Saturday, January 10, 2009
Maskeleri Düşüyor
Ilginize;
Vural Savaş
Onursal Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı
Bugün bombaların patladığı Filistin toprakları, 1516 yılından 1917 yılına kadar tam 401 yıl, Osmanlı İmparatorluğu’nun idaresinde barış ve huzur içinde yaşamıştı.
Peki, Osmanlılar bunu nasıl başarmıştı?
9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel bir anısını şöyle anlatıyor:
“Eski Belçika Başbakanı Tindeman bana geldi:
— Osmanlı Balkanlar’ı 500 sene savaşsız nasıl idare etmiştir? Diye sordu.
Ben de dedim ki:
— Herhalde Osmanlı’yı geri istemiyorsunuz. Çünkü Osmanlı’yı devirmek için her şeyi yaptınız. Nasıl idare etmiştir, bakın size söyleyeyim: Sınır yok, toprak kavgası yok, ticari menfaat yok, güvenlik var ve adalet var… Çünkü devletin temeli adalet…
Sonra İsrail’e gittik. İsrail-Filistin çatışmasının nasıl durdurulabileceğini araştırdık. Barak geldi bizim yanımıza ve dedi ki:
— Biz burayı idare edemiyoruz. Çünkü biz burada ne yapsak kavga çıkıyor. Osmanlı, küçük şeritli jandarma onbaşısı ile buraları idare etmiş, bunun sırrı nedir?
Ben de dedim ki:
— Bunun sırrı, o koldaki şerit var ya, o, imparatorluğun işaretidir. O, senin sandığın gibi küçük bir işaret değil. Onun arkasında sultan var, hak var, adalet var. Eğer ona zarar gelirse, zarar vereni anasından doğduğuna pişman eden var, yani güç var, bir devlet olayı var, bir otorite var, işte odur mesele… (Rahmi Turan, Gözcü Gazetesi/06.04.2002.)
Gazze’de olanları anlayabilmek için; Ortadoğu’daki Türkiye dâhil bütün ülkeleri paramparça etme projesi olan Büyük Ortadoğu Projesi’ni ve bu projeye destek veren işbirlikçileri iyi tanımak gerekiyor.
ABD, son operasyonunu Türkiye’de yaptı. Çünkü ülkemizdeki yöneticileri güdümüne sokmadan bu projenin hayata geçmesine olanak yoktu.
AKP iktidarı, İsrail ve dolayısıyla ABD’nin güdümünde bir iktidar mıdır?.. İşte bu konuyu açıklığa kavuşturacak bazı belgeler:
Der Spiegel’in 17 Mart 2003 tarihli sayısının 102. sahifesindeki bir cümle çok dikkat çekici: “Türkiye’nin güçlü adamı Erdoğan, ABD ile yapılmış gizli bir anlaşmanın arkasındaki adam…”
Wall Street Journal Gazetesi’nde, 31.03.2003 günü yayınlanan makalesinde Recep Tayyip Erdoğan: “Türkiye’nin tercihi savaşla barış arasında değil, müttefiki olan ABD’nin yanında yer almak şeklinde olmuştur” diyor.
Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan sıfatı ile ABD’ye Ocak 2004’te gerçekleştirdiği ziyarette “Cesaret Ödülü” aldı.
Taha Kıvanç (Fehmi Koru), 5 Şubat 2004 tarihli Yeni Şafak gazetesinde yazdığı “JINSA ve AJC Üzerine” başlıklı makalesinde, bu ödülü ve veren kuruluşu şöyle değerlendiriyor.
“Tayyip Erdoğan’a ‘Cesaret Ödülü’ veren kuruluşun adı ‘American Jewish Congress (AJC)’… Thedore Herzl tarafından 19. yüzyıl sonunda kurulmuştu ve birkaç yıl önce 100. yıldönümü kutlandı. Dünya Musevileri’ni bir “ulusal yurda” kavuşturma amacı ile kurulmuş ve İsrail ile amacını gerçekleştirmiş örgütün bir türevi Amerika’daki… Daha önce AJC tarafından 10 kadar kişi ödüle layık görülmüş; bunlar arasında İsrailli ve Musevi olmayan tek kişi Recep Tayyip Erdoğan. Listede İsrail’in önemli bütün başbakanları yer alıyor. Türkiye Başbakanı’na böyle bir ödülün verilmesi bayağı anlamlı…”
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Dışişleri Bakanı iken:
“Amerika’nın Irak’taki başarısı bizim başarımızdır… Irak’ta yaşananlar bölgeye ders olsun… Şunu açıkça söyleyeyim, Ortadoğu’da bütün rejimler değişecek… BOP kapsamında amacımız, İslam ülkelerine özgürlük ve demokrasi götürmek…” diyebilmiş bir kişi…
24 Mayıs 2004 tarihli Vatan Gazetesi’nde yayımlanan, gazeteci Sedat Sertoğlu ile yaptığı söyleşide, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül şunları söylemiştir:
“Ben bu gezileri yapmadan önce, şimdi senin oturduğun koltukta ABD Dışişleri Bakanı Powell oturuyordu. Onunla iki sayfalık 9 maddelik bir plan üzerinde anlaştık. Ama ben bunların hepsini açıklayamam ki…
Bu demeçler ortadayken, ABD ve İsrail’in AKP iktidarına verdiği destek artarak devam ederken; Recep Tayyip Erdoğan’ın Gazze’deki olayları kınayan demeçleri ve ülke ülke dolaşması, bazı gerçekleri örtbas etme çabasından başka bir şey değildir.
Ortadoğu’daki işbirlikçi yönetimler devrilmedikçe; bu coğrafyadaki hiçbir ülke huzura kavuşamaz… Müslümanların kaderi “Ağıt yakmakla” özdeşleşir.
Sözcü Gazetesi – 9 Ocak 2009
Atila Vanlioglu
Wednesday, January 7, 2009
ATATURK'UN BULGARISTAN'DAKI TURK KATLIAMINI ONLEYISI
19 Mayis 1934 yilinda bir darbe yapan Bulgar Ordusu, kurdurdugu gecici hukumet sayesinde Hitler Almanya'sinin safinda yerini almis, Bulgaristan Turkleri arasinda yayginlasan "Turan Genclik ve Spor Cemiyetleri Birligi'ne karsi polis takibatina gecip iskence ile oldurmeler cogalmisti. Ayrica Bulgar koylerinden teskil ettikleri cetelerle toplu katliama baslamak uzereyken, Turk istihbarati bu haberi Ataturk'e iletir. Ataturk de, o siralarda Trakya'da askeri tatbikat yapmakta olan 3. Ordu Komutani Salih Omurtak Pasa'ya, biraz Bulgar sinirini ihlal ederek Bulgarlar'a gozdagi vermesi konusunda talimat verir.
Yagmurlu bir gecede aksamdan Bulgar sinirini sapa bir yerden gecen askerimizin oncu birlikleri, sabah ortalik aydinlandiginda Filibe yakinindaki Haciilyas (Pirvomay) kasabasina varmislardir. Once kendi askerleri sanan Bulgarlar, hava iyice aydinlaninca, Filibe'ye dogru ilerleyen birliklerin Turk askeri oldugunu fark etmisler ve olay Bulgar kralina iletilmis. Telefona sarilan Kral III. Boris, Ataturk'le yaptigi gorusmede, "Ekselanslari acaba Bulgaristan' a harp mi ilan ettiniz?" diye sorar telasla. Ataturk, "Neden boyle bir sey yapalim ki!" deyince, Kral Boris:'Askerleriniz Filibe onlerinde ve Sofya yonunde ilerliyorlar!" diye cevap vermis. Ataturk "Yolu sasirmislardir, Kral Hazretleri, simdi olayi tetkik eder, Hasmetmeaplarina malumat arz ederim" diyerek teselli etmis ve Salih Omurtak Pasa'ya: "Maksat hasil olmustur, geri donun", talimati gonderilmistir.
