Thursday, November 13, 2008

Bu ulusu boğmak isteyen karanlıklardan çok korktum

Utandım çocuk Beni anlatan bir film yapmışsın .
Kızgınım, utanç içindeyim. Sana değildir kızgınlığım.
Filmdeki Mustafa'dan da utanmış değilim. Başaramamışım, bundandır utancım. Komutam altında, bu vatan için kanını akıtan Türk askerlerinden utandım. "Özgürlük" demiştim, benim karakterimdir..
"Bilim" demiştim, tek yol göstericidir. Sen, "Karanlıktan korkardı" demişsin benim için. Korkardım evet. Bu ulusu boğmak isteyen karanlıklardan çok korktum. Ama insaf be çocuk, korkup da kaçmadım ya. Söküp atmadım mı o karanlığı bu ülkenin üzerinden?

Diktatör demişsin bir de. Hiç okumadın mı çocuk? Nerde benim nesilleri emanet ettiğim öğretmenler?

Anlatmadılar mı sana? Başkomutan olarak cepheden cepheye koşarken, ve bütün kararları tek başıma alabilecekken neden bir meclis kurdum ben çocuk? Böyle diktatör olur mu? Ah be çocuğum.

Neden, nasıl düşman ettiler seni bana? Baktım aşktan, sevgiden, aileden bahseden güzel şeyler yazmışsın bugüne kadar. Belli ki, Çalışkansın, zekisin. Kara cüppeleri ile milletin ümüğüne çökmüş olan yobazları çok iyi anlarım da çocuk, seni anlayamıyorum. Onlar zaten hiç sevmedi beni.

Yüzyıllardır süren iktidarlarını çekip almıştım ellerinden. Sevmeyecekler beni elbette.. Peki sen çocuk, sen neden kol kola girdin bu kara kalplilerle?

Dedim ya, sana değil kızgınlığım. Başaramamışım. Anlatamamışım demek ki özgürlüğün kıymetini, bağımsız bir ulusun, onurlu özgür bireyi olmanın ne büyük bir nimet olduğunu. Yazık olmuş, onca vatan evladının kanına, onca ananın göz yaşına. Veremem ki şimdi hesabı, ne o gencecik bedenlere, ne de gözü yaşlı analara.

"Bu muydu uğruna bizi ölüme gönderdiğin vatan?" derlerse, "bu nesiller miydi, ölen evlatlarımızın kanıyla kurduğun ülkeyi emanet ettiğin?" diye sorarlarsa ne derim ben onlara be çocuk? Olmadı be çocuk... olmadı.
Candan Asal
CAN DÜNDAR’IN “MUSTAFA”SI, SAKIP AĞA’DAN SONRA SABANCILAR’IN DEĞİŞİMİ (!)
YAZIK OLDU 11.-YTL’YE…
Tarih 08 KASIM 2008, üstadım Alev ÇUKURKAVAKLI ile konuşuyoruz.
Bana; “gitmelisin, seyretmelisin; çıkışta da seyircilerin yüzüne bakmalısın” diyor; sonra da ekliyordu, “Sarı Zeybek” belgeselini seyredenler filmin sonunda elleri patlarcasına alkışlarlardı, filmden çıkanların yüzünde de ‘haklı bir gururun’ dalgalanmaları olurdu. Git, bir de bu filmden sonraki duruma bir bak”
Gittim; Ankara - Büyülü Fener – 1 nolu salon- 19:00 seansında 435541 nolu bilet ile filmi izledim. 11.-YTL ücret ödedim.Filmi büyük bir dikkat ile izledim. Filmden çıkarken bırakınız başkalarını, ‘bende filmle ilgili neler kaldı?’ diye kendime sordum. Hatırımda yer edenlerin değeri “0” (yazı ile sıfır); peki ya müzik?
Goran BREGOVİÇ’in film müziği de “0” (yazı ile sıfır). Beni rahatsız eden sahneler bile bende, belleğimde tam anlamıyla yer edinememiş. Bu film aslında Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’e ve onun devrimlerine karşı yapılmış saldırılar arasında bile bir yer edinemeyecek kadar güdük. Ancak, anladığım birileri ülkemizdeki çocuklarının düğmesine bastı. Beni ilgilendiren kısmı bu.Burada kalkıp Can DÜNDAR’a küfredecek değilim. Çünkü o buna bile değmez.

Bugünlerde küfürlere bile layık olmayan bir İ.Melih GÖKÇEK vardı, şimdi buna bir de Can DÜNDAR eklendi. Yani, birken iki oluverdiler.Bu arada filmin ana sponsoruna değinmeden geçemeyeceğim; Merhum Sakıp SABANCI’dan sonra SABANCI adını duyduğumda aklıma meşhur “SODOM ve GOMORA” adlı kitap geliyor, nedense… SABANCI kelimesi artık benim sözlüğümde İHANET, İŞBİRLİKÇİLİK gibi kelimelerin ve kavramların yer aldığı bölümün tam ortasında…FİLMDEKİ DÜMBÜKLÜKLERE KİTABİ YANITLAR

Dostum Hasan Hüseyin MEMİŞ “DÜKEN” adlı bir kitap yazmıştı, AKASYA Kitabevi tarafından yayınlandı. Dostum, kitabında Ahmet ALTAN, Orhan PAMUK gibi “röntgencilik” aktarımlarını yazmadığından hem dağıtımı yapılamadı hem de satışta istenen seviyeye ulaşamadı. Ancak o kitaptaki bir bölüm sanki bu filmin çok özel bir amacını yerle bir eder durumda. Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ü bir DİKTATÖR olarak satmaya çalışan Can DÜNDAR adlı kuklaya ithaf olunur. İşte o bölüm:“

…SSCB’de 1917’den beri ‘Proletarya Diktatörlüğü’ hüküm sürmektedir. İtalya’da 1922’den itibaren Faşist MUSSOLİNİ baştadır ve Faşist Düzen kurumsallaştırılmıştır. HİTLER 1933’ten itibaren Almanya’da, FRANCO 1936’dan itibaren İspanya’da diktatör olarak hüküm sürmektedir. Aynı dönemlerde Polonya’da 1926 Askeri Darbesi ile işbaşında olan diktatör Mareşal PİLSUDSKi bulunmaktadır.

Macaristan’da da İtalya ve Almanya hayranı diktatör Amiral HORTY işbaşındadır. Romanya’da Kral 2. KRAUL’un, Yugoslavya’da Kral ALEXADR’ın, Arnavutluk’ta 1928 yılında Krallığını ilan eden Cumhurbaşkanı Ahmet ZOGU’nun bulunduğu diktatörlük çemberi vardır.

1923, 1934, 1935 yıllarında yapılan askeri darbeler ile konumunu güçlendirmiş olan ve 1936’dan itibaren Diktatörlüğünü ilan eden Çar BORIS’in Bulgaristan’ı, 2. YORGİ’nin diktatörlük şeklinde gelişen idaresindeki Yunanistan’ı ve daha sonra 1936 yılında darbe ile yönetime el koyan General METAXAS’ı, 1933’te Diktatörlüğün benimsendiği Avusturya’yı, 1928’de SALAZAR ile diktatörlüğü benimseyen Portekiz’i hatta Litvanya’yı, Estonya’yı da bu diktatörlük çemberine dahil etmek ve bu gerçekleri kabul etmek gereklidir.

Avrupa kıtasında o dönemde demokratik sayılabilecek ülkeler İngiltere, Fransa, Belçika, Luxemburg, Hollanda, İsviçre, Norveç, Finlandiya, İskandinavya, Çekoslovakya’dır. Ancak Fransa’da 3. ve 4. Cumhuriyet dönemlerinde 104 hükümet değişikliği olduğunu da unutmamak gerekir.

Aynı Fransa’da Mareşal PETAİN zamanında 1789 yılında ilan edilmiş olan ‘İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’ yürürlükten kaldırılmış, devletin temel ilkeleri de değişmiş, ‘özgürlük, eşitlik, kardeşlik’ üçgeninin yerini ‘çalışma, aile, vatan’ kavramları almıştı. [i] Özellikle o dönemin Almanya’sında “Yarı-Başkanlık Sistemi”ne çok benzeyen Weimar Cumhuriyeti yönetimi ile HITLER diktatörlüğünü ilan edebilmiştir.[1]

Bu yazım “Mustafa” filmi ile ilgili olarak yazacaklarımın ilki…Dahası, zamanı geldikçe burada.Ancak, çok önemli bir hususu belirtmeden geçemeyeceğim.
Bu film tarihini, daha doğrusu geçmişini bilen bir toplumda hem iş yapmaz hem de gösterime sunulacak sinema salonu bile bulamazdı. Haksız mıyım sayın ATASE Başkanı? Siz yine aklı başında yayınlar yapmak yerine Turgut ÖZAKMAN’a tomar tomar belge vermeye devam edin…

NOT: Bu filmi seyretmeden onu eleştiremezdim. Bu nedenle ben de “filmi seyredenler” sayısal değerleri arasında yerimi aldım.
[1] Türkiye’de Parlamenter Sistemin Sorunları ve Çözüm Önerileri Semineri-TİSK-04.12.1997-Hilton-Ankara-Prof.Dr.Ziya Aktaş’ın Konuşması.[i] HISTOIRE DE VICHY-R.ARON-1966-SAYFA 306

http://cemyaren.blogspot.com/

Wednesday, November 12, 2008

CAN DÜNDAR'IN ŞİFRELERİ KIRILIYOR

Belgesel ama belgesi yok!

Usta gazeteci Hulki Cevizoğlu, 'belgesel'olarak sunulan filmin belgelere dayanmadığına dikkat çekerek, "Filmin, Ata'ya karşı Batı'dan saldırıların arttığı döneme denk gelmesi düşündürücü" dedi.

Yunan olsam beğenirdim! Gazetecİ Rahmi Turan, filmdeki tuzaklara dikkat çekti: Bir İngiliz ya da Yunan olsam bu filmi severdim. Filme öyle cümleler yerleştirilmiş ki, gençlerin bilinçaltına yanlış düşünceler şırınga ediyor.

Tam bir hayal kırıklığı olduFİLMİ izleyince tam bir hayal kırıklığına uğradığını belirten CHP'li Necla Arat, "Sanki bir psikanaliz yapılmaya çalışılmış. Devrim yasalarına saldırmak için her şeyi yapıyorlar" diye konuştu.

Cumhuriyeti yıkmak için Atatürk'e saldırıyorlarCeviz Kabuğu'nda masaya yatırılan 'Mustafa' filmine tepki yağdı. Belgesel hakkında yorumda bulunanlar "Gençlerin bilinçaltı zehirleniyor. Hedef laik cumhuriyet" ortak görüşünde birleşti

Haber: Macit SOYDANCan Dündar'ın "Mustafa" filmiyle yeniden tartışma alanına çekilen Mustafa Kemal Atatürk hakkında yapılan eleştiriler ve gerçekler bu hafta Ceviz Kabuğu'nda masaya yatırıldı. Toplumun değişik kesimlerinyle Atatürk'ün nasıl algılandığının konuşulduğu program, halktan yine yoğun ilgi gördü. İzleyiciler yaklaşık beş buçuk saat süren Ceviz Kabuğu'nu telefon, faks ve e-mail yağmuruna tuttu.

Usta Gazeteci Hulki Cevizoğlu'nun hazırlayıp sunduğu ART'de canlı yayınlanan Ceviz Kabuğu'na konuk olan CHP İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Necla Arat, "Benim Mustafa Kemal'im uçurumun kenarında yıkık bir devletten içeride ve dışarıda saygı gören yepyeni bir devlet yarattı" dedi.

Arat, Can Dündar'ın filminde karga kovalayan, yalnız, mutsuz ve korkuları olan bir Atatürk profili çıkarmasını eleştirerek, Mustafa Kemal'in o yıllarda Avrupa'da yapılması hayal bile edilemeyecek şeyleri başardığını söyledi. Şüpheye düşüren bir film Hürriyet Gazetesi Yazarı Rahmi Turan da telefon konuğu olduğu Ceviz Kabuğu'nda, Atatürk'e yöneltilen haksız eleştiriler ve Mustafa filmi hakkında önemli tespit ve değerlendirmelerde bulundu.

"Belgesiz belgeselleri halka yutturmaya çalışıyorlar" diyen Rahmi Turan, filmde bazı cümlelerle kasıtlı olarak Türk gençlerinin bilinçaltına yanlış fikirler şırıngalandığını kaydetti. Turan şöyle konuştu: "Laik cumhuriyeti yok etmek isteyenlerin önündeki en büyük engel, Atatürk'e olan bağlılık. Bu bağlılık olduğu sürece Türkiye'ye hiçbir şey olmayacağının farkındalar. Bu yüzden öncelikli hedeflerini onu yıkmak olarak belirlemişler. İnsanlara yanlış şeyleri belgesel olarak yutturmaya çalışıyorlar. Gençlerin beyinlerindeki Atatürk imajını yıkmak amaç. Filme öyle cümleler yerleştirilmiş ki; bunlar gençlerin bilinçaltına yanlış düşünceler şırınga ediyor. Atatürk'ün muhteşem devrimlerinden şüpheye düşürüyor insan. Belge falan yok ortada. Bu "yerseniz!" diye bir tabir var ya, aynen o."

Bir İngiliz olsam beğenirdimRahmi Turan, Atatürk'ü tanıyan birisi için filmin çok üzücü olduğunu ifade etti. "Teknik olarak iyi ama, ben bu filmi bir İngiliz bir Yunan falan olarak izlesem beğenirdim" diyen Turan, ayrıca filmde Atatürk'ü neden Yorgo adındaki bir Yunanlı çocuğun canlandırdığını da anlamadığını, bu durumun tuhafına gittiğini söyledi.

Turan "Belgelere falan dayanmış değil ama adı belgesel işte... Atatürk, korkak ve paranoyak gibi gösterilmeye çalışılıyor. Hangi ulus önderini böyle görmek ister?" diye sordu.

Belgesiz belgeseller yapılıyorUsta Gazeteci Hulki Cevizoğlu programda Atatürk'le ilgili belge olmadığını söyleyenlere karşı çıktı. Cevizoğlu, "içine girdiğinizde okuması bir ömürde bitmeyecek kadar çok kitap var" dedi ve devam etti: "Atatürk'le ilgili belge yok deniyor, ama aslında o kadar çok ki; içine girildiğinde okuması bir ömür sürecek kadar kitap var. Bugün belgesiz belgeseller yapılıyor. Herkesin her yerde söyledikleri belge olamaz. Belge olmanın şartları var. Belge olarak karşımıza çıkarılanlar yıllar önce çürütülmüş iddialar ... Bu yapılan filmin Batılıların bizi bölme, Atatürk'ü yok etme çalışmalarının hız kazandığı bir döneme denk düşmesi de düşündürücü." Atatürk hakkında "diktatör mü yoksa demokrat mı?" diye sorulmasının çok saçma bir şey olduğunu vurgulayan Cevizoğlu "ortamı soyutlayarak soru sormak yorum yapmak doğru değil. O dönemde Mustafa Kemal'in yaptığı gibi bir şeyi yapan yok ki... Mustafa Kemal'in insan yönünü çıkardık deniyor... İnsan Mustafa Kemal demek çocuk Mustafa Kemal demek mi? İnsan yanları deyince akla özel hayatı aşkları mı gelmeli?.. Zincirleri kırılan düşünce sahipleri Atatürk'ü eleştiriyor..." dedi.

Benim için tam bir hayal kırıklığı oldu Filmde Mustafa Kemal'in yalnız, çaresiz ve korkular içinde gösterilmesine hem konuklardan hem de izleyicilerden büyük tepki geldi.

CHP'li Necla Arat, filmi izledikten sonra tam bir hayal kırıklığına uğradığını ve filmde sanki bir psikanaliz yapılmaya çalışıldığını ifade etti. Arat, yapılan bütün saldırıların altındaki amacın devrim yasalarını ortadan kaldırmak olduğunu dile getirdi. Arat şöyle konuştu: "Hayal kırıklığına uğradım. Açıkçası film beklentilerimi karşılamadı. Can Dündar, kendi Mustafa Kemal'ini anlattığını söylüyor... Benim Mustafa Kemal'im uçurumun kıyısında yıkık bir devletten içerde ve dışarıda saygı duyulan yeni bir devlet yarattı. Mustafa Kemal'in cumhuriyeti tam bağımsızlığı temel alıyor... Akla vurulan zincirleri ortadan kaldırmaya çalışıyor... Tartışmalar somut bilgilere dayanmalı. Belirli sınırları olmalı yapılan eleştiri ve tartışmaların..."

Türklük ve Müslümanlıkla ilgili bölümler sansürlendi Filmde Atatürk'ün dinle ilgili zayıflığına vurgu yapıldığını belirten tarihçi Sinan Meydan, "Can Dündar, Ata'nın not defterlerinden yararlanırken 'Tanrı birdir ve büyüktür', 'Türk olmaktan gurur duyuyorum' ifadelerini görmezden gelmiş" dediProgramın en çarpıcı anlardan biri de Truva Yayınları tarih yazarı Sinan Meydan'ın telefonla bağlanarak Atatürk'ün not defterlerinin yıllar önce zaten bulunduğunu açıkladığı anlar oldu.

Meydan, "12 yıldır Atatürk'ü üzerine araştırmalar yapıyor onu anlamaya çalışıyorum. Ama 12 yıldır okuduğum Atatürk, Can Dündar'ın filmindeki Atatürk'e bırakın benzemeyi, yanından bile geçmiyor" diyerek başladığı konuşmasına önemli bir gerçeği gündeme getirerek devam etti. Meydan, Dündar'ın ilk kez kendisinin bulduğunu söylediği Atatürk'ün not defterlerinin 1985'te Ali Mithat İnan tarafından bulunduğunu ve yüksek lisans tezi olarak kullanıldığını söyledi.

Bu ifadeler nerede!Bu defterlerin 1996'da da kitap haline getirildiğini kaydeden Meydan, Dündar'ın bu notları sansürlediğini de dile getirdi. Meydan şöyle devam etti: "Film izlendiğinde Atatürk'ün dinle ilgili zayıflığı konusunda vurgu yapılıyor. İzleyende böyle bir izlenim bırakıyor ve Can Dündar bu durumu Atatürk'ün defterlerine dayandırıyor. 18 numaralı not defterinde -yıl 1924- Atatürk ileride yapacaklarını sıralıyor ve sonuna iki kalın çizgi çekip Osmanlıca "Tanrı birdir ve büyüktür" yazıyor.
Bu nerede?..
Dündar, Atatürk'ün Selanikli olmaktan gurur duyduğunu yazıyor. 24 numaralı günlükte de Türk olmaktan duyduğu gururdan söz ediyor. Bu nerede?.. Melankolik yalnızlığı içinde korkular duyan bir Mustafa Kemal gösteriliyor. Böyle bir Mustafa Kemal yok. Ölmeden 6 ay öncesine kadar Maya uygarlığını, Türklerin kökenini arayan, Hatay meselesini namus meselesi yapan bir Atatürk var. Elbette insan, aşırı yüceltmelere karşı çıkan bir insan O. Ben de sizden biriyim, kimseyi kendinizden fazla görmeyin diyen biri..."

Can Dündar'ın "İlk kez ben buldum" dediği not defterleri, 1996'da Ali Mithat İnan tarafından "Atatürk'ün Not Defterleri" adıyla kitaplaştırılmıştı. Yeniçağ gazetesi ise bu dev eseri geçen yıl okuyucularına armağan etmişti.

Atatürk değil Atatürkçüler yalnız Hulki Cevizoğlu, Atatürk'ün filmde gösterildiği gibi terkedilmiş bir yalnızlık içinde değil, yalnızlığı seçmiş olabileceğine vurgu yaptı. Cevizoğlu, "Terkedilmiş olmakla yalnızlığı seçmiş olmak başka şeylerdir.

Bir getto, cemaat oluşturulmuş. "Camia" diyorlar buna... Eğer bu cemaatin üyesi değilseniz, asla yaptığınız işe sahip çıkılmıyor. Bugün Atatürk değil ama, Atatürkçüler yalnızlığa itilmiş durumda. Atatürk'ün değil de Atatürkçülerin bir filmi yapılsa, bu yalnızlık görülebilir" dedi. Yeniçağ Gazetesi yazarı Serap Besimoğlu da filmde yansıtılan Atatürk'ün yalnızlığının çok normal bir şey olduğunu söyledi.

Besimoğlu "Ülkesi için büyük hayalleri olan bir insanın yalnız olması normaldir" dedi. Filmde hep Grek alt yapısı olan müziklerin olmasını da eleştiren Besimoğlu, "Türkiye'nin dünyaca başarılı pek çok müzik dehası var. Neden onlardan birinin eserleri ile Kurtuluş Savaşı mücadelesinin ruhunu yansıtan o mücadeleyi hissettirecek müzikler yoktu burada?" diye sordu.

Onu anlamak isteyen Anıtkabir'e gitsin Bu haftaki Ceviz Kabuğu'nda pek çok izleyici telefonla bağlanarak Atatürk hakkındaki düşüncelerini, O'nu nasıl bildiklerini ve yapılan eleştirilere gösterdikleri tepkileri anlattılar.

İşte onlardan bazıları:

Hayal kırıklığına uğradım Mehtap Başaran-Öğretmen: "4. sınıfları okutuyorum. Filmin fragmanlarını izlediğimde öğrencilerimi de götürebilirim diye düşünmüştüm ama elbette kendim izlemeden götüremezdim. İzlediğimdeyse hayal kırıklığına uğradım...

Bugün Anadolu'da Mustafa Kemal'in Kuran'ı yere atıp tekmelediği anlatılıyor hala... Başka filmlerde yapıldı bu şekilde dünyada...

Mesela Cesur Yürek adlı bir filmle İskoç halkının kurtuluşu bütün dünyaya anlatıldı. Orada da özel hayata giriliyor ama bu durum o toplumlarda bir kaos yaratmadı. İnsanlar ellerini vicdanlarına koysunlar. Her şey bitmiş anlamına gelmiyor bugün yaşadıklarımız.

" Ne Mutlu Türküm diyene!Ünal Kocatepe-Almanya: "Atatürk bizim ruhumuzdur. Ne Mutlu Türküm diyene! Onu tam olarak anlamak isteyen Anıtkabir'e gitsin. Orada her şey ortada..."

Murat Durgun-Cumhuriyet Üniversitesi Öğretim Görevlisi: "Bugün Atatürk bu şekilde nasıl konuşuluyor. Atatürk bu şekilde tartışmaların içindeyse öncelikle biz eğitimcilerin suçu bu..." Dehalar böyle anlatılmaz Erkal Vardar-Emekli Deniz Astsubayı: "Bu filmde yüzyılın dehası ele alınıyor. Onun hakkında bir film yapılıyor ama onun okuduğu kitaplara yer verilmiyor. Eğer onun okuduğu kitaplara yer verilseydi içki içmeye zamanının olamayacağı ortaya çıkardı. "Tarih tekerrürdür" diyorlar ya; ders almadığımız için bugün de tarih tekerrür ediyor."

Neden özel hayatAbdurrahman Çotuk-Felsefe Öğretmeni: "Ülkenin bunca sorunu varken neden Mustafa Kemal'in özel hayatına giriliyor. Yapılan bu filmlere Gazi'nin yaşam felsefesi neden yansıtılmıyor." Rüstem Yağcı-Makine Mühendisi: "Atatürk'ün liderliğinde, devlet adamlığında, dehasında karalanacak bir şey bulamadılar, o yüzden özel hayatına giriyorlar."

İkinci Orhan Pamuk mu olmak istiyor!Nuri Işık-İngilizce Öğretmeni: "Bu filmle Can Dündar Türk toplumuna ne gibi bir fayda sağlamış oldu? Son derece zamansız, anlamsız, gereksizdi... Kendisinde ikinci bir Orhan Pamuk olma peşinde mi?"

Murat Yılmaz-Lise Öğrencisi: "Filmde Atatürk'ün çok yanlış gösterildiğine inanıyorum. Beni ilgilendiren O'nun devlet adamlığı. Arkadaşlarımın akıllarında kalan bir kadına mektuplar yazdığı onun peşinde koştuğu. Metrