Olmayan Darbe, Acilmayan Dava Uzerinden Secim Stratejisi
EMRE KONGAR
Kamuoyu arastirmalari, iktidardaki AKP’nin “Kurt Acilimi” konusunda ve“ekonomik sikintilar” nedeniyle oy kaybettigini gosteriyor.
Yine arastirmalar, “darbe soylentilerinin”ve “kapatma davasinin”, bir bolum secmeni etkileyerek iktidara yarayacagi konusunda sonuclar ortaya koyuyor.
Yaklasik bir yil icinde secimler var.
Oyle saniyorum ki, bugunlerde yasadigimiz ve “buyuk bir kaos” gibi gorulen olaylarin arkasinda gayet ince hesaplanmis etkili bir “secim stratejisi” de var:
Gundemi “darbe soylemleri” ve “yargiclar vesayeti” maddelerine hapsetmek, boylece “Kurt acilimini” ve “ekonomik sikintilari” tartisma alaninin disinda birakmak.
Bu strateji, ic ve dis konjonkturdeki gelismeler ile butunlestirilerek gayet basarili bir bicimde uygulaniyor.
***
Iktidar, carpitilmis bir “Milli irade” soylemi ile hem “temel hak ve ozgurluklere dayali” olmasi gereken demokratik sistemi, bu ozgurlukleri tahrip edecek bir“cogunluk diktatorlugu” olarak yorumluyor…
Hem de “Milli iradeye ipotek koyan bir vesayet sistemi” soylemiyle askerlere ve bagimsiz yargiya karsi bir kampanya yurutuyor.
Demokrasi acisindan, “Yargi vesayeti var”diyerek, yuksek yargiyi yipratmasi biraz zor.
Cunku yarginin rejim acisindan zorunlu kabul edilen bagimsizligi, tarafsizligi ve demokratik hukuk devletini koruyucu islevi bu yipratmaya pek de izin vermiyor.
O zaman elde kaliyor “Askeri darbe soylemi”.
***
Yuksek rutbeli komutanlarin gozaltina alinmasi ve bir bolumunun tutuklanmasi olayinin gerekcesi de bir “Darbe plani”iddiasi.
Darbe var mi?
Yok!
Darbe girisimi var mi?
O da yok!
Peki, ne var?
Darbe plani oldugu iddia edilen belgeler var. (Askerler bu belgelerin bir “Harp oyunu seminerine iliskin” oldugunu soyluyor.)
Bu belgeler ne zaman hazirlanmis?
Yedi yil once!
***
Olmayan darbenin, yapilmayan darbe girisiminin, var oldugu iddia edilen ve henuz dogrulugu kanitlanmamis 7 yil onceki planlarina dayali gozaltilar ve tutuklamalar kamuoyuna nasil takdim ediliyor?
Sanki bugun bir darbe girisimi varmis da onlenmis gibi.
***
AKP’nin laiklik karsiti eylem ve soylemlerin odagi oldugu iddiasiyla kapatma davasi acildi.
Anayasa Mahkemesi AKP’nin laiklik karsiti odak olduguna 11 uyeden 10’unun oyuyla karar verdi.
Ama partiyi kapatmadi.
Simdi, sanki yeni bir dava varmis gibi,“Kapatma konusu” gundeme getiriliyor.
***
Hukumet uyeleri ve iktidarin milletvekilleri gerginligi tirmandiran eylem ve soylemler icinde:
Siyasal mesajlarda dinsel simgeler kullanarak “Bu ulkenin kutlu yuruyusu asla ve asla durdurulamaz…” diyenler…
“Eee simdi biz onlari fisliyoruz. 40 sene onlar bu halka yapti, insallah sira bizde”sozleriyle ayrimcilik yapan ve fislemeleri hem itiraf eden hem de savunanlar…
Muhaliflere “Iktidara karsi cikanlarin kanini tahlile yollamak gerekir. Bu kani bozuklar…” diyerek saldiranlar…
Medyaya “Tuu sana…” diyerek tukurenler…
Hep bu “olmayan darbe ve acilmayan dava” uzerinden tirmandirilan bir gerginligin, bir secim stratejisinin tamamlayici parcalari gibi gorunuyor.
Thursday, February 25, 2010
Tuesday, February 23, 2010
O “bir insandan”, “bir sanatcidan”cok daha fazlasidir.. .
Mujdat Gezen’in Buyuk Sirri
Mujdat Gezen’in en buyuk sakasi kendisidir:
Ona baktiginizda normal bir insan, taniyorsaniz da unlu bir sanatci gorursunuz sadece.
Oysa o “bir insandan”, “bir sanatcidan”cok daha fazlasidir.. .
O “bir insan” degil, “insanligin” ta kendisidir!
O “bir sanatci” degil, bizzat “sanattir”!
O insan ve sanatci gorunumune burunerek aramiza karismis, bize saka yapan bir Olimpos Tanrisidir.
Ama “buyuk sirri” bu degildir.
***
Bu gece Mujdat Gezen’in ellinci sanat yili kutlaniyor:
Tiyatrodan kazandigi ilk para, Istanbul Sehir Tiyatrolari’ndan aldigi 250 liradir.
Ilk kazancini goturdugu annesi Macide Hanim’in Fatih’teki evinin kapisini caldigindan bu yana 50 yil gecmis.
Aslinda amator olarak calistigi yillar da hesaba katilirsa, tam 57 yildir sahnedeMujdat.
Dilerim bu yasami bir elli yil daha surdurur.
***
Aksam gazetesinin Pazar ekinde dun yayimlanan konusmasinda Sibel Ates Yengin’in “En cok huzuru nerede bulursunuz” sorusuna yanit verirken:
“Okulumda, tiyatromda ve evimde. Ucu de benim siginagimdir” demis.
Ben Mujdat Gezen’i her uc mekânda da yakindan tanima, gozlemleme olanagi bulmus sansli biriyim.
Herkes gibi butun sanatcilar da paralarini, hakli olarak, gelir getirici, sosyal guvenlik saglayici yatirimlara baglarken, Mujdatvarini yogunu, Mujdat Gezen Sanat Merkezi’ne harcamistir.
Gun gelmis butun malini mulkunu, evindeki tablolari bile satmis, ama bu okuldaki egitimi aksatmamistir.
Mujdat’in okulunu kamuoyu yakindan bilir.
Ama bu okulda okuyan 260 ogrenciye burs verildigini, bunlarin dort yil boyunca bedava egitim gordugunu bilir miydiniz?
Ustelik butun masraflara ek olarak, emege saygisini gostermek icin Mujdat,ogretmenlere de ucret oder.
Okulun devami, surekli olarak para harcanmasina baglidir.
Herkesin bildigi gibi ucretsiz egitim, kaynak oguten bir degirmendir.
Kazandigi butun paralari bu ise yatirirMujdat.
Ama onun “buyuk sirri” bu da degildir.
***
Benim bu yazida aciklayacagim “buyuk sir”, ne okuluyla, ne tiyatrosuyla ne de evi ve ailesiyle ilgili.
Insan ve insanlik timsali, sanat ve sanatci timsali olan Mujdat Gezen, yaptigi islerden sadece biri konusunda konusmaz.
Cunku bu onun “buyuk sirridir”.
Kamuoyuna bilgi vermez.
Soru sorulursa gecistirir.
Ben yillar icinde, onunla dostlugum sirasinda yakaladigim ipuclari ile bu isi kesfettim.
Onun bu “buyuk sirrina” saygi duyarak ayrinti vermeyecegim; zaten ben de fazla bir sey bilmiyorum:
Mujdat Gezen’in “buyuk sirri”, kendisinin “Sanatci Evi” dedigi, yasli ve bakima muhtac sanatcilar icin islettigi bir huzur ve saglik merkezidir.
Ben sadece, burada sekiz doktorun gorevli oldugunu biliyorum.
Bir de kimseden para alinmadigini.
***
Ataturk, tiyatro sanatcilari icin,“Efendiler... Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz; hattâ cumhurbaskani olabilirsiniz; fakat, sanatci olamazsiniz.
Yasamlarini buyuk bir sanata adayan bu cocuklari sevelim...” demisti.
Her sanatci Mujdat Gezen olamaz.
Yasamini sanata ve sanatciya adayan bu cocugu sevelim degerli okurlarim.
ekongar@cumhuriyet. com.tr
Mujdat Gezen’in en buyuk sakasi kendisidir:
Ona baktiginizda normal bir insan, taniyorsaniz da unlu bir sanatci gorursunuz sadece.
Oysa o “bir insandan”, “bir sanatcidan”cok daha fazlasidir.. .
O “bir insan” degil, “insanligin” ta kendisidir!
O “bir sanatci” degil, bizzat “sanattir”!
O insan ve sanatci gorunumune burunerek aramiza karismis, bize saka yapan bir Olimpos Tanrisidir.
Ama “buyuk sirri” bu degildir.
***
Bu gece Mujdat Gezen’in ellinci sanat yili kutlaniyor:
Tiyatrodan kazandigi ilk para, Istanbul Sehir Tiyatrolari’ndan aldigi 250 liradir.
Ilk kazancini goturdugu annesi Macide Hanim’in Fatih’teki evinin kapisini caldigindan bu yana 50 yil gecmis.
Aslinda amator olarak calistigi yillar da hesaba katilirsa, tam 57 yildir sahnedeMujdat.
Dilerim bu yasami bir elli yil daha surdurur.
***
Aksam gazetesinin Pazar ekinde dun yayimlanan konusmasinda Sibel Ates Yengin’in “En cok huzuru nerede bulursunuz” sorusuna yanit verirken:
“Okulumda, tiyatromda ve evimde. Ucu de benim siginagimdir” demis.
Ben Mujdat Gezen’i her uc mekânda da yakindan tanima, gozlemleme olanagi bulmus sansli biriyim.
Herkes gibi butun sanatcilar da paralarini, hakli olarak, gelir getirici, sosyal guvenlik saglayici yatirimlara baglarken, Mujdatvarini yogunu, Mujdat Gezen Sanat Merkezi’ne harcamistir.
Gun gelmis butun malini mulkunu, evindeki tablolari bile satmis, ama bu okuldaki egitimi aksatmamistir.
Mujdat’in okulunu kamuoyu yakindan bilir.
Ama bu okulda okuyan 260 ogrenciye burs verildigini, bunlarin dort yil boyunca bedava egitim gordugunu bilir miydiniz?
Ustelik butun masraflara ek olarak, emege saygisini gostermek icin Mujdat,ogretmenlere de ucret oder.
Okulun devami, surekli olarak para harcanmasina baglidir.
Herkesin bildigi gibi ucretsiz egitim, kaynak oguten bir degirmendir.
Kazandigi butun paralari bu ise yatirirMujdat.
Ama onun “buyuk sirri” bu da degildir.
***
Benim bu yazida aciklayacagim “buyuk sir”, ne okuluyla, ne tiyatrosuyla ne de evi ve ailesiyle ilgili.
Insan ve insanlik timsali, sanat ve sanatci timsali olan Mujdat Gezen, yaptigi islerden sadece biri konusunda konusmaz.
Cunku bu onun “buyuk sirridir”.
Kamuoyuna bilgi vermez.
Soru sorulursa gecistirir.
Ben yillar icinde, onunla dostlugum sirasinda yakaladigim ipuclari ile bu isi kesfettim.
Onun bu “buyuk sirrina” saygi duyarak ayrinti vermeyecegim; zaten ben de fazla bir sey bilmiyorum:
Mujdat Gezen’in “buyuk sirri”, kendisinin “Sanatci Evi” dedigi, yasli ve bakima muhtac sanatcilar icin islettigi bir huzur ve saglik merkezidir.
