Sunday, June 7, 2009

Sanal Savaş Şartları
Neval Kavcar

7 Haziran 2009 Pazar
Ümraniye soruşturmasını yargı çözecektir. Eleştiri dava delilleri üzerine. Telefon kayıtları, bilgisayarlarda bulunduğu iddia edilen dosyalar.

Meselâ Özden Örnek günlüğü denilen, bilgisayarında bulunduğu söylenen satırlar. Bizim gibi teknolojiyi uzaktan izleyen ve önüne konulan ile yetinen ülkeleri sevk ve idare edenler, teknoloji adına ne biliyor? Bilmedikleri konuda bilgi edinmeleri, daha da olmuyorsa bilene danışmaları gerekir.

Hangi konuda? Bilgisayar ve internet bağlantılarından başlanılabilir. Bugün biliyoruz ki, nete bağlı bilgisayarlarımıza dışarıdan erişim olabilir. İçindeki bilgiler alınabildiği gibi, oraya yeni dosyalar atabilir görünmez eller. Bunu ispat edecek teknolojimiz var mı?

Niçin söylüyorum bunu? Özden Örnek, günlüğün kendisine ait olmadığını söylüyor. Bunu son bilgilendirme toplantısında Genelkurmay Başkanı Başbuğ’da söyledi. Internet bağlantıları konusunda ileri bilgimiz yoksa şu düşünülür. Bilgisayar kasaları alınıp götürülüyor, kopya verilmiyor. Gladyo tipi örgütlenme varsa, götürülen bilgisayara “günlük” değil roman yüklenir. İşin birde bu boyutu var. Emniyet yapıyor demiyorum. Fakat her yerde çürük ceviz olabilir.( Birkaç yıl sonra komplo teorileri ile millet kafayı yiyecek.)

Zaman zaman en basitinden bizler bile yaşamıyor muyuz? Mail adreslerimize başkaları girip, tarafımızdan yazılmış gibi oraya buraya mesajlar gitmiyor mu? Türkiye PKK, Sözde soykırım ve işsizlik problemi içinde boğulduğundan, henüz bilişime geçemedi.

Anayasa değiştirme cengi, Atatürk’e karşı Conk bayırında muharebe, üniter devlete karşı taciz atışı ile uğraşıyoruz. Henüz teknolojik gelişmelere ulaşamadık. Düşünce dairemize bile giremedi.

İçinde bulunduğu çağın teknolojik gelişmesine kayıtsız kalan milletlerin yaşaması muktedir hallerdeyiz. Ülke olarak en büyük problemimiz öncelikle bilgi kirliliği. Vatandaş doğru bilgiye ulaşana kadar, ilk duyduğu yönlendirici propaganda niteliğindeki yanlış habere inanıyor. O bilgiyi düzeltmek, kimi zaman mümkün olmuyor.

Çağımızda her ne kadar bazı bölgelerde hala işgaller, göğüs göğse çarpışmalar olsa da önemli olan insan beynidir. Görsel medya ve internet üzerinden yönlendirmedir.

Sanal savaşta kaybediyoruz. Çağdaş Dünyadan uzak, eften püften işler peşindeyiz.

Ülkenin Başbakanı fabrika yerine, zincir mağazaların açılış kurdelesini keserse bundan fazlasını beklemek hayal değil mi?
* * *

Geçmiş İcraat, Bugünün Aynası

Diyor ki Erdoğan “6,5 yıldır hangi meseleye el attıysak, karşımıza hamaset çıktı. Türkiye'nin meseleleriyle birlikte sadece 'istemezük' diyen bir muhalefetle de mücadele etmek zorunda kaldık.”

AKP iktidarının ilk döneminde TBMM’de sadece CHP vardı. Onların da Allah için, ağzı var dili yoktu. Tayyib Erdoğan’ın yasak halini kaldıran Baykal değil mi? “İkiz Yasalar” denilen baş belasını el ele çıkarmadılar mı?

İktidara muhalefet ne zaman başladı, Cumhurbaşkanlığı seçimi arifesinde. Çünkü Erdoğan “ceket koysak seçilir” mantığından hareket etmeye başlamıştı.

İşte mayın yasası örneği ortada. Başbakan istiyor ki “sınır boyunu” mayın temizleyecek şirkete versin. Bu mantıksız ve anti millî davranışı da muhalefet görmezden gelsin.

Sonra diyor ki Başbakan “İhale adrese teslim diyorsunuz neye dayanarak böyle diyorsunuz. Bu ihalenin neresinde İsrail yazıyor.”

Çok değil 2004 yılında KKTC halkına “Annan Planını kabul edin, KKTC tanınacak. AB’ne gireceksiniz” diyordu Gül- Erdoğan ikilisi.

Aradan beş yıl geçti. KKTC tanındı mı, yoksa elden çıkmak üzere mi? Erdoğan’ın Kıbrıs versiyonu Talat “toprak verebiliriz” demeye başladı.

2004’de “Annan geçerlilik kazanırsa, KKTC elden çıkar” diyenlere, Başbakan “hani nerede yazıyor bu?” diye soruyordu.

Geçmiş icraatlar, geleceğin aynası gibi ortada dururken Erdoğan’ın mayın yasasına kimse güvenmiyor. Sert muhalefetin sebebi bu.
http://www.sonsayfa.com/Kose-Yazisi-sanal-savas-sartlari-1312-48.html

Thursday, June 4, 2009

Necati Doğru

Yazara ulaşmak için : ndogru@gazetevatan.com

İnönü’nün torunu o mayınlı tarlanın bitişiğinde ne yaptı?
İsmet İnönü’nün torunu, (kızının oğlu) ihtiyacı mı var, yanına yeni evlendiği eşini de alarak GAP bölgesinde “ahırdan bozma bir evde” 3 yıl yaşadı. Bu paşa torunu, o mayınlı toprakların bitişiğinde ne yaptı? TAT Konserve Cengiz Solakoğlu’nun yönetimindeyken, Güçlü Toker’i ABD’ye “Amerikan tarımsal zenginliğinin lokomotif modeli Kaliforniya çiftçiliğini” incelemeye gönderdi. ABD çiftçileri, üniversiteleri, siyasetçileri, ziraat mühendisleri, şirketleri, kovboyları, tarım işçileri, ırgatları neler yapmışlarsa öğrenip aynısını bölgenin yoksul insanları için Türkiye’deki GAP bölgesine taşıma kararı alındı.
Her şey kâr değil.
Sorumluluk öne geçti.
TAT’ın üstlendiği bu sosyal sorumluluk böyle başladı. İsmet İnönü’nün torunu Güçlü Toker’in şirkete genel müdür olmasıyla ve GAP’ta kiralanan 16 bin hektarlık arazide üretim düğmesine basıldı. Köylüyü eğitimden geçirmeyle, anlaşmalı çiftçilik yapmayla, toprak tuzlanmasın diye damla sulama üzerinde titizlenmeyle, sanayi tipi ziraata yoğunlaşmayla, salçalık domates üretiminde dünya lideri olan ABD, İtalya, Çin ile rekabet edebilir maliyetle üretim gerçekleşti.
***
Sonucu söylüyorum.
Açık alanda domates üretiminde Türkiye ortalaması dönüme 7 ton iken bu mayınlı arazilerin hemen bitişiğinde dönüme 11 tona çıkıldı ve sanayi domatesi üretiminde dünya lideri ABD, İtalya ve Çin’den daha ucuza mal edildi.
Tekrar yazıyorum.
Atlamayın.
Buğdayda ise Türkiye ortalaması dönümde 250 kilo olmasına rağmen yine bu mayınlı toprakların bitişiğinde dönüme 650 kilo verim yakalandı.
Tekrarlıyorum.
Lütfen dikkatinizi verin.
Domateste ve buğdayda İnönü’nün torunu Güçlü Toker’in genel müdürlük yaptığı TAT Konserve; Çukurova çiftçileri, Ege çiftçileri, Akdeniz, Marmara çiftçileri gibi modern üretim yapmaya henüz geçememiş “bütün çiftçilik birikimleri zalim feodal ağa toprağında ırgatlık ve yarıcılıktan öteye gitmeyen köylüleri” kısa zamanda eğitip, öğretip, örgütleyip bu kadar yüksek verime ulaştırabiliyorsa bundan “ibret dersi çıkartması” gereken bu ülkenin Başbakanı, Tarım Bakanı, bu ülkenin iktidarının Meclis’teki milletvekilleri; mayınlı arazileri yabancı şirketlere “Temizle mayını, 44 yıl kullan toprağı” yasası çıkartmaya kalkarsa ben şüphelenirim.
Ne avanta dönüyor?
Kimin için dönüyor?
Diye sorarım.

