Yýlmaz ÖZDÝL yozdil@hurriyet.com.tr
Domates
Rusya "ilaçlý bunlar, yenmez" diyerek, bizim domatesleri geri gönderiyor; Baþbakan hálá, "istikametimiz millettir" falan diyor.
Sadece domates de deðil...
Patlýcan, limon, patates, kiraz, üzüm.
Hiçbirini almýyor adam.
"Hayvana bile yedirilmez" diyor.
*
Rus’a kakalayamayýnca, normalde imha edilmesi gereken sebze-meyvenin istikameti neresi oluyor?
Millet.
*
"Ýstikamet" dedim, aklýma geldi...
Ýstikameti AKP olan gazeteler var.
Ýnsanoðlunun Mars’a Tayyip Erdoðan sayesinde gittiðini öne sürüp, Portekiz yenilgisini Baþsavcý’ya baðlarlar!
Ayný Tayyip Erdoðan’ýn kankasý rüþvetten mahkûm olur, yazmazlar.
Dün baktým tek tek...
Türban hepsinde manþet.
Domatesi hiçbiri yazmamýþ.
Belli ki, iþin ucu iktidara dokunur diye, suya sabuna dokunmamýþlar.
*
Zannedersin domates laiktir...
*
Halbuki, kanser bu.
Türbanlý-türbansýz ayýrmýyor.
Ýmam deðil, istersen müftü ol...
Kamyon kasasýnda uzayan salatalýktan yedin mi, ayvayý yiyorsun.
*
Çok önemlidir bu konu.
Hayatidir.
Çünkü unutmamak lazým...
Birbirimize düþman olmak için bile önce yaþamamýz gerekiyor!
Hepimiz ölürsek manasý yok.
Wednesday, June 11, 2008
Turkiyede kim kimi, ne kadar, nasil deneteleyebilir? DENETLEMELI?
Bu kadar da olmaz, Yaziklar olsun....
ODTÜ, Gökçek’i yalanladı:
Kızılırmak zehirli Belediyenin Kızılırmak suyu için ODTÜ’nün adını kullanarak halkı kandırdığını açıklayan Rektör Akbulut, “O rapor bize ait değil. Bizim analizlerimize göre Kızılırmak’ta tehlikeli oranda arsenik var” dedi.
NTV-MSNBC11 Haziran 2008 ÇarşambaANKARA -
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, zararlı olduğunu gösteren raporlara rağmen, geçen hafta, haber vermeden 21 gündür Kızılırmak suyunu şehir şebekesine verdiğini “kimse ishal olmadı” diyerek açıklamasının ardından, olay bugün vahim bir noktaya ulaştı.
Ankara Su ve Kanalizasyon İdaresi (ASKİ), Kızılırmak suyunun “temiz” olduğu iddiasına, ODTÜ’ye yaptırılan analiz raporlarını kanıt gösterdi. Ancak ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Ural Akbulut, söz konusu raporun ODTÜ’ye ait olmadığını, ODTÜ’nün yaptığı analizlere göre Kızılırmak suyunda limitin iki katı fazla arsenik olduğunu bildirdi;
“İspat etmezlerse, halkı aldatmaktan, hem de bizim adımızı halkı aldatmaktan yasal işlem yapacağız” dedi.
Haberin devamı: http://www.ntvmsnbc.com/news/449660.asp
ODTÜ, Gökçek’i yalanladı:
Kızılırmak zehirli Belediyenin Kızılırmak suyu için ODTÜ’nün adını kullanarak halkı kandırdığını açıklayan Rektör Akbulut, “O rapor bize ait değil. Bizim analizlerimize göre Kızılırmak’ta tehlikeli oranda arsenik var” dedi.
NTV-MSNBC11 Haziran 2008 ÇarşambaANKARA -
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, zararlı olduğunu gösteren raporlara rağmen, geçen hafta, haber vermeden 21 gündür Kızılırmak suyunu şehir şebekesine verdiğini “kimse ishal olmadı” diyerek açıklamasının ardından, olay bugün vahim bir noktaya ulaştı.
Ankara Su ve Kanalizasyon İdaresi (ASKİ), Kızılırmak suyunun “temiz” olduğu iddiasına, ODTÜ’ye yaptırılan analiz raporlarını kanıt gösterdi. Ancak ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Ural Akbulut, söz konusu raporun ODTÜ’ye ait olmadığını, ODTÜ’nün yaptığı analizlere göre Kızılırmak suyunda limitin iki katı fazla arsenik olduğunu bildirdi;
“İspat etmezlerse, halkı aldatmaktan, hem de bizim adımızı halkı aldatmaktan yasal işlem yapacağız” dedi.
Haberin devamı: http://www.ntvmsnbc.com/news/449660.asp
CUMHURBAŞKANI Abdullah Gülün dava dosyası bulunamıyor. !!!
Bekir COŞKUN
Abdullah Gülün bulunmaz yanı...
CUMHURBAŞKANI Abdullah Gülün dava dosyası bulunamıyor.
Benim ceza fişimi devlet kaybetsin diye ne kadar umutlanmıştım da, avuç içi kadar káğıt asla kaybolmadı. Hep peşimden geldi küçük káğıt.Alıp devlet adına ben kaybettiğim zaman 'kurtuldum' dediğimde, küçük káğıdın aynısını yapıp göndermişti devlet.Ama Cumhurbaşkanının altı kilo ağırlığındaki dosyası kayboldu.O dosya Erbakanın mahküm olduğu 'kayıp trilyon davası' dosyasıdır. Abdullah Gül, 'milletvekili dokunulmazlığı' kapsamından çıktığı için yasaya göre Cumhurbaşkanlığından önceki suçlarından sorgulanabilir.Ama dosya kayıp.
*Benim küçük ceza káğıdım hiçbir zaman kaybolmadan peşimden gelmişti.O yıllarda tanınmamış sıradan bir ismi, zırt-pırt değişen adresimi nasıl da buluyordu devlet.Yeni adrese portmantodan önce geliyordu benim küçük ceza káğıdım.Ama Cumhurbaşkanının dosyası yok oldu.Ben biliyorum; Cumhurbaşkanı Abdullah Gülün kim olduğunu bilememe olasılığı da var devletin. Ya da...Çankaya Köşkünün adresini bulamama...
*Dosyayı muhalefet adına kovalayanlardan Atilla Kart, önerge vererek 'Dosyanın nerede olduğunu' soruyor; Başsavcılık TBMMde diyor... TBMM, Adalet Bakanlığına iade edildiğini söylüyor...
Adalet Bakanlığı uzun zamandır düşünüyor:'Bu dosya nerde?..' Sonuçta Erbakanı hapis cezasına mahküm eden 'kayıp trilyon davası'nın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile ilgili kısmı, 28 Ağustos 2007 tarihinden beri kayıp. Bulunamıyor.. .
Böylece Abdullah Gülün 'bulunmaz' bir yanı da ortaya çıktı sayılır.
*Biz sıradan insanlar; verilecek hesaplardan, zahmete değmez kuruşlardan, ceza makbuzlarından asla kurtulamayız.Yakamıza yapışır küçük káğıtlar.Ama söz konusu; iktidarın Cumhurbaşkanı olunca, koca dosyalar kayboluyor, görüyorsunuz.. .Hem de; din adına...Iman adına...
Abdullah Gülün bulunmaz yanı...
CUMHURBAŞKANI Abdullah Gülün dava dosyası bulunamıyor.
Benim ceza fişimi devlet kaybetsin diye ne kadar umutlanmıştım da, avuç içi kadar káğıt asla kaybolmadı. Hep peşimden geldi küçük káğıt.Alıp devlet adına ben kaybettiğim zaman 'kurtuldum' dediğimde, küçük káğıdın aynısını yapıp göndermişti devlet.Ama Cumhurbaşkanının altı kilo ağırlığındaki dosyası kayboldu.O dosya Erbakanın mahküm olduğu 'kayıp trilyon davası' dosyasıdır. Abdullah Gül, 'milletvekili dokunulmazlığı' kapsamından çıktığı için yasaya göre Cumhurbaşkanlığından önceki suçlarından sorgulanabilir.Ama dosya kayıp.
*Benim küçük ceza káğıdım hiçbir zaman kaybolmadan peşimden gelmişti.O yıllarda tanınmamış sıradan bir ismi, zırt-pırt değişen adresimi nasıl da buluyordu devlet.Yeni adrese portmantodan önce geliyordu benim küçük ceza káğıdım.Ama Cumhurbaşkanının dosyası yok oldu.Ben biliyorum; Cumhurbaşkanı Abdullah Gülün kim olduğunu bilememe olasılığı da var devletin. Ya da...Çankaya Köşkünün adresini bulamama...
*Dosyayı muhalefet adına kovalayanlardan Atilla Kart, önerge vererek 'Dosyanın nerede olduğunu' soruyor; Başsavcılık TBMMde diyor... TBMM, Adalet Bakanlığına iade edildiğini söylüyor...
Adalet Bakanlığı uzun zamandır düşünüyor:'Bu dosya nerde?..' Sonuçta Erbakanı hapis cezasına mahküm eden 'kayıp trilyon davası'nın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile ilgili kısmı, 28 Ağustos 2007 tarihinden beri kayıp. Bulunamıyor.. .
Böylece Abdullah Gülün 'bulunmaz' bir yanı da ortaya çıktı sayılır.
*Biz sıradan insanlar; verilecek hesaplardan, zahmete değmez kuruşlardan, ceza makbuzlarından asla kurtulamayız.Yakamıza yapışır küçük káğıtlar.Ama söz konusu; iktidarın Cumhurbaşkanı olunca, koca dosyalar kayboluyor, görüyorsunuz.. .Hem de; din adına...Iman adına...
Monday, June 9, 2008
Gidisat Tehlikede mi?...
Turkiye’nin bugun icine dustugu kesmekes, ulkeyi cok tehlikeli bir egik duzeye suruklemistir ve hic kuskusuz bu durumdan iktidar partisi sorumludur.
Iktidar partisi ya bugune dek surdurdugu siyasete (ve stratejiye) devam edecektir ya da sorumlulugunu hatirlayip muhalefetle temasa gecerek ortak bir cikis yolu arayacaktir.
Biz iktidar partisinin bugunku yonetiminde devlet sorumluluguna yakisir bir sagduyu goremiyoruz.
Dileriz bu ongorumuz yanlis cikar.
*
Tartisilan hukuk, anayasa, yasa, siyaset karmasasinda odak noktasini olusturan bir tek sozcuktur:
Tesettur...
Kadini orten, erkekten farklilastiran, insan haklarina ters dusen tesettur, bugun Islam dunyasinda cogunlukla gecerlidir.
Demokrasi ve insan haklarinin en temel kurali kadin-erkek esitligidir.
Kadinla erkegin esit sayilmadigi bir toplumda demokrasinin d’sinden soz acilamaz.
Kadini ortup tesetture mahkûm eden anlayis bir toplumda secim sandigindan cikarsa, demokrasiyi degil, o ulkede yasayan halkin uygarlik yolunda daha cok uzun bir yol yurumek zorunda oldugunu kanitlar.
*
Ne yazik ki bugun Turkiye’de kadina uygulanan tesetturu yayginlastirma cabasi karsilikli savas ilanina donusen bir siyasal catismanin icerigini olusturuyor.
Bu noktaya uzun yillar Kuran ve hafiz kurslari, imam okullari, tarikat ve cemaat catilari altinda yapilan egitim yatirimlariyla varilmistir.
Bugun iktidar partisinin turban siyaseti de bu zemine oturuyor ve disaridan “Ilimli Islam Devleti”projesinin bir ayagi olarak destekleniyor.
Dogrusu “proje” akillica duzenlenen bir gerici mantiga oturtulmustur; erkek egemenliginin ruhuna ve isine uygun geldiginden, Turkiye gibi cagdas egitim surecinin uc yilda kaldigi bir toplumda genis kabul gormektedir.
*
AKP iktidari kadin tesetturunu Basbakanlik duzeyine, bakanlik eslerine, Cumhurbaskanligi Kosku’ne tirmandirmistir; hatta bu yolda anayasayi bile degistirmeyi goze alarak turbani universiteye sokmak icin gerekli adimini atmistir.
Toplumda, halk katlarinda, resmi yasamin disinda turban, basortusu, carsaf zaten serbestti ve serbesttir; ama, kadin tesetturu dinci bir icerik tasidigindan laik ve demokrat bir devletin orta ya da yuksekokullarina, egitim kurumlarina giremez.
Avrupa Insan Haklari Mahkemesi’nin kararlari da bu yoldadir.
Simdi Turkiye’de AKP iktidari, bu temel ilkeyi cignemek siyaseti guttugunden, laik Turkiye Cumhuriyeti’ni titizlikle savunmayi benimsemis toplumsal ve kurumsal kesimlerle catismaya girmistir; surec, daha derin bir hesaplasmanin gostergelerini icermektedir.
*
Anayasa Mahkemesi’nin son aldigi karar, iste bu ortamda laik Turkiye Cumhuriyeti’nin var olusunu koruyan bir icerik tasiyor; gerekcesi aciklandigi zaman yuksek yargiclarin hukuk mantigi daha acik secik ortaya konmus olacaktir.
Buna karsilik AKP iktidari yuzde 47 oraninda oy aldigi gerekcesiyle her seyi yapabilecegini ileri surmekte, toplumun oteki yarisini dislamakta, Anayasa Mahkemesi’nin yetkilerini astigini vurgulamaktadir.
Ortalik AKP’li medyanin da cigirtkanligiyla birbirine girmis; ozellikle dinci kesimde Anayasa Mahkemesi’ne ve yuksek yargiclara saldirilar, kufre donusen soylemlerle donanmistir.
Her sey cigirindan cikmak istidadini gostermektedir.
Iktidar ve dinci kesim bu gidisatin kendi amaclarina hizmet edecegini dusunuyorlarsa yanilgi icindedirler.
*
AKP iktidarinin yanilgisi nerede?
Siyasal iktidar ile milli egemenlik kavramlarini bir tutmak bilimsel bir yanlistir; AKP bu iki kavrami birbirine karistirdigindan her seyi yapabilecegi sanisi icindedir.
Devletin milli egemenligi cesitli kurumlariyla guvence altina almis oldugu gercegini iktidar partisinin algilamasinda saymakla bitmez yararlar var.
