Sunday, October 25, 2009

Teslim’iyet töreni

Yılmaz Özdil yazdı...

PKK’lıların memlekete gelişi, tüm yurtta, dış temsilciliklerimizd e ve KKTC’de törenlerle kutlandı.

Terörist olmadıkları, olsa olsa terörişko oldukları açıklanan PKK’lılar, sınır kapısına serilen kırmızı halı üzerinde, protokol tarafından, çiçeklerle karşılandı. Yetkililerin, gözyaşlarıyla birbirlerine sarılarak, çak yaptıkları görüldü.

Giriş işlemlerini önceden hazırlamayarak, 4 saniye beklemelerine sebep olan memur, görevden alındı, mağdur PKK’lılardan özür dilendi, araya Ahmet Türk girdi, tatsızlığın büyümesini önledi, Ahmet Türk’e teşekkür plaketi verildi. Bando eşliğinde üstü açık arabaya bindirilen PKK’lılar, resmi geçit kortejine katılarak, halkı selamlaya selamlaya Silopi’ye girdi.

Temsili karakol baskınının gerçekleştirildiğ i törenlerde, temsili bir askerin, tahta tüfekle sağa sola ateş ediyormuş gibi yapması, coşkuya gölge düşürdü. Divan-ı harbe verilen askerin, akli dengesinin bozuk olduğu ortaya çıktı. 25 atletin İmralı’dan getirilen toprağı PKK’lılara sunmasının ardından, güzergâh üzerindeki devlet dairelerine molotof atıla atıla, Vilayet Konağı’na geçildi. Makam aracını PKK’lılara tahsis ettiği için yürüye yürüye gelen Vali’nin kapıda karşılamaya gecikmesi, PKK’lıları tek başına karşılamak zorunda kalan ABD Elçisi tarafından skandal olarak nitelendirildi. Sinirlenen elçi, “Bu memleketin sahibi yok mu kardeşim, her şeyi biz mi yapacağız” diye bağırdı, araya Emine Ayna girdi, tatsızlığın büyümesini önledi, ona da teşekkür plaketi verildi.

Karayoluyla Diyarbakır’a giden PKK heyeti, oradan, havayoluyla Ankara’ya geçti. Ancak, bu seyahat için, başbakanlığa yeni alınan 18 koltuklu DAP uçağının tahsis edilmesi, krize sebep oldu. PKK’lıların “Sıkış tepiş olacağını bilseydik, gelmezdik” diye yakınması üzerine, derhal 40 koltuklu Ana uçağı tahsis edildi. Bu bekleme sırasında VIP’te yürekleri ağızlara getiren bir sabotaj girişimi yaşandı ve “Türk” kahvesi ikram edildi...

Irkçı muameleye maruz kaldıklarını söyleyen PKK’lılar, “Kalkın, dönüyoruz Kandil’e” dedi. Allah’tan Sırrı Sakık devreye girdi, “Espresso olmadığında ben bile Türk kahvesi içiyorum” diyerek, tatsızlığın büyümesini önledi. Faşist garson gözaltına alındı. Sırrı Sakık’a da teşekkür plaketinin yanı sıra Beluga havyarı takdim edildi.

Başkent’e inen PKK’lılar, gündüzdü ama havayi fişeklerle karşılandı, deve kesildi, nazar değmesin diye alınlarına sürüldü, TOKİ’nin hediyesi dubleks dairelerin anahtarları hediye edildi. Limuzinlerle TBMM’ye geçen PKK’lılar, önce, Meclis Lokantası’nda AB büyükelçileriyle basına kapalı yemek yedi, sonra, DTP grup toplantısına katıldı; Şeş TV’nin yanı sıra, Roj TV’den de naklen yayınlandı. Ayak altında dolaşmasınlar diye, CHP ve MHP grup toplantıları iptal edildi, “Çok istiyorsanız gidin orada yapın” denilerek, ilk meclis tahsis edildi.

PKK’lıların yarın İstanbul’a geçmesi, Savarona’yla Boğaz turu atması, akşam da Çırağan Sarayı’nda gazetecilerle yemek yeyip, topluca Reina’ya gitmeleri bekleniyor.
Taş Ağlar…

Bekir Çoşkun yazdı

Yani şimdi siz PKK terör örgütü militanlarını
önde vali, arkada bando mızıka, çiçeklerle,
çikolatalarla, bayram ederek karşıladınız...Ama ömrünü bu ülkeye hizmetle geçirmiş profesörleri,
akademisyenleri, edebiyatçıları, gazetecileri, generalleri,
sanatçıları, henüz kanıtlanmamış “örgüt” iddiasıyla aylardır
hapishanelere tıktınız..
.Öyle mi?..
Eli silahlı terör örgütü militanı 20 dakikada ifade verdi ve
salındı, ama eli kalemli Mustafa Balbay‘ın dünkü köşesinde
“229 gündür tutuklu” olduğu yazılıydı...

Üniversite kurup çocuklarınızı yetiştiren, hastane kurup nice
can kurtaran Prof. Mehmet Haberal hasta yatağında tutuklu,
ama “çocuk katili” dediğiniz insanları kucaklıyorsunuz. ..

Böyle midir hukukunuz?..Kanserle boğuşan bilim adamımız Erol Manisalı acılar içinde
sürünüyor...

O teröristlerle savaşan askerlerimiz demir kapılar
arkasında tutsak...
Türkan Saylan öldüğü halde kurtulamadı
elinizden, sorgulanıyor. ..

Ama PKK‘lıları bağrınıza bastınız...Vicdan bu mudur?..İlhan Selçuk yarım asırdan fazladır “barış-sevgi-huzur- güven-
çağdaşlık-hukuk- demokrasi” üzerine yazılar yazdı, suç oldu...

Ama vatana kurşun sıkanların başı Apo‘nun yol haritasına
bakıp bakıp teröristleri çikolatayla karşıladınız...

Böyle midir devlet?..Taş olsa ağlar...Bir terörist dağdan eksilse hepimiz seviniriz.Ama bu ne hal?..
Terör örgütünün bayrakları, Apo’nun posterleri,
alkışlar, zafer zılgıtları...Önde vali... Arkada çiçekçi...Devlet terörü teslim aldı derken, terörün teslim aldığı
devlet midir bu gözüken?..

Hukuk mu bu?..Adalet buna mı diyorsunuz?. .
Vicdanın eridiği, mantığın yanıt veremediği,
tüm değerlerin bittiği yerdir burası...
Taş ağlar...
Taş...

Friday, October 23, 2009

OLMAZ OLMAZ DEME OLMAZ OLMAZ
http://www.yenicag
g azetesi.com. tr/a_haberdetay. php?hityaz= 10366

Heron skandalında bilinmeyenler ...!

Aktaracakları m tevatür değildir.
Türkiye 2005 yılında İsrailli Al-Elbit Konsorsiyumuna, kamuoyunda Heron diye bilinen 10 adet insansız uçak siparişini verir.

Teslimat tarihi, yapılan sözleşmeye göre 2007’dir.Süre aşılır, lakin bu teslimat yapılmaz.Hal bu iken ne sözleşme feshedilir ne de sözleşmede var olan tazminat şartı işletilir.Heron’ların alımına TSK başlangıçtan beri karşı çıkar.
Niçin mi?
İsraillilerin Heron’la ilgili bilgisayar yazılımlarından, kumanda edilmesine kadar hiçbir ayrıntıyı Türkiye’ye vermemesinden!D
üşünün, Türkiye 10 adet Heron alacak ama kumanda edilmesi işi yine İsraillilerde olacak.Bu şekilde Türkiye’nin toplayacağı bilgilere İsrail, anında nüfuz edecek!

Dahası, TSK Heron’u İsrail’in onay veremeyeceği yerlere de uçuramayacak!Havada kalış süresi sınırlı olan Heron’larla ilgili olarak TSK’nın tereddüt ve itirazları hep devam etti.
Öyle ki 10 adetlik Heron uçağı partisinden iki adedi, taahhüt edilen tarihin çok sonrasında teslim edildi.TSK, teslim edilen bu Heronları teste tabi tuttu.Sonuç: Heronlar pek çok noktada testi geçemedi.TSK insansız uçakla ilgili itirazlarını ortaya koydu ve düzeltilmesini istedi.
İsrail bu tutuma tepki gösterdi ve TSK ile ipleri kopardı.Dahası, Türkiye için ürettiği ve teslim aşamasına getirdiği 5 adet Heron’u da apar topar Hindistan’a sattı.TSK tam bu süreçte, Savunma Bakanlığına başvurarak Heron’lar için yapılan sözleşmenin iptalini istedi.TSK’da asıl rahatsızlık konusu, yukarıda belirttiğimiz gibi Heron yani insansız uçakların Türkiye’ye satılmasına karşın kumandasının İsrailli uzmanların elinde olması.İsrail ile bu sorunlar yaşanırken TSK boş durmadı ve gayriresmi olarak alternatif arayışlara girdi.
Bu bağlamda Rusya ile ilişki kuruldu.Bir işadamı ve emekli üç Silahlı Kuvvetler mensubu defalarca Rusya’ya gidip gelerek insansız uçak noktasında uzlaşmaya vardı.Rusya’nın ürettiği ve teslimi için taahhüt ettiği insansız uçak Heron’lardan daha uzun süre havada kalabiliyor.

Fiyatı da Heronların yarısı kadar.En önemlisi, kumandası yani uçağın yönetimi tamamen TSK’da olacak.Bilgisayar yazılımından diğer bütün teknik ayrıntılara kadar her şey TSK’ya teslim edilecek.TSK, ön çalışmasını yaptığı bu uçağın alımı için düğmeye bastı.Ancak AKP iktidarı bu alıma olur vermedi ve illa da Heron olsun dedi.

Son bir şey:Tesadüf herhalde!
Tam bu günlerde Rusya’ya insansız uçak alımı için gönderilen emekli askerlerin ikisi apar topar tutuklandı!
Neden mi?
Ergenekon davasından!
Yorum sizin efendim..............
Sabahattin ÖNKİBAR
İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı E. General Servet Cömert:Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Tasfiye mi ediliyor?
Şehitlerimiz, Gazilerimiz yakanıza yapışmayacak mı?
İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı E. Gen. Servet Cömert bugün (22 Ekim 2009) İP İstanbul İl Merkezi’nde bir basın toplantısı düzenleyerek Tayyip Erdoğan ve Mehmet Ali Talat arasında geçen karanlık telefon konuşmasını yorumladı. Cömert’in açıklaması şöyle: Rauf Denktaş Kimdir?Bütün yaşamını Kıbrıs Türkünün özgürlüğüne, bağımsızlığına ve refahına vakfetmiş büyük bir liderdir.
Kurucusu olduğu KKTC’nin varlığını her şeyin üstünde tutan büyük bir vatanseverdir.
Anavatana bağlılığını hiç kimsenin ölçemeyeceği bir büyük Türk’tür.Bu büyük insanı bulunduğu konumdan uzaklaştırabilmek için, dışarıdan ve içeriden her türlü çirkinliği yapmaya çalıştılar.İşçi Partisi’nin 17 Ekim 2009 tarihli “basın açıklaması”nda, 24 Nisan 2004 tarihindeki, “Annan Planı” referandumundan hemen sonra, Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakanı Sayın Mehmet Ali Talat arasında geçen bir telefon konuşmasına yer veriyor. Bu telefon konuşması, o dönemde KKTC Cumhurbaşkanı olan Sayın Rauf Denktaş’ı ele alan ve hoş olmayan ifadeler taşıyan konuşma.

O dönemde Sayın Denktaş’ı, bir süre sonra Sayın Serdar Denktaş’ı konu alan konuşmalar hatırlardadır ve adeta “Denktaş” adının politik hayattan tamamen silinmesi isteniyordu. Keza “KKTC” adının da dile getirilmesinden hoşlanılmıyor, çünkü dış güçlerin istekleri budur!...

Annan Planı:Kıbrıs sorununa çözüm alternatiflerinden biri de Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından ortaya konan kapsamlı öneriler, 11 Kasım 2002’de taraflara sunulmuş ve plan üzerindeki görüşmeler Aralık 2003 tarihine kadar sürmüştür.

14 Nisan 2004’te öngörülen referandum yapıldı ve Rumlar % 76 HAYIR, Türkler % 65 EVET oyu kullandı. Rumlar Türklerle birlikte yaşamayı istemedi.

Ancak o tarihlerden bu yana KKTC Cumhurbaşkanı M. Ali Talat, her fırsattan istifade ile Rumlarla görüşmek için çaba sarf etti.

Oysa Sayın Talat ne AB’nin ne de Rum tarafının ne demek istediklerini anlayamadı, anlayamazdı.
Çünkü Türkiye Cumhuriyeti hükümeti de onlarla birlikti ve Kıbrıs’ta BM’nin görevi olan bu konuyu maalesef AB üstlenmişti ve ABD’de AB’yi destekliyordu.

Annan Planı Ölmüştür.Aslında Kıbrıs’taki sorun 25 Nisan 2004’te sona ermişti. Gerek KKTC gerekse Türkiye avantajlı olacaktı, çünkü Rumlara herhangi bir taviz vermeyecekti.