***
Çok net olarak ortaya çıktı ki, Türk ordusu bu mayınları temizleyebilir. Türk ordusu temizlemezse bile bu ülkede kurulmuş taşeron şirketler ya da ordudan emekli olmuş 50 albayın yönetiminde yeni kurulacak firmalar, en fazla 100 milyon dolara temizler.

Başbakan’a 61 milyon dolara üçüncü uçağı alabilen Türkiye’nin imkânları da İsmet İnönü’nün torunu gibi ziraat fakültesi eğitiminden geçmiş 50 genci ABD’ye bir yıllığına gönderir ve “Kaliforniya modelini” inceleyip Türkiye’nin en yoksul bölgesi olan bu mayınlı topraklara getirme sosyal sorumluluğuna girişilebilir. Toprakları bölmemek, üretimsiz bırakmamak, yabancıya ya da yerliye satmamak koşuluyla mayından temizlenmiş araziler bölgenin yoksullarına; “anlaşmalı çiftçilik” sistemleri kurularak dağıtılabilir.

Bölgeye örnek olur.
GAP’a çalışkanlık gelir.
Güçlü Toker’in 15 Haziran 2007 tarihli basın toplantısında söylediğine göre; bu modelle GAP bölgesi tarımsal üretiminden Türkiye’ye 70 milyar dolar ihracat geliri akabilir.
Ne PKK kalır.
Ne taş atan çocuk.
***

Bu iktidar, onun basındaki yandaşları rahmeti İsmet İnönü’ye seçkinci, Kemalist, jakoben, laik diye dudak büküyorlar fakat dudak büktükleri paşanın torununun yaptığı halkçılığı, gösterdiği halktan yanalığı ve giriştiği sosyal sorumluluğu yüklenmeye yanaşmıyor, “Ver toprağı yabancıya temizlesin mayını...” yasası çıkartma aymazlığına sarılıyorlar.
Bu utanç onlara yeter.
Ben ise şüphelenirim.
Ne avanta dönüyor?
Kimin için dönüyor?http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Inonunun_torunu_o_mayinli_tarlanin_bitisiginde_ne_yapti&tarih=03.06.2009&Newsid=241521&Categoryid=4&wid=108

Tuesday, June 2, 2009

Kadının Gücünü Yadsıyanlar...

Cumhuriyet 02.06.2009
AYNA
ADNAN BİNYAZAR

Kadının Gücünü Yadsıyanlar...
Kadını çarşafa sokanlar, peçelerle gizleyenler bencil ruhlu yobazlardır. Onlar, bilgisizliğin, önyargıların, tabuların, dayatılan düşüncelerin tutsağıdırlar. Diktatörler, demokrasi düşmanları, saldırganlar, zorbalar, söz şehvetine kapılanlar, şiddet uygulayanlar, el kadar çocuklara tecavüz edenler; bu tür adamların arasından çıkıyor.

Kadın, onların körleşmiş yüreklerinde tensel bir varlıktan öte bir anlam taşımıyor.

***Öyle değilse, hem de kitap yazan bir kişinin, Müslüman bir kadının erkeklerle birlikte çalışırsa fahişe olabileceğini düşünmesi hangi kitaba sığar! Bütün dinler içsel arınmayı; insanın, varlığını kendi istemiyle olgunluğa erdirmesini öngörür. Kadını ilkel baskılarla ezmeye kalkanlar, arınma yoksunu yobazladır.

Oysa erkeğin, kadını güdümleyip, belli davranışlarla sınırlaması, toplumsal yaşamda ne büyük emek kaybına yol açmaktadır!

Yobaz kafalılar, “Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi” verilerine göre kadının işgücüne katılımda 130 ülke arasında Türkiye’nin 125. sırada olmasından utanç duyacaklarına, insanlık dışı baskı uygulayarak kadını karanlık dünyalarının kölesi yapıyorlar.

***Kadın, köle gibi algılanmazsa, onun yüzyıllar süren savaşımlar sonunda elde ettiği iş yaşamına kendini kabul ettirme süreci, nasıl olur da, “Gençleri Evlendirme ve Mehir Vakfı”nın çıkarıp parasız dağıttığı bir kitapta şöyle bir yargı yer alır?..

Çağdaş küfür zihniyeti, savaşların tahrip ettiği yerleri tekrar imar etmenin zorlaştığını görünce, kadını bozmak amacıyla sinsi planlarını devreye koymuş, arkasından kadının özgürleşmesi ve haklarının korunması sesleri yükselmiştir.”

Gerçek, bunun tam tersidir; -Saraybosna’da, Irak’ta kadınların başına gelenleri anımsayalım-kadın, tarihin o belalı günlerinden ders çıkarmış, toplumsal üretimde sorumluluk yüklenerek kendini kurtarma yolları aramıştır. Bu süreç, yaşamsal eşitlik tarihinde, kadının özgür bir yurttaş olarak sesini yükseltmesinin onurlu başlangıcıdır.

Yobazların, kadının özgür bireyliği yolunda savaşım veren Türkân Saylan’a düşman kesilmelerinin nedeni budur.

***Kitapta, kadının süslenme özgürlüğü de eleştirilerek dolaylı da olsa, “Kadınların, erkekler arasına karışmaları, onlara haram olan halvet ortamında bulunmaları, onlar için koku sürüp makyaj yapmaları, süs ve ziynetlerini kendilerine haram olan yabancı erkeklere göstermeleri”, nerdeyse fuhuş sayılıyor.

Bütün bunlar, kadını tensel bir nesne olarak algılayıp onun yaratıcı gücünü köreltme anlayışından doğuyor.

Oysa başka bir yazımda da savunduğum gibi, kadının kurtuluşu, kendini pazar malı gibi kullanılma karşısında vereceği eylemli savaşımla gerçekleşecektir.

***Beyinleri ve yürekleri taşıllaşmış kadın düşmanlarına şu sorulmalı: Evde oya işleyen, halı, kilim dokuyan kadın, Sanayi Devrimi’nde olduğu gibi, bizde de iş hayatından uzak tutulmasaydı, birçok buluşta kadının adı olmaz mıydı?

Erkek egemen bir ailenin betimlemesine de yer verilen kitapta şu yönde bir yargı da var: “Kocasından daha yüksek diploma ve gelire sahip olan kadınlar, eşlerine itaat etmezler, kadın bedensel ve psikolojik olarak çalışmaya uygun değildir.”

Ruhu aşağılık duygusu kıskacındaki bir yobazdan başka kim böyle düşünebilir?..
binyazar@gmail.com
Başbakan Erdoğan'a ağır hakaret
Tayyip, olmayan tarih ve coğrafya bilgisiyle hangi faşizanlıktan bahsediyor?
Kimi kovdu Türkiye Cumhuriyeti bugüne kadar diyen Çölaşan'dan ağır ithamlar...

BAŞBAKAN Erdoğan'ın, geçtiğimiz hafta Düzce'de düzenlenen mitingde, "Faşizan yaklaşımla etnik kültürler göçe zorlandı" demesi büyük tartışma yarattı, Başbakan'ın açıklamalarını eleştirenler olduğu gibi destek verenler de oldu.

Emin Çölaşan, Kanalbiz televizyonunda CHP Manisa Milletvekili Şahin Mengü ile birlikte hazırlayıp sunduğu Ankara Rüzgârı programında Başbakan'ın çok tartışılan açıklamalarını yorumladı.