“Firsat elimize gecti ‘Ilimli Islam Devleti’ni kurmanin tam zamanidir” diyerek ulkeyi buyuk bir maceraya suruklemek bagislanamaz bir hatayi, hatta sucu yaratmakla es anlamlidir.
Cumhuriyet
Iktidar partisi ya bugune dek surdurdugu siyasete (ve stratejiye) devam edecektir ya da sorumlulugunu hatirlayip muhalefetle temasa gecerek ortak bir cikis yolu arayacaktir.
Biz iktidar partisinin bugunku yonetiminde devlet sorumluluguna yakisir bir sagduyu goremiyoruz.
Dileriz bu ongorumuz yanlis cikar.
*
Tartisilan hukuk, anayasa, yasa, siyaset karmasasinda odak noktasini olusturan bir tek sozcuktur:
Tesettur...
Kadini orten, erkekten farklilastiran, insan haklarina ters dusen tesettur, bugun Islam dunyasinda cogunlukla gecerlidir.
Demokrasi ve insan haklarinin en temel kurali kadin-erkek esitligidir.
Kadinla erkegin esit sayilmadigi bir toplumda demokrasinin d’sinden soz acilamaz.
Kadini ortup tesetture mahkûm eden anlayis bir toplumda secim sandigindan cikarsa, demokrasiyi degil, o ulkede yasayan halkin uygarlik yolunda daha cok uzun bir yol yurumek zorunda oldugunu kanitlar.
*
Ne yazik ki bugun Turkiye’de kadina uygulanan tesetturu yayginlastirma cabasi karsilikli savas ilanina donusen bir siyasal catismanin icerigini olusturuyor.
Bu noktaya uzun yillar Kuran ve hafiz kurslari, imam okullari, tarikat ve cemaat catilari altinda yapilan egitim yatirimlariyla varilmistir.
Bugun iktidar partisinin turban siyaseti de bu zemine oturuyor ve disaridan “Ilimli Islam Devleti”projesinin bir ayagi olarak destekleniyor.
Dogrusu “proje” akillica duzenlenen bir gerici mantiga oturtulmustur; erkek egemenliginin ruhuna ve isine uygun geldiginden, Turkiye gibi cagdas egitim surecinin uc yilda kaldigi bir toplumda genis kabul gormektedir.
*
AKP iktidari kadin tesetturunu Basbakanlik duzeyine, bakanlik eslerine, Cumhurbaskanligi Kosku’ne tirmandirmistir; hatta bu yolda anayasayi bile degistirmeyi goze alarak turbani universiteye sokmak icin gerekli adimini atmistir.
Toplumda, halk katlarinda, resmi yasamin disinda turban, basortusu, carsaf zaten serbestti ve serbesttir; ama, kadin tesetturu dinci bir icerik tasidigindan laik ve demokrat bir devletin orta ya da yuksekokullarina, egitim kurumlarina giremez.
Avrupa Insan Haklari Mahkemesi’nin kararlari da bu yoldadir.
Simdi Turkiye’de AKP iktidari, bu temel ilkeyi cignemek siyaseti guttugunden, laik Turkiye Cumhuriyeti’ni titizlikle savunmayi benimsemis toplumsal ve kurumsal kesimlerle catismaya girmistir; surec, daha derin bir hesaplasmanin gostergelerini icermektedir.
*
Anayasa Mahkemesi’nin son aldigi karar, iste bu ortamda laik Turkiye Cumhuriyeti’nin var olusunu koruyan bir icerik tasiyor; gerekcesi aciklandigi zaman yuksek yargiclarin hukuk mantigi daha acik secik ortaya konmus olacaktir.
Buna karsilik AKP iktidari yuzde 47 oraninda oy aldigi gerekcesiyle her seyi yapabilecegini ileri surmekte, toplumun oteki yarisini dislamakta, Anayasa Mahkemesi’nin yetkilerini astigini vurgulamaktadir.
Ortalik AKP’li medyanin da cigirtkanligiyla birbirine girmis; ozellikle dinci kesimde Anayasa Mahkemesi’ne ve yuksek yargiclara saldirilar, kufre donusen soylemlerle donanmistir.
Her sey cigirindan cikmak istidadini gostermektedir.
Iktidar ve dinci kesim bu gidisatin kendi amaclarina hizmet edecegini dusunuyorlarsa yanilgi icindedirler.
*
AKP iktidarinin yanilgisi nerede?
Siyasal iktidar ile milli egemenlik kavramlarini bir tutmak bilimsel bir yanlistir; AKP bu iki kavrami birbirine karistirdigindan her seyi yapabilecegi sanisi icindedir.
Devletin milli egemenligi cesitli kurumlariyla guvence altina almis oldugu gercegini iktidar partisinin algilamasinda saymakla bitmez yararlar var.
“Firsat elimize gecti ‘Ilimli Islam Devleti’ni kurmanin tam zamanidir” diyerek ulkeyi buyuk bir maceraya suruklemek bagislanamaz bir hatayi, hatta sucu yaratmakla es anlamlidir.
Cumhuriyet
Server Tanilli - Din vePolitika : " yeni dinin yeni tanrıları, Dolar, Avro, Japon Yeni, Hisse Senedi, Değerli Kağıtlar, Uluslararası Şirketler..."
Server TANİLLİ'nin ilk bakısı ve dağıtımı "Nisan 2008"de yapılan "Din vePolitika" adlı 246 sayfalık yapıtından öne çıkan bâzı cümleler:
*1950'lerde beraber laiklikten verilen ödünlere, 1961 Anayasası dürüstçekarşı çıktı. 1982 Anayasası, sözde birtakım önlemler alırken barikatları dayıkmış oldu ve gerici akımlara meydanı açtı. Özellikle AKP olayı, başlıbaşına bir olaydır. Türkiye, İslam dünyasında başta laikliğiyle tek veörnekti; bugün de öyledir. Ancak, onu laiklik düşmanlarından kurtarmak gibibir görev de vardır.
*"Kemalizm" terimi, Türk Devrimi'nin bir ideolojisi olarak, ortayaçıktığından beri tartışılıp durmuştur. Bugün de, "Atatürkçülük" adıyla hepgündemdedir. Bütün ideolojiler gibi, onu tutanlar, tutmayanlar görülüyor. Ama belki daha da dikkati çeken, Kurtuluş'la Kuruluş'un iç içe ve birbirinesımsıkı bağlarla bağlı oluşlarıdır. Gerçekten, Kurtuluş'la Kuruluş, bu ikisüreç aslında iç içe geçmiştir; diyalektik bağlarla birbirinekenetlenmiştir. Kurtuluş için savaşılırken, Kuruluş olgusu da hayatadoğmuştur. 23 Nisan 1920, yâni TBMM'nin kuruluşu, her ikisinin debaşlangıcıdır.
Kurtuluş'tan sonra Kuruluş yeni bir yükseliş kaydeder ve reformlar takvimi 1940' lara kadar sürer. Kuruluş, özünde "inkılâplar" dır, yâni "devrimdir."
* Millî Eğitim Bakanlığı, 1 Şubat 1949 tarihli bir genelge yayınlayarakilkokullarda program-dışı din dersleri okutulmasını ister; 4 Kasım 1950tarihli bir genelgeyle de bu dersler programa alınır. Lâik eğitimde açılanilk gedik budur. Okullara din derslerinin sokulmasıyla lâiklikte bir gedikaçılırken, İmam Hatip Okulları bu gediği daha da genişletmiştir.
*Batı'nın bir temel ilkesi de şudur: Din ve devlet kesinlikle ayrılmıştır:Dinsel inançlar da özgürlükten yararlanır; ama onların dile getirildiği yer,"kamusal alan" olmamalı!
AKP' nin başta anlamadığı şu oldu: Türban, bir özgürlük sorunu değildir; biruzmanın, Pınar İlkkaracan'ın dediği gibi, "Türban, erkeğin sömürü aracıdır".Uzman, bir başka gerçeğin de altını çiziyor: "Türkiye türbanı tartışıyor,(oysa) kadın hareketinin böyle bir sorunu yok. İslami kesim, kadınla, cinsellikle, doğum kontrolüyle de ilgilensin, kadın-erkek eşitliğini hayata geçirsin!"
Türban sorununun çözümünde, Emre Kongar'ın önerisi de önemlidir: Ona göre,sorunu ve çözümü yanlış yerde aramamalı. Sorun, "türbanlılar" değil,"türbancılar"dır. Çözüm ise, türbanlılar, türbancıları sorgulamaya başlayınca ortaya çıkacaktır.
* Ortaya çıkacak olaylar bir yana, bizim "İki Kırmızı Çizgi"miz, tümpolitikaların üstündedir ve Cumhuriyetimizin var oluşuyla özdeştir; partilerüstüdür; her hükümetin benimsemesi gereken iki ilkedir. Bu iki kırmızıçizgi, "lâiklik" ve "bölünmezlik"tir: Onlardan özellikle lâiklik,Cumhuriyetimizin devlet hukukudur ve demokrasimizin "olmazsa olmaz"koşuludur. Dünyamızın en güçlü devleti olan ABD, daha baştan, bu İki KırmızıÇizgi'yi de çiğneyerek yürüdü.
* İnsanlığın gelip durduğu şu noktada, günümüzde, yeni bir din ortayaçıkmıştır:
Adı da "Paranın ve Piyasanın dini".
Onun kendi tanrıları da var!
Erdal Atabek'in belirttiği gibi, "Piyasa ekonomisi, pazarlama, küresel pazar, borsa", bu yeni dinin geçerli kurallarını belirten kutsal kelimelerdir. Alış veriş merkezleri, futbol stadyumları, yeni dinintapınaklarıdır.
Bu yeni dinin yeni tanrıları da, Dolar, Avro, Japon Yeni, hisse senedi,değerli kağıtlar, uluslararası şirketler. "
Derleyen: HalitYILDIRIM
*1950'lerde beraber laiklikten verilen ödünlere, 1961 Anayasası dürüstçekarşı çıktı. 1982 Anayasası, sözde birtakım önlemler alırken barikatları dayıkmış oldu ve gerici akımlara meydanı açtı. Özellikle AKP olayı, başlıbaşına bir olaydır. Türkiye, İslam dünyasında başta laikliğiyle tek veörnekti; bugün de öyledir. Ancak, onu laiklik düşmanlarından kurtarmak gibibir görev de vardır.
*"Kemalizm" terimi, Türk Devrimi'nin bir ideolojisi olarak, ortayaçıktığından beri tartışılıp durmuştur. Bugün de, "Atatürkçülük" adıyla hepgündemdedir. Bütün ideolojiler gibi, onu tutanlar, tutmayanlar görülüyor. Ama belki daha da dikkati çeken, Kurtuluş'la Kuruluş'un iç içe ve birbirinesımsıkı bağlarla bağlı oluşlarıdır. Gerçekten, Kurtuluş'la Kuruluş, bu ikisüreç aslında iç içe geçmiştir; diyalektik bağlarla birbirinekenetlenmiştir. Kurtuluş için savaşılırken, Kuruluş olgusu da hayatadoğmuştur. 23 Nisan 1920, yâni TBMM'nin kuruluşu, her ikisinin debaşlangıcıdır.
Kurtuluş'tan sonra Kuruluş yeni bir yükseliş kaydeder ve reformlar takvimi 1940' lara kadar sürer. Kuruluş, özünde "inkılâplar" dır, yâni "devrimdir."
* Millî Eğitim Bakanlığı, 1 Şubat 1949 tarihli bir genelge yayınlayarakilkokullarda program-dışı din dersleri okutulmasını ister; 4 Kasım 1950tarihli bir genelgeyle de bu dersler programa alınır. Lâik eğitimde açılanilk gedik budur. Okullara din derslerinin sokulmasıyla lâiklikte bir gedikaçılırken, İmam Hatip Okulları bu gediği daha da genişletmiştir.
*Batı'nın bir temel ilkesi de şudur: Din ve devlet kesinlikle ayrılmıştır:Dinsel inançlar da özgürlükten yararlanır; ama onların dile getirildiği yer,"kamusal alan" olmamalı!
AKP' nin başta anlamadığı şu oldu: Türban, bir özgürlük sorunu değildir; biruzmanın, Pınar İlkkaracan'ın dediği gibi, "Türban, erkeğin sömürü aracıdır".Uzman, bir başka gerçeğin de altını çiziyor: "Türkiye türbanı tartışıyor,(oysa) kadın hareketinin böyle bir sorunu yok. İslami kesim, kadınla, cinsellikle, doğum kontrolüyle de ilgilensin, kadın-erkek eşitliğini hayata geçirsin!"
Türban sorununun çözümünde, Emre Kongar'ın önerisi de önemlidir: Ona göre,sorunu ve çözümü yanlış yerde aramamalı. Sorun, "türbanlılar" değil,"türbancılar"dır. Çözüm ise, türbanlılar, türbancıları sorgulamaya başlayınca ortaya çıkacaktır.
* Ortaya çıkacak olaylar bir yana, bizim "İki Kırmızı Çizgi"miz, tümpolitikaların üstündedir ve Cumhuriyetimizin var oluşuyla özdeştir; partilerüstüdür; her hükümetin benimsemesi gereken iki ilkedir. Bu iki kırmızıçizgi, "lâiklik" ve "bölünmezlik"tir: Onlardan özellikle lâiklik,Cumhuriyetimizin devlet hukukudur ve demokrasimizin "olmazsa olmaz"koşuludur. Dünyamızın en güçlü devleti olan ABD, daha baştan, bu İki KırmızıÇizgi'yi de çiğneyerek yürüdü.
* İnsanlığın gelip durduğu şu noktada, günümüzde, yeni bir din ortayaçıkmıştır:
Adı da "Paranın ve Piyasanın dini".
Onun kendi tanrıları da var!
Erdal Atabek'in belirttiği gibi, "Piyasa ekonomisi, pazarlama, küresel pazar, borsa", bu yeni dinin geçerli kurallarını belirten kutsal kelimelerdir. Alış veriş merkezleri, futbol stadyumları, yeni dinintapınaklarıdır.