Türklerin elindeki arazi % 37’yi buluyordu, Annan Planı ise % 27’i öngörüyordu. Özellikle Kıbrıs Türklerini eritecek olan nüfus değişiminden de kurtulmuş olacaktı. Avrupa, kendi ilkelerine ihanet etmiştir.Federasyon tezi de ölmüştür.
KKTC varlığını sürdürecektir.
KKTC’nin Oluşunda Yer AlanlarKıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanmasını isteyen EOKA teşkilatı, Kıbrıs Türkünü soykırımla karşı karşıya bırakmıştı ve bunun örneklerini de gerçekleştirmişti.

Kıbrıs Türkünün can ve mal güvenliğini sağlamak üzere; Türk Silahlı Kuvvetleri 20–22 Temmuz 1974 ve 14–16 Ağustos 1974 tarihlerinde Barış Harekâtı’nı gerçekleştirdi.

Gerek Barış Harekâtı, gerekse muhtelif dönemlerdeki çatışmalarda Türk Silahlı Kuvvetleri’nden ve Mücahitlerden verilen şehit ve yaralılar…

ve bugün onlardan yaşayan Gaziler… aileler…Sormayacaklar mı neden öldüklerini?...

Sormayacaklar mı uğruna öldükleri, kan döktükleri toprakları?...
Biz soracağız!...
Kıbrıs Türk Gençliği!
Özüne dön…
Egemenliğine, vatanına ve devletine sahip çık.
www.ip.org.tr
-- İşçi Partisi İzmir İl ÖrgütüGazi Bulvarı Nurhan İşhanı No : 5 Kat : 3 Gümrük Konak-İZMİRTel:0232 483 95 45 www.ip.org.tr
Ne hallere düştük!..AKP gazetelerinin manşetleri muhteşemdi. Kalemlerinden ve sayfalarından yağ ve bal akıyordu. İşte bazı manşetler: “Eve dönüş bayramı.” “Habur’da barış için ilk adım. Gelenleri pişman etmeyelim.”
“Cumhuriyet’in barış miladı.”
“Açılıma dağ dayanmaz.”
Yağcılığın, yalancılığın bu kadarı olur mu demeyin.
Eğer bu medya patronları AKP’nin yanaşması ise her şey olur.

Ülkemizde gazetecilik çoktaaan bitti.

Onlar gazeteci falan değil, medya baronları.

Bugünkü iktidardan beslenen, milyarlarca dolarlık ihaleler alan, beklentileri olan, işleri bozulmasın diye yatıp kalkan Tayyip’e dualar eden, karşısında el pençe divan duran, bazıları da korkutulmuş ve sindirilmiş para babaları.

Onlar gazeteci falan değil, bugünkü AKP iktidarının emir kulları. Meslek onurumuzu da kendi çıkarları için ayaklar altına almaktan utanmayan, gazetecilik kisvesi altında yağcılık yapıp milletimizi kandırmaya yeltenen çıkarcılar.34 kişi PKK tarafından Kuzey Irak’ta seçiliyor.

Bu isimler, ya da nitelikleri, İmralı Adası’ndan örgütü yönetmekte olan Apo’ya bildiriliyor. Onay alındıktan sonra Türkiye’ye “Barış elçisi” yutturmacası ile gönderiliyor.

Ellerinde bir mektup: “Önderimiz Abdullah Öcalan’ın yol planı kamuoyuna açıklansın.

Askeri operasyonlar durdurulsun.

Kürt halkının özgür iradesi esas alınsın.

Kürt kimliği anayasaya girsin. Kürtçe her alanda kullanılsın. Sivil demokratik bir anayasa hazırlansın.” Bu işin tam Türkçe tercümesi şu:Kürdistan artık kurulsun.İkinci aşama ise şöyle gelecek:Hadi bize eyvallah abiler, biz Kürdistan’ı kurduk, sizden ayrılıyoruz.Bu tezgahı milyonlarca insanımız görüyor da, Tayyip mayyip görmüyor mu?
Elbet görüyor ama ABD ve AB’den gelen direktifleri uygulamak zorunda.

Emir geldi: Ermeni sınırını aç.
Kürtlere özgürlük ver!
Tek tip üniformalarıyla pazartesi günü Türkiye’ye gelip şimdi hepsi de serbest kalanlar ne dediler: “Eve dönüş, etkin pişmanlık gibi yasalardan yararlanmayacağız.

