836299-turkish-court-says-president-should-go-on-trial-&lt;br /&gt;“Presidential office slams court stance.” Hurriyet Daily News, 20 May 2009.&lt;br /&gt;“No end in sight to Gül immunity controversy.” Hurriyet Daily News, 21 May 2009.&lt;br /&gt;“Turkish president unconcerned about standing trial in fraud case.” Hurriyet Daily News, 21 May 2009.&lt;br /&gt;“I am not scared to go on trial.” Hurriyet Daily News, 22 May 2009.&lt;br /&gt;Kanlı, Yusuf. “President in court.” Hurriyet Daily News, 22 May 2009&lt;br /&gt;6. Obama, Barack. Dreams from My Father, page 457. Three Rivers Press. New York, 1995.&lt;br /&gt;7. Zola, Emile. “J’Accuse,” English and French versions. Pages 6, 18. http://www.oxygenee.com/Zola-and-Dreyfus.pdf&lt;br /&gt;8. Ibid. Pages 15, 24.&lt;br /&gt;9. Ibid. Page 14.&lt;br /&gt;10. Emile Zola, 1898. J’Accuse (Suçluyorum) , (Tahsin Yücel, Çev.) Istanbul: Can Yayınlar”&lt;br /&gt;Odatv.com&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.odatv.com/n.php?n=turkiye-tehlikede-1202101200"&gt;http://www.odatv.com/n.php?n=turkiye-tehlikede-1202101200&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yılmaz ÖZDİL &lt;a href="mailto:yozdil@hurriyet.com.tr"&gt;yozdil@hurriyet.com.tr&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Cumhuriyet Başsavcısı...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Her yere tabela asıyorlar, “Avrupa’nın en büyük adliye sarayını yaptık” filan diyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Halbuki, bu iş binayla olsaydı...Yargıtay Başkanı müteahhit olurdu.&lt;br /&gt;*Bakın...&lt;br /&gt;*Cumhuriyet Başbakanı denmez.&lt;br /&gt;Cumhuriyet Bakanı denmez.&lt;br /&gt;Cumhuriyet Müsteşarı denmez.&lt;br /&gt;Cumhuriyet Büyükelçisi denmez.&lt;br /&gt;Cumhuriyet Valisi de denmez.&lt;br /&gt;*Ama...&lt;br /&gt;Cumhuriyet Savcısı denir.&lt;br /&gt;*Peki niye?*Mustafa Kemal de merak etmiş...&lt;br /&gt;Ve, “cumhuriyet savcısı” sıfatının isim babası olan Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’a sormuş aynı soruyu, “Niye?”&lt;br /&gt;*İsviçre’de hukuk doktorası yaparken, İzmir’in işgal edilmesi üzerine Kurtuluş Savaşı’na katılmak için yurda dönen ve Ege dağlarında vuruşan... Sonra da Mustafa Kemal’in emriyle hukuk reformunun temellerini atan Profesör Mahmut Esat Bozkurt, şu cevabı vermiş...&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;*“Gün olur, Cumhuriyet’i korumak için başbakandan, bakandan, müsteşardan, büyükelçiden, validen bile hesap sormak gerekebilir... İşte onun için, Cumhuriyet Savcısı’dır!”*Cumhuriyet’i savunmak...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“İlk işi”dir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;*İrticayla mücadele etmek için, ekstra plan mlan hazırlanmasına gerek yoktur.&lt;br /&gt;*Dolayısıyla...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Tarikatçıların cirit atması için, irticayla mücadele etmeyi suçmuş gibi gösterenlerin...&lt;br /&gt;Haysiyet cellatlarının yargısız infazlarını gülümseyerek seyredenlerin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatını Cumhuriyet’e adamış komutanları ayağına getirirken, teröristin ayağına tıpış tıpış mahkeme götürenlerin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu millete verebileceği “hukuk dersi” yoktur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-5487539511912898318?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/5487539511912898318/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=5487539511912898318' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/5487539511912898318'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/5487539511912898318'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/02/10-yldr-istanbulda-yasayan-amerikan.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-647456422669237634</id><published>2010-02-19T00:42:00.000-08:00</published><updated>2010-02-19T00:43:37.191-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;Takke düştü kel göründü...&lt;br /&gt;Şapka düştü ne göründü?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YILMAZ ÖZDİL 11.02.2010 HÜRRİYET &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustafa Kemal, memleketin bütün erkekleri şapka giysin diye yapmadı aslında, şapka devrimini...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafasının içindekini göremediği için, kafasının üstündekini görmek istedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baktı mı, görüyordu...&lt;br /&gt;Kim devrimden yana?&lt;br /&gt;Kim değil?&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Baktın mı, görüyorsun hakikaten...&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Çankaya türbanlı.&lt;br /&gt;Başbakanlık türbanlı.&lt;br /&gt;Dışişleri türbanlı.&lt;br /&gt;Adalet türbanlı.&lt;br /&gt;THY, Merkez Bankası, TRT, Devlet Planlama, Özelleştirme İdaresi, TOKİ...&lt;br /&gt;Belediyeler türbanlı.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;E nedir Allah aşkına, hâlâ, oraya girdik şuraya giremedik yakınmaları filan?&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;(Üniversiteye giremeyen türbanlı kızlarımız için bir parantez açayım buraya... Nişantaşı'na en lüks ciplerle giren türbanlı sayısı arttı mı? Arttı... Bağdat Caddesi'ne kolunda milyarlık çantalarla giren türbanlı sayısı arttı mı? Arttı... Vakko'ya, İstinye Park'a, Kanyon'a parmağında kuru soğan büyüklüğünde pırlantalarla giren türbanlı sayısı arttı mı? Arttı... Üniversiteye giren türbanlı? İşte o artmadı... Kim iktidarda 8 yıldır? İsmet İnönü mü? Türbanlı olduğu için üniversiteye giremeyen kızlarımız hiç düşünüyor mu acaba... Sizin “girişi”niz sağlanırsa, sizin üzerinizden elde edilen bu “rant girişi” sağlanabilir mi?)&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Peki nedir?&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Bakın, hiç eğip bükmeden buraya yazıyorum... Tartışma kadınlar üzerinden yürüyor ama, bu ülkede en büyük mağdur, “Eşinin başı açık olan erkekler”dir.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Yukarıda saydık...&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Eşinin “başı kapalı” erkek, her makamın “başı”na geçebiliyor mu?&lt;br /&gt;Geçebiliyor...&lt;br /&gt;Eşinin başı açık olan erkek?&lt;br /&gt;İsminin üstü çiziliyor...