Bu yeni dinin yeni tanrıları da, Dolar, Avro, Japon Yeni, hisse senedi,değerli kağıtlar, uluslararası şirketler. "
Derleyen: HalitYILDIRIM
Her İmamla Saf Tutulmaz
Ali İhsan Gürcihan
"Saygıdeğer okuyucular pazar günü biraz daha fazla vakit bulduğum için,birçok gazetenin ana sahifelerini göz gezdirme fırsatı buldum.Kutsal ve yüce Dinimizi istismar kapsamında olduğunu düşündüğüm konuların çokluğu dikkatimi çekince sadece önemli olanlarını sıralayıp sizlerle paylaşmayı düşündüm.
İşte bu kapsamda sadece bir gün içerisinde söylenenler ve yapılanlar ;
Haber -- 1 :Sapanca’da kampta bulunan Ankara Üniversitesi kürek takımı öğrencileri şortla dolaştıkları için dövülmüşler.Kaymakam Bey’de bu olayın Sapancalı gençlere yakışmadığını söylemiş.Herhalde daha başka bir şey söylemeye ve yapmaya değmeyecek kadar sıradan hale getirilen olaylardan biri .
Haber – 2 :Karabük’te keneden ölen 75 yaşındaki teyzemizin töreninde,imam efendi ‘’ Dünyada fiili ve sözlü fuhuşlar arttıkça bu tür belalar başımıza musallat olur.’’ deyivermiş gitmiş.Şu densizliğe bakın.Kimin ve hangi nedenle ölmüş bir ananın,ninenin cenaze namazını kıldırdığının farkında mısın be cahil adam. Böyle yobaz ve densiz, sözüm ona imam geçinen birinin arkasında saf tutmayı ve onun duası ile avuç açmayı Allah kimseye nasip etmesin. Cenaze töreninin hüznüne ve çekilen acıya rağmen,o cemaat içerisinde hiç mi dinini bilen biri yoktu da bu adama sen ne demek istiyorsun hocam diye gereken cevabı vermedi,şaştım ve kaldım.
Haber/ Yazı – 3 :Soner YALÇIN köşe yazısında,hem de başlık olarak belirttiğine göre; ‘’ AKP’nin asıl korkusu parti içerisinde NURCU ve NAKŞİBENDİ kavgası. ‘’ Özellikle kadrolaşmada Nurcuların daha çok sözü geçiyor diye Nakşibendiler rahatsızmış.Ey vatandaş,durun ve lütfen biraz düşünün .Yazıda Türkiye Cumhuriyeti’nde bir partiden hem de iktidara getirilen bir partiden söz ediliyor.Evet bizlerde biliyoruz ve hissediyoruz da, üstüne bir araştırmacının yazdıklarını da okuyunca artık siz,hangi demokrasi,hangi cumhuriyet,hangi laik düzenden bahsediyorsunuz.Yazıdan açıkça anlaşılıyor ki,siyaset ve hatta bürokratik işlemler tarikatların etki alanında yapılıyor ve bizi perde gerisinde halen tarikatlarla,cemaatler yönetmeye çalışıyor.Vay bizim ağlanacak halimize .
Haber – 4 :VAKİT denen sözüm ona gazete başlık atmış.’’Camiyede bekleriz ‘’Altına da yazmış.’’Yargıtay üyeleri ve eşleri Hacıbektaş ilçesine çıkarma yaparak,Aleviler için kutsal sayılan sudan içip,semah izlediler.Yargı ayırımcılık yapmasın.Onları camilere de bekleriz.’’ Bu gazetenin başlığı da ,yazdığı haber de ayrımcı ,bölücü ve tahrik edici bir yaklaşımdır.Ey bu zihniyetin sahipleri ve basındaki tahrikçileri artık susun ve utanın. İnsanlığınızdan utanın,dininizden utanın,milletinizden utanın be.Ne yaptığınızın ne söylediğinizin farkında mısınız ? Söylemleriniz ve yazdıklarınız çok tehlikelidir ve geçmişte Sivas ile Kahramanmaraş olaylarını yaratan zihniyetin basındaki uzantılarının ta kendisidir
.Haber – 5 :Özal ailesi,Emir El Sabah’ın davetlisi olarak,gönderilen özel uçakla Kuveyt’e tatile gitmiş.Basında belirtilen bir görüşe göre gezinin esas amacı; ‘’ ANAP’ta başkanlığa soyunacak Ahmet ÖZAL’a destek sağlamak’’ imiş.Şimdilik doğruluğu konusunda bir şey söylemek için erken ama, bu ülkede siyasete atılanlar açısından sırtını bir İslam ülkesine dayamak garip bir durum gibi de gözükmüyor.
Haber – 6 :Kumar işi ile vurgun yapan yolsuzluk zanlısı bir kişi, inceleme için el konan defterinde ne yazmış biliyor musunuz ? ‘’Allah’ım casino zinciri kurmam için bana yardım et .‘’Vurguncu ve kumarcının duası da elbette böyle olmalı. İşi bu adamın ne yapsın yani yalan mı söylesin. Dürüst adammış,Allah’a başka türlü dua etmesini beklemek de kanımca saflık olurdu.
Haber – 7 :İstanbul Büyükşehir’de ranta kurban giden cami alanlarına ‘’ Kıyak kararlarla’’ alışveriş merkezi ve hastane dikildi.İşte dini siyasi çıkarları için kullananların,tarikaçı ve cemaatçilerin gerçek inanç ve din anlayışları budur. .PARA’ya taparlar ve ÇIKARLARI için her yolu uygun görürler. Eğer işin ucunda çıkar varsa, ne cami,ne okul,ne de vatandaşın evi,hiçbir şeyin önemi ve kıymeti yoktur.İnançlarımız üzerinden yaklaşım yaparak inançlı insan maskesi altında bizi kandırmaktan ve çıkarlarını gerçekleştirmeye çalışmaktan başka bir marifetleri de görülmemiştir.Kendi ifadesi ile Casino zinciri kurmak için Allah’tan yardım isteyen vurguncunun yaptığı , bu tür toplumsal soygunların yanında belki de daha az günahtır Allah katında .
Evet bu haberler bir günlük gazetede, bir kişinin okuduğu ve sadece önemli gibi değerlendirilen, kanaatimce yüce dinimizi ve inançlarımızın nasıl istismar edildiğini çok açık bir şekilde ortaya koyan haberler.
Ve bir de son haber :Gazeteleri okuduktan sonra tam bilgisayarı kapayacaktım ki, ‘’Yüksekova’dan acı haber ‘’ diye bir manşet düştü ekrana.Askerimiz mayın tuzağına düşmüş biri şehit olmuş,bir diğeri de yaralanmıştı. Her gün birer birer kaybettiğimiz için artık sıradan haberler haline dönüştürülen bir şehit haberi daha.Cenazesi kaldırılana ve yeni bir şehit haberi gelene kadar iki gün gazetelerde gündemde.
Bir ana,bir baba,bir aile daha yanmış ve çökmüş kime ne .Beynin donduğu,yüreğin durduğu ve gözün dolduğu noktada artık ne söylenecek ne de yazılabilecek bir şey kalmıştır. Umarım şehitlerimizin ne için canlarını verdiğini unutmaz , onların canına ve kanına ihanet edecek bir gaflete de düşmeyiz .Şehidimize rahmet,yaralı yiğidimize şifa dileyerek ,yazı da geçen haberlerin yorumunu siz okuyucularıma bırakıyorum. "
http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=7714
"Saygıdeğer okuyucular pazar günü biraz daha fazla vakit bulduğum için,birçok gazetenin ana sahifelerini göz gezdirme fırsatı buldum.Kutsal ve yüce Dinimizi istismar kapsamında olduğunu düşündüğüm konuların çokluğu dikkatimi çekince sadece önemli olanlarını sıralayıp sizlerle paylaşmayı düşündüm.
İşte bu kapsamda sadece bir gün içerisinde söylenenler ve yapılanlar ;
Haber -- 1 :Sapanca’da kampta bulunan Ankara Üniversitesi kürek takımı öğrencileri şortla dolaştıkları için dövülmüşler.Kaymakam Bey’de bu olayın Sapancalı gençlere yakışmadığını söylemiş.Herhalde daha başka bir şey söylemeye ve yapmaya değmeyecek kadar sıradan hale getirilen olaylardan biri .
Haber – 2 :Karabük’te keneden ölen 75 yaşındaki teyzemizin töreninde,imam efendi ‘’ Dünyada fiili ve sözlü fuhuşlar arttıkça bu tür belalar başımıza musallat olur.’’ deyivermiş gitmiş.Şu densizliğe bakın.Kimin ve hangi nedenle ölmüş bir ananın,ninenin cenaze namazını kıldırdığının farkında mısın be cahil adam. Böyle yobaz ve densiz, sözüm ona imam geçinen birinin arkasında saf tutmayı ve onun duası ile avuç açmayı Allah kimseye nasip etmesin. Cenaze töreninin hüznüne ve çekilen acıya rağmen,o cemaat içerisinde hiç mi dinini bilen biri yoktu da bu adama sen ne demek istiyorsun hocam diye gereken cevabı vermedi,şaştım ve kaldım.
Haber/ Yazı – 3 :Soner YALÇIN köşe yazısında,hem de başlık olarak belirttiğine göre; ‘’ AKP’nin asıl korkusu parti içerisinde NURCU ve NAKŞİBENDİ kavgası. ‘’ Özellikle kadrolaşmada Nurcuların daha çok sözü geçiyor diye Nakşibendiler rahatsızmış.Ey vatandaş,durun ve lütfen biraz düşünün .Yazıda Türkiye Cumhuriyeti’nde bir partiden hem de iktidara getirilen bir partiden söz ediliyor.Evet bizlerde biliyoruz ve hissediyoruz da, üstüne bir araştırmacının yazdıklarını da okuyunca artık siz,hangi demokrasi,hangi cumhuriyet,hangi laik düzenden bahsediyorsunuz.Yazıdan açıkça anlaşılıyor ki,siyaset ve hatta bürokratik işlemler tarikatların etki alanında yapılıyor ve bizi perde gerisinde halen tarikatlarla,cemaatler yönetmeye çalışıyor.Vay bizim ağlanacak halimize .
Haber – 4 :VAKİT denen sözüm ona gazete başlık atmış.’’Camiyede bekleriz ‘’Altına da yazmış.’’Yargıtay üyeleri ve eşleri Hacıbektaş ilçesine çıkarma yaparak,Aleviler için kutsal sayılan sudan içip,semah izlediler.Yargı ayırımcılık yapmasın.Onları camilere de bekleriz.’’ Bu gazetenin başlığı da ,yazdığı haber de ayrımcı ,bölücü ve tahrik edici bir yaklaşımdır.Ey bu zihniyetin sahipleri ve basındaki tahrikçileri artık susun ve utanın. İnsanlığınızdan utanın,dininizden utanın,milletinizden utanın be.Ne yaptığınızın ne söylediğinizin farkında mısınız ? Söylemleriniz ve yazdıklarınız çok tehlikelidir ve geçmişte Sivas ile Kahramanmaraş olaylarını yaratan zihniyetin basındaki uzantılarının ta kendisidir
.Haber – 5 :Özal ailesi,Emir El Sabah’ın davetlisi olarak,gönderilen özel uçakla Kuveyt’e tatile gitmiş.Basında belirtilen bir görüşe göre gezinin esas amacı; ‘’ ANAP’ta başkanlığa soyunacak Ahmet ÖZAL’a destek sağlamak’’ imiş.Şimdilik doğruluğu konusunda bir şey söylemek için erken ama, bu ülkede siyasete atılanlar açısından sırtını bir İslam ülkesine dayamak garip bir durum gibi de gözükmüyor.
Haber – 6 :Kumar işi ile vurgun yapan yolsuzluk zanlısı bir kişi, inceleme için el konan defterinde ne yazmış biliyor musunuz ? ‘’Allah’ım casino zinciri kurmam için bana yardım et .‘’Vurguncu ve kumarcının duası da elbette böyle olmalı. İşi bu adamın ne yapsın yani yalan mı söylesin. Dürüst adammış,Allah’a başka türlü dua etmesini beklemek de kanımca saflık olurdu.
Haber – 7 :İstanbul Büyükşehir’de ranta kurban giden cami alanlarına ‘’ Kıyak kararlarla’’ alışveriş merkezi ve hastane dikildi.İşte dini siyasi çıkarları için kullananların,tarikaçı ve cemaatçilerin gerçek inanç ve din anlayışları budur. .PARA’ya taparlar ve ÇIKARLARI için her yolu uygun görürler. Eğer işin ucunda çıkar varsa, ne cami,ne okul,ne de vatandaşın evi,hiçbir şeyin önemi ve kıymeti yoktur.İnançlarımız üzerinden yaklaşım yaparak inançlı insan maskesi altında bizi kandırmaktan ve çıkarlarını gerçekleştirmeye çalışmaktan başka bir marifetleri de görülmemiştir.Kendi ifadesi ile Casino zinciri kurmak için Allah’tan yardım isteyen vurguncunun yaptığı , bu tür toplumsal soygunların yanında belki de daha az günahtır Allah katında .
Evet bu haberler bir günlük gazetede, bir kişinin okuduğu ve sadece önemli gibi değerlendirilen, kanaatimce yüce dinimizi ve inançlarımızın nasıl istismar edildiğini çok açık bir şekilde ortaya koyan haberler.
Ve bir de son haber :Gazeteleri okuduktan sonra tam bilgisayarı kapayacaktım ki, ‘’Yüksekova’dan acı haber ‘’ diye bir manşet düştü ekrana.Askerimiz mayın tuzağına düşmüş biri şehit olmuş,bir diğeri de yaralanmıştı. Her gün birer birer kaybettiğimiz için artık sıradan haberler haline dönüştürülen bir şehit haberi daha.Cenazesi kaldırılana ve yeni bir şehit haberi gelene kadar iki gün gazetelerde gündemde.
Bir ana,bir baba,bir aile daha yanmış ve çökmüş kime ne .Beynin donduğu,yüreğin durduğu ve gözün dolduğu noktada artık ne söylenecek ne de yazılabilecek bir şey kalmıştır. Umarım şehitlerimizin ne için canlarını verdiğini unutmaz , onların canına ve kanına ihanet edecek bir gaflete de düşmeyiz .Şehidimize rahmet,yaralı yiğidimize şifa dileyerek ,yazı da geçen haberlerin yorumunu siz okuyucularıma bırakıyorum. "
http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=7714
Friday, June 6, 2008
Polat Alemdar'ın filmleriyle kendini avutmaya çalışanın sonu gelmiş demektir...."Devlet biziz" diyenlerin akıbeti de öyle olmamış mıydı?