Ben sadece, burada sekiz doktorun gorevli oldugunu biliyorum.
Bir de kimseden para alinmadigini.
***
Ataturk, tiyatro sanatcilari icin,“Efendiler... Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz; hattâ cumhurbaskani olabilirsiniz; fakat, sanatci olamazsiniz.
Yasamlarini buyuk bir sanata adayan bu cocuklari sevelim...” demisti.
Her sanatci Mujdat Gezen olamaz.
Yasamini sanata ve sanatciya adayan bu cocugu sevelim degerli okurlarim.
ekongar@cumhuriyet. com.tr
Bekir Coşkun
AHA bildiriyor.. . (2)
21.02.2010 03:33:07
AHA’nın (Arınç Haber Ajansı), AA, DHA, İHA gibi ajanslardan farklı yanı; yayına geçtiği zaman olanları değil, olacakları da veriyor. Olması gerekenleri de...Tüm bu olanları günler önceden haber veren kimdi?..
AHA...(.........)
AHA ayrıca tüm medyada yer alan o yayınlarında, duyguları, düşünceleri, söylenmeyenleri, hatta olmayanları da bildiriyor.İşte:İsmailağa Cemaati‘nin üzerine gittiği için içeri atılan Cumhuriyet Başsavcısı Cihaner ile ilgili değerlendirme yaparken, “İşin içine biraz gözyaşı koymak bakımından da bu savcımızın çocuğunun çizgi filmlerinin bile alındığını ve onun gözyaşları içinde babasını beklediğini söylemek de işin içine mizansen koymaktır” dedi AHA...
İnsan düşünüyor:Babası hapse atılmış, annesinin kucağına sinmiş, şaşkın ve korkmuş bir küçük çocuğun gözyaşını dahi alay konusu yapacak kadar kin ve nefret kimde olabilir...
AHA bildiriyor.. .
_Yine tüm bu olup bitenlerin altında yatan gerçek nedeni (diğer medya ve ajanslar görmemiş olsalar bile) en iyi yine AHA bir cümleyle açıkladı, gözünüzden kaçmasın:“Bu ülkenin kutlu yürüyüşü asla ve asla durdurulamaz. ..”(.........)
Kutlu yürüyüş?...
Ne alakası var?..
Din içerikli kitaplarda “İslami mücadele yolu“ diye geçiyor, bir tür İslami ya da dinsel slogan...
Kalkıp “Savcı, başsavcıyı içeri attıysa, kutlu yürüyüş de nereden çıktı?..” demeyin.
AHA size gerçeği gösteriyor...
Bu kopan kıyametin, devlet içindeki krizin gerçek nedenini açıklıyor...
AHA aslında çatışmanın özünü bildiriyor size..._
Bu olanlar; Türkiye adım adım “tarikat devletine” dönüştürülürken, sorun çıkartan ve direnen cumhuriyet yargısını silip süpürüp, yerine kendi yargılarını koyma operasyonudur. ..
Anlamıyor musunuz?..
Açıkça söylüyor...AHA...
AHA bildiriyor.. . (2)
21.02.2010 03:33:07
AHA’nın (Arınç Haber Ajansı), AA, DHA, İHA gibi ajanslardan farklı yanı; yayına geçtiği zaman olanları değil, olacakları da veriyor. Olması gerekenleri de...Tüm bu olanları günler önceden haber veren kimdi?..
AHA...(.........)
AHA ayrıca tüm medyada yer alan o yayınlarında, duyguları, düşünceleri, söylenmeyenleri, hatta olmayanları da bildiriyor.İşte:İsmailağa Cemaati‘nin üzerine gittiği için içeri atılan Cumhuriyet Başsavcısı Cihaner ile ilgili değerlendirme yaparken, “İşin içine biraz gözyaşı koymak bakımından da bu savcımızın çocuğunun çizgi filmlerinin bile alındığını ve onun gözyaşları içinde babasını beklediğini söylemek de işin içine mizansen koymaktır” dedi AHA...
İnsan düşünüyor:Babası hapse atılmış, annesinin kucağına sinmiş, şaşkın ve korkmuş bir küçük çocuğun gözyaşını dahi alay konusu yapacak kadar kin ve nefret kimde olabilir...
AHA bildiriyor.. .
_Yine tüm bu olup bitenlerin altında yatan gerçek nedeni (diğer medya ve ajanslar görmemiş olsalar bile) en iyi yine AHA bir cümleyle açıkladı, gözünüzden kaçmasın:“Bu ülkenin kutlu yürüyüşü asla ve asla durdurulamaz. ..”(.........)
Kutlu yürüyüş?...
Ne alakası var?..
Din içerikli kitaplarda “İslami mücadele yolu“ diye geçiyor, bir tür İslami ya da dinsel slogan...
Kalkıp “Savcı, başsavcıyı içeri attıysa, kutlu yürüyüş de nereden çıktı?..” demeyin.
AHA size gerçeği gösteriyor...
Bu kopan kıyametin, devlet içindeki krizin gerçek nedenini açıklıyor...
AHA aslında çatışmanın özünü bildiriyor size..._
Bu olanlar; Türkiye adım adım “tarikat devletine” dönüştürülürken, sorun çıkartan ve direnen cumhuriyet yargısını silip süpürüp, yerine kendi yargılarını koyma operasyonudur. ..
Anlamıyor musunuz?..
Açıkça söylüyor...AHA...
Hayırlara vesile olsun
Almanya'daki Keriz Feneri'yle dini bütün vatandaşlarımızı dolandırdığı ortaya çıkan Erzincan Başsavcısı'nın evi basıldı.
Frankfurt savcılığı, gurbetçilerimizin paralarını cukkalayarak gemi alan Koramiral'i gözaltına aldı. Kemal Kılıçdaroğlu'nun bavulla kuryelik yaptığı, arada iki bavulu kendi bagajına atarak, Las Vegas'ta yavrularla yediği iddia edildi.
Kılıçdaroğlu, “Külliyen yalan, ben o sırada umredeydim” dedi. “Size İzmir'de otomobil fabrikası kuracağız” vaadiyle ahaliyi tokatlayan Oktay Vural'ın 7'den 77'ye herkesi ayakta yiyip, Kanal 777 diye televizyon kurduğu öne sürüldü.
Memleketin topraklarını yabancıya peşkeş çeken ünlü arsa spekülatörü Toprak Dede'nin 96 yaşındaki sevgilisi Muazzez İlmiye Çığ'la birlikte cennette tapu sattıkları anlaşıldı. Aşçı er Levent Kırca'nın Devlet Bahçeli'ye suikast planı hazırladığı, ancak, yanlışlıkla Deniz Baykal'ın evinin önüne giden tetikçi-elektrikçi er Müjdat Gezen'in suçüstü yapılacağını anlayınca, polisten pet şişeyle su isteyerek, krokiyi yediği ortaya çıktı.
Burkina Faso'dan gelen ihbar telefonuyla yakalanan iki er hakkında “gülmekten öldürmeye” teşebbüsten dava açıldı. Genelkurmay Başkanı, geçenlerde bindiği F-16'ya kene konulduğunu açıkladı. Taraf Gazetesi, “Türkiye laiktir laik kalacak” diyen Cumhurbaşkanı'nın gizli gizli kaydedilmiş ses bandını yayınladı.
Harp okulu yatakhanesinde yapılan aramada üç Nutuk, beş Atatürk rozeti ele geçirildi, laik sızma girişiminde bulunan subaylar ordudan atıldı; başbakan şerh koydu. Frankfurt Savcısı'nı telefonla arayarak, “Koramiral'i bırak” dediği iddia edilen Sabih Kanadoğlu, “Evet aradım ama, davayla ilgisi yok, Eintracht Frankfurt-Bayern Münih maçını sormak için aradım” dedi.
Dursun Çiçek'in atmadım dediği ıslak imzayı, Keriz Feneri Noteri'nde attığı ortaya çıktı. Yargıtay ve Danıştay üyeleri, açığa alınan Keriz Feneri Noteri'ne destek ziyaretinde bulundu.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, yetkisini aşan Frankfurt Savcısı'nın derhal görevden alınmasına; Keriz Feneri Noteri'nin ise, Anayasa Mahkemesi Başkanı yapılmasına karar verdi. Yarsav, Keriz Feneri haberlerine yayın yasağı getirilmesini istedi.
Adalet Bakanı isyan etti, “Günahsız insanlar içeri tıkılırken, Keriz Feneri'nin üstü örtülüyor” dedi. “Darbeciler Keriz Feneri'ni kolluyor, halkımıza yazık” diyen Bülent Arınç ağladı.Bi uyandım sıçrayarak...
Meğer koltukta içim geçmiş.
Kan ter içinde kalmışım.
Hayırlara vesile olsun.
Almanya'daki Keriz Feneri'yle dini bütün vatandaşlarımızı dolandırdığı ortaya çıkan Erzincan Başsavcısı'nın evi basıldı.
Frankfurt savcılığı, gurbetçilerimizin paralarını cukkalayarak gemi alan Koramiral'i gözaltına aldı. Kemal Kılıçdaroğlu'nun bavulla kuryelik yaptığı, arada iki bavulu kendi bagajına atarak, Las Vegas'ta yavrularla yediği iddia edildi.
Kılıçdaroğlu, “Külliyen yalan, ben o sırada umredeydim” dedi. “Size İzmir'de otomobil fabrikası kuracağız” vaadiyle ahaliyi tokatlayan Oktay Vural'ın 7'den 77'ye herkesi ayakta yiyip, Kanal 777 diye televizyon kurduğu öne sürüldü.
Memleketin topraklarını yabancıya peşkeş çeken ünlü arsa spekülatörü Toprak Dede'nin 96 yaşındaki sevgilisi Muazzez İlmiye Çığ'la birlikte cennette tapu sattıkları anlaşıldı. Aşçı er Levent Kırca'nın Devlet Bahçeli'ye suikast planı hazırladığı, ancak, yanlışlıkla Deniz Baykal'ın evinin önüne giden tetikçi-elektrikçi er Müjdat Gezen'in suçüstü yapılacağını anlayınca, polisten pet şişeyle su isteyerek, krokiyi yediği ortaya çıktı.
Burkina Faso'dan gelen ihbar telefonuyla yakalanan iki er hakkında “gülmekten öldürmeye” teşebbüsten dava açıldı. Genelkurmay Başkanı, geçenlerde bindiği F-16'ya kene konulduğunu açıkladı. Taraf Gazetesi, “Türkiye laiktir laik kalacak” diyen Cumhurbaşkanı'nın gizli gizli kaydedilmiş ses bandını yayınladı.
Harp okulu yatakhanesinde yapılan aramada üç Nutuk, beş Atatürk rozeti ele geçirildi, laik sızma girişiminde bulunan subaylar ordudan atıldı; başbakan şerh koydu. Frankfurt Savcısı'nı telefonla arayarak, “Koramiral'i bırak” dediği iddia edilen Sabih Kanadoğlu, “Evet aradım ama, davayla ilgisi yok, Eintracht Frankfurt-Bayern Münih maçını sormak için aradım” dedi.
Dursun Çiçek'in atmadım dediği ıslak imzayı, Keriz Feneri Noteri'nde attığı ortaya çıktı. Yargıtay ve Danıştay üyeleri, açığa alınan Keriz Feneri Noteri'ne destek ziyaretinde bulundu.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, yetkisini aşan Frankfurt Savcısı'nın derhal görevden alınmasına; Keriz Feneri Noteri'nin ise, Anayasa Mahkemesi Başkanı yapılmasına karar verdi. Yarsav, Keriz Feneri haberlerine yayın yasağı getirilmesini istedi.