Okuryazar değil
Tayyip'in geçtiğimiz hafta çok tartışılan bir açıklaması vardı. Tayyip, Düzce mitinginde "Faşizan yaklaşımla etnik kültürler göçe zorlandı" dedi. Tayyip okur-yazar bir adam değil. Tarih bilmez, coğrafya bilmez... Kürsülere çıkıp, danışmanlarının onun eline verdiği yazılı kâğıtlarla konuşur. Konuştukları kendi laflan değildir. Karşısında kimsenin fark etmediği camlar vardır.

O camlardan, danışmanlarının daha önce hazırladığı konuşma akar. Tayyip, sağa bakarak, sola bakarak sanki konuşuyormuş gibi o metinleri okur. Tayyip, olmayan tarih ve coğrafya bilgisiyle hangi faşizanlıktan bahsediyor?

Kimi kovdu
Türkiye Cumhuriyeti bugüne kadar?
Çıkıp bu cümlesinin bir altını doldursun. "Biz şu tarihte, falanca etnik grubu ülkemizden kovduk" desin. Başbakan olarak bir laf edeceksen, tarih bileceksin, coğrafya bileceksin. Tarihi bileceksin derken de milattan öncesini değil, Türkiye'nin tarihini bileceksin. Fransız İhtilalı'ndan sonra yaşanan olaylar hakkında bilgi sahibi olacaksın, yeni bir çağ başlatan Rönesans ve Reform'dan da biraz anlayacaksın. Soydaşlarımız sürüldü
Tayyip'in bilmediği tarihimize bir bakalım...

1800'lü yıllarda Rumeli'deki Türk toprakları işgale uğramaya başladığı zaman, oralarda yaşayan soydaşlarımız akın akın Anadolu'ya geldi. Ama o insanların yeri yurdu Rumeli'ydi. Neden geldi bu insanlar ata toprağını bırakıp Anadolu'ya?

O insanlar Anadolu'ya sürüldü. 1812 Balkan Savaşı'nın sonuna kadar devam etti bu sürgün. Girit... Türk toprağı olan bu ada Yunanistan tarafından işgal edilip, oradaki insanlara zulmedilmeye başlanınca binlerce Türk anayurduna dönmek zorunda kaldı.

Birçok Türk, Balkanlar'dan kovuldu. Balkanlar'da Türklerin yaşadığı acılardan bahsedersek Ermeni'lerin sözde soykırımı diye anlatılanlar çok hafif kalır.

0 göç zorunluydu
Eğer Tayyip'in 'faşizm'den anladığı, Cumhuriyet'in ilk yıllarında yaşanan zorunlu göç ise o dönemde yaşanan mübadele, Türkiye'nin bağımsızlığını bütün dünyaya kabul ettirdiği ve bunların bir türlü kabul edemediğihatta reddettiği Lozan Anlaşması gereğiydi.

Ucuz siyaset yapıyor Lozan Anlaşması'na göre; Yunanistan'daki Türklerle, Türkiye'deki Rumlar değiş tokuş edildi. Bu zorunluydu. Çünkü savaş bitmişti ve Türkiye Cumuhuriyeti kurulmuştu. Ve iki taraf da kendi soydaşlarını kendi ülkelerine çekmek için anlaşma imzaladı.

Çok ucuz siyaset yapıp, kendi ülkesini 'faşizmle' suçlayan Tayyip'in dediğinin aksine biz kimseyi kovmadık.Ayrıca Lozan'a göre Bulgaristan'da yaşayan Türklere tanınması gereken haklar gasp ediliyor.
Orada yaşayan Türklerin isimleri zorla değiştiriliyor. Türkçe eğitim hakları engelleniyor. İbadet özgürlükleri kısıtlanıyor.

Peki aynı Tayyip bu zulme neden sessiz kalıyor? Orada yaşanan Türklerin isimleri zorla değiştiriliyor.Türkçe eğitim hakları engelleniyor. İbadet özgürlükleri kısıtlayor. Peki aynı Tayyip, neden bu zulme sessiz kalıyor?

Yahudileri biz koruduk
Bizi faşizmle suçlayan Basbakan şunu da bilsin, Osmanlı döneminde engizisyondan kaçan Yahudilere biz kucak açtık.

Almanya'da Hitler faşizminden kaçan Yahudileri yine biz koruduk. Daha geçtiğimiz yıllarda İsrail Devleti tarafından bir Türk diplomata Yahudileri Alman faşistlerin elinden kurtardığı için onur ödülü verildi.

Otorite kurmuş ama
Bu gerçekten hiçbir şey bilmiyor ben en çok ona üzülüyorum. Türkiye'yi hiçbir şey bilmeyen bir adamın yönetmesine...

Kendisi de ülkeyi yönettiğini sanıyor, Bir otorite kurmuş ekibi arasında. Herkes, "Sayın Baş-bakanımız" diye karşısında el pençe divan duruyor... Ama o hiçbir şey bilmiyor, Sadece çok iyi bir şark kurnazı...
http://www.sonsayfa.com/Haberler-basbakan-erdogana-agir-hakaret-114344.html

Monday, June 1, 2009

Edirne'ye gelen Bulgaristan Cumhurbaşkanı Yardımcısı, Avrupa Birliği adına net konuştu, "hayalimiz, sınırları olmayan Trakya" dedi.

Trakya Üniversitesi Edirne Yabancı Diller Yüksekokulu'na "Bulgar Buluşma Noktası" açılışı için gelen Bulgaristan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Angel Marin, AB adına açık konuştu. Marin "Trakya'nın sınırları Avrupa Birliği sınırları içerisinde kalmalı" dedi."Trakya, Avrupa Birliği içinde kalsın"

Açılışta Türkiye adına Edirne Vali Yardımcısı Ali Deniz Sürmen ve Trakya Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Beyhan Karamanlıoğlu bulundu. Bulgaristan tarafında Angel Marin'in yanı sıra Edirne Başkonsolosu Angel Angelov ve Konsolos Plamen Teodosiyev yer aldı.

Açılışta konuşan Bulgaristan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Angel Marin "Edirne ve çevresi bir zamanlar savaş alanıyken şimdilerde bu bölgeler kültür ve eğitim merkezi haline geldi" yorumunda bulundu. "Trakya sınırları Avrupa Birliği içinde kalsın" da diyen Marin, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine "farklı" bir yaklaşım getirmiş oldu.

"Sınırsız Trakya hayalimiz"
Bulgaristan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Marin, Trakya Üniversitesi' nin Ayşekadın yerleşkesinde açılan merkezin ilişkilerde yeni bir esinti yaratacağını belirterek, daha iyiye giden ve değişen Balkanlar'daki önemli faaliyetlerden biri olacağını öne sürdü. Türkiye-Bulgaristan Buluşma Noktası'nın "Avrupa'ya açılan bir simge" olduğunu söyleyen Marin "büyüyen yeni neslin geleceğimize canlı bir köprü olmalarını istiyorum" dedi.

Angel Marin sözlerinin devamında "Yeni neslin bizim birleşmemiz için daha da azimli çalışması gerekiyor. Bunun için bugünkü küreselleşmenin sloganı olan 'farklılıkların birleştirilmesi' sözünü gerçekleştirmemiz gerekiyor. Burada eğitim alacak gençlerin sınırsız Trakya hayalimizi gerçekleştirmelerini istiyoruz" diye konuştu.

Edirne Vali Yardımcısı: "İleri boyutta komşuluk"
Edirne Vali Yardımcısı Ali Deniz Sürmen ise son yıllardaki karşılıklı temasların olumlu olduğunu belirterek, "Artık komşuluk ilişkileri daha da ileri boyutlarda" dedi. Valilik ve belediye olarak Bulgaristan' da komşu iller Haskova, Burgaz, Yambol ve Varna illeriyle olan orta ve büyük ölçekli projelerde AB fonlarını kullanarak birçok iş yaptıklarını belirten Sürmen, bu iş birliğinin artarak devam edeceğini ve daha iyi sonuçlar alınacağını ümit ettiğini bildirdi.