Bu gozdagi uzerine, Kral hemen duruma el koymus ve kitle halinde yapilmasi plânlanan Turk katliami da durdurulmustur. O zamanki Turanci liderlerden, cemiyetin Genel Baskani Varnali Omer Kâsif Bey'den, Bulgaristan' da bu olay icin Bulgar koylerinden irkci "Rodna Zastita" (Vatan Savunmasi) cetelerinin hazirlandigini ve her Turk koyunun katliami icin buyuk hendekler kazildigini dinlemistim. Salih Omurtak Pasa olayini da bizzat bu orduda albay olarak gorev yapan ve oncu birliklerde yer alan, yazar Emine Isinsu'nun babasi merhum Tumgeneral Aziz Zorlutuna (esi merhume saire Halide Nusret Zorlutuna idi) Pasa'dan dinlemistim." (Sunus bolumu syf.26-27)
Ahmet Serif SEREFLIBULGARISTAN'DAKI TURKLER (1879-1989)T.C. KULTUR BAKANLIGI YAYINI
Emir Hüseyin Acar - Rumeli Turkleri" rumelililer@yahoogroups.com
Amerika Irak'ta katliam yaparken bu göstericiler neredeydi?
bunun adi iki yuzlu Muslumanlik!
Esas onemli olan her konuda 'evrenseli ' yakalamak degilmidir?
Aytun Ciray
Gazze'deki Zulmün Ortağı Müslümanlar
Irak'a ABD'nin asker göndermesi için tezkere çıkartan Başbakan, Antalya Cumhuriyet Meydanı'nda "Kahrolsun İsrail" sloganları atılırken konuşuyordu:
"Değerli kardeşlerim şunu unutmayın zulüm ile abat olunmaz.
Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste.
Şu anda İsrail ne yazık ki orantısız güç kullanımıyla bir insanlık dramına imza atmıştır.
Zira o bombaların altında ölen çocukların ahı yerde kalmayacaktır, o savunmasız kadınların, annelerin ahı yerde kalmayacaktır, o gözyaşları yerde kalmayacaktır."
***
Başbakan bu sert konuşmasını yaparken, diğer yanda çoktandır ortada görünmeyen "Müslüman göstericiler" de ortaya çıktılar.
ABD Irak'ta "orantısız güç" kullanırken…
Günahsız çocuklar ve anaların yüz binlercesi öldürülürken meydanlarda yoktular.
O zaman sessizdiler.
Irak'ın Kuzey'inde yeni bir İsrail devleti kurulurken de sessizler.
Neden?
***
Beckham'a üç milyon dolar veren Prenslerin…
Hazinelerini Batılı bankalara emanet edenlerin…
ABD'deki Yahudi think-tank kuruluşlarından kendileri için lobi yapmasını isteyenlerin…
Bugün İsrail bayrakları yakmalarının samimiyetine inanıyor musunuz?
***
Camilerin önünde Irak'ta olmadığı kadar gürültü çıkmasının bir sebebine gelince…
Yaklaşan mahalli seçimler öncesi gündemi değiştirmek ve dini duyguları yükseltmek.
Bu arada Milli Görüş ile AK Parti rekabeti yaşanıyor.
[TOPLUMveBARIS] / aytunciray@turktime.com
Thursday, January 1, 2009
Amerikan vakfından etnik köken araştırması
Dünya genelinde etnik köken, dil ve din araştırmaları yapan Amerikan merkezli United States Center for World Mission (USCWM) adlı vakfın Aralık 2008 verilerine göre, Türkiye nüfusunun yüzde 20.8'ini Kürt kökenliler oluşturuyor.
Araştırmaya göre, Türkiye'de 52.8 milyon Türk yaşarken, Zazalar ile birlikte toplam Kürt sayısı 15.4 milyon. Türkiye'de yaşayan Kürt kökenlilerin sayısı ve diğer etnik grupların nüfusa oranı hakkındaki tartışmalar devam ederken, bir araştırma da dünya genelinde etnik köken, dil ve din araştırmaları yapan Amerikan merkezli USCWM isimli vakıftan geldi.
Vakfın Aralık 2008 verilerine dayandırdığı araştırmasında, Türkiye'nin nüfusunun 74 milyon 398 bin 700 olduğu kaydedildi.
Araştırmada, nüfusun yüzde 71'ini oluşturan 52 milyon 826 bin kişinin Türk olduğu ifade edilirken,
Zazalar ile birlikte Kürtlerin sayısının 15 milyon 426 bin olduğu belirtildi.
Araştırmada Türkiye'de 1 milyon 313 bin Zaza'nın yaşadığı, Kürtlerin 5 milyon 902 bininin ise Türkçe konuştuğu kaydedildi.
Türkiye'de 1.8 milyon Arap,
910 bin Çerkez,
620 bin Fars,
540 bin Azeri yaşadığının belirlendiği araştırmada,
Türkiye'de 76 bin Ermeni,
28 bin Süryani,
14 bin Rum ve
13 bin Musevi bulunduğu vurgulandı.
Türkiye'nin nüfusunun etnik köken dağılımı şöyle:
- Türkler 52 milyon 826 bin
- Kürtler 15 milyon 426 bin
- Araplar 1 milyon 839 bin
- Çerkezler 910 bin
- Farslar 620 bin
- Azeriler 542 bin
- Gagavuzlar 410 bin
- Pomaklar 331 bin
- Bulgarlar 328 bin
- Lazlar 151 bin
- Gürcüler 150 bin
- Tatarlar 126 bin
- Boşnaklar 101 bin
- Ermeniler 76 bin
- Karakalpaklar 74 bin
- Arnavutlar 66 bin
- Romanlar 66 bin
- Abhazlar 43 bin
- Osetler 37 bin
- Süryaniler 28 bin
- Rumlar 14 bin
- Museviler 13 bin
- Keldaniler 300
http://www.milliyet.com.tr/Yasam/SonDakika.aspx?aType=SonDakika&Kategori=turkiye&ArticleID=1041916&Date=02.01.2009&b=Amerikan vakfindan etnik koken arastirmasi&ver=11
Tehlikeli bir tartışma
Rıza Türmen
Sayın Canan Arıtman, kadın konusunda birçok olumlu girişimi parlamentoya taşıyan bir milletvekilidir. Son günlerde nedense şaşırtıcı bir çıkış yaptı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Ermenilerden özür kampanyasını desteklediğini iddia etti ve “Abdullah Gül... Türk milletinin Cumhurbaşkanlığı'nı yapsın, etnik kökeninin değil. Cumhurbaşkanı'nın anne tarafından etnik kökenini araştırın görürsünüz” dedi. Sayın Cumhurbaşkanı da önce ailesinin geçmişinin “Müslüman ve Türk” olduğunu kamuoyuna açıkladı. Ardından da Sn. Arıtman’a hakaret davası açtı.
Dava dilekçesinde “devlet adamlığı kimliğinin kamuoyunda karalanması dolayısıyla” manevi tazminat isteniyor.
Böylelikle Sn. Cumhurbaşkanı da Sn. Arıtman gibi, Ermeni olmayı aşağılayıcı bir etnik özellik olarak görüyor. Aynı söylemi paylaşıyor. Mahkeme Sn. Cumhurbaşkanı'nı haklı bulursa, “Ermeni” sözcüğünün hakaret niteliği taşıdığı yargı kararıyla saptanmış olacak.
Başka bir deyişle, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının bir bölümünün etnik özelliklerinin hakaret niteliği taşıdığı resmileşecek. Bu sonucu öteki etnik gruplara yaymak olanağı var. Bunun adı ırkçılık.
Olaya daha geniş bir açıdan bakarsak, ciddiliği daha iyi anlaşılır.
Sn. Cumhurbaşkanı Türk ve Müslüman bir aileden geldiğini açıklayıp hakaret davası açmak yerine, keşke Sn. Arıtman’a, “Söyledikleriniz Türkiye Cumhuriyeti’nin temel değerlerine aykırıdır. Türkiye’de Ermeni kökenli de, Türk kökenli de Cumhurbaşkanı olabilir. Türkiye’de insanlar etnik kökenlerine göre kamu görevlerine getirilmez. Kamusal alandaki bireylerin etnik kökenlerinden söz edilmez. Etnik kökenler ya da dinsel inançlar bireylerin kendilerine ait bir konudur” biçiminde bir yanıt verseydi. Sn. Gül’e bu yakışırdı. Ve ne kadar daha iyi olurdu.
Tamami icin:
http://www.milliyet.com.tr/Yazar.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=1041808&AuthorID=198&Date=02.01.2009&b=Tehlikeli%20bir%20tartisma&a=Riza%20Turmen&ver=03
Sunday, December 28, 2008
Anadolu’dan Türk’ü Sürme Savaşı
Madenlerimiz hakkında araştırma yapan batılılar daha 1900’lü yılların başında, Anadolu’nun neresinde ne var biliyorlardı. Sevr başta olmak üzere Anadolu’nun parçalanması senaryosunda en önemli konu, bu topraklarda etkili bir devletin hele bu devlet Türklerin elinde ise hiç olmaması üzerine kuruludur.
Gerek “Kürt Sorunu” ve gerekse “Sözde Soykırım”ın temelinde bu vardır.
Türkiye “Petrol denizi” ya da altın, bor ve diğer madenlerin yapılan tespitlerin ötesinde olduğu söylendiğinde “hayal mahsuru” olarak nitelendi yıllarca. Kimse Türkiye’nin yakın noktalarında petrol ve doğal gaz var, Türkiye’de niye yok sorusunu sormadı. Düşünmesine dahi müsaade edilmedi.
Son ”Petrol Yasası” TBMM de görüşülürken Hrant Dink katledildi. Dink’in ölümü ile aynı anda yasalaşan petrol yasasından AKP iktidarı “Türkiye’nin millî menfaati gözetilir” maddesini çıkardı.
Derhal ortama “Ermeni Düşmanlığı mı var?” konusu atılarak, aylarca bu konu tartışıldı. Oysa bu ülkede doğan, o yaşa gelen Hrant Dink’e tüm söylemlerine rağmen bir tokat mı atlmıştır? Ölümünden kimin çıkarı varsa, katili onlardır.
Petrol yasası yasalaşma aşamasında öldürülen Hrant Dink’in üzerinden aynı zamanda “Sözde Soykırım” görüşmeleri hız kazanmıştır. Bu konuda ayak direyen devletler, “kabul noktasına “gelmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti devletinin Anayasası bu yüzden gündeme getiriliyor. “Değişemez Maddeler” birilerine işte ondan batıyor. “Ulus Devlet “yerine, parçalara bölünmüş etnik devletçikleri kontrol etmek daha kolaydır. Emperyalizmin değişmez taktiği ” Parçala, böl ve yut.”
2003 yılında AKP gelir gelmez “Bor Enstitüsü” kurdu, çıkardığı yasa ile. Altı yılda “bor” üzerinde hangi gelişmeler yaşandı? Bu konuda hiç bilgi düşmez medyaya farkında iseniz. Altı yıldır siyaseti magazinleştiren AKP ile yönetiliyoruz. İşe yaramaz, gündem oluşturan konularla meşgul ediliyoruz.
Bir yandan da PKK saldırıları. Öbür yandan “Kürt Sorunu”. Yok “Mini Anayasa” . “Erivan’a maça, Irak’a barış görüşmesine gitme. Hükümet bahsi geçen konuları çözüm adı altında, Batının istediği şekle getirmek için mesaide ne yazık ki.
Manisa’dan yüksek oktanlı petrol çıkmış. Kazası Soma’da bor ve kömür var. Hangi şirketler çıkarıyor bunları ve Türkiye’ye getirisi nedir? Bor üzerinde ne çalışması yapılıyor?
Kendisi gibi onlarca devlete yetecek zenginliği olan Türkiye, IMF önünde düğme ilikleyip, boyun büküyor.
Anayasa’dan Atatürk’ü çıkarmaya teşebbüs edenlerin dostları, 1920’lerde Atatürk’ün bu topraklardan kovduğu batılılar. Mehmet Akif’in “Nerde gösterdiği vahşetle bu bir Avrupalı” satırlarının günümüz versiyonu.
Bu ülkeye 2. bir Atatürk gerek.
Acilen.
* * *
Danalar Geri Gitmemiş
Başbakan “Kurbanlıklar geri gitmedi, demek ki herkes rahat kesti” diyor. Yani “Ekonomik Kriz “yok demeye getiriyor. Bilmiyor mu bu ülke insanı yılda bir gelen kurbanı kesmek için, tüm zorluğa katlanır. Gerçi kriz “psikolojikmiş”. Yani var sanıyormuşuz.
Kurbanlık dana ülkenin refah seviyesinin göstergesi olabilir mi?
Kendisinin Kurban Bayramı tatilini “Rixos”ta eda etmesine bakarak ülkenin ekonomik göstergesine 7 yıldızlı diyebiliriz, dana hesabından yola çıkarsak.
Başbakan bir de diyor ki:
“Habere göre ’kriz vatandaşı evine hapsetmiş, bu sayede son 3 ayda LCD televizyon satışları yüzde 25 oranında artmış’ ki bizim eleştirdiğimiz nokta da işte budur.” ( Hürriyet- 20.12.2008)
Başbakan neyi eleştiriyor, anladınız mı?
Nevalkavcar@yahoo.com
28 Aralık 2008 Pazar
http://www.sonsayfa.com/Kose-Yazisi-anadolu8217dan-turk8217u-surme-savasi-761-48.html
Şıracının şahitleri ‘baskı’yı keşfedince!
Peki; olay ne?
Dünyaca ünlü spekülatör Soros’un parasıyla kurulan Açık Toplum Enstitüsü, araştırmacı Binnaz Toprak ve ekibine bir araştırma yaptırmış; yukarıdaki soruya yanıt aramış...
Aynı Enstitü’nün, aynı ekibe daha önce yaptırdığı “İslâmi kesimle ilgili araştırmalar”ı ayakta alkışlayan dinci basın da ayağa kalkmış!
Neymiş; araştırma sadece “laik kesim” üzerinde yapılmış. Bu yüzden laikler üzerinde bir baskı varmış gibi bir sonuç çıkmış... Oysa asla böyle bir baskı yokmuş!
***
Hepsi yalancı!
Çünkü hepsinin kafasının ardındaki hedef aynı:
“Dinî kurallarla yönetilen bir ülke...”
Bu yüzden kendi işlerine yarayan sözleri söyleyen herkesle kol kola giriyor; azıcık ters düştüklerinde ise hemen tekmeyi basıyorlar.
Düne kadar baş tacı ettikleri Açık Toplum Enstitüsü’ne, araştırmacı Binnaz Toprak’a ve ekibine yaptıkları da bundan ibaret...
***
Ne Soros güdümlü Açık Toplum Enstitüsü umurunda; ne de bu tür kuruluşlara para karşılığı “bilimsel çalışma” yapan sözde bilim insanları...
Ne ilkine güvenirim; ne de ikincilere...
Zaten onların da benim avukatlığıma ihtiyaçları yok; maşallah kendilerini savunacak paraları da var; pabuç gibi dilleri de...
Düne kadar karaladıkları “laiklik yanlısı kesim”i durup dururken öpmeye kalkışmaları ise... Ayrıca sorgulanmalı!
Zaten sizin, benim bilmediğimiz ne bulmuşlar ki son araştırmalarında?
İslâmi kesimin, vatandaşlar üzerinde son yıllarda baskıyı nasıl artırdıklarını sıralamışlar; o kadar...
Birkaç tane de örnek vermişler:
“Anadolu’da içki satışları azaldı.”
“Özellikle esnaflar, yalnızlaşmamak için cuma namazlarına gitmek zorunda kaldı.”
“Oruç tutmayanlarla ilişki kesildi.”
Peki; yalan mı bunlar?
Bırakın “mahalle”yi; bu baskının başkomutanlığını, bizzat bu ülkenin Başbakan’ı üstlenmiyor mu?
Yıllardır isteyenin istediği isimle kutladığı bayramda bile, sırf Başbakan’ın fiştiklemesiyle “Ramazan mı, Şeker mi” diye gırtlak gırtlağa girmedik mi?
Öğrencileri Cumhuriyet Mitingleri’ne gitti diye, öğretmenler mahkemeye verilmedi mi?
Etek boyu diz hizasında olan kızların bacaklarına kezzap atılmadı mı?
Beyefendinin her konuşması bir din adamının vaazına benzemiyor mu?
Kadınlar küçük kentlerimizde başı açık dolaştıklarında, aşağılayıcı bakışlara hedef olmuyor mu?
***
Araştırmayı falan bir kenara koyun; dünkü gazetelere bakın:
Balıkesir, İstanbul, Muğla ve Gaziantep müftülükleri son cuma namazından sonra yılbaşı kutlamalarını eleştiren hutbeler okutmuş...
Bu bile; bal gibi “mahalle baskısı” değil mi?
Ya bu yazıdan sonra bana yağacak binlerce hakaret, küfür, tehdit maili?
Yoksa onların hepsi birer “aşk mektubu” da ben mi yanlış anlıyorum?
***
Adına ister mahalle deyin, ister devlet, isterseniz de cemaat ya da tarikat... Laiklikten yana tavır alan insanların üzerinde akıl almaz bir baskı olduğu; bu ülkenin oldukça eski bir gerçeği...
Yeni olan ise...
Bu baskıya direnen “kurum” sayısının; hızla düşüyor, düşürülüyor olması!
Düne kadar dinci basınla kol kola girip laiklik yanlılarına atıp tutan, bugün ise birden bire baskıyı keşfeden “Soros çocukları” bakalım bu gerçeği kaç yıl sonra görebilecek?
***
GÜNÜN SORUSU
İsrail dün sabah Gazze’ye 30 füze fırlattı ve ilk belirlemelere göre en az 155 Filistinli’yi öldürdü...
Acaba; bir asır önceki gerçekleri saptırıp Ermeniler’den özür dileyen bizim özürcüler, ‘Sizi yalnız bıraktık’ diyerek, Filistin halkından özür dilemeyi de düşünür mü?
***
İstifaya gerek yokmuş!
Son günlerin tartışılan adamı Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç kendisine yaptığımız istifa çağrılarıyla ilgili olarak, “İstifamı gerektiren bir durum yok” demiş...
Var Sayın Başkan, var...
Anayasa Mahkemesi’nin 11’i asil 15 üyeden oluştuğunu unutup, kurumunuzu bağlayan sözler söylediğiniz ve Anayasa Mahkemesi’ni “böldüğünüz” için istifanızı gerektiren bir durum var.
Ha; eder misiniz, ayrı mesele!
Mustafa Mutlu mmutlu@gazetevatan.com