Biz teslim olmaya gelmedik.” Adamlar haklı. Teslim olmaya değil, teslim almaya geldiler.

Bu kez aceleye geldi, bundan sonraki kafileleri mutlaka resmi törenle karşılamak gerekecek!
Taksit taksit gelecekler, yeni mektuplar getirecekler, mitingler yapacaklar, ayaklı propaganda makineleri hızla faaliyete geçecek, dünya ayağa kaldırılacak. Örgütünü İmralı’dan özgürce yöneten Apo’ya belki basın toplantısı yapma hakkı verilecek.

Belki o zaman “Bu konuya Milli Güvenlik Kurulu el koymuştur” gibi açıklamalar yapmak zorunda kalacaklar.

MGK geçmişte işlevi olan ve önemsenen bir kuruldu. AKP, AB’den gelen emir doğrultusunda yasayı değiştirdi.
Şimdi o kurul, beş komutanın katılması dışında Tayyip’in Bakanlar Kurulu’nun benzeridir.
Neyse yeni kafileleri hep birlikte bekleyelim. Onları bu kez bando mızıka ile karşılayıp güzelce ağırlayalım.
Çankaya’dan Başbakanlık’tan randevuları önceden ayarlayalım.

Böylece ABD, AB ve utanç verici koşullarda bile suskun kalmayı yeğleyen Türk Milleti’ni mutlu etmeyi başaralım.

Günün birinde bakarsınız sıra Türk açılımına gelmiş!

Emin Çölaşan / Sözcü

Wednesday, October 21, 2009

Teşekkür(!)
GÜZEL bir organizasyondu; devamının da aynı güzellikte geleceğinden kuşku yok.

Çünkü hükümet bir işe elini attı mı Türkiye işte böyle güzel organizasyonlar yapacak güçtedir ve hatta yakında askeri operasyonları durdurup barış ve demokrasi organizasyonları ile tüm yurdu saracaktır! Yıllardır Irak’ın kuzeyinden Türkiye’ye barış ve demokrasi için gülleri atan, yüreği barış ve demokrasi aşkıyla yanıp tutuşan, bir grup iyi niyet elçisinin Türkiye’yi yöneten kadrolarca kucaklanış organizasyonundan söz ediyoruz.

Emeği geçenlere teşekkür etmek yurttaşlık görevi olmalı...

Kim bunlar?

ABD Başkanı Obama’dan işareti alır almaz “tarihi fırsat” duyurusu yapan Çankaya’daki AKP’li Sayın Abdullah.
Fırsatı barış ve demokrasi için değerlendirmek üzere yol haritasını hazırlayan İmralı’daki PKK’li Sayın Apo.

Kürt açılımını başlatarak barışın ve demokrasinin önünü hızla açan Başbakanlık’taki AKP’li Sayın Recep.

Organizasyona dönersek...

Diyarbakır’daki özel yetkili dört savcıyı ve bir yargıcı barış ve demokrasi elçilerini karşılamak için özel olarak Şırnak’ın Silopi ilçesindeki Habur sınır kapısına gönderen Adalet Bakanı Sadullah Ergin...

Sivil, resmi ve özel timci polislerle jandarmayı elçilerin güvenliği için seferber eden ve açılımın koordinatörlüğünü başarıyla yürüten İçişleri Bakanı Beşir Atalay...

Gümrüklü alanda çevre düzenlemesi için iş makineleriyle destek sağlayan Bayındırlık ve İskân Bakanı Mustafa Demir, gümrüklü sahayı kullanıma açan gümrüklerden sorumlu Devlet Bakanı Hayati Yazıcı. Gerek Amerika’nın gerek Avrupa’nın taleplerini ince bir diplomasiyle yürüten dışarıdan atanmış Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu.

Siyasilere ilaveten...

Alanda gerekli çalışmaları yapmak üzere bölgeye giden Milli İstihbarat Teşkilatı’nın Recep’ten uzatmalı müsteşarı Emre Taner...

Muhteremlerin ellerine sağlık! Bu arada barış ve demokrasi aşığı iyi niyet elçilerinin sözcüsü İmralı’daki “Sayın Apo”dan dört mektup getirmiş.

“Yol haritası” içeren mektuplardan biri Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’a yazılmış.

Ne güzel organizasyon! Emeği geçen ve geçecek herkesin eline sağlık!

Çankaya’daki AKP’linin MGK açılımı!

ÇANKAYA’DAKİ AKP’li, ona buna telefon ederek memleketin dış işlerine bakmaktan epey keyif alıyor olmalı... Şu sıralar sanki memleketin iç işlerine bakmaktan da kendini alamıyor ve ana muhalefet partisi liderinin, Milli Güvenlik Kurulu toplantılarına katılmasını öneriyor.

Cumhuriyet Halk Partisi’nden Mustafa Özyürek öneri üzerine önüne sürülen mikrofona hemen görüş bildirmiş; konuya sıcak baktığını ancak çalışma yönteminin yeniden ele alınması gibi bazı koşulları olduğunu söylemiş. Özetle, ana muhalefetin sözcüsü Çankaya’daki AKP’linin önerisine balıklama atlamamış ama atlamak için yeni “tramplen” istemiş!

İyi hoş da, Milli Güvenlik Kurulu’nun bugünkü yapısı, çalışma yöntemi, karar alma düzeni Avrupa Birliği’nin emirleri üzerine AKP iktidarının eseri olarak ortaya çıkmadı mı? Şimdi neyi, niye değiştirsinler! Maksat öneri olsun torba dolsun değilse eğer Başbakanlık’taki AKP’li, Cumhuriyet Halk Partisi’ni “Kürt açılımı”na yamamaya çalışırken adı bir süredir Damat Ferit’le birlikte anılan Çankaya’daki AKP’linin de, Deniz Baykal’ı Milli Güvenlik Kurulu’nda yanında görmek istemesi hayırlara vesile olur inşallah!NefesAli Serim: “Can Dündar’ın Yunanistan’da bedava dağıtılan Mustafa filmi gibi Nefes filmi de ‘Kürdistan’da dağıtılabilir!”

Yağmur DenizParis’te Sevr’e uygun harita çizilmiş.

Açılım haritasıdır!Ka-meraAnıl Öçal: “Açılım görüşmeleri kamera önünde olmasın mera önünde olsun; trene bakar gibi!”HikmetyarHamza Saykan: “Bülent Arınç’a göre İsrail karşıtı dizinin sonu mutlu edecekmiş.

Hikmetyar’ın dizinin dibinde mutluluk fotoğrafı çektirebilirler!

”Nazi Almanyası’nda papaz Martin Niemöller’in günlüğünden: “Önce sosyalistleri topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü ben sosyalist değildim. Sonra sendikacıları topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü sendikacı değildim. Sonra Yahudileri topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü Yahudi değildim. Sonra beni almaya geldiler; benim için sesini çıkaracak kimse kalmamıştı.” Deniz SOM Orta oyunu
TAMAM, bugünkü hükümetin başlattığı “açılım” başarıya ulaşsın. Ülkemizde artık kan dökülmesin. “Yaratandan ötürü yaratılanı seven” Başbakanımız da mutlu olsun. İyi de bunlar yapılırken, Başbakan’ın ifadesiyle “Koskoca Türkiye Cumhuriyeti” âleme rezil olmasın.
En azından hükümet adına Habur’a veya Cizre’ye gidenler, yargının işine burnunu sokmasın. Oysa önceki gün “zafer” işaretleri vererek Habur’dan Türkiye’ye giren 34 kişi ile ilgili işlemler hakkında, arkadaşımız Okan Konuralp’in Silopi’den verdiği bilgiler durumun hiç de öyle olmadığını gösteriyor.

Biliyorsunuz bu 34 kişinin hepsi (tabii üstelik üniformasıyla gelen 8 PKK’lı da) dün yetkili Nöbetçi Mahkeme tarafından serbest bırakıldılar.Okan Konuralp’in haberinin bu konuyla ilgili kısmını özetleyerek aktarıyoruz:“Kandil Dağı’ndan ve Mahmur isimli kamptan 34 kişinin Türkiye’ye gelişiyle başlayan ‘Hangi koşullarda serbest kalmaları sağlanacak’ belirsizliği ‘pişmanlık’ yasasına getirilen yeni içtihat yoluyla aşıldı.”Okan’ın sözünü ettiği, Ceza Yasası’nın “etkin pişmanlık”la ilgili 221’nci maddesi hükmüdür.

Bu madde özetle:*

Suç işlenmeden önce verdiği bilgilerle örgütün dağılmasını sağlayan;*

Örgüt üyesi olan ama örgütün suçuna iştirak etmeksizin örgütten gönüllü olarak ayrıldığını bildiren;*

Örgütün suçuna katılmadan yakalanan fakat örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlayan bilgi veren;*

Örgütü kuran, yöneten veya üye olan ama gönüllü olarak teslim olup örgütün yapısı ve faaliyeti ve işlediği suçlar hakkında bilgi veren kişiye ceza verilmeyeceğini söylüyor.

Demek ki gelenlerin durumunu bu madde kılıfına uydurmak için Habur’da bir kumpanya kurulmuş. Bu kumpanya üstelik ancak Yargıtay’ın yetkisinde olan “içtihat üretme” hakkını da kendinde görmüş. Nitekim Okan şunları aktarıyor:“İfadelerde, ‘kimin isteği ve neden geldiniz sorularına hangi yanıtların verileceği’ krizinin aşılmasında DTP Genel Başkanı Ahmet Türk ile İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın telefon diplomasisi etkili oldu.”Sanmayın ki sadece ikisi bu işe bulaşmış. Anlaşılan devletimiz 34 PKK’lıyı karşılamak için meğer tam kadro orada bekliyormuş.

Örneğin İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Osman Güneş, önceden gidip Cizre’de beklemiş.Sonunda PKK’lıların “Abdullah Öcalan’ın talimatı gereği buraya geldik” ifadesine “Ve hükümetin demokratik açılımına destek vermek için” ibaresinin eklenmesinde mutabık kalmışlar.Bu tabloyu tanınmış hukukçu Turgut Kazan’la konuştuk. “Şimdi Türkiye’de, sayısını bilemediğim kadar insan PKK’ya destek vermek yahut üye olmak iddiasıyla tutuklu yahut hükümlü sıfatıyla hapiste yatıyor. Adalet onlara bunu reva görürken üniformasıyla gelen, etkin pişmanlıktan yararlanmayı reddeden insanların serbest bırakılması için yapılanlar bir hukukçu olarak beni utandırıyor” dedi.
Haksız mı?
Oktay EKŞİ

Tekerrür eden tarih ne işe yarar?

BİR televizyon sunucusu Habur Kapısı’ndaki muhabirlerine, PKK’lılarda ve onları karşılamaya gelen yandaşlarında bir zafer kazanmışlık havası olup olmadığını ısrarla soruyordu. Sonra kendisi açıklıyordu: Muzaffer eda yok ise “iyi” imiş, varsa açılım tehlikeye düşermiş. Bu, kendi düşüncesi miydi, yoksa hükümetin görüşü müydü, bilemedim.

Sunucu (ve öteki sunucular) muhabirleriyle muhabbet ederken ekranda Öcalan posteri, PKK bayrağı taşıyan, “V” zafer işareti yapan insanlar, yüzlerce arabalık uğurlama ve karşılama konvoyları görülmekteydi.Ardından, Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla Türkiye’ye gelen “Barış Grubu”nun getirdiği PKK’nın 9 maddelik mektup-muhtırası okunup söyleniyordu ekranlarda. Tam anlamıyla bir bayram, bir zafer havası görülmekteydi kıyafet ve davranışlarda.OSMANLI-RUS SAVAŞIBu sırada, biraz tarih bilgisi olanlar 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması’nı anımsadılar. Bu antlaşmadan sonra Rusya, Osmanlı Devleti’nin Ortodoks Hıristiyan uyruklarının koruyucusu oluyordu. 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı bu nedenle çıkmış, imzalanan 3 Mart 1878 Ayastefanos (Yeşilköy) Antlaşması ile Osmanlı’nın Tuna vilayetinde Bulgar devleti kurulmuştu. Ayastefanos Antlaşması’nda Ermenilerle ilgili reformlar yapılmasını öngören bir madde de (Madde 16) vardı.

Bunun ardından imzalanan 13 Temmuz 1878 tarihli Berlin Antlaşması’na göre (Madde 61) Osmanlı Devleti Ermenileri Çerkeslere ve Kürtlere karşı korumayı üstleniyordu. Oysa üç topluluk da Osmanlı vatandaşı idi.Gerçekte, Ayastefanos ve Berlin Antlaşmaları Ermenileri, Bulgarlara öykünmeye davet etmekteydi.