Adalet Bakanı isyan etti, “Günahsız insanlar içeri tıkılırken, Keriz Feneri'nin üstü örtülüyor” dedi. “Darbeciler Keriz Feneri'ni kolluyor, halkımıza yazık” diyen Bülent Arınç ağladı.Bi uyandım sıçrayarak...
Meğer koltukta içim geçmiş.
Kan ter içinde kalmışım.
Hayırlara vesile olsun.
Monday, February 22, 2010
Bekir Coşkun
10.02.2010
Davulcu Remo'dan bu yana...
DAVULCU Remonun, davul çalarken sağ ayağını kaldırıp tokmağı ayağının altında davula vurması, Samuel Morsenin elektrikli telgrafı icat etmesine denk gelir...
(.........)
Kütahya köylülerinin bir keçinin sırtına yazılmış ayeti görmeleri ve keçiyi kaptıkları gibi kaymakama götürmeleri, kaymakamın da bunu Adı geçen keçiye ne gibi bir işlem yapılmasını bir yazıyla merkezesorması ise Çinlilerin pirinçteki gen sıralamasını bulmalarına rastlar...
(.........)
Şıh Hakkı Hazretlerinin, müminlerin oval bir cismi okşamaları ya da ortasında delik olan yuvarlak bir cisme manalı fazla bakmalarının imanı bozacağını tebliğ etmesi de İskoç asıllı John Bairdin televizyonu icat etmesiyle eşzamanlıdır...
Sene 2010...
- Son bir yılda insan epigenomunun şifresi çözüldü...
- Görme engelliler için göz yerine geçen mikroçip yapıldı...
- Bilim adamı robot, Aberystwyth Üniversitesinde çalışmaya başladı...
- NASA, Ayda su bulunduğunu açıkladı...
- Maryland Üniversitesinde, atomun içindeki veriyi bir metre uzaklıktaki kabın içine ışınlayarak taşıdılar...
- Büyük Hadron çarpışması ile yerkürenin sırrı aralandı...
- Subaru teleskobu, komşumuz yeni bir gezegen buldu...
- Başta Alzheimer ve kemik erimesi olmak üzere 27 hastalığa çare buldu elin adamı...
Tüm bunlar ise; Türklerin imam yetiştirip, onlardan bilgisayarcı, matematikçi, fizikçi, kimyacı, bilim adamı, vali, doktor, mühendis, yargıç yapmak istemelerine denk gelir...
İşte siz kaç gündür üniversiteye girişte katsayı kavgası ile bunu izliyorsunuz. ..
Bu ülkenin Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Milli Eğitim Bakanı, yandaş YÖK Başkanı, kimi profesörleri, kimi aydınları...
Hâlâ çocuklara imam eğitimi verip, onlardan her şey yapmak için kavga ediyorlar...
Ama ne yapacaksınız.. .Dünyanın en gözde, en cennet toprakları üzerinde, durup dururken çağdışı kalmaz insan...
Kalmışsa bir sebebi olmalı...Bir sebebi...
10.02.2010
Davulcu Remo'dan bu yana...
DAVULCU Remonun, davul çalarken sağ ayağını kaldırıp tokmağı ayağının altında davula vurması, Samuel Morsenin elektrikli telgrafı icat etmesine denk gelir...
(.........)
Kütahya köylülerinin bir keçinin sırtına yazılmış ayeti görmeleri ve keçiyi kaptıkları gibi kaymakama götürmeleri, kaymakamın da bunu Adı geçen keçiye ne gibi bir işlem yapılmasını bir yazıyla merkezesorması ise Çinlilerin pirinçteki gen sıralamasını bulmalarına rastlar...
(.........)
Şıh Hakkı Hazretlerinin, müminlerin oval bir cismi okşamaları ya da ortasında delik olan yuvarlak bir cisme manalı fazla bakmalarının imanı bozacağını tebliğ etmesi de İskoç asıllı John Bairdin televizyonu icat etmesiyle eşzamanlıdır...
Sene 2010...
- Son bir yılda insan epigenomunun şifresi çözüldü...
- Görme engelliler için göz yerine geçen mikroçip yapıldı...
- Bilim adamı robot, Aberystwyth Üniversitesinde çalışmaya başladı...
- NASA, Ayda su bulunduğunu açıkladı...
- Maryland Üniversitesinde, atomun içindeki veriyi bir metre uzaklıktaki kabın içine ışınlayarak taşıdılar...
- Büyük Hadron çarpışması ile yerkürenin sırrı aralandı...
- Subaru teleskobu, komşumuz yeni bir gezegen buldu...
- Başta Alzheimer ve kemik erimesi olmak üzere 27 hastalığa çare buldu elin adamı...
Tüm bunlar ise; Türklerin imam yetiştirip, onlardan bilgisayarcı, matematikçi, fizikçi, kimyacı, bilim adamı, vali, doktor, mühendis, yargıç yapmak istemelerine denk gelir...
İşte siz kaç gündür üniversiteye girişte katsayı kavgası ile bunu izliyorsunuz. ..
Bu ülkenin Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Milli Eğitim Bakanı, yandaş YÖK Başkanı, kimi profesörleri, kimi aydınları...
Hâlâ çocuklara imam eğitimi verip, onlardan her şey yapmak için kavga ediyorlar...
Ama ne yapacaksınız.. .Dünyanın en gözde, en cennet toprakları üzerinde, durup dururken çağdışı kalmaz insan...
Kalmışsa bir sebebi olmalı...Bir sebebi...
Saturday, February 20, 2010
FEODALİTE
Siz hiç PKK'nın ve DTP'nin, Güneydoğu'da hala geçerli olan FeodalDüzenden, Aşiret Düzeninden, Ağalık ve Şeyhlikten şikâyet ettikleriniduydunuz mu?
Bölgede yaşayan insanlara hayatlarını zindan eden bu sömürü düzeniniortadan kaldıracak bir öneri, bir talep, bir yasa teklifi nedenyapılmaz.
Cumhuriyet kurulduğundan bu yana her seçim döneminde oluşan TBMM'ninen az üçte birini Kürt kökenli vatandaşlarımız oluşturmaktadır. Büyükçoğunluğu, çok zengin ağa, şeyh, aşiret reisi, onlarca, yüzlerce köysahibi Kürt kökenli Milletvekillerinden , bu konularda bir beyanatişittiniz mi?
Atatürk Cumhuriyetini " gerici" bulan Kürt aydınları, toprakağalarına, dinci şeyhlere-şıhlara neden övgüler düzerler, anlayan varmı?
Peki, PKK emrettiği için, kandilden gelen eşkıyaları karşılamaya gidenbinlerce insandan, bir demokratik tepki, bir sivil eylem," ağalıkdüzenine karşıyız" yeter, artık bizi sömürmeyin diye bir ses duydunuzmu?
Bölgede en çok ezilen, sömürülen "KADINDIR".
Kadın Bölgede kelimenintam anlamıyla KÖLE gibidir. İki görevi vardır.
Doğurmak ve çalışmak.İnsan yerine bile konmazlar. Üniversite mezunu Kürt kökenlikadınlardan, hemcinslerini kurtaracak bir proje, bir çalışma, modadeyimle bir açılım gördünüz mü?
Göremezsiniz, Türk Devletine ve kurumlarına karşı KURT gibi olanlar,ağalarının.. Şeyhlerinin, Şıhlarının önünde KUZU olurlar. Ne yazık ki Kürtler umudunu, dinci şeyhler- şıhlara, toprak ağalarına,köhnemiş düzeni sürdürmek isteyen siyaset bezirgânlarına veemperyalist güçlere bağlamış görünüyorlar. Şeyhlerle, ağalarla, dini istismar eden yobazlarla kol kola girerek,özgürleşme ve ilericilik olabilir mi? Elbette ki olamaz.. Sorularımızadevam edelim;
Kuzey Irak'ta bir erkeğin dört kadın almasına izin verenyasayı onaylayan Mesut Barzani'ye niçin hiçbir Kürt Aydını karşıçıkmaz.
Neden bölgedeki dini şeyhlerini "uçurmak" için birbirleri ile yarışırlar? Niçin Kürt Derebeylerine "kahraman" muamelesi yaparlar?
Neden Bölgede insanlar Cumhuriyete düşman olarak yetiştirilir de, Kuzey Irak'taki gerici. Feodal düzen alkışlattırılır? Akraba evlilikleri niçin bu kadar yaygındır?
Bu yazı için Sayın SonerYalçın'ın bir makalesinden büyük ölçüde yararlandım. Kendisineteşekkürlerimi sunarım. Eline, kalbine sağlık. Sayın Yalçın'ın yazdığıakraba evliliklerine bir bakalım.
Mehdi Zana; Sosyalist Mehdi Zana 1963'te Türkiye İşçi PartisininDiyarbakır kuruluşunda bulundu. Silvan İlçe Başkanı oldu. 12.Mart.1971de cezaevine konuldu. 1977 de Diyarbakır Bağımsız Belediye Başkanıseçildi. Kendisinden 21 yaş küçük, 14 yaşındaki DAYISININ KIZI, LeylaZana ile evlendi.
Canip Yıldırım; Sosyalist Canip Yıldırım, Ankara Hukuk Fakültesinibitirdi. Fransa'da master yaptı. Türkiye İşçi Partisi'nin kuruluşundaçalıştı.
Cezaevinde bile papyon takan Canip Yıldırım, DAYISININ KIZISELMA Hanımla evlendi.
Mehmed Uzun: Sosyalist Mehmed Uzun 1977 yılında zorunlu olarakTürkiye'den ayrıldı. Yıllarca İsveç Yazarlar Birliği Üyeliği yaptı vePen Kulüp'te çalıştı. Romanlar yazdı. Oda diğerleri gibi kendisinden20 YAŞ KÜÇÜK AMCASININ KIZI ZOZAN' LA evlendi.
Şivan Perver: Sosyalist şarkıcı Şivan Perver'de, DAYISININ KIZIGülistan Hanımla evlendi.
Musa Anter: Akraba evliliği yapmadı ama Kürt Teali Cemiyetininkurucusu, İslamcı yazar Abdurrahim Rahmi Zapsu'nun, Avusturya SaintGeorge'te okuyan kızı Ayşe Hale Hanım ile evlendi.
Yusuf Azizoğlu: Tıp Doktoru, Sağlık Bakanı, Kürt Aydını. Ölenamcasının eşiyle evlendi.
Mustafa Remzi Bucak: Bucak Ailesinin en okumuşu. İstanbul veBelçika'da hukuk eğitimi gördü. Amcasının kızı Zehra Hanımla evlendi.
Ahmet Türk: DTP Genel Başkanı. Ölen Amcasının eşiyle evlendi.
Üstelike vlendiği kadın 3 çocuklu idi. 3 çocukta Ahmet Türk'ten oldu.Çocuklarının bazılarının amcası, bazısının babası oldu.
Abdülmelik Fırat: Şeyh Said'in torunu olan ve geçenlerde vefat eden A.Fırat'ta Amcasının kızı ile evlenmişti. Şimdi esas ve can alıcı soruyu sormanın zamanı geldi;
Hepsi çok zenginve toprak ağası olan bu Sosyalist Kürtler, kendi mallarınıkoruyabilmek için mi akraba evliliği yapıyorlar ve TOPRAK REFORMUNUbunun için mi ağızlarına bile almıyorlar?
Evet, bunun için, kendi saltanatlarını n devamı için alçakça bir oyununiçine utanmadan, sıkılmadan girdiler.
Bir taraftan kendi sömürülerini Türkiye Cumhuriyeti' nin üstüneattılar, diğer taraftan salak siyasetçileri kandırarak "Biz Devlettenyanayız" teranesiyle hem devlet ihalelerini aldılar, aldıklarıihaleleri tamamlamayarak hem devleti hem de milleti kazıkladılar.
Sıkıştıklarında Faşist Diktatör BARZANİ'Yİ alkışlatarak, akılları sıraTürkiye'ye gözdağı verdiler. PKK'da bunların silahlı tetikçisidir.Çözemedikleri problemleri, silahla, kanla, uyuşturucu ile PKK'yayaptırırlar.
Sapık Apo'da Marksist- Leninist devrim yapacağım diye,dört duvar arasında döner durur. Demokratik Açılım şarttır. Bölge insanını bu kan ve silahtüccarlarının ellerinden kurtaracak, toprak reformu dâhil, her türlüdemokratik hakların gelişmesi için ne gerekiyorsa yapılmalıdır.
Yapılacaklarla ilgili çalışmalarımız ve tekliflerimiz vardır..
Önümüzdeki günlerde bunları beraberce tartışacağız. Son olarak bölge insanına, Atatürk- Cumhuriyet denince içi titreyenKürt kardeşlerime seslenmek istiyorum; Yeter artık, seni asırlardırsömüren bu kan emicilere yüz verme. Devletine güven.
Yanlış yapandevlet memuru olursa onunla kanun önünde hesaplaşırız. Ya ağa, topraksahibi, şeyh, şıh'la nasıl hesaplaşacaksın? Hadi artık ülkeni bölmekisteyen bu zibidilere yüz verme. Onlardan toprak reformu iste. Necevap alacağını beraberce göreceğiz.
Kürt kökenli vatandaşlarımızı kimin ve kimlerin sömürdüğü belli.Önemli olan bu gerçeği tüm ülkeye anlatabilmek. Onu da başaracağız.
Sağlık ve başarı dileklerimle, 27.Ekim..2009
Rifat SERDAROĞLU Eski Sağlık ve Devlet Bakanı
KAYIP ARANIYOR
Türkiye’de 23 adet Hukuk Fakültesi, bu fakültelerde öğretim görevlisi olarak çalışan yüzlerce bilim insanı, eğitim gören on binlerce gencimiz var. Hukuk Fakültelerinde eğitim veren Profesör, Doçent, Doktor ve diğer eğitim görevlileri çok önemli sorumluluklar taşıyorlar. Bu değerli bilim insanlarımız yarınlarımızın Hukuk sistemine yön verecek, Hâkim, Savcı ve Avukatları yetiştiriyorlar. İçinden geçtiğimiz süreçte, bugünümüzü ve yarınlarımızı derinden etkileyecek çok önemli iki hukuki olayı birlikte yaşıyoruz.
Adına “Ergenekon” denen ve “Silivri Cezaevinde” görülmekte olan dava ve Erzincan- Erzurum hattında yaşanan HSYK’nun müdahale ettiği, dosyaların kaçırıldığı, tarikat ve cemaatlerin Hukuk sistemimizin bir bölümünü ele geçirme çabalarının gün yüzüne çıktığı, Başsavcı İlhan Cihaner’in davası. Demokratik ülkelerde, böyle iki olay karşısında ülkesinin tebaası değil, vatandaşı olduğu bilincine ulaşmış, kendisini yetiştiren ülkesini her türlü fikri saldırıya karşı korumayı görev bilmiş, bilim insanları ve onlardan oluşan kurumlar anında tepki verir. Peki, bizde ne oluyor?
Bu milletin olanakları ile kurulmuş 23 tane Hukuk Fakültesinden ses var mı? Allah rızası için tek ses var mı? Tık yok. Ama tarikat gazetelerinde yazan, tarikat televizyonlarında boy gösteren Atatürk ve Lâik Cumhuriyet düşmanı kişiler zehir saçmaya devam ediyorlar. Size bir örnek vereyim; AKP’ nin desteği ve bilgisi ile Boğaziçi Üniversitesinde, Bilgi Üniversitesinde “Ermeni Tezlerini” savunan paneller düzenlendi. Milletin gözünün içine baka baka geçmişimize kara çalınmaya kalkıldı. Kimlerdi bunlar? Murat Belge, Halil Berktay, Elif Şafak, Taner Akçam, Baskın Oran, Etyen Mahcupyan, Şahin Alpay, Oral Çalışlar, Sarkis Seropyan. Türkiye’ye zarar verecek bir konu ortaya atıldığında bunlar ve yamakları hemen konunun üzerine atlar ve başlarlar sağından, solundan çekiştirmeye.
Bu ülkenin yetiştirdiği binlerce bilim insanı ise kenardan seyreder, sanki bu vatan onların değil, sanki bu fakir millet kıt imkânlarını onlar için seferber etmemiş, sanki dedelerimiz onlar rahatça para kazansınlar ve memleket hayrına iş yapmayıp kenarda otursunlar diye şehit olmuşlar ve bu toprakları vatan yapmışlar.
Çıkın ortaya, fert olarak veya kurum olarak, doğruları milletle paylaşın. Devletimizin bir yanlışı varsa onu da söyleyin, söyleyin ama diğerleri gibi yıkmadan, bölmeden, ayrıştırmadan. En azından bu kadarını lütfen yapın.
Korkmayın size bu tarikat artıkları hiçbir şey yapamaz. Çok sıkılırsanız derdinizi Türk Milletine anlatın. Bakın nasıl baş tacı ediliyorsunuz. Bu ülkenin bir vatandaşı olarak merak ediyorum ve Hukuk Fakültelerinden cevap bekliyorum. Ne düşünüyorsunuz?
Ergenekon isimli dava hakkında; Ordu teslim ettiğimiz Orgeneraller, Meslektaşlarınız Profesörler, Gazeteciler, Aydınlar ne ile suçlandıklarını bilmeden cezaevinde tutulmaları hakkında ne düşünüyorsunuz.
Türk Hukuk geçmişinde ilk kez, bir Savcının, bir Başsavcının evini ve çalışma yerini basması, dosyaların kaçırılması, tarikat ve cemaatlerin etkinliği hakkında ne düşünüyorsunuz. Ne düşünüyorsanız çıkın söyleyin. Buna mecbursunuz, neden mi? Bu gün tarikat ve cemaatlere, milletin kendilerine verdiği makamları peşkeş çekenleri de sizler yetiştirmediniz mi. Uzaydan mı geldi bunlar?
Neyi nasıl yapacağınızı unuttuysanız, öğrencilerinize sorunuz.
DEMOKRATİK REJİM İÇİNDE nasıl eylem konur, gençler size hatırlatır.
Haydi kıpırdayın biraz, lütfen. (Not: İletebildiğim Hukuk Fakültelerine göndereceğim. Fakülte Dekanlarına iletmede yardım rica ediyorum)
Rifat SERDAROĞLU Eski Sağlık ve Devlet Bakanı
Siz hiç PKK'nın ve DTP'nin, Güneydoğu'da hala geçerli olan FeodalDüzenden, Aşiret Düzeninden, Ağalık ve Şeyhlikten şikâyet ettikleriniduydunuz mu?
Bölgede yaşayan insanlara hayatlarını zindan eden bu sömürü düzeniniortadan kaldıracak bir öneri, bir talep, bir yasa teklifi nedenyapılmaz.
Cumhuriyet kurulduğundan bu yana her seçim döneminde oluşan TBMM'ninen az üçte birini Kürt kökenli vatandaşlarımız oluşturmaktadır. Büyükçoğunluğu, çok zengin ağa, şeyh, aşiret reisi, onlarca, yüzlerce köysahibi Kürt kökenli Milletvekillerinden , bu konularda bir beyanatişittiniz mi?
Atatürk Cumhuriyetini " gerici" bulan Kürt aydınları, toprakağalarına, dinci şeyhlere-şıhlara neden övgüler düzerler, anlayan varmı?
Peki, PKK emrettiği için, kandilden gelen eşkıyaları karşılamaya gidenbinlerce insandan, bir demokratik tepki, bir sivil eylem," ağalıkdüzenine karşıyız" yeter, artık bizi sömürmeyin diye bir ses duydunuzmu?
Bölgede en çok ezilen, sömürülen "KADINDIR".
Kadın Bölgede kelimenintam anlamıyla KÖLE gibidir. İki görevi vardır.
Doğurmak ve çalışmak.İnsan yerine bile konmazlar. Üniversite mezunu Kürt kökenlikadınlardan, hemcinslerini kurtaracak bir proje, bir çalışma, modadeyimle bir açılım gördünüz mü?
Göremezsiniz, Türk Devletine ve kurumlarına karşı KURT gibi olanlar,ağalarının.. Şeyhlerinin, Şıhlarının önünde KUZU olurlar. Ne yazık ki Kürtler umudunu, dinci şeyhler- şıhlara, toprak ağalarına,köhnemiş düzeni sürdürmek isteyen siyaset bezirgânlarına veemperyalist güçlere bağlamış görünüyorlar. Şeyhlerle, ağalarla, dini istismar eden yobazlarla kol kola girerek,özgürleşme ve ilericilik olabilir mi? Elbette ki olamaz.. Sorularımızadevam edelim;
Kuzey Irak'ta bir erkeğin dört kadın almasına izin verenyasayı onaylayan Mesut Barzani'ye niçin hiçbir Kürt Aydını karşıçıkmaz.
Neden bölgedeki dini şeyhlerini "uçurmak" için birbirleri ile yarışırlar? Niçin Kürt Derebeylerine "kahraman" muamelesi yaparlar?
Neden Bölgede insanlar Cumhuriyete düşman olarak yetiştirilir de, Kuzey Irak'taki gerici. Feodal düzen alkışlattırılır? Akraba evlilikleri niçin bu kadar yaygındır?
Bu yazı için Sayın SonerYalçın'ın bir makalesinden büyük ölçüde yararlandım. Kendisineteşekkürlerimi sunarım. Eline, kalbine sağlık. Sayın Yalçın'ın yazdığıakraba evliliklerine bir bakalım.
Mehdi Zana; Sosyalist Mehdi Zana 1963'te Türkiye İşçi PartisininDiyarbakır kuruluşunda bulundu. Silvan İlçe Başkanı oldu. 12.Mart.1971de cezaevine konuldu. 1977 de Diyarbakır Bağımsız Belediye Başkanıseçildi. Kendisinden 21 yaş küçük, 14 yaşındaki DAYISININ KIZI, LeylaZana ile evlendi.
Canip Yıldırım; Sosyalist Canip Yıldırım, Ankara Hukuk Fakültesinibitirdi. Fransa'da master yaptı. Türkiye İşçi Partisi'nin kuruluşundaçalıştı.
Cezaevinde bile papyon takan Canip Yıldırım, DAYISININ KIZISELMA Hanımla evlendi.
Mehmed Uzun: Sosyalist Mehmed Uzun 1977 yılında zorunlu olarakTürkiye'den ayrıldı. Yıllarca İsveç Yazarlar Birliği Üyeliği yaptı vePen Kulüp'te çalıştı. Romanlar yazdı. Oda diğerleri gibi kendisinden20 YAŞ KÜÇÜK AMCASININ KIZI ZOZAN' LA evlendi.
Şivan Perver: Sosyalist şarkıcı Şivan Perver'de, DAYISININ KIZIGülistan Hanımla evlendi.
Musa Anter: Akraba evliliği yapmadı ama Kürt Teali Cemiyetininkurucusu, İslamcı yazar Abdurrahim Rahmi Zapsu'nun, Avusturya SaintGeorge'te okuyan kızı Ayşe Hale Hanım ile evlendi.
Yusuf Azizoğlu: Tıp Doktoru, Sağlık Bakanı, Kürt Aydını. Ölenamcasının eşiyle evlendi.
Mustafa Remzi Bucak: Bucak Ailesinin en okumuşu. İstanbul veBelçika'da hukuk eğitimi gördü. Amcasının kızı Zehra Hanımla evlendi.
Ahmet Türk: DTP Genel Başkanı. Ölen Amcasının eşiyle evlendi.
Üstelike vlendiği kadın 3 çocuklu idi. 3 çocukta Ahmet Türk'ten oldu.Çocuklarının bazılarının amcası, bazısının babası oldu.
Abdülmelik Fırat: Şeyh Said'in torunu olan ve geçenlerde vefat eden A.Fırat'ta Amcasının kızı ile evlenmişti. Şimdi esas ve can alıcı soruyu sormanın zamanı geldi;
Hepsi çok zenginve toprak ağası olan bu Sosyalist Kürtler, kendi mallarınıkoruyabilmek için mi akraba evliliği yapıyorlar ve TOPRAK REFORMUNUbunun için mi ağızlarına bile almıyorlar?
Evet, bunun için, kendi saltanatlarını n devamı için alçakça bir oyununiçine utanmadan, sıkılmadan girdiler.
Bir taraftan kendi sömürülerini Türkiye Cumhuriyeti' nin üstüneattılar, diğer taraftan salak siyasetçileri kandırarak "Biz Devlettenyanayız" teranesiyle hem devlet ihalelerini aldılar, aldıklarıihaleleri tamamlamayarak hem devleti hem de milleti kazıkladılar.
Sıkıştıklarında Faşist Diktatör BARZANİ'Yİ alkışlatarak, akılları sıraTürkiye'ye gözdağı verdiler. PKK'da bunların silahlı tetikçisidir.Çözemedikleri problemleri, silahla, kanla, uyuşturucu ile PKK'yayaptırırlar.
Sapık Apo'da Marksist- Leninist devrim yapacağım diye,dört duvar arasında döner durur. Demokratik Açılım şarttır. Bölge insanını bu kan ve silahtüccarlarının ellerinden kurtaracak, toprak reformu dâhil, her türlüdemokratik hakların gelişmesi için ne gerekiyorsa yapılmalıdır.
Yapılacaklarla ilgili çalışmalarımız ve tekliflerimiz vardır..
Önümüzdeki günlerde bunları beraberce tartışacağız. Son olarak bölge insanına, Atatürk- Cumhuriyet denince içi titreyenKürt kardeşlerime seslenmek istiyorum; Yeter artık, seni asırlardırsömüren bu kan emicilere yüz verme. Devletine güven.
Yanlış yapandevlet memuru olursa onunla kanun önünde hesaplaşırız. Ya ağa, topraksahibi, şeyh, şıh'la nasıl hesaplaşacaksın? Hadi artık ülkeni bölmekisteyen bu zibidilere yüz verme. Onlardan toprak reformu iste. Necevap alacağını beraberce göreceğiz.
Kürt kökenli vatandaşlarımızı kimin ve kimlerin sömürdüğü belli.Önemli olan bu gerçeği tüm ülkeye anlatabilmek. Onu da başaracağız.
Sağlık ve başarı dileklerimle, 27.Ekim..2009
Rifat SERDAROĞLU Eski Sağlık ve Devlet Bakanı
KAYIP ARANIYOR
Türkiye’de 23 adet Hukuk Fakültesi, bu fakültelerde öğretim görevlisi olarak çalışan yüzlerce bilim insanı, eğitim gören on binlerce gencimiz var. Hukuk Fakültelerinde eğitim veren Profesör, Doçent, Doktor ve diğer eğitim görevlileri çok önemli sorumluluklar taşıyorlar. Bu değerli bilim insanlarımız yarınlarımızın Hukuk sistemine yön verecek, Hâkim, Savcı ve Avukatları yetiştiriyorlar. İçinden geçtiğimiz süreçte, bugünümüzü ve yarınlarımızı derinden etkileyecek çok önemli iki hukuki olayı birlikte yaşıyoruz.
Adına “Ergenekon” denen ve “Silivri Cezaevinde” görülmekte olan dava ve Erzincan- Erzurum hattında yaşanan HSYK’nun müdahale ettiği, dosyaların kaçırıldığı, tarikat ve cemaatlerin Hukuk sistemimizin bir bölümünü ele geçirme çabalarının gün yüzüne çıktığı, Başsavcı İlhan Cihaner’in davası. Demokratik ülkelerde, böyle iki olay karşısında ülkesinin tebaası değil, vatandaşı olduğu bilincine ulaşmış, kendisini yetiştiren ülkesini her türlü fikri saldırıya karşı korumayı görev bilmiş, bilim insanları ve onlardan oluşan kurumlar anında tepki verir. Peki, bizde ne oluyor?
Bu milletin olanakları ile kurulmuş 23 tane Hukuk Fakültesinden ses var mı? Allah rızası için tek ses var mı? Tık yok. Ama tarikat gazetelerinde yazan, tarikat televizyonlarında boy gösteren Atatürk ve Lâik Cumhuriyet düşmanı kişiler zehir saçmaya devam ediyorlar. Size bir örnek vereyim; AKP’ nin desteği ve bilgisi ile Boğaziçi Üniversitesinde, Bilgi Üniversitesinde “Ermeni Tezlerini” savunan paneller düzenlendi. Milletin gözünün içine baka baka geçmişimize kara çalınmaya kalkıldı. Kimlerdi bunlar? Murat Belge, Halil Berktay, Elif Şafak, Taner Akçam, Baskın Oran, Etyen Mahcupyan, Şahin Alpay, Oral Çalışlar, Sarkis Seropyan. Türkiye’ye zarar verecek bir konu ortaya atıldığında bunlar ve yamakları hemen konunun üzerine atlar ve başlarlar sağından, solundan çekiştirmeye.
Bu ülkenin yetiştirdiği binlerce bilim insanı ise kenardan seyreder, sanki bu vatan onların değil, sanki bu fakir millet kıt imkânlarını onlar için seferber etmemiş, sanki dedelerimiz onlar rahatça para kazansınlar ve memleket hayrına iş yapmayıp kenarda otursunlar diye şehit olmuşlar ve bu toprakları vatan yapmışlar.
Çıkın ortaya, fert olarak veya kurum olarak, doğruları milletle paylaşın. Devletimizin bir yanlışı varsa onu da söyleyin, söyleyin ama diğerleri gibi yıkmadan, bölmeden, ayrıştırmadan. En azından bu kadarını lütfen yapın.
Korkmayın size bu tarikat artıkları hiçbir şey yapamaz. Çok sıkılırsanız derdinizi Türk Milletine anlatın. Bakın nasıl baş tacı ediliyorsunuz. Bu ülkenin bir vatandaşı olarak merak ediyorum ve Hukuk Fakültelerinden cevap bekliyorum. Ne düşünüyorsunuz?
Ergenekon isimli dava hakkında; Ordu teslim ettiğimiz Orgeneraller, Meslektaşlarınız Profesörler, Gazeteciler, Aydınlar ne ile suçlandıklarını bilmeden cezaevinde tutulmaları hakkında ne düşünüyorsunuz.
Türk Hukuk geçmişinde ilk kez, bir Savcının, bir Başsavcının evini ve çalışma yerini basması, dosyaların kaçırılması, tarikat ve cemaatlerin etkinliği hakkında ne düşünüyorsunuz. Ne düşünüyorsanız çıkın söyleyin. Buna mecbursunuz, neden mi? Bu gün tarikat ve cemaatlere, milletin kendilerine verdiği makamları peşkeş çekenleri de sizler yetiştirmediniz mi. Uzaydan mı geldi bunlar?
Neyi nasıl yapacağınızı unuttuysanız, öğrencilerinize sorunuz.
DEMOKRATİK REJİM İÇİNDE nasıl eylem konur, gençler size hatırlatır.
Haydi kıpırdayın biraz, lütfen. (Not: İletebildiğim Hukuk Fakültelerine göndereceğim. Fakülte Dekanlarına iletmede yardım rica ediyorum)
Rifat SERDAROĞLU Eski Sağlık ve Devlet Bakanı
Friday, February 19, 2010
10 yıldır İstanbul’da yaşayan Amerikan asıllı Türk vatandaşı Prof. Dr. James (Cem) Ryan ABD Başkanı Obama’ya bir mektup yazdı.
Hiçbir satırına dokunmadan yayınlıyoruz…
Sayın Barack H. ObamaAmerika Birleşik Devletleri BaşkanıThe White House1600 Pennyslvania Avenue NWWashington, DC 20500USA
Sayın Başkan Obama:
Türkiye’de hüküm süren koşulların acımasız ayrıntılarına derinlemesine değinmeye gerek yok. Bu konu hakkında size geçen yıl iki kez yazmıştım. İsterseniz bu mektupları aşağıda verilen adreslerden tekrar okuyabilirsiniz (1). Siz olmasanız da yönetiminizden birileri mutlaka okumalı; zira laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyetinin bekası ciddi bir tehlikededir, demokrasi adına sivil bir darbe ile diz çöktürülmektedir. Yeats bu durumu 1933’lerde derken durumu en iyi şekilde ifade etmiştir:
Yapmayı üstlendikleri her şeyiGerçekleştirdiler;Her şey asılı kaldı Yaprak ayasında asılı çiy gibi. (2)
Türkiye şu anda tam da bu tehlikeli pozisyondadır; “yaprak üzerinde asılı bir damla çiy gibi.” Ve ONLAR, yıkıcı görevlerini üstün başarıyla yerine getirdiler. ONLAR kim mi Sayın Başkan? Bunu açacağım, ama kısa bir özetten sonra.
Demokrasilerin “olmazsa olmaz” koşulu, bağımsız yargıdır. Türkiye’de demokrasi yoktur. Anayasal güvence altında olması gereken insan hakları, pervasızca ve sınır tanımadan ihlal edilmektedir. Konuşma ve ifade özgürlüğü olmadığı gibi toplanma özgürlüğü de, mahremiyet de yoktur. Yargıçlar ve ordu dahil herkes dinlenmekte, e-mailler izlenmektedir. Yöneticileri yollarını düzeltmekten aciz ülkede, teknolojinin son ürünü, polis devleti dinleme aygıtları yayılmış durumda. Bunlar nereden geldi sayın Başkan? Yoksa bu, Amerika’nın ‘istihbarat paylaşımı’ programının bir ikramı mı?
Türk ordusu bile dinleniyor! Ve hükümet tarafından!
Ne kadar ayıp! Bir ulusun güvenliği için ne kadar tehlikeli!
Bunun sonucunda aşağılık ve çirkin senaryolar ortaya çıkıyor. Yeats’in saptaması burada da aynen geçerli: “En iyi insanlar inançtan, güvenden yoksun iken en kötüler tutkulu güçle dolular.”
(3) Üstelik gösteriye yeltenen herkes dayaktan ya da gazdan nasibini alıyor. Polis –muhtemelen Hitler’in kahverengi gömleklilerinin en iyi karşılığı- Türk ordusunun ve …Türk halkının karşısında, ordu halkın özü çünkü. Bu toprakların üzerine ölüm sessizliği çöktü sayın Başkan. Bu, basit tanımla, İslamofaşizmdir. Orwell’ci egemen güç, yalan söyleyen, aldatan, çalan iktidardaki parti AKP, buna demokrasi adını vermektedir. Türkiye bugün bu durumdadır.
Muhalif yazarlar, tevkif edilmekte ve suçu kanıtlanmaksızın süresiz olarak hapsedilmektedirler. Anayasanın öngördüğü ihzar teskeresi (haksız tutuklamayı yasaklayan yasa) bir şakadan ibaret. Medya, iktidarın uşağı, yalakası durumunda. Anayasanın hükümete tanıdığı tüm yetkiler, kökleri, gövdeleri ve dallarıyla bir tek başbakanın ellerinde. Onu hatırlıyorsunuz değil mi sayın Başkan? Hani geçen ay buluşup ona ‘Türkiye’nin enerji hattı’ olmasını istediğiniz kışkırtıcı mesajınızı vermiştiniz. Bir ‘hat’ ya da ‘kanal’?
Gerçek düşünceniz bu mu? Aynı zamanda şunu da unutmayın; aynı başbakan ve yoldaşları olan AKP üyeleri Anayasa Mahkemesi tarafından ‘laiklik karşıtı faaliyetlerin merkezi olarak’ mahkum edilmişlerdi. Çoğu başbakan için bu büyük bir utanç kaynağı olurdu; ama bu başbakan için değil. O, bu konularda deneyim sahibi, önceki benzer suçlarıyla ilgili sayfalar dolusu raporlar var. Metaforik olarak ‘enerji yolu’ olarak tanımladığınız başbakan bu! Ve açıkça, bu başbakanın başka bir hedefi var. ‘Yapmayı düşündüğü her şeyi, gerçekleştirdi’… neredeyse!
Bu arada Türkiye’nin bir de, partiler üstü ve kendi ülkesinin yararına çalışmak için ant içmiş bir cumhurbaşkanı da var.
Bu da gülünç; adam aynı ağacın kök ve gövdesinden gelme, egemen parti anlayışı taşıyan, laiklik karşıtı, kadın karşıtı ve gerici noter konumunda.
On beş yıl önce 27 Kasım 1995’te The Guardian’a verdiği bir demeçte Türkiye’de laikliğin bittiğini ilan etmiştir. “Bu cumhuriyet döneminin sonudur” ve “Ankara nüfusunu %60’ı gecekondularda yaşıyorsa, laik sistem başarısız olmuştur ve haliyle bunu değiştirmek istiyoruz”
(4) demiştir.
Bugün aynı kişi –Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı- partisinin milyonlarca dolarlık fonu ile ilgili olarak dolandırıcılık sanığıdır (5).
Fakat bu kişi de mahkumiyet dokunulmazıdır. Mark Twain, zamanında Amerika’da içsel kriminal sınıf bulunmadığını söylerken Amerikan Kongresini bunun dışında tutmuştur. Ama Mark Twain, bu günün Türkiye’sini hiç görmemişti.
Üzülerek söylemeliyim sayın Başkan, Amerika bu karanlık fikirli, acımasız yüzlü adamları iktidara getirirken suça ortaklık etmiştir. Ve bunu yaparken ülkemiz, Türk halkının büyük çoğunluğuna ölümcül kötülükte bulunmuştur. Ancak ülkemiz, İran halkına, Şili halkına ve aslında tüm Güney Amerika halklarına, Vietnamlılara, Kamboçyalılara, Filistin ve Irak halkına, Afro-Amerikan ve Amerika’nın yerlilerine karşı da öyle yapmıştır. Ülkemiz “ölümcül” kötülük konusunda uzmanlaşmıştır. Ama bu değişebilir sayın Başkan.
Kampanyanızı “değişim” temeline oturttunuz ve hepimize sizinle çalışmak için cesaret verdiniz. Ve ben de sizinle çalışıyorum, sayın başkan.
Kitabınızda Amerika’yı, “hayatları yaşandığı şekliyle” yansıtacak “farklı bir siyaset”noktasına getireceğinize işaret ettiniz (6).
Atatürk’ün laik demokratik mirasının sahipleri baskıcı bir kukla hükümetin ahmak köleleri olarak mı yaşasın? Anayasal hakları kriminal çete tarafından sürekli engellenecek mi? Amerika Birleşik Devletleri tarafından kurulan ve desteklenen bir hükümetin varlığı, kendine “demokratik” diyen her ülkeye utanç verir.
Sayın Başkan, geçen yıl Türkiye’ye geldiniz ve Atatürk’ten hararetle söz ettiniz. Ve şimdi düşmanlarına karşı hoşgörülü ve cesaret vericisiniz. Ne oldu? Sayın Başkan, desteğinizi Atatürk ve Laik Cumhuriyet düşmanlarından çekin. Bana göre onlar, Türkiye’yi ‘ılımlı İslam ülkesi’ yapmayı planlayan Bush’un aptal anlayışının kalıntısı olan iflas etmiş bir anlayışın, cahil, tatsız, sığ kuklalarından ibaretler.
‘Ilımlı İslam’ da esasen ılımlı hamilelik, ya da ılımlı aptallık gibi bir şey, bir saçmalıktan ibaret.
İnanın bana sayın Başkan, ülkemin sergilediği tavır üzerine endişelerimi ifade etme hakkım olduğu için mutluyum. Bunun Türk halkı için sonuçları önemlidir. Sizin iktidara gelmeniz dünyaya barışın, akıllı ve şeffaf liderliğin geleceği konusunda büyük ümitler uyandırmıştı. Parıldayan yıldızınız, en utanç verici ve çıkarılması mümkün olmayan lekelerle kararmaya başladı. Türkiye’deki utanç verici ahlaksızlık Amerika’nın adına nasıl leke sürer?
Tarihin Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulan demokratik laik Türkiye Cumhuriyeti’nin, Amerika’nın isteği doğrultusunda iktidara gelen rezil kriminal öğeler tarafından tahrip edildiğini yazacağından endişe duyuyorum. Türkiye’yi bir laik cumhuriyeti yok etme pahasına, bir “enerji hattı,” bir petrol borusu yapmak? Amerika’nın aklındaki bu mu sayın Başkan? ‘Kanalizasyon borusu’ tanımı daha uygun olur galiba.
Sayın Başkan, beni görevim, bu trajediye ortak olmak değil, haykırmaktır. Adalet ve namus adına yürütülen en büyük haksızlık Ergenekon adı verilen bir saçmalık olarak sürüyor. Masum insanlar hapishanelerde ölüyor. Başka bir çoğu da hücrelerinde ömür çürütmekte.
Şimdi, Amerika’nın imajı, olumsuz yönde ve onarılmaz biçimde hasar görmektedir.
Tehlike açık. Tehlike ortada.
Normal gazetecilik kanalları bu ülkede çalışmıyor. Normal adalet yolları da aynı akibete uğradı. İnsanların çoğu bağırmaya yeltendi, ben de öyle. Ve sonunda, rezaletin daha az olmadığı bir dönemde Emile Zola’nın başkanına yazdığı gibi ben de size yazdım sayın Başkan.
“Ve gerçeği, dürüst bir insanın nefreti ile haykırıyorum”- “Et c’est à vous, monsieur le Président, que je la crierai, cette vérité, de toute la force de ma révolte d’honnête homme” (7).
Size geçtiğimiz yılda söylediklerim, yalın ve dehşet verici gerçeklerdir. Türkiye’nin bugünkü zor koşullara geleceği görünüyordu.
Daha önce de belirttiğim gibi dinsel bağnazlık ve fanatizm, Atatürk’ün gelişiyle yok olmadı.
Size geçen yıl gönderdiğim, Mustafa Kemal Atatürk’ün Büyük Nutuk’unu okuduysanız bunu kolayca görmüş olacaktınız. Bu karanlık fikirli insanların nereden geldiğini de anlayacaktınız. Türkiye’de ortaya çıkan bu tahrip edici iç unsurlara karşı gücünüzün olmadığı gerçeğini fark ettim sayın Başkan.
Farkındasınız belki!
Her zaman olduğu gibi, CIA’nın ne dereceye kadar bu işin içinde olduğunun da….
Dışişleri Bakanının (ve sekreteri, CIA kariyeri olan Robert Gates) dahil olduğunun da….
Dışişleri Bakanlığının, elçilikler, konsolosluklar ve CIA ajanları vasıtasıyla ne derecede işin içinde olduğunun da. Ama farkında olup olmamanız benim işim değil.
Türkiye’de bugünkü durumun ciddiyeti, suçlu aramak ya da işaret etmenin çok daha ötesinde. Bir şeyler yapılmalı sayın Başkan. Zola, “yer altına gömülen gerçek, gelişerek öyle bir güce erişir ki, patladığında kendisiyle birlikte her şeyi yıkar” diye yazmıştır.
Türkiye’de şu an öyle bir durumdayız. Ulus bir facia ile karşı karşıyadır. Umarım, mektuplarım gerçeğin mecrasında olduğunu ve hiçbir şeyin bunu durduramayacağını göstermiştir. "La vérité est en marche et rien ne l’arrêtera." (8).
Ama bu mektup çok uzun sayın Başkan ve sona ermesi gerekiyor. 13 Ocak 1898’de Alfred Dreyfus ve Fransa savunmasına gelen Zola’nın söylediklerine kulak ver. Sanki Türkiye’nin bu gününü tarif ediyor:
Ulusal savunmanın hangi ellerde bulunduğunu, yurdun yazgısının kararlaştırıldığı bu kutsal sığınağın nasıl aşağılık bir entrika, dedikodu ve hırsızlık yuvası olduğunu bildiklerinden, olası bir savaş karşısında endişe içinde titreyen öyle çok insan tanıyorum ki!
Dreyfus olayının, talihsiz bir insanın, bir ‘pis Yahudi’nin kurban edilişinin, bu kuruma tuttuğu korkunç ışık karşısında dehşete düşüyor insan.
Ah!
Birkaç rütbelinin, devletin güvenliğini saygısızca bahane ederek, çizmeleriyle ulusun üstüne basarak gerçek ve adalet çığlığını gırtlağına tıkamaları, bütün bu çılgınlıklar ve saçmalıklar, çılgınca düşlemler, yoz polis uygulamaları, engizisyon ve zorba uygulamalar! Sırtını ahlaksız basına dayamak, Paris’in tüm ipsizlerince savunulmaya boyun eğmek de bir suç; işte ipsizlar takımı, hukukun ve yalın gerçeğin bozgunu içinde, hayasızca utkuya ulaşıyor.
O tüm dünya önünde yanlışı zorla benimsetmek gibi düşüncesizce bir komplo tezgahlarken, kendisini dürüst ve özgür ulusların başında yiğit bir ordu olarak görmek isteyenleri Fransa’yı bulandırmakla suçlamış olmak da suç. Kamuoyunu saptırmak, yoldan çıkarılmış olan kamuoyunu onu sabuklamaya götürecek ölçüde bir ölüm görevinde kullanmak da bir suç. İçinden atamaması durumunda insan haklarının savunucusu büyük ve özgürlükçü Fransa’nın ölmesine yol açacak iğrenç Yahudi düşmanlığının arkasına sığınarak küçükleri ve alçakgönüllüleri zehirlemek, tutuculuk ve hoşgörüsüzlük tutkularını azdırmak da bir suç. Kin yolunda yurttaşlığı sömürmek de bir suç; son olarak, tüm bilim gerçek ve adalet çağını oluşturma yolunda iş başındayken, kalıcı çağdaş tanrı yapmak da bir suçtur. (9),(10)
Sayın Başkan, yazdıklarım yalın gerçeklerdir ve dehşet vericidir…..hem Türkiye , hem de Amerika için. Gerçek ve adaletin kaçınılmaz patlamasını çabuklaştırmasını dilerim.
En derin saygılarımla, Sayın Başkan.