Son bölümde Polat, İskender Büyük'ü yakalamış, Büyük anlatıyor:
"Bizi böyle yetiştirdiler..Sovyetler Birliği düşman dediler oraya yöneldik, İran düşman dediler İran'a..."
Bizim bücür soruyor: "Orada mı düştün kucağa?"
Ya sen nerede düştün "kucağa" Polat'ım?
Şehit edebiyatından para kazanayım derken, AKP RTÜK marifetiyle Show Tv'nin üstüne çullandığında mı?
Ne yazacağız?
Anayasa Mahkemesi'nin türban değişikliği konusunda verdiği karar, AKP'nin ballı paçalarına yapışanları çılgına çevirdi. Cemaatçisi, liboşu, alternatif yaşamcısı, homoseksüeli hep bir ağızdan feryat ediyor...Kanal 7 resmen kafayı yedi! Kanal 24'te toplaşan sen-ben- bizimoğlan tayfası, Anayasa Mahkemesi'ne edilmedik küfür, yapılmadık hakaret bırakmadılar...Sonra,o yazılan köşe yazıları nedir öyle? Sabah gazetesine börek suratlı bir tip var; bunun eski fotoğrafı tıpkı bir pişmiş kelle gibiydi..Şimdi, "daha ciddi bir tavır takınayım" deyip köşesindeki fotoğrafını yenilemiş, bu sefer de "az pişmiş kelle" olmuş...İşte o diyor ki, "Anayasa Mahkemesi" diyor, "anayasayı yeniden yazmaya kalktı" diyor...
A be sandalye oğlanı!
Ona "anayasayı yeniden yazmaya yeltenmek" denilmez. Anayasa Mahkemesi'nin "içtihat oluşturma" gibi bir yetkisi zaten vardır, kaldı ki bu kararda yeni bir 'içtihat' falan da yoktur..
Sonra, kim bu hale getirmiş ortalığı da hep birlikte yırtınıyorsunuz? AKP'nin neyine yetmiyordu yüzde 47 oy? Neden bu derece şımarıldı? "Beyaz bir sayfa açtık, kimseyle kavga etmeyeceğiz" deyip hizmete girişmek daha akıllıca değil miydi? Neden devletle ve sistemle hesaplaşmaya girişildi? Kin duygusuna neden hakim olunamadı? Neden geçmiş ve gelecek kurcalanmaya kalkışıldı, devletin eski hesapları karıştırıldı...Neden? Devlet artık sensin, adabını takınacaksın. Sen "devletini" satmaya kalkışırsan, "devletin" de işte böyle seni satar...Dengir Mir Fırat gibi burnu bir karış havada, böbürlü adamların aklıyla işte buralara gelinir. Bu Dengir Mirdeğil miydi AKP kurulurken, "Tayyip Bey'in bürosuna bir gittim, ne kadar siyaset orospusu varsa hepsi orada" diyen? (Bkz. Mehmet Bekaroğlu'nun anıları)
Sayın Cumhurbaşkanım...Yazılacak o kadar şey var ki...sizin ve hürmetli eşinizin adını her yazımda anmadan geçemiyorum. Gerçek bir "şövalye" olduğunuzu Japonya'da da kanıtladınız.Ne kadar övünsek azdır! Akihito, "güneşin oğluysa" siz de Tornacı Ahmet Efendi'nin şövalyeliğe kadar yükselmiş oğlusunuz, ne olmuş yani? Allah sizi başımızdan eksik etmesin. Japonya fethinizi bir sonraki yazımda irdeleyeceğim inşallah...
Gelelim Polat Alemdar'a...Sezon finali bir harikaydı! "Derin devletin kılıcı" Polat Alemdar, şimdi AKP'nin çakısı olmuş. Çakı bile değil, toplu iğne...Para kazanmaya çok alışan Şaşmaz kardeşler, dizinin konseptini çark ettirip cemaatin senaryolarına hizmet etmeye başladılar. Aferin onlara! Tüccar diye işte bu tiplere derim ben. Paçan sıkışınca hemen tornistan...
Şimdi biliyorsunuz bu dizide, "ulusalcı-milliyetçi" insanlar "İskender Büyük" adlı bir psikopat katil tiplemesi üzerinden temsil edilirken; PKK'lı alçaklar "saf, gariban ve içi insan sevgisiyle dolu Anadolu çocuğu Muro" tiplemesinde vücut buluyorlar...
Polat Efendi, "derin devleti" çökertmeye soyunmuş. Tıpkı Şamil Tayyar gibi tuhaf hareketler yapıyor. Girip çıkamadığı yer yok! MİT yetkililerini bile işkenceyle sorguluyor, adamların suratında şişe kırıyor falan...Hani AB işkenceyi yasaklamıştı kardeşim? Nerede Ahmet Altan, nerede Yasemin Çongar?
Meclis komisyonlarını yönetiyor, Emniyet yetkililerine emirler yağdırıyor...Kimsin lan sen bücür?
Son bölümde Polat, İskender Büyük'ü yakalamış, Büyük anlatıyor:
"Bizi böyle yetiştirdiler..Sovyetler Birliği düşman dediler oraya yöneldik, İran düşman dediler İran'a..."
Bizim bücür soruyor: "Orada mı düştün kucağa?"
Ya sen nerede düştün "kucağa" Polat'ım?
Şehit edebiyatından para kazanayım derken, AKP RTÜK marifetiyle Show Tv'nin üstüne çullandığında mı?
Parayı verenin düdüğünü çalıyorsunuz yani...İyi, bir gün bizim de paramız olduğunda size düdük ısmarlarız Sayın Şaşmaz Brothers..Seyirci kitlesini satmak neymiş siz de Kerimcan Kamal gibi ağlaya ağlaya anlatırsınız artık...
Fakat, "hayırlı" olan bir şey var..Biliyorsunuz, Süleymaniye'de başımıza geçirilen çuvalın gazı, Kurtlar Vadisi-Irak filmiyle sanal alemde alınmıştı. Şimdi bakıyorum, yine Polat Alemdar'a AKP kitlesinin gazını aldırıyorlar. Benim "devletim" işini bilir!
Polat Alemdar'ın filmleriyle kendini avutmaya çalışanın sonu gelmiş demektir..."Devlet biziz" diyenlerin akıbeti de öyle olmamış mıydı?
NOT: Behiç Gürcihan yine gözaltında...Bu çocuğu yılda bir kez doğum günü kutlar gibi niye gözaltına alıyorlar? Yarın mahkemeye çıkarılmasını bekliyoruz..Bu arada, sağ taraftaki yazarlar köşesine yukarıdan aşağı doğru şöyle bir baktım da....Benden başka kimse kalmamış yahu! Biraz tırsar gibi oldum doğrusu...Acaba ne yapsam? Hazır Behiç Gürcihan da gitmişken yönetime el mi koysam? Açık İstihbarat'ta şöyle "kadın sağlığı", "makyaj-cilt bakımı" köşeleri falan mı açsam?
Kaynak: Fatma Sibel Yüksek-Açık İstihbaratKaynak: Açık İstihbarat
http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=7717
"Bizi böyle yetiştirdiler..Sovyetler Birliği düşman dediler oraya yöneldik, İran düşman dediler İran'a..."
Bizim bücür soruyor: "Orada mı düştün kucağa?"
Ya sen nerede düştün "kucağa" Polat'ım?
Şehit edebiyatından para kazanayım derken, AKP RTÜK marifetiyle Show Tv'nin üstüne çullandığında mı?
Ne yazacağız?
Anayasa Mahkemesi'nin türban değişikliği konusunda verdiği karar, AKP'nin ballı paçalarına yapışanları çılgına çevirdi. Cemaatçisi, liboşu, alternatif yaşamcısı, homoseksüeli hep bir ağızdan feryat ediyor...Kanal 7 resmen kafayı yedi! Kanal 24'te toplaşan sen-ben- bizimoğlan tayfası, Anayasa Mahkemesi'ne edilmedik küfür, yapılmadık hakaret bırakmadılar...Sonra,o yazılan köşe yazıları nedir öyle? Sabah gazetesine börek suratlı bir tip var; bunun eski fotoğrafı tıpkı bir pişmiş kelle gibiydi..Şimdi, "daha ciddi bir tavır takınayım" deyip köşesindeki fotoğrafını yenilemiş, bu sefer de "az pişmiş kelle" olmuş...İşte o diyor ki, "Anayasa Mahkemesi" diyor, "anayasayı yeniden yazmaya kalktı" diyor...
A be sandalye oğlanı!
Ona "anayasayı yeniden yazmaya yeltenmek" denilmez. Anayasa Mahkemesi'nin "içtihat oluşturma" gibi bir yetkisi zaten vardır, kaldı ki bu kararda yeni bir 'içtihat' falan da yoktur..
Sonra, kim bu hale getirmiş ortalığı da hep birlikte yırtınıyorsunuz? AKP'nin neyine yetmiyordu yüzde 47 oy? Neden bu derece şımarıldı? "Beyaz bir sayfa açtık, kimseyle kavga etmeyeceğiz" deyip hizmete girişmek daha akıllıca değil miydi? Neden devletle ve sistemle hesaplaşmaya girişildi? Kin duygusuna neden hakim olunamadı? Neden geçmiş ve gelecek kurcalanmaya kalkışıldı, devletin eski hesapları karıştırıldı...Neden? Devlet artık sensin, adabını takınacaksın. Sen "devletini" satmaya kalkışırsan, "devletin" de işte böyle seni satar...Dengir Mir Fırat gibi burnu bir karış havada, böbürlü adamların aklıyla işte buralara gelinir. Bu Dengir Mirdeğil miydi AKP kurulurken, "Tayyip Bey'in bürosuna bir gittim, ne kadar siyaset orospusu varsa hepsi orada" diyen? (Bkz. Mehmet Bekaroğlu'nun anıları)
Sayın Cumhurbaşkanım...Yazılacak o kadar şey var ki...sizin ve hürmetli eşinizin adını her yazımda anmadan geçemiyorum. Gerçek bir "şövalye" olduğunuzu Japonya'da da kanıtladınız.Ne kadar övünsek azdır! Akihito, "güneşin oğluysa" siz de Tornacı Ahmet Efendi'nin şövalyeliğe kadar yükselmiş oğlusunuz, ne olmuş yani? Allah sizi başımızdan eksik etmesin. Japonya fethinizi bir sonraki yazımda irdeleyeceğim inşallah...
Gelelim Polat Alemdar'a...Sezon finali bir harikaydı! "Derin devletin kılıcı" Polat Alemdar, şimdi AKP'nin çakısı olmuş. Çakı bile değil, toplu iğne...Para kazanmaya çok alışan Şaşmaz kardeşler, dizinin konseptini çark ettirip cemaatin senaryolarına hizmet etmeye başladılar. Aferin onlara! Tüccar diye işte bu tiplere derim ben. Paçan sıkışınca hemen tornistan...
Şimdi biliyorsunuz bu dizide, "ulusalcı-milliyetçi" insanlar "İskender Büyük" adlı bir psikopat katil tiplemesi üzerinden temsil edilirken; PKK'lı alçaklar "saf, gariban ve içi insan sevgisiyle dolu Anadolu çocuğu Muro" tiplemesinde vücut buluyorlar...
Polat Efendi, "derin devleti" çökertmeye soyunmuş. Tıpkı Şamil Tayyar gibi tuhaf hareketler yapıyor. Girip çıkamadığı yer yok! MİT yetkililerini bile işkenceyle sorguluyor, adamların suratında şişe kırıyor falan...Hani AB işkenceyi yasaklamıştı kardeşim? Nerede Ahmet Altan, nerede Yasemin Çongar?
Meclis komisyonlarını yönetiyor, Emniyet yetkililerine emirler yağdırıyor...Kimsin lan sen bücür?
Son bölümde Polat, İskender Büyük'ü yakalamış, Büyük anlatıyor:
"Bizi böyle yetiştirdiler..Sovyetler Birliği düşman dediler oraya yöneldik, İran düşman dediler İran'a..."
Bizim bücür soruyor: "Orada mı düştün kucağa?"
Ya sen nerede düştün "kucağa" Polat'ım?
Şehit edebiyatından para kazanayım derken, AKP RTÜK marifetiyle Show Tv'nin üstüne çullandığında mı?
Parayı verenin düdüğünü çalıyorsunuz yani...İyi, bir gün bizim de paramız olduğunda size düdük ısmarlarız Sayın Şaşmaz Brothers..Seyirci kitlesini satmak neymiş siz de Kerimcan Kamal gibi ağlaya ağlaya anlatırsınız artık...
Fakat, "hayırlı" olan bir şey var..Biliyorsunuz, Süleymaniye'de başımıza geçirilen çuvalın gazı, Kurtlar Vadisi-Irak filmiyle sanal alemde alınmıştı. Şimdi bakıyorum, yine Polat Alemdar'a AKP kitlesinin gazını aldırıyorlar. Benim "devletim" işini bilir!
Polat Alemdar'ın filmleriyle kendini avutmaya çalışanın sonu gelmiş demektir..."Devlet biziz" diyenlerin akıbeti de öyle olmamış mıydı?
NOT: Behiç Gürcihan yine gözaltında...Bu çocuğu yılda bir kez doğum günü kutlar gibi niye gözaltına alıyorlar? Yarın mahkemeye çıkarılmasını bekliyoruz..Bu arada, sağ taraftaki yazarlar köşesine yukarıdan aşağı doğru şöyle bir baktım da....Benden başka kimse kalmamış yahu! Biraz tırsar gibi oldum doğrusu...Acaba ne yapsam? Hazır Behiç Gürcihan da gitmişken yönetime el mi koysam? Açık İstihbarat'ta şöyle "kadın sağlığı", "makyaj-cilt bakımı" köşeleri falan mı açsam?
Kaynak: Fatma Sibel Yüksek-Açık İstihbaratKaynak: Açık İstihbarat
http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=7717
Subscribe to:
Posts (Atom)