Osmanlı Avrupa’sında Bulgarlar kendi devletlerini nasıl kurdularsa Ermeniler de kendi “Büyük Ermenistan Devleti”ni Anadolu’da kurabilirlerdi. Bulgarlar gibi, çeteler, komitalar kurarlar, isyan ederler, kan dökülür ve başta Rusya olmak üzere Berlin Antlaşması imzacısı Düvel-i Muazzama savaşa girip Osmanlı’yı ezerdi. İşte o zaman Büyük Ermenistan kurulurdu. 1878’den sonra bu strateji ve taktik uygulandı zaten. 1774-2005, OKUYUNTelevizyonlarda Habur Kapısı’ndan yapılan naklen (canlı) yayını izleyenlerden bazıları işte bunları anımsamakta ve o zamanın Düvel-i Muazzaması ile Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Birliği’nin farksız olduğunu düşünmekteydiler. Ancak, bunları bilmeyen, anımsamayan ve öğrenmek isteyenlere Bilâl N. Şimşir’in “Ermeni Meselesi, 1774-2005” (Bilgi Yayınları) adlı kitabının ilk 100 sayfasını okumalarını salık vermekteydiler.

KIRIM SAVAŞI SONRASI

Bunları bizim siyasilerin görüşlerini dinlemeden, televizyonlarda tele-âlimlerin bombardımanına uğramadan yazıyorum. Osmanlı Devleti galip geldiği savaşlardan sonra imzaladığı antlaşmalarda bile zararlı çıkmıştı.
Örneğin, müttefikleriyle birlikte kazandığı Kırım Savaşı’ndan sonra ilan ettiği Islahat Fermanı ile yıkılışını da ilan etmişti.

PKK’lıların ülkeye dönüşlerini yüreklendirip kabul eden AKP hükümeti, teslim olma koşullarını karşı tarafa kabul ettirebilirdi. Bunun sonucu olarak PKK Irak’ta ve Türkiye’de 6-0’lık galibiyet havalarına girmeyip poz atmayabilirdi. Böylesine bir uzgörüşlülüğü, olgunluğu, dûrendîşliği Kürtçülük önderlerinden ve DTP yöneticilerinden beklemek fazla iyimserlik olur. Ancak, ne olursa olsun, biraz tarih öğrenmelerinin herkese yararı var!

Özdemir İNCE

Tuesday, October 20, 2009

Hadi gelin MR’ınızı çekeyim...

Yılmaz ÖZDİL yozdil@hurriyet.com.tr

Hadi gelin MR’ınızı çekeyim...

Kimmiş bu gelen teröristler?
“Barış” grubu.

Sen kimsin bu durumda? “Savaş” grubu.

* “Demokrasi, özgürlük, barış, empati, uzlaşı, kültür, hoşgörü, etik, insan hakları” gibi saygın kavramları, seni susturmak için, sana karşı kullanıyorlar.

* “Kara propaganda”dır bu.

* Terörün silahsız olanı.

* Cephanesi, hile, iftira, entrika, fitne, nifak, dedikodu ve rivayettir...

Maske takar. Yalanı, gerçek gibi anlatır. Ajanı, aydın diye ambalajlar. Yorum üfler, manşet pompalar.

Biat edeni yüceltir, itaat edeni alkışlar. Varolmayanı, varmış gibi gösterir.
Saptırır...
“Bu açılımın içinde ne var?” diye sor mesela...

“Analar ağlasın mı istiyorsun?” diye kontra sorar.
Dağa çıkan sendin çünkü! Hayatında kırmızı ışıkta bile geçmediğin halde, anaları ağlatan sanki senmişsin gibi suçlanırsın, utanırsın, susarsın.
* At izi, it izine karışır böylece.
* Ve, muhtemelen...
Endişelisin bu yüzden.
Moralin bozuk.
Mutsuzsun.
Böbreğinde taş varmış gibi, kıvranıyor beynindeki düşünceler...
Aklın karışık, zihnin bulanık, vicdanın sancılı...
Devlete inancın sarsıldı.
Güvenini kaybettin.
Geçenlerde, o arkadaş ortamında, öyle düşünmediğin halde, öyle düşünüyormuş gibi yaptın, hâlâ için içini yiyor.
Irkçı filan diye yaftalanmaktan korktuğun için, fikirlerini özgürce ifade edemiyorsun. Kendini yalnız hissediyorsun, “Bi tek ben aksini düşünüyorum herhalde” diyorsun.
Son zamanlarda sık sık “Acaba ben mi yanlış düşünüyorum” duygusuna kapılıyorsun.
Ramak kaldı...
Sürüye katılmak üzeresin.

* Çünkü... Bir türlü açamadıkları açılımın önünde tek engel var.
* Sana PKK’lıların teslim olduğunu söylüyorlar ama, aslında senin tıpış tıpış teslim olmanı bekliyorlar.