James (Cem) Ryan, Ph.D.İstanbul, Türkiye
NOTLAR:
1. LETTER TO PRESIDENT OBAMA: Turkey in an Arena of Trials 20 January 2009http://forreasonsunknown-cem.blogspot.com/2009/01/letter-to-president-obama.htmlhttp://www.ataturksociety.org/voa/Ataturk_winter2009_final_web.pdf
LETTER TO PRESIDENT OBAMA: The Islamic Republic of Turkey 20 October 2009http://forreasonsunknown-cem.blogspot.com/2009/10/letter-to-president-obama-islamic.html
2. Yeats, W.B. “Gratitude to the Unknown Instructors.” http://www.poemhunter.com/poem/gratitude-to-the-unknown-instructors/
3. Yeats, W.B. “The Second Coming.”http://www.poemhunter.com/poem/the-second-coming/
4. Rugman, Jonathan. “Turkish Islamists Aim For Power.” The Guardian, 27 November 1995.
5. Villelabeitia, Ibon. “Turkish Court says president should go on trial.” The Washington Post, 18 May 2009.http://paperdragon.newsvine.com/_news/2009/05/19/2836299-turkish-court-says-president-should-go-on-trial-
“Presidential office slams court stance.” Hurriyet Daily News, 20 May 2009.
“No end in sight to Gül immunity controversy.” Hurriyet Daily News, 21 May 2009.
“Turkish president unconcerned about standing trial in fraud case.” Hurriyet Daily News, 21 May 2009.
“I am not scared to go on trial.” Hurriyet Daily News, 22 May 2009.
Kanlı, Yusuf. “President in court.” Hurriyet Daily News, 22 May 2009
6. Obama, Barack. Dreams from My Father, page 457. Three Rivers Press. New York, 1995.
7. Zola, Emile. “J’Accuse,” English and French versions. Pages 6, 18. http://www.oxygenee.com/Zola-and-Dreyfus.pdf
8. Ibid. Pages 15, 24.
9. Ibid. Page 14.
10. Emile Zola, 1898. J’Accuse (Suçluyorum) , (Tahsin Yücel, Çev.) Istanbul: Can Yayınlar”
Odatv.com
http://www.odatv.com/n.php?n=turkiye-tehlikede-1202101200
Yılmaz ÖZDİL yozdil@hurriyet.com.tr
Cumhuriyet Başsavcısı...
Her yere tabela asıyorlar, “Avrupa’nın en büyük adliye sarayını yaptık” filan diyorlar.
*Halbuki, bu iş binayla olsaydı...Yargıtay Başkanı müteahhit olurdu.
*Bakın...
*Cumhuriyet Başbakanı denmez.
Cumhuriyet Bakanı denmez.
Cumhuriyet Müsteşarı denmez.
Cumhuriyet Büyükelçisi denmez.
Cumhuriyet Valisi de denmez.
*Ama...
Cumhuriyet Savcısı denir.
*Peki niye?*Mustafa Kemal de merak etmiş...
Ve, “cumhuriyet savcısı” sıfatının isim babası olan Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’a sormuş aynı soruyu, “Niye?”
*İsviçre’de hukuk doktorası yaparken, İzmir’in işgal edilmesi üzerine Kurtuluş Savaşı’na katılmak için yurda dönen ve Ege dağlarında vuruşan... Sonra da Mustafa Kemal’in emriyle hukuk reformunun temellerini atan Profesör Mahmut Esat Bozkurt, şu cevabı vermiş...
*“Gün olur, Cumhuriyet’i korumak için başbakandan, bakandan, müsteşardan, büyükelçiden, validen bile hesap sormak gerekebilir... İşte onun için, Cumhuriyet Savcısı’dır!”*Cumhuriyet’i savunmak...
“İlk işi”dir.
*İrticayla mücadele etmek için, ekstra plan mlan hazırlanmasına gerek yoktur.
*Dolayısıyla...
*Tarikatçıların cirit atması için, irticayla mücadele etmeyi suçmuş gibi gösterenlerin...
Haysiyet cellatlarının yargısız infazlarını gülümseyerek seyredenlerin...
Hayatını Cumhuriyet’e adamış komutanları ayağına getirirken, teröristin ayağına tıpış tıpış mahkeme götürenlerin...
Bu millete verebileceği “hukuk dersi” yoktur.
Hiçbir satırına dokunmadan yayınlıyoruz…
Sayın Barack H. ObamaAmerika Birleşik Devletleri BaşkanıThe White House1600 Pennyslvania Avenue NWWashington, DC 20500USA
Sayın Başkan Obama:
Türkiye’de hüküm süren koşulların acımasız ayrıntılarına derinlemesine değinmeye gerek yok. Bu konu hakkında size geçen yıl iki kez yazmıştım. İsterseniz bu mektupları aşağıda verilen adreslerden tekrar okuyabilirsiniz (1). Siz olmasanız da yönetiminizden birileri mutlaka okumalı; zira laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyetinin bekası ciddi bir tehlikededir, demokrasi adına sivil bir darbe ile diz çöktürülmektedir. Yeats bu durumu 1933’lerde derken durumu en iyi şekilde ifade etmiştir:
Yapmayı üstlendikleri her şeyiGerçekleştirdiler;Her şey asılı kaldı Yaprak ayasında asılı çiy gibi. (2)
Türkiye şu anda tam da bu tehlikeli pozisyondadır; “yaprak üzerinde asılı bir damla çiy gibi.” Ve ONLAR, yıkıcı görevlerini üstün başarıyla yerine getirdiler. ONLAR kim mi Sayın Başkan? Bunu açacağım, ama kısa bir özetten sonra.
Demokrasilerin “olmazsa olmaz” koşulu, bağımsız yargıdır. Türkiye’de demokrasi yoktur. Anayasal güvence altında olması gereken insan hakları, pervasızca ve sınır tanımadan ihlal edilmektedir. Konuşma ve ifade özgürlüğü olmadığı gibi toplanma özgürlüğü de, mahremiyet de yoktur. Yargıçlar ve ordu dahil herkes dinlenmekte, e-mailler izlenmektedir. Yöneticileri yollarını düzeltmekten aciz ülkede, teknolojinin son ürünü, polis devleti dinleme aygıtları yayılmış durumda. Bunlar nereden geldi sayın Başkan? Yoksa bu, Amerika’nın ‘istihbarat paylaşımı’ programının bir ikramı mı?
Türk ordusu bile dinleniyor! Ve hükümet tarafından!
Ne kadar ayıp! Bir ulusun güvenliği için ne kadar tehlikeli!
Bunun sonucunda aşağılık ve çirkin senaryolar ortaya çıkıyor. Yeats’in saptaması burada da aynen geçerli: “En iyi insanlar inançtan, güvenden yoksun iken en kötüler tutkulu güçle dolular.”
(3) Üstelik gösteriye yeltenen herkes dayaktan ya da gazdan nasibini alıyor. Polis –muhtemelen Hitler’in kahverengi gömleklilerinin en iyi karşılığı- Türk ordusunun ve …Türk halkının karşısında, ordu halkın özü çünkü. Bu toprakların üzerine ölüm sessizliği çöktü sayın Başkan. Bu, basit tanımla, İslamofaşizmdir. Orwell’ci egemen güç, yalan söyleyen, aldatan, çalan iktidardaki parti AKP, buna demokrasi adını vermektedir. Türkiye bugün bu durumdadır.
Muhalif yazarlar, tevkif edilmekte ve suçu kanıtlanmaksızın süresiz olarak hapsedilmektedirler. Anayasanın öngördüğü ihzar teskeresi (haksız tutuklamayı yasaklayan yasa) bir şakadan ibaret. Medya, iktidarın uşağı, yalakası durumunda. Anayasanın hükümete tanıdığı tüm yetkiler, kökleri, gövdeleri ve dallarıyla bir tek başbakanın ellerinde. Onu hatırlıyorsunuz değil mi sayın Başkan? Hani geçen ay buluşup ona ‘Türkiye’nin enerji hattı’ olmasını istediğiniz kışkırtıcı mesajınızı vermiştiniz. Bir ‘hat’ ya da ‘kanal’?
Gerçek düşünceniz bu mu? Aynı zamanda şunu da unutmayın; aynı başbakan ve yoldaşları olan AKP üyeleri Anayasa Mahkemesi tarafından ‘laiklik karşıtı faaliyetlerin merkezi olarak’ mahkum edilmişlerdi. Çoğu başbakan için bu büyük bir utanç kaynağı olurdu; ama bu başbakan için değil. O, bu konularda deneyim sahibi, önceki benzer suçlarıyla ilgili sayfalar dolusu raporlar var. Metaforik olarak ‘enerji yolu’ olarak tanımladığınız başbakan bu! Ve açıkça, bu başbakanın başka bir hedefi var. ‘Yapmayı düşündüğü her şeyi, gerçekleştirdi’… neredeyse!
Bu arada Türkiye’nin bir de, partiler üstü ve kendi ülkesinin yararına çalışmak için ant içmiş bir cumhurbaşkanı da var.
Bu da gülünç; adam aynı ağacın kök ve gövdesinden gelme, egemen parti anlayışı taşıyan, laiklik karşıtı, kadın karşıtı ve gerici noter konumunda.
On beş yıl önce 27 Kasım 1995’te The Guardian’a verdiği bir demeçte Türkiye’de laikliğin bittiğini ilan etmiştir. “Bu cumhuriyet döneminin sonudur” ve “Ankara nüfusunu %60’ı gecekondularda yaşıyorsa, laik sistem başarısız olmuştur ve haliyle bunu değiştirmek istiyoruz”
(4) demiştir.
Bugün aynı kişi –Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı- partisinin milyonlarca dolarlık fonu ile ilgili olarak dolandırıcılık sanığıdır (5).
Fakat bu kişi de mahkumiyet dokunulmazıdır. Mark Twain, zamanında Amerika’da içsel kriminal sınıf bulunmadığını söylerken Amerikan Kongresini bunun dışında tutmuştur. Ama Mark Twain, bu günün Türkiye’sini hiç görmemişti.
Üzülerek söylemeliyim sayın Başkan, Amerika bu karanlık fikirli, acımasız yüzlü adamları iktidara getirirken suça ortaklık etmiştir. Ve bunu yaparken ülkemiz, Türk halkının büyük çoğunluğuna ölümcül kötülükte bulunmuştur. Ancak ülkemiz, İran halkına, Şili halkına ve aslında tüm Güney Amerika halklarına, Vietnamlılara, Kamboçyalılara, Filistin ve Irak halkına, Afro-Amerikan ve Amerika’nın yerlilerine karşı da öyle yapmıştır. Ülkemiz “ölümcül” kötülük konusunda uzmanlaşmıştır. Ama bu değişebilir sayın Başkan.
Kampanyanızı “değişim” temeline oturttunuz ve hepimize sizinle çalışmak için cesaret verdiniz. Ve ben de sizinle çalışıyorum, sayın başkan.
Kitabınızda Amerika’yı, “hayatları yaşandığı şekliyle” yansıtacak “farklı bir siyaset”noktasına getireceğinize işaret ettiniz (6).
Atatürk’ün laik demokratik mirasının sahipleri baskıcı bir kukla hükümetin ahmak köleleri olarak mı yaşasın? Anayasal hakları kriminal çete tarafından sürekli engellenecek mi? Amerika Birleşik Devletleri tarafından kurulan ve desteklenen bir hükümetin varlığı, kendine “demokratik” diyen her ülkeye utanç verir.