Trakya Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Beyhan Karamanlıoğlu da üniversite olarak açılan buluşma noktalarıyla Balkanlarda çekim merkezi haline gelmeyi hedeflediklerin kaydetti. "Bulgaristan' la tarihimiz ortaktır" diyen Karamanlıoğlu "Yüzyıllarca aynı tarihi paylaştık. Tarihteki bu beraberliğimiz günümüzde de dostluğa ve iş birliğine güç katmaktadır" dedi.Konuşmaların ardından Marin ve diğer katılımcılar, Türkiye-Bulgaristan Buluşma Noktası'nın açılışını yaptı.
Marin, Buluşma Noktası içinde yer alan Bulgaristan Eğitim ve Tanıtım Merkezi'ne Türkçe ve Bulgarca yazan bir plaket taktı.

Trakya Üniversitesi öğretim elemanları ve öğrenciler Merkez'deki Bulgarca eğitim materyallerinden faydalanabilecek.
Bulgar televizyon kanallarının da izlenebileceği merkezde dil eğitimi verecek bir Bulgar öğretmen görevlendirilecek.
rumelililer@yahoogroups.com
Tarihsel yanlışlıklardan bir örnek... "Yunanistan" konusundaki tarihi bir yanlışlığa işaret etmek isterim..

Yanlış bir şekilde "Yunanistan" diye adlandırdığımız ülkenin adı Ellastır..

Yani Greklerin, Elenlerin memleketi.. İyonya ise coğrafi olarak batı Anadolu’da bugünkü Balıkesir, Çanakkale, Manisa bölgesininin antik devirlerdeki adıdır..

"İyonyalı" anlamındaki "iyonyan" sözcüğü zamanla Türk dilinde yonan, yunan şekline dönüşmüştür..

Dolayısıyla Grek ya da Elen dememiz gereken Ellas halkına yunan dememiz çok yanlış.. Onlar da zaten kendilerine yunan değil "Elen" diyorlar..

Artık düzeltilmesi çok zor görünen bu tarihi yanlışın yanında Türkçe dil bilgisi açısından bir yanlış daha yapılıyor..

"Yunan" yerine "Yunanlı" deniyor.. Oysa ülkenin adı Yunanistan ise, ya "Yunanistanlı " diyeceksiniz, ya da Bulgaristan- bulgar, Türkmenistan- Türkmen... örneklerinde olduğu gibi sadece "yunan"..demek gerekir.."yunanlı " değil.."Bulgarlı " demediğimiz gibi..

Ne yazık ki semantik bu ülkede önemsenmeyen bir konu.. Eski Yunan bilim adamları, filozoflar, örneğin Miletli Tales ve Anaksimender, Efesli Heraklit, Homeros vb..bizlerin de hem kültürel, hem de genetik bakımdan varisi olduğumuz büyük Anadolu medeniyetinin insanlarıdır.. .
Onlar Grek ya da Elen değildiler.

Prof.Dr.D.Ali Ercan
M.Ali Birand’ın Fırsatı
24 Mayıs 2009
Neval Kavcar

Birileri el birliği etmiş, AB ve ABD’nin taleplerini “fırsat” olarak önümüze çıkarıyor. M.Ali Birand’dan söz ediyorum. Heybeliada Ruhban Okulu fırsatını kaçırıyormuşuz.

Öyle şeyler yazılıyor ve söyleniyor ki, sadece “yuh” diyesi geliyor insanın.

Birand’ın arka arkaya yazdığı iki yazı fırsat üzerine. İlki “Kürt sorununda fırsatı kaçırmama” ikincisi Ruhban Okulu fırsatı. “Heybeliada Ruhban okulunu açalım”, 300 milyon Ortodoks var Dünya’da diyor. Ne yani ruhban okulunu açarak Ortodoksları yönetmeye mi soyunacağız, onu anlayamadım.

300 milyon Ortodoks’un, 250 Milyonu Rusya’da yaşıyormuş. Yine böyle bir tartışmanın odağında, Rus Devlet başkanı Putin bakın ne demişti?
“O da kim? Ben böyle birini tanımıyorum. Böyle Ekümeniklik filan diye bir hadise yoktur.”

Üstelik Ortodoks nüfusu 300 değil, 240 milyon. Nasıl olup da 250 milyonu Rusya’da yaşar M.Ali Birand? Türkiye’deki Rum Ortodoks sayısı ise 3.000.

Ekümenik hikayesi sadece Türkiye’ye değil, Rusya’ya karşı da oyun içeriyor. İşin içinde ABD parmağı var. Moskova bunun farkında olduğundan, kesinlikle, Fener Rum patrikhanesini lider görmüyor. Onların lider görmediğini, zorla biz mi organize edeceğiz?

Ruhban Okulunun Dünya Ortodokslarına, papaz vs yetiştirdiğini kim söylemiş Birand’a? Ortodoks Dünyasının liderliğine oynayan Ruslar, kendi din adamlarını yetiştiriyor zaten.

Türkiye Cumhuriyeti, “Vatikan gibi özerk yapı isteyen Ruhban Okulunu” açamaz. Heybeliada din okulu adı altında, kontrolsüz açılmasına müsaade edilirse, arka arkaya onlarca din eğitimi veren okul açılır. Devlet sınırları içinde, küçük devlet anlamı taşıyacak “Heybeliada Ruhban Okulu”nun açılması kimler için fırsattır?

YÖK’e ve MEB’na bağlı bir okul olmayı reddeden kendileridir. Devleti tanımayarak, kendi bağımsız yapısı içinde “devletcik” olmak istiyorlar. Normal şartlarda Ruhban Okulu, devlet kontrolünde açılabilir. Bu şekliyle kendileri kabul etmiyor.

M.Ali Birand köprünün altından çok su aktı, Yunanistan AB’ne girdi. Batı Trakya Türkleri, AB vatandaşı olarak tüm haklarını elde ettiler diyor. Bu kadar da desteksiz atılmaz ki. Lozan Antlaşmasına göre Müslüman azınlık olarak kabul gören, “Türk” adının yasak olduğu Batı Trakya’da, son dönemde müftüler bile kilise tarafından tayin edilirken, hangi hakkı kazanmış Türkler? “Türk adı”nın yasak olduğu, esir kampı gibi bir yerde yaşıyorlar.

Saçı sakalı ağarmış, Birand gazeteciyim diyorsa biraz araştırsın en azından.
Millet okuyunca doğru sanacak.

Heybeliada Ruhban Okulu açılsın da nasıl açılırsa açılsın yaygarasına iştirak ederken, kime fırsat kelimesinin de içini doldursun. Sonra Batı Trakya’ya gidip, Türkler hangi hakları kazanmış yerinde test etsin.

Bilir bilmez yazmak, amiral gemisi personeline yakışmıyor.

* * *

Anayasanın 10 Maddesi

Cumhurbaşkanının yargılanıp, yargılanmaması konusunda toplumu rencide etmeyecek bir neticeye varılacaktır. İşimize geldiği şekliyle değil, her daim Anayasa’ya uygunluk içeren fiil ve yasalarla, toplumsal mutabakatı yakalayacağımıza inanıyorum.

Anayasa’nın 10. Maddesi der ki:
Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz… Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” ( Anayasa)

Bu maddeyi hatırlatış nedenim, Cumhurbaşkanının son dönem içinde bulunduğu durum değil. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, 10. maddeye göre yasa önünde eşittir. Milletvekili dokunulmazlığı, bu madde ile çelişmektedir.
550 vekilin, yarısından çoğunun yolsuzluk başta olmak üzere, ülkenin bölünmez bütünlüğünü hedef alan çeşitli davaları, dokunulmazlık nedeni ile işlem göremiyor.

Vatandaşlar eşittir, onları sevk ve idare edenler, vatandaşla eşit değildir gibi mantık çıkıyor karşımıza. “Anayasa göre suç işleniyor” diyebilmek için, Anayasa’ya uymak gerekir.

Başbakan Erdoğan, 3 Kasım 2002 seçimlerinde “dokunulmazlıklar” konusunda vatandaşa “kaldıracağız” sözü vermişti.

Aradan geçen yedi yılda söz verdiklerini değil, vermediklerini yapıyor.

http://www.sonsayfa.com/Kose-Yazisi-mali-birand8217in-firsati-1274-48.html