&lt;br /&gt;TRT'nin başına geçemezsin. THY'nin başına geçemezsin. Talip bile olamazsın. Memursan, şef olamazsın; öğretmensen, müdür olamazsın... Astsan üst olamazsın, üstsen sürülürsün.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Bıraktık devlet makamlarını, eşinin başı açıksa, malum belediyelerden su bayiliği bile alamazsın, su bayiliği bile.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Hatta, vazgeçtik makamdan mevkiden, son albay intiharında gördük işte... Haysiyet cellatlığı yapılıyor, başı açık kadınlara iftiralar atılarak, kocalarının kendi başına sıkması sağlanıyor!&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;*&lt;br /&gt;“Yanlış okuyorum herhalde” diye düşünenler için biraz daha büyük&lt;br /&gt;yazayım: &lt;strong&gt;TARTIŞMA KADINLAR ÜZERİNDEN YÜRÜYOR AMA... ASLINDA, EŞİNİN BAŞI AÇIK OLAN ERKEKLERE ZULÜM VAR BU ÜLKEDE.&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-647456422669237634?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/647456422669237634/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=647456422669237634' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/647456422669237634'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/647456422669237634'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/02/takke-dustu-kel-gorundu.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-1794304994495828295</id><published>2010-02-15T01:37:00.001-08:00</published><updated>2010-02-15T02:19:35.076-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>EMRE KONGAR&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;‘Sivil Darbe’&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Sevgili okurlarim, “Sivil Darbe”, degerli sair ve yazar Ataol Behramoglu’nun Cumhuriyet Kitaplari arasindan cikan kitabinin adi.&lt;br /&gt;Ataol Behramoglu cok iyi bir sair, durust ve basarili bir yazardir.&lt;br /&gt;Bu kitapta AKP’nin “Sivil Darbe” surecine iliskin yazilarini toplamis.&lt;br /&gt;Galiba iktidarin gidisine “Sivil Darbe” teshisini ilk koyan kisi Ataol’dur.&lt;br /&gt;Bakin daha 4 Ekim 2003 tarihinde ne yazmis?&lt;br /&gt;“Bizde ‘darbe’ sozcugu ‘asker’i cagristirir. .. Gecen gunlerde bir gazeteci arkadas bir TV programinda ‘sivil darbe’ deyimini kullandi... Ona gore DEHAP’in yargilanma surecinde olup bitenler AKP’ye karsi bir sivil darbeye benziyordu.. .&lt;br /&gt;Ayni gunlerde ‘sivil darbe’ sozcukleri benim de zihnimden gecmisti... Fakat bambaska bir ‘baglam’da...&lt;br /&gt;Bence AKP’nin kendisi bir sivil darbe girisimi icindedir... AKP’nin yaptiklari, yapmaya calistiklari ancak ve sadece ‘sivil darbe’sozcukleriyle nitelenebilir.&lt;br /&gt;Tabii, henuz girisim surecindeki bir sivil darbe...”&lt;br /&gt;Sevgili Ataol, AKP’nin “tesebbusunu”, iktidarin daha birinci yilinda teshis etmis.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;7 Aralik 2003’te, yine yedi yil once “Ilimli Islam” konusunda da soyle diyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“Bunun (Ilimli Islamin e.k.) bir adim otesi, yaftasi ne olursa olsun, Islam Cumhuriyeti’dir.&lt;br /&gt;Amac da hedef de budur.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Cunku&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;siyasetlesen din, ilimli kalamaz.&lt;br /&gt;Yasalar ya laik, demokrat, ya dinsel nitelikli olur.&lt;br /&gt;Bunun (siyaset bilimince kesfedilmis) bir orta yolu yoktur.&lt;br /&gt;Cunku esyanin tabiatina aykiridir.&lt;/strong&gt; &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;AKP iktidari, Turkiye Cumhuriyeti’nin bir Islam cumhuriyetine donusturulmesi yolunda, bu amac sahiplerinin yakin tarihimizde elde ettigi en buyuk kazanimdir.”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;29 Kasim 2008’de, yani yaklasik iki yil kadar once ise sanki bugunleri betimliyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“Ikinci Cumhuriyetciler hedeflerine ulastilar. Ataturk Cumhuriyeti artik laftan ibarettir.&lt;br /&gt;Anayasa Mahkemesi vb. bir iki puruz de ortadan kaldirildiktan sonra sivil darbe, hedefine butunuyle ulasmis olacaktir. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;ABD gudumunde ve bir bolumu Turkiye topraklarinda bir Kurt devleti…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geri kalan bolgede ‘sayin basbakan’liktan ‘sayin baskan’lik sistemine gecis ve -adindan Turk ya da Turkiye sozcugu buyuk olasilikla cikarilip atilacak- ilimli Islam yonetimi…&lt;br /&gt;Demokrasinin ve aydinlanmanin temel degerlerini savunduklari icin F tipi cezaevlerine tikilacak sivil ya da asker aydinlar... &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;Surulestirilmis halk yiginlari ve ‘aydin’ olarak da aydinlanma bilinci tumuyle karartilmis bir teknokrat kalabaligi… &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;Ikinci Cumhuriyetcilerin ve siyasal uzantilari olan sivil darbecilerin hedefleri bunlar degil miydi? &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;Ulasmadilar mi dersiniz?...”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkesin okumasi gereken Ataol Behramoglu’nun kitabi, gelecek kusaklara bir “ibret belgesi” niteligiyle kalacaktir:&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Adim adim gelisen bir “sivil darbenin” oykusu olarak.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Iyi pazarlar, ozellikle de sevgililerinden ayri dusmus olan icerdeki ve disardaki sevgili okurlarim!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-1794304994495828295?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/1794304994495828295/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=1794304994495828295' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/1794304994495828295'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/1794304994495828295'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/02/emre-kongar-sivil-darbe-sevgili.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-9218981019340576000</id><published>2010-02-12T16:12:00.000-08:00</published><updated>2010-02-12T16:14:10.199-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;YENi CAG GAZETESiNDEN BiR MAKALE: 30 Ocak 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="Arkadaşlarına gönder veya profilinde paylaş." href="http://www.facebook.com/ajax/share_dialog.php?s=4&amp;amp;appid=2347471856&amp;amp;p%5b%5d=1434756219&amp;amp;p%5b%5d=303322339311"&gt; &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Henry Barkey ve Graham Fuller’in “ordu içinde bölünmeler” umuduna dayanan iç savaş stratejisine karşı Türkiye’nin çözümü, Atatürk’ün İstiklal Savaşı’na hazırlanırken, Alevisini Sünnisini ve etnik köken ayırt etmeden bütün milleti, ortak bir hedefte nasıl buluşturduğunu inceleyerek, Atatürk’ün milletin kendine güvenmesini sağlamakta kullandığı yöntemleri uygulamaktır.&lt;br /&gt;Türkiye’nin, Birinci Meclis ruhuna ihtiyacı vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’nin yeniden “Birimiz hepimiz için, hepimiz birimiz için” motivasyonuna ihtiyacı vardır. Türkiye’nin daha fazla sağduyuya ihtiyacı vardır. Bunu sağlayacak olan da medyanın ulusal niteliği zayıfladığı için Milli Güvenlik Kurulu’dur; dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetleri’dir. Türkiye, Türkiye’yi yönetenler tarafından resmen ve alenen satılıyor ve askerler dahil herkes bunu özelleştirme diye yutuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye satıldıktan sonra, sağlanacak olan kimin güvenliği olacaktır?&lt;br /&gt;Amerikan ve İngiliz şirketlerinin güvenliği değil mi? Türk Silahlı Kuvetleri, milli güvenliği tehdit eden bu gidişe MGK’da dur demelidir.&lt;br /&gt;Yoksa vebal altında kalırlar.&lt;br /&gt;Türkiye’ye yönelik iç savaş senaryolarının tartışıldığı bir ortamda, ülkenin bütün malvarlığının satılıyor olması asıl tehdit değil midir? Tehdit değerlendirmesi, bunun için yeniden gözden geçirilmelidir. İşte o zaman, bütün çatlak sesler susar ve Türk Milleti yeniden tek vücut olur. Bunlar yapılmasa da, Türk Milleti kendi kaderine sahip çıkacaktır ama, kargaşa yaşamaya lüzum var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; * * * Yukarıdaki satırları 1998 yılında, bugün “Fatih Camisi’ni bombalayacaklardı” diye ortaya atılan CIA projesinin orijinali ABD’de tartışıldığı zaman Sağduyu gazetesinde yazdım..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O tarihten bugüne, köprülerin altından çok sular aktı. Türkiye’nin malvarlığı tamamen yabancılara satıldı. Sıra orduyu bölmeye geldi. 17 Ağustos 2005’te “İrtica diye gürleyenler vatan satılırken niçin sessiz?” başlıklı yazımda da benzer uyarıları yapmıştım. Fakat aldığım karşılık, “Devletin askeri kuvvetlerini aşağılamak” suçundan hakkımda dava açılması oldu. TCK 301/2’den yargılandım. Neyse ki bir yıl sonra beraat ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * * The Times gazetesi, “İktidar mücadelesi, silahlı kuvvetleri, yüksek profili olan komplocular ile hassas belgeleri sızdıran ve siyasetten uzak bir orduyu isteyen isimsiz askerler olmak üzere ikiye böldü. Bir araştırma şirketi, orduya olan güveninin yüzde 60’lık tarihi bir düşük düzeyde bulunduğunu açıkladı” diye yazıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkcelil.com’da çıkan bir yazıda, İranlı Mohsen Yazd, “İran’da da önce halk yiyecek, giyecek gibi ufak yardımlarla mollaların safına çekildi. Açlıkla boğuşan halk bu cehaletin pençesine kolaylıkla düştü ve rejime düşmanlaştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Humeyni, devrimi yapana kadar hep demokrasi ve özgürlük vaat etti. Bu şekilde birçok sol görüşlü insanları da kendi saflarına çekti. Bu insanlar devrim akabinde ipe giden ilk insanlar oldu. İran devriminde kargaşa ve kaos ortamında kışlaları basan yobazlar, ellerinde Kur’an ile erleri geçerek, direnen subay ve komutanları katlettiler” uyarısında bulunuyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mohsan Yazd, “Yüreğim kan ağlayarak İran’da ’O gün’ gelmeden önceki olayların sanki bir tekrarını sinemada izliyor gibi Türkiye’de görüyorum” diyor ve Türkiye’de kışlaları basacak olanların da emir komuta zinciri içinde hazır bekletildiğini belirtiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arslan BULUT - CIA'nın, orduyu bölmeye dayanan iç savaş stratejisi&lt;br /&gt; OZGURLUK VE BAGIMSIZLIGIN BEDELi, ÇOK AĞIRDIR.&lt;br /&gt;AKIL - BiLiM VE UYGARLIK YOLUNDAN SAPAN TOPLUMLAR, BU BEDELi YOK OLUŞLARIYLA ÖDERLER...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-9218981019340576000?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/9218981019340576000/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=9218981019340576000' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/9218981019340576000'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/9218981019340576000'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/02/yeni-cag-gazetesinden-bir-makale-30.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-2920772356019097123</id><published>2010-02-12T16:11:00.000-08:00</published><updated>2010-02-12T16:12:07.756-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;Talking to the enemy by  DAVID L. PHILIPS*&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;ANKARA – Afganistan konusundaki en son Londra konfrensında, Dışişleri Bakanı Hillary Clinton “Arkadaşlarınızla barış yapmazsınız” dedi. &lt;a name="0.1_graphic02"&gt;&lt;/a&gt;“Bir ayaklanmayı sona erdirecek ortamı yaratmayı umuyorsanız düşmanlarınızla ilişki kurmaya gönüllü olmalısınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taliban’la konuşmak Washington’da ateşli bir tartışmayı körükledi. Bazı ABD resmi makamları diyaloğu tiksindirici buldu. Herşeyden önce Taliban 11 Eylül saldırılarından sorumlu olan ve dünya çapında terör kampanyası düzenleyen El-Kaide’ye yataklık etti. Diyaloğun savunucuları, bunun zayıflıktan değil pratik zorunluluktan kaynaklandığını teşhis ettiler.&lt;br /&gt;Türkiye tartışmaya dahil oldu. Afganistan’ın uzlaştırma sürecinde Taliban’la ilişki kurma çağrısı  yapmakla, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile karşılaştırma yapmaya yol açtı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr. Davutoğlu’na göre: “Bu tip karşılaştırmalar doğru değil.  Türkiye, Afganistan gibi 30 yıllık bir savaştan çıkmış değil. Kavganın politik sistemin içerisinde olduğu kurulu bir devlet yapısı var. Türkiye’de sağlıklı ve çalışan bir politik sistem  var. Türkiye’de politik sisteme katılmak isteyenler katılır. Diyaloğun olduğu yerde şiddetin geçerli olduğu alan daralır.”&lt;br /&gt;Şüphesiz Türkiye, Afganistan gibi parçalanmış ve çökmüş bir devlet değil. Türkiye Kürt açılımı aracılığıyla daha tam bir birliktelik arayışında iken ve PKK problemini ele almak için diğer stratejileri düşünürken, Dr. Davutoğlu’nun varsayımları incelenmeye değer.&lt;br /&gt;Ortada savaş yok: PKK ayaklanmasını 1984’te başlattı, binlerce sivil de dahil 40,000’den fazla insan öldü. Türkiye’nin güneydoğudaki güvenlik operasyonları 300 milyar dolara mal oldu. 2000 den fazla köy boşaltıldı veya imha edildi. Asker gruplarının ve hazinenin şok edici kayıpları, her anlamda bir “savaş”tır. Güvenlik kuvvetlerinin kayıpları, saygıdeğer Kurtuluş Savaşı (1919-1922) sırasındaki kayıplara eşdeğerdir.&lt;br /&gt; İstikrarlı devlet yapısı: Türkiye’nin tarihi darbeler ve cuntalarla damgalanmıştır. Asker 1960, 1971 ve 1980 de iktidara el koydu. 1997 de sözde post-modern darbe, 2007 yılında ise “e-darbe” yaptı.&lt;br /&gt;Sağlıklı politik sistem: Sivil otoriteye karşı yapılacağı iddia edilen komplolar arasında Balyoz Operasyonu var. Balyoz’da planlanan icraatler içerisinde, askeri makamlar şehir merkezlerinde saldırılar düzenleyip PKK ve El-Kaide’nin üzerine atmayı tasarlamışlar. Önlem olarak olağanüstü hal ilan edip sıkıyönetim uygulamayı planlamışlar. Kafes Operasyonu İcra Planında, bir grup denizci subayı, Müslüman olmayanlara suikast düzenleyip, İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi üzerinde uluslararası baskıyı tahrik etmek üzere, bu suikastlerin sorumluluğunu üstlenecek muhafazakar İslamcı gruplar kurmayı planlıyorlardı.&lt;br /&gt;Laikliği koruma kisvesi altında, Ergenekon ve Türkiye’nin “derin devleti” güçlerini, ayrıcalıklı pozisyonlarını ve karlarını korumak için hiçbir şeyden çekinmeyeceklerini göstermişlerdir.&lt;br /&gt;Özgür politik katılım: Anayasa Mahkemesi Refah ve Fazilet partilerini laik olmadıkları için kapatmıştır; AKP’yi de hedef almış durumdadırlar. Geçen Aralık ayında, Mahkeme oybirliği ile Kürt yanlısı Demokratik Toplum Partisini (DTP), “ülkenin ve devletin bölünmez bütünlüğüne karşı faaliyetlerin odak noktası” haline geldiğine karar vererek kapatmıştır. DTP’den önce Mahkeme, bir seri Kürt partisini kapatmıştı – Halkın Emek Paritsi (HEP), Demokrasi Partisi (DEP), Halkın Demokrasi Partisi (HADEP) ve Demokratik Halk Partisi (DEHAP). İki ay önce DTP’nin yerine, Barış ve Demokrasi partisi geçti. BDP’yi de aynı kader mi bekliyor?&lt;br /&gt;Diyalog: Yargı, Türkiye’nin PKK problemine barışçıl çözüm için diyalog taraftarı olanları hedef almış durumda. Şiddet-karşıtlığının ve uzlaşmanın lafını esirgemeyen destekçileri olan Ahmet Türk ve Ms. Aysel Tuğluk yasaklı konumuna düşürülmüştür. Anayasanın 8. Maddesi ve Türk Ceza Kanununun (TCK) 301. Maddesi ifade özgürlüğünü engellemek için kullanılmaktadır.&lt;br /&gt;Bu gerçekleri görmemezlikten geleceği yerde AKP liderleri, Türkiye’nin ciddi problemlerini dile getirmeli ve bunları ele almak için çeşitli seçenekleri değerlendirmeli. Dürüst özeleştiri çok yönlü bir stratejiye yol açar. PKK’nın kuvveti, savaşma gücüne değil, halk desteğine dayanmaktadır. PKK’ya olan destek bataklığını kurutmak için sürekli demokratikleşme ve gelişim, bu nedenle, elzemdir. Ancak, bu tek başına, silahlı PKK savaşçılarının dağlardan inmesini sağlayamaz.  &lt;br /&gt;ABD’nin Afganistan’da çektiği meşakkatten öğrendiği gibi, Türkiye de PKK’yı savaş alanında yenme çabalarında başarısızlığa uğramış olmasından ders almalıdır.&lt;br /&gt;Seferberliğin lağvı koşullarını  PKK ile görüşmezsen, PKK’nın silahsızlanmasını ümit etmek yersizdir. Bu tip görüşmeler direkt olarak yapılabilir veya uygun bir muhatap olarak, DTP’nin varisi BDP aracılığıyla da yapılabilir.&lt;br /&gt;Diyalog zor olacaktır. Türklerin yutması için acı bir ilaç olacak af gibi zor meseleleri gündeme getirecektir. Sonucu tahmin etmek varsayıma dayanacaktır. Fakat eldeki ciddi zorluklar dikkate alınırsa diyalog, daha geniş kapsamlı ve etkin terör karşıtı stratejinin tamamlayıcısı konumundadır. &lt;br /&gt;*David L. Phillips Amerikan Üniversitesinde Çatışmanın Önlenmesi Barış sağlanması Programının direktörü En son kitabı “Kurşunlardan Oylara: Şiddet yanlısı Müslüman akımlar hareket halinde” 10.02.2010 Op-Ed&lt;br /&gt; TODAY’S ZAMAN&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-2920772356019097123?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/2920772356019097123/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=2920772356019097123' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/2920772356019097123'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/2920772356019097123'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/02/talking-to-enemy-by-david-l.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-8939941537571439964</id><published>2010-02-05T00:56:00.000-08:00</published><updated>2010-02-05T00:57:37.646-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="mailto:yozdil@hurriyet.%20com.tr" rel="nofollow" target="_blank"&gt;yozdil@hurriyet. com.tr&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Kararlılık mesajı çıktı ya daha ne istiyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğip bükmeden soralım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Son 5-6 yılda...PKK'lı mı tıktık içeri?Subay-astsubay mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Eli silahlı teröristlere habire af çıkarırken; İstiklal Madalyası sahibi Jandarma Genel Komutanı'nı hapse atıp, beyin kanaması geçirene kadar içerde tutmadık mı?PKK'ya yataklık yaptığı için hapiste yatan kadını, çıkarıp, Meclis'e sokarken, Cumhurbaşkanı'nın masasına davet ederken; 1'inci Ordu Komutanı'nı "terör örgütü kurmak"tan içeri tıkmadık mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehide "kelle" dediği için tazminat ödemeye mahkûm olan, "Askerlik yan gelip yatma yeri değildir canım kardeşim" diyen Başbakan'a, "Bravo, aynen devam" deyip, yüzde 47 oy vermedik mi?PKK, hastalanmaması için serçe parmağının tansiyonu bile ölçülen Abdullah Öcalan'ın saçı kesildi diye, kalkışma provası yapıp, Diyarbakır'ı yakıp yıktığında, polisin-askerin elini tutup, "Cana geleceğine mala gelsin" diyen Diyarbakır Valisi'ne "aferin" deyip, Başbakanlık Müsteşarı yapmadık mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafamızda Amerikan çuvalıyla gezerken, koordinatör saçmalığı icat edip, "Amerika bizi çok seviyor, istihbarat verecek" demedik mi?"Amerika istedi diye harekátı kısa kestik, içerde parça bıraktık, o kampları tutmamız gerekirdi" dediği için, neredeyse "vatan haini" ilan edilen Deniz Baykal, o kamplardan gelen teröristler önceki gün Aktütün'ü bastığında haklı çıkmadı mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Irak'taki hacivat "Kedi bile vermem" derken; yaralı PKK'lıların tedavi edildiği Kuzey Irak'taki hastaneyi bile kendi ellerimizle yapmadık mı?Vatandaşa zam üstüne zam geçirirken, PKK'yı koynunda besleyen Barzani'ye, Talabani'ye yarı fiyatına elektrik vermiyor muyuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul'da, Ankara'da, İzmir'de kadınları çocukları havaya uçurduklarında; besleme medyadaki arkadaşlar utanmadan, "Ne malum PKK'nın yaptığı" demedi mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehit çocukları çıplak ayakla gezerken, tabut başındaki karnı burnunda tazeler Allah'ıyla baş başa kalmışken; fitreleri zekátları Mehmetçik Vakfı yerine, Almanya'da din-iman hortumcusu olduğu alenen tescillenen Deniz Feneri'ne vermiyor muyuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gariban ailelerin çocukları şakır şakır şehit düşerken, subay-astsubay çocukları oradan oraya tayin edilip, lise mezunu olana kadar 28 tane şehir değiştiriyor; yaşadıkları travma nedeniyle üniversite kazanamıyor ve onlara hiçbir ayrıcalık tanınmıyorken;&lt;br /&gt;"Babamın parası var, benim de bokumda boncuk var, onun için yurtdışında okuyorum" diyenler askerlikten yırtmıyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir zamanlar bu memlekette askerlik yapmayana kız bile verilmezken, "Popomda sivilce çıktı, bak bu da raporu" diyenler, askerlikten sıyırmıyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Genelkurmay, 68 kere basılan 46 şehit verdiğimiz gecekondudan bozma dandik karakolu, parasızlık nedeniyle 100 metre ileriye taşıyamadığımızı açıklarken;&lt;br /&gt;Genelkurmay eski Başkanı'na, korgeneral refakatinde askeri uçakla taşıyarak, 1 trilyon liralık zırhlı Audi almadık mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Neymiş efendim, terör zirvesi toplanmış, kararlılık mesajı çıkmış...&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yerim ben sizin o kararlılık diyen dillerinizi.&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-8939941537571439964?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/8939941537571439964/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=8939941537571439964' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/8939941537571439964'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/8939941537571439964'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/02/yozdilhurriyet.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-405267639120894616</id><published>2010-02-04T12:22:00.000-08:00</published><updated>2010-02-04T12:25:59.516-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;Türkiye Cumhuriyeti Tasfiye Ediliyor&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazı bir kamu hukuku profesörünün Türk kamuoyuna uyarısıdır.&lt;br /&gt;Türkiye, son yıllarda sürekli olarak dıştan dayatılan reformlarla uğraşmak zorunda bırakılıyor. Birilerinin çok acelesi olduğu için, bir an önce istedikleri aşamaya gelebilmek için dışarıdan içeriye doğru sürekli olarak bir inisiyatif yönlendirmesi yapmaktadırlar. Böylesi dışmerkezli bir emperyalist oyuna bütünüyle Türk toplumu alet edilmek istenirken Türk ekonomisinin köşe başlarını tutan kadrolarla medyada etkili olan işbirlikçi mandacı gruplar, ülkemizi böylesi bir maceraya doğru el birliği ile sürüklemektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzyıllar önceden hazırlanmış bir plan ve bu doğrultudaki proje uğruna büyük bir ulusal kurtuluş savaşı vererek kurmuş olduğumuz Türkiye Cumhuriyeti tasfiye edilmektedir. Bu gerçek artık saklanamayacak kadar açık ve net bir biçimde Türk kamuoyunda kesinlik kazanmıştır. Hiç kimse cumhuriyet yıkıcılığı ya da Türkiye düşmanlığı yaptığını kabul etmiyor. Her şey "değişim" kavramı içerisinde ve Türk devleti dıştan zorlanan bir plan dâhilinde çözülmeye mahkûm ediliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değişim sözcüğünün sihirli görünümünün arkasına sığınan ikinci cumhuriyetçiler, maddeci işbirlikçiler, alt kimlikçi federasyoncular, ılımlı İslamcı görünümlü şeriatçılar, emperyalizm ve Siyonizm ile her türlü işbirliğine açık olan oportünistler koalisyonu elbirliği ile Atatürk'ün cumhuriyetine saldırmaktalar ve kültürel alt kimlikçilik dış desteklerle hortlatıldığı gibi kayıt dışı ekonominin sağladığı olanaklarla yer altı ilişkileri doğrultusunda birçok mafya ve benzeri hukuk dışı çıkar örgütlenmelerinin de gündeme geldiği görülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kurtlar Vadisi gibi televizyon dizileri ile böylesine hukuk dışı bir yapılanma iç ve dış menfaat çevreleri tarafından hem özendirilmekte hem de desteklenmektedir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylesine olumsuz bir süreç içinde ülkenin birliği ve bütünlüğü tehlike altına sürüklenmekte, yetmiş beş milyonluk bir milletin gelecek güvencesini sağlamakla görevli Türk devleti her gün biraz daha gerileyerek devre dışı kalmaktadır. Bu aşamada Türkiye'yi yöneten bir zihniyet, yeni dönemin plan çalışmalarında devletin küçültülmesini ana hedef olarak ilan etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tür bir hedef belirleme, şimdiye kadar yarısı tasfiye edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti devletinin geri kalan diğer yarısının da tasfiye edilmek istendiğinin en açık göstergesidir. Sürekli olarak dış baskılarla iyice küçülmüş olan Türkiye Cumhuriyeti devletinin geleceği ile ilgili planlama çalışmalarına devletin küçültülmesi ana hedef olarak belirlenirse, bu gelecekte Türkiye Cumhuriyeti'nin ulusal ve üniter yapısının ortadan kaldırılmak istendiğinin en açık göstergesi olarak anlaşılmasıdır.&lt;br /&gt;Çünkü OECD istatistiklerine göre; Avrupa ve Amerika gibi kıtalardaki batı ülkelerine oranla en küçük devlet Türkiye Cumhuriyeti'dir. Batı ülkelerinde devletin ekonomideki ağırlığı ortalama olarak yüzde 40 ya da 50 oranında olmasına rağmen, Türkiye'deki devletin ekonomideki büyüklüğü son yıllarda yüzde 20'lerden yüzde 10'lara doğru küçülmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi devletlerini güçlü ve büyük tutan batılı emperyal ülkeler sıra Türkiye'ye gelince, Osmanlı İmparatorluğu'nun bugünkü mirasçısı Türkiye'yi daha da küçültmenin yollarını aramaktadırlar. Avrupa Birliği sürecinde yani bir Yugoslavya modeli yaratarak Türkiye'nin ülkesini bir Sevr haritasına dönüştürmek isteyenler, bu doğrultuda devletin küçültülmesi için sürekli olarak baskı yapmaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa Birliği'ne paralel olarak IMF ve Dünya Bankası gibi uluslar arası kuruluşlar da Türk devletinin küçültülmesi için devletin yetkili organlarını baskı altında tutmaktadırlar. Kabuk devlet suçlamaları ile medyadaki papağanlarını Türk devletinin üzerine süren emperyal merkezler kendi devletlerini daha da büyütmenin arayışı içindedirler. Bu doğrultuda dünyanın her bölgesini sömürge durumuna düşürürlerken, Türkiye'yi de iyice küçülterek çeşitli eyaletlere bölebilmenin çabası içindedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük Avrupa, Büyük Ortadoğu, Büyük İsrail gibi dünyanın merkezini içine alacak bölgesel federasyon planlarına Türkiye'nin ülkesini merkez yapmak isterlerken, bu ülkenin üzerinde kurulu bulunan Türk devletinin ortadan kaldırılmasına giden yolu açmak istemektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demokrasi, küreselleşme, değişim gibi sihirli sözcüklerle Türk Devleti yavaş yavaş ortadan kaldırılmakta, gelecekte bir dış destekli federasyona giden yol açılmaya çalışılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batılı merkezlerin hepsi bu doğrultuda çalışırken, Yugoslavya'dan sonra dünyanın merkezinde kurulmuş olan Türk devleti de tasfiye edilmek istenmektedir. Son yıllarda reform adı altında gündeme getirilen bütün yasal düzenlemelerinin devletin merkezi gücünü ortadan kaldırdığı, parçalı bir yapıyı ortaya çıkarabilmek üzere merkezin yetkilerinin sürekli olarak yerel yönetimlere devredildiği artık iyice görülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tablo kesin hatları ile belli olduğuna göre,&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türk devletinin geleceğine bir büyük ulusal kurtuluş savaşı vermiş olan Türk milleti karar verecektir. Türk milleti ulusal ve üniter cumhuriyet devleti tasfiye edilirken, bu gidişe bir dur diyecek, ulusal egemenliğine sahip çıkarak yeni yüzyılda da bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'nin çatısı altında yaşamını sürdürecektir. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Artık devleti ve cumhuriyeti ortadan kaldırmakta olan bu reform görünümlü deforme sürecine Türk Milleti acilen "dur" demelidir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Bu yazı bir kamu hukuku profesörünün Türk kamuoyuna uyarısıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-405267639120894616?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/405267639120894616/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=405267639120894616' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/405267639120894616'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/405267639120894616'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/02/turkiye-cumhuriyeti-tasfiye-ediliyor-bu.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-7173259328375513608</id><published>2010-02-01T03:42:00.000-08:00</published><updated>2010-02-01T03:47:35.926-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;Arslan BULUT - CIA'nın, orduyu bölmeye dayanan iç savaş stratejisi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; 30 Ocak 2010 Arslan BULUT&lt;br /&gt;&lt;a href="mailto:arslanbulut@yenicaggazetesi.com.tr"&gt;arslanbulut@yenicaggazetesi.com.tr&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Henry Barkey ve Graham Fuller’in “ordu içinde bölünmeler” umuduna dayanan iç savaş stratejisine karşı Türkiye’nin çözümü, Atatürk’ün İstiklal Savaşı’na hazırlanırken, Alevisini Sünnisini ve etnik köken ayırt etmeden bütün milleti, ortak bir hedefte nasıl buluşturduğunu inceleyerek, &lt;strong&gt;Atatürk’ün milletin kendine güvenmesini sağlamakta kullandığı yöntemleri uygulamaktır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’nin, Birinci Meclis ruhuna ihtiyacı vardır. Türkiye’nin yeniden “Birimiz hepimiz için, hepimiz birimiz için” motivasyonuna ihtiyacı vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’nin daha fazla sağduyuya ihtiyacı vardır. Bunu sağlayacak olan da medyanın ulusal niteliği zayıfladığı için Milli Güvenlik Kurulu’dur; dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetleri’dir. Türkiye, Türkiye’yi yönetenler tarafından resmen ve alenen satılıyor ve askerler dahil herkes bunu özelleştirme diye yutuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye satıldıktan sonra, sağlanacak olan kimin güvenliği olacaktır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerikan ve İngiliz şirketlerinin güvenliği değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk Silahlı Kuvetleri, milli güvenliği tehdit eden bu gidişe MGK’da dur demelidir. Yoksa vebal altında kalırlar. Türkiye’ye yönelik iç savaş senaryolarının tartışıldığı bir ortamda, ülkenin bütün malvarlığının satılıyor olması asıl tehdit değil midir? Tehdit değerlendirmesi, bunun için yeniden gözden geçirilmelidir. İşte o zaman, bütün çatlak sesler susar ve Türk Milleti yeniden tek vücut olur. Bunlar yapılmasa da, Türk Milleti kendi kaderine sahip çıkacaktır ama, kargaşa yaşamaya lüzum var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; * * * &lt;strong&gt;Yukarıdaki satırları 1998 yılında, bugün  “Fatih Camisi’ni bombalayacaklardı” diye ortaya atılan CIA projesinin orijinali ABD’de tartışıldığı zaman Sağduyu gazetesinde yazdım..&lt;/strong&gt; O tarihten bugüne, köprülerin altından çok sular aktı. Türkiye’nin malvarlığı tamamen yabancılara satıldı. Sıra orduyu bölmeye geldi. 17 Ağustos 2005’te “&lt;strong&gt;İrtica diye gürleyenler vatan satılırken niçin sessiz?”&lt;/strong&gt; başlıklı yazımda da benzer uyarıları yapmıştım.&lt;br /&gt;Fakat aldığım karşılık, “Devletin askeri kuvvetlerini aşağılamak” suçundan hakkımda dava açılması oldu. TCK 301/2’den yargılandım. Neyse ki bir yıl sonra beraat ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; * * * The Times gazetesi, “İktidar mücadelesi, silahlı kuvvetleri, yüksek profili olan komplocular ile hassas belgeleri sızdıran ve siyasetten uzak bir orduyu isteyen isimsiz askerler olmak üzere ikiye böldü. Bir araştırma şirketi, orduya olan güveninin yüzde 60’lık tarihi bir düşük düzeyde bulunduğunu açıkladı” diye yazıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkcelil.com’da çıkan bir yazıda, İranlı Mohsen Yazd, “İran’da da önce halk yiyecek, giyecek gibi ufak yardımlarla mollaların safına çekildi. Açlıkla boğuşan halk bu cehaletin pençesine kolaylıkla düştü ve rejime düşmanlaştı. Humeyni, devrimi yapana kadar hep demokrasi ve özgürlük vaat etti. Bu şekilde birçok sol görüşlü insanları da kendi saflarına çekti. Bu insanlar devrim akabinde ipe giden ilk insanlar oldu. İran devriminde kargaşa ve kaos ortamında kışlaları basan yobazlar, ellerinde Kur’an ile erleri geçerek, direnen subay ve komutanları katlettiler” uyarısında bulunuyor! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Mohsan Yazd, “Yüreğim kan ağlayarak İran’da ’O gün’ gelmeden önceki olayların sanki bir tekrarını sinemada izliyor gibi Türkiye’de görüyorum” diyor&lt;/strong&gt; ve Türkiye’de kışlaları basacak olanların da emir komuta zinciri içinde hazır bekletildiğini belirtiyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-7173259328375513608?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/7173259328375513608/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=7173259328375513608' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/7173259328375513608'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/7173259328375513608'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/02/arslan-bulut-ciann-orduyu-bolmeye.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-4188071815339984439</id><published>2010-01-26T14:10:00.000-08:00</published><updated>2010-01-26T14:11:23.558-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;KÜRT   HALK  HEYETİNİN  LOZAN’A GÖNDERDİĞİ  TARİHİ  MEKTUP&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; “Bu günlerde ( Lozan Konferansı görüşmeleri sırasında)  İngiltere yetkili kurul başkanı Lord Curzon’un Kürtlere bağımsızlık verilmesi  fikrini ortaya atarak, Kürtlerin koruyucusu tavrını takınmasını, hayret ve şaşkınlıkla karşıladık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Biz Kürtler, Turan neslinden bir kavimiz. Milli hatıralarımız ve özelliklerimizden dolayı Türkler bize, “yiğit ve cesur” anlamına gelen “Kürt” ismini vermişlerdir. Kürt adıyla anılan ve büyük hizmetleri geçen kahramanların isimlerinin yaşaması amacıyla Deminan, Hayderan, Kureyşan ve Lolan gibi isimler kabile ve aşiretlere verilmiştir.&lt;br /&gt;Bu aşiretler bugün anavatanın Doğu Türklerini oluşturmaktadı r. Kürtlerin 1876 tarihinden önceki ve sonraki durumları araştırılacak olursa, “İranlı misyonerler”in aşiretler üzerinde yaptıkları çalışmaların sonucunda Kürtler kendi öz dilleri olan Türkçe lehçesini ve öz kültürlerini yavaş yavaş kaybettiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan dolayı Erzurum, Van, Bitlis ve Musul taraflarındaki aşiretler, Farsçadan başka bir şey olmayan, Kırmanç adı verilen Farisi lehçeyi konuşmaya başladılar. Bu misyoner faaliyetlerinden az etkilenen, Harput ve Diyarbakır taraflarındaki  Kürt aşiretler ise ana dilleri olan Türkçe lehçesi ile karışık Zaza lehçesini konuşmaya başladılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu Öz Türkoğlu Türkler’i Yavuz Sultan Selim Han, Kürtlerin hanı Şeyh İdris-i Bitlisi’ye gönderdiği fermanla kendi ülkesine dahil etti. O günden bu güne kadar, Türk akrabalarının şefkat ve himayelerinde huzurlu ve rahat yaşamakta ve Türk lehçesi ile de konuşmaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Yukarıda yapılan değerlendirmeden sonra, İngiltere yetkili kurul başkanı Lord Curzon’a soarrız ki;  İranlıların dilini biraz konuşmakla, o millete mensup olunduğu kabul edilirse, İngilizlere de dahil her milletin durumu tartışılır.&lt;br /&gt;Doğu ülkelerini istila eden ve genellikle dünyanın kendi toprakları içerisinde olmasını hayal eden İngilizlerin, diğer milletlerin kabullenemediğ i  “müstemleke” kelimesinin yerine kulağa hoş gelmeyen ve aynı anlamı taşıyan “manda” kelimesinin de aslında aynı şey olduğunu Kürtler anlamıştır.&lt;br /&gt;Dünyadaki zenginlik kaynaklarına sahip olmak isteyen İngilizlerin,  10/12si Türk olan Musul’u ve petrol kaynaklarını biz Müslüman Türk’lere çok görmesini hayretle karşılıyoruz. Lozan Konferansı’nda İngiltere yetkili kurul başkanı Lord Curzon’un,  Dersim (Tunceli) ve Bitlis olaylarından bahsederek tek millet olan Türk ve Kürt arasına ayrılık düşünceleri&lt;br /&gt; sokma gayretini biz Kürtler anladık.&lt;br /&gt;Biz Kürtler, Avrupa ve İngiliz diplomatlarının parlak vaatlerinin altında kendi menfaatlerinin olduğunu biliyoruz. Ve, bundan dolayı kendi direniş kuvvetlerimizi oluşturduk. 1917 yılında İngiltere yetkili kurul başkanı Lord Curzon gibi bağımsızlık vaatlerinde buluna Ruslara biz Kürtler: “Bizi anavatandan hiçbir kuvvet ayıramaz. Bizim rahata kavuşmamız sizin hemen bu topraklardan çekilmenizle olacaktır,” dedik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; İşte bugün bütün Kürtler, Lozan’daki Avrupa ve bilhassa İngiliz diplomatlarına aynı yanıtı veriyoruz. Kürtler bağımsızlıklarını, kendilerini yok edecek yabancılara değil, kendi ailelerinden olan Türk’lere ve Onları temsil eden Büyük  Millet Meclisi Hükümeti’ne emanet etmiştir. Sonuç olarak biz Kürtler, İngiltere yetkili kurul başkanı Lord Curzon’un bizler için fikirler üretmemesini rica eder ve Lozan’daki Temsil Heyetine ve başkanı sevgili hemşerimiz  (Kürt) İsmet Paşa hazretlerine başarılar dileriz.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;strong&gt;Umum Kürt Amele ve Esnaf Cemiyeti&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; İstanbul’daki Umum Kürtler adına Reisi Salih Kahya adına  Lolan aşiret reisi ve Sabık Erzurumlu İsazade Ahmet, Kürt Gençler Cemiyeti Düzerzadesi Dersimli Mehmet Sabri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Kaynak: 24 Kânun-u Sani  (1339 - 24 Ocak 1923)  Devlet Arşivleri Genel Müd. Başbakanlık Osmanlı Arşivi,  HR.İM, 60/&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9216153650912725538-4188071815339984439?l=gularslan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gularslan.blogspot.com/feeds/4188071815339984439/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9216153650912725538&amp;postID=4188071815339984439' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/4188071815339984439'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9216153650912725538/posts/default/4188071815339984439'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gularslan.blogspot.com/2010/01/kurt-halk-heyetinin-lozana-gonderdigi.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9216153650912725538.post-1744130332998368113</id><published>2010-01-26T11:16:00.000-08:00</published><updated>2010-01-26T11:41:34.506-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Gazze’ye yardıma koşanlar, maden ve TEKEL işçilerine neden kayıtsız?&lt;br /&gt;&lt;a title="Sabahattin Önkibar kategorisindeki tüm yazıları göster" href="http://www.ilk-kursun.com/konu/yenicag/sabahattin-onkibar/" rel="category tag"&gt;Sabahattin Önkibar&lt;/a&gt;22 Ocak 2010&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlarca, yüzlerce, binlerce araç!&lt;br /&gt;Saatler ve günlerce yol aldı!Rehberleri AKP’den 5 milletvekili!&lt;br /&gt;Hedef Gazze’ydi!&lt;br /&gt;Filistinlilere yardım malzemeleri götürülüyordu!&lt;br /&gt;Dinci medya bu serüveni bir gün atlamaksızın ön sayfalarına taşıdı!Yapılan şeklen olsa da doğruydu!&lt;br /&gt;Komşusu aç iken, tok yatan bizden değildir diyen şanlı bir Peygamberin getirdiği mukaddes dininin gereği yerine geldi.Ancak bir başka doğru daha var!&lt;br /&gt;O şanlı Peygambere göre İslâm’da ayrımcılığın yeri asla yoktu!&lt;br /&gt;Yardımsa ihtiyacı olan herkese yapılmalıydı!Dahası, yardımı siyasi amaca endekslemek ve şova dönüştürmek kabul edilemezdi!&lt;br /&gt;Öyle olduğu içindir ki Müslümanlıkta yapılan yardımların örtülü yani gizli olanı övülür!&lt;br /&gt;Hal bu iken kendilerine güya İslâmcı diyen malum zevat bütün dünya önünde davulla-zurnayla güya yardım taşıdılar!&lt;br /&gt;Tam bu noktada sormaya başlayalım:Sahi Gazze için seferber olan mümin kardeşlerimiz (!) Ankara’da kışın bu dondurucu soğuğunda kazanılmış haklarını korumaya çalışan TEKEL işçilerini neden hiç akıllarına getirmiyorlar?&lt;br /&gt;Niçin bir kez olsun onlara bir sabah sıcak bir çorba götürmeyi düşünmediler?&lt;br /&gt;Öyle ya Müslümanlıksa TEKEL işçilerinin tamamı Müslüman!&lt;br /&gt;Üstelik aralarında çok sayıda başörtülü kardeşimiz de var!&lt;br /&gt;Yoksa onların suçları Filistinli pardon Arap olmamak mı?&lt;br /&gt;İş askere saldırıya geldi mi demokrasi kaplanı kesilen o dinci medya, bir gün olsun bu işçilerin dramını neden yansıtmaz?&lt;br /&gt;Demek ki bunların demokrasisinde işçi ve emeğin hakkı diye bir şey yokmuş!Ama efendim onlar hükümete karşı!Haaa demek ki sizin Müslümanlık ve demokrasi ölçünüz AKP’ye karşı, ya da yandaş olmakla paralel!&lt;br /&gt;Ne yani, AKP yokken bu cihanda Müslümanlık yok muydu?Demek ki din sizin için inanç değil başka bir şey!…&lt;br /&gt;Bir başka örnek Bursa’da çöken maden altında kalan onlarca işçimiz!Üstelik orada hükümete protesto da yok!&lt;br /&gt;Peki Gazze’ye paket taşıyan hangi mümin (!) kardeşimiz, ayda 600 liraya çalışıp yerin 2 bin metre altında toprağa gömülen bu işçilerin ailelerine yardımı hatırladı!Hatırlamazlar çünkü orada siyasi mama yok!&lt;br /&gt;İşte bu güruhtur İslâm’ın ayakbağı olanlar!Bu güruhtur İslâm İslâm deyip İslâm’a zarar verenler!İslâmi literatürde bu gibilere bir şey denilir de, onu ben demeyeyim, siz tahmin edin!KIZMAYIN…&lt;br /&gt;Beceriksiz askerler!&lt;br /&gt;Taraf gazetesi işini görmeye devam ediyor.. Bohçacılar misali her hafta yeni bir hikaye servis ediyor. Hatırlayın kısa bir süre öncesine kadar Kafes diye bir planı gündeme taşımıştı. Kafes yayını bitti, bu sefer Balyoz devreye girdi..&lt;br /&gt;Ne midir Balyoz? Çetin Doğan’ın ihtilal senaryosu imiş!.. Görüyorsunuz Sarıkız, Ay ışığı, Yakamoz, Eldiven ve Çorap (!) bu darbe senaristlerini kesmemiş olacak ki Kafes’den sonra Balyoz’u sunuyorlar..&lt;br /&gt;Komikliğin bu kadarı da fazla. TSK gibi bir yapı bu kadar çok darbe teşebbüsünde bulunur da, birini mi başaramaz?&lt;br /&gt;Üstelik o ordu yakın geçmişte defalarca benzerlerini başarı ile yapmışsa? Hadise şekilde görüldüğü gibi TSK’ya karşı başlatılan psikolojik operasyonun yani yıpratmanın yeni versiyonudur…&lt;br /&gt;Sakın ha bunun için Taraf gazetesine kızmayın, Taraf işini yapıyor.&lt;br /&gt;Kızacağınız adres, ona izin veren AKP iktidarı ile, sızlanmaktan başka bir şey yapamayan Genelkurmay’dır!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖDEME PEŞİN…Şemdin Sakık’ta Tayyip aşkı!&lt;br /&gt;Şemdin Sakık’ı biliyorsunuz, PKK’nın kanlı katillerinden, müebbete mahkum. AKP iktidarı bu caninin NTV’ye çıkmasına izin verdi.&lt;br /&gt;Yani gündemde ve popüler olan her fikrin militanı Can Dündar’a teslim eti.&lt;br /&gt;Can Dündar da Kürt açılımı ve referandum öncesinde bunun bedelini peşin ödedi!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne mi yaptı?&lt;br /&gt;Ekranda Tayyip Erdoğan’a övgüler düzdürdü!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet asker ve bebek katili Şemdin Sakık, televizyonda Tayyip Erdoğan için “Onun ayaklarının altını öperim” buyurdu..&lt;br /&gt;Niçin mi, Kürtçe televizyona izin verdiği için!..&lt;br /&gt;Şemdin Sakık’ın o sözlerinden sonra ukalalık demeyin ama ben kendimle gurur duydum, sebebi eşkıyanın ayaklarını öptüğü Tayyip Erdoğan’a muhalefet etmem ve onunla mahkemelerde davalı olmam!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PARASIZ HİZMET…Patrikhane bülbülü TSK’ya sövüyor!&lt;br /&gt;Kezban Hatemi’yi eskilerin deyimi ile zahiren biliyoruz da, batinen tanımıyoruz!&lt;br /&gt;Eşleri Hüseyin Beyler mübarek kurban bayramımızda kurban kesilmesine şiddetle muhalefet ederler.&lt;br /&gt;Kendileri Patrikhane’nin avukatıdır ama bunu para karşılığı yapmadığını söylerler.&lt;br /&gt;Hep merak edip dururum, Müslüman bir avukat para almıyorsa farklı bir dinin tapınağına bu hizmeti niçin yapar ve kendini paralar?&lt;br /&gt;İlginçtir Patrikhane’ye sevgi dolu olan Kezban hanım, iş Türk Silahlı Kuvvetlerine geldi mi, müthiş ceberutlaşıyor ve kıyameti koparıyor.&lt;br /&gt;Önceki a