Sayın Başkan, geçen yıl Türkiye’ye geldiniz ve Atatürk’ten hararetle söz ettiniz. Ve şimdi düşmanlarına karşı hoşgörülü ve cesaret vericisiniz. Ne oldu? Sayın Başkan, desteğinizi Atatürk ve Laik Cumhuriyet düşmanlarından çekin. Bana göre onlar, Türkiye’yi ‘ılımlı İslam ülkesi’ yapmayı planlayan Bush’un aptal anlayışının kalıntısı olan iflas etmiş bir anlayışın, cahil, tatsız, sığ kuklalarından ibaretler.
‘Ilımlı İslam’ da esasen ılımlı hamilelik, ya da ılımlı aptallık gibi bir şey, bir saçmalıktan ibaret.
İnanın bana sayın Başkan, ülkemin sergilediği tavır üzerine endişelerimi ifade etme hakkım olduğu için mutluyum. Bunun Türk halkı için sonuçları önemlidir. Sizin iktidara gelmeniz dünyaya barışın, akıllı ve şeffaf liderliğin geleceği konusunda büyük ümitler uyandırmıştı. Parıldayan yıldızınız, en utanç verici ve çıkarılması mümkün olmayan lekelerle kararmaya başladı. Türkiye’deki utanç verici ahlaksızlık Amerika’nın adına nasıl leke sürer?
Tarihin Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulan demokratik laik Türkiye Cumhuriyeti’nin, Amerika’nın isteği doğrultusunda iktidara gelen rezil kriminal öğeler tarafından tahrip edildiğini yazacağından endişe duyuyorum. Türkiye’yi bir laik cumhuriyeti yok etme pahasına, bir “enerji hattı,” bir petrol borusu yapmak? Amerika’nın aklındaki bu mu sayın Başkan? ‘Kanalizasyon borusu’ tanımı daha uygun olur galiba.
Sayın Başkan, beni görevim, bu trajediye ortak olmak değil, haykırmaktır. Adalet ve namus adına yürütülen en büyük haksızlık Ergenekon adı verilen bir saçmalık olarak sürüyor. Masum insanlar hapishanelerde ölüyor. Başka bir çoğu da hücrelerinde ömür çürütmekte.
Şimdi, Amerika’nın imajı, olumsuz yönde ve onarılmaz biçimde hasar görmektedir.
Tehlike açık. Tehlike ortada.
Normal gazetecilik kanalları bu ülkede çalışmıyor. Normal adalet yolları da aynı akibete uğradı. İnsanların çoğu bağırmaya yeltendi, ben de öyle. Ve sonunda, rezaletin daha az olmadığı bir dönemde Emile Zola’nın başkanına yazdığı gibi ben de size yazdım sayın Başkan.
“Ve gerçeği, dürüst bir insanın nefreti ile haykırıyorum”- “Et c’est à vous, monsieur le Président, que je la crierai, cette vérité, de toute la force de ma révolte d’honnête homme” (7).
Size geçtiğimiz yılda söylediklerim, yalın ve dehşet verici gerçeklerdir. Türkiye’nin bugünkü zor koşullara geleceği görünüyordu.
Daha önce de belirttiğim gibi dinsel bağnazlık ve fanatizm, Atatürk’ün gelişiyle yok olmadı.
Size geçen yıl gönderdiğim, Mustafa Kemal Atatürk’ün Büyük Nutuk’unu okuduysanız bunu kolayca görmüş olacaktınız. Bu karanlık fikirli insanların nereden geldiğini de anlayacaktınız. Türkiye’de ortaya çıkan bu tahrip edici iç unsurlara karşı gücünüzün olmadığı gerçeğini fark ettim sayın Başkan.
Farkındasınız belki!
Her zaman olduğu gibi, CIA’nın ne dereceye kadar bu işin içinde olduğunun da….
Dışişleri Bakanının (ve sekreteri, CIA kariyeri olan Robert Gates) dahil olduğunun da….
Dışişleri Bakanlığının, elçilikler, konsolosluklar ve CIA ajanları vasıtasıyla ne derecede işin içinde olduğunun da. Ama farkında olup olmamanız benim işim değil.
Türkiye’de bugünkü durumun ciddiyeti, suçlu aramak ya da işaret etmenin çok daha ötesinde. Bir şeyler yapılmalı sayın Başkan. Zola, “yer altına gömülen gerçek, gelişerek öyle bir güce erişir ki, patladığında kendisiyle birlikte her şeyi yıkar” diye yazmıştır.
Türkiye’de şu an öyle bir durumdayız. Ulus bir facia ile karşı karşıyadır. Umarım, mektuplarım gerçeğin mecrasında olduğunu ve hiçbir şeyin bunu durduramayacağını göstermiştir. "La vérité est en marche et rien ne l’arrêtera." (8).
Ama bu mektup çok uzun sayın Başkan ve sona ermesi gerekiyor. 13 Ocak 1898’de Alfred Dreyfus ve Fransa savunmasına gelen Zola’nın söylediklerine kulak ver. Sanki Türkiye’nin bu gününü tarif ediyor:
Ulusal savunmanın hangi ellerde bulunduğunu, yurdun yazgısının kararlaştırıldığı bu kutsal sığınağın nasıl aşağılık bir entrika, dedikodu ve hırsızlık yuvası olduğunu bildiklerinden, olası bir savaş karşısında endişe içinde titreyen öyle çok insan tanıyorum ki!
Dreyfus olayının, talihsiz bir insanın, bir ‘pis Yahudi’nin kurban edilişinin, bu kuruma tuttuğu korkunç ışık karşısında dehşete düşüyor insan.
Ah!
Birkaç rütbelinin, devletin güvenliğini saygısızca bahane ederek, çizmeleriyle ulusun üstüne basarak gerçek ve adalet çığlığını gırtlağına tıkamaları, bütün bu çılgınlıklar ve saçmalıklar, çılgınca düşlemler, yoz polis uygulamaları, engizisyon ve zorba uygulamalar! Sırtını ahlaksız basına dayamak, Paris’in tüm ipsizlerince savunulmaya boyun eğmek de bir suç; işte ipsizlar takımı, hukukun ve yalın gerçeğin bozgunu içinde, hayasızca utkuya ulaşıyor.
O tüm dünya önünde yanlışı zorla benimsetmek gibi düşüncesizce bir komplo tezgahlarken, kendisini dürüst ve özgür ulusların başında yiğit bir ordu olarak görmek isteyenleri Fransa’yı bulandırmakla suçlamış olmak da suç. Kamuoyunu saptırmak, yoldan çıkarılmış olan kamuoyunu onu sabuklamaya götürecek ölçüde bir ölüm görevinde kullanmak da bir suç. İçinden atamaması durumunda insan haklarının savunucusu büyük ve özgürlükçü Fransa’nın ölmesine yol açacak iğrenç Yahudi düşmanlığının arkasına sığınarak küçükleri ve alçakgönüllüleri zehirlemek, tutuculuk ve hoşgörüsüzlük tutkularını azdırmak da bir suç. Kin yolunda yurttaşlığı sömürmek de bir suç; son olarak, tüm bilim gerçek ve adalet çağını oluşturma yolunda iş başındayken, kalıcı çağdaş tanrı yapmak da bir suçtur. (9),(10)
Sayın Başkan, yazdıklarım yalın gerçeklerdir ve dehşet vericidir…..hem Türkiye , hem de Amerika için. Gerçek ve adaletin kaçınılmaz patlamasını çabuklaştırmasını dilerim.
En derin saygılarımla, Sayın Başkan.
James (Cem) Ryan, Ph.D.İstanbul, Türkiye
NOTLAR:
1. LETTER TO PRESIDENT OBAMA: Turkey in an Arena of Trials 20 January 2009http://forreasonsunknown-cem.blogspot.com/2009/01/letter-to-president-obama.htmlhttp://www.ataturksociety.org/voa/Ataturk_winter2009_final_web.pdf
LETTER TO PRESIDENT OBAMA: The Islamic Republic of Turkey 20 October 2009http://forreasonsunknown-cem.blogspot.com/2009/10/letter-to-president-obama-islamic.html
2. Yeats, W.B. “Gratitude to the Unknown Instructors.” http://www.poemhunter.com/poem/gratitude-to-the-unknown-instructors/
3. Yeats, W.B. “The Second Coming.”http://www.poemhunter.com/poem/the-second-coming/
4. Rugman, Jonathan. “Turkish Islamists Aim For Power.” The Guardian, 27 November 1995.
5. Villelabeitia, Ibon. “Turkish Court says president should go on trial.” The Washington Post, 18 May 2009.http://paperdragon.newsvine.com/_news/2009/05/19/2836299-turkish-court-says-president-should-go-on-trial-
“Presidential office slams court stance.” Hurriyet Daily News, 20 May 2009.
“No end in sight to Gül immunity controversy.” Hurriyet Daily News, 21 May 2009.
“Turkish president unconcerned about standing trial in fraud case.” Hurriyet Daily News, 21 May 2009.
“I am not scared to go on trial.” Hurriyet Daily News, 22 May 2009.
Kanlı, Yusuf. “President in court.” Hurriyet Daily News, 22 May 2009
6. Obama, Barack. Dreams from My Father, page 457. Three Rivers Press. New York, 1995.
7. Zola, Emile. “J’Accuse,” English and French versions. Pages 6, 18. http://www.oxygenee.com/Zola-and-Dreyfus.pdf
8. Ibid. Pages 15, 24.
9. Ibid. Page 14.
10. Emile Zola, 1898. J’Accuse (Suçluyorum) , (Tahsin Yücel, Çev.) Istanbul: Can Yayınlar”
Odatv.com
http://www.odatv.com/n.php?n=turkiye-tehlikede-1202101200
Yılmaz ÖZDİL yozdil@hurriyet.com.tr
Cumhuriyet Başsavcısı...
Her yere tabela asıyorlar, “Avrupa’nın en büyük adliye sarayını yaptık” filan diyorlar.
*Halbuki, bu iş binayla olsaydı...Yargıtay Başkanı müteahhit olurdu.
*Bakın...
*Cumhuriyet Başbakanı denmez.
Cumhuriyet Bakanı denmez.
Cumhuriyet Müsteşarı denmez.
Cumhuriyet Büyükelçisi denmez.
Cumhuriyet Valisi de denmez.
*Ama...
Cumhuriyet Savcısı denir.
*Peki niye?*Mustafa Kemal de merak etmiş...
Ve, “cumhuriyet savcısı” sıfatının isim babası olan Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’a sormuş aynı soruyu, “Niye?”
*İsviçre’de hukuk doktorası yaparken, İzmir’in işgal edilmesi üzerine Kurtuluş Savaşı’na katılmak için yurda dönen ve Ege dağlarında vuruşan... Sonra da Mustafa Kemal’in emriyle hukuk reformunun temellerini atan Profesör Mahmut Esat Bozkurt, şu cevabı vermiş...
*“Gün olur, Cumhuriyet’i korumak için başbakandan, bakandan, müsteşardan, büyükelçiden, validen bile hesap sormak gerekebilir... İşte onun için, Cumhuriyet Savcısı’dır!”*Cumhuriyet’i savunmak...
“İlk işi”dir.
*İrticayla mücadele etmek için, ekstra plan mlan hazırlanmasına gerek yoktur.
*Dolayısıyla...
*Tarikatçıların cirit atması için, irticayla mücadele etmeyi suçmuş gibi gösterenlerin...
Haysiyet cellatlarının yargısız infazlarını gülümseyerek seyredenlerin...
Hayatını Cumhuriyet’e adamış komutanları ayağına getirirken, teröristin ayağına tıpış tıpış mahkeme götürenlerin...
Bu millete verebileceği “hukuk dersi” yoktur.
Subscribe to:
Posts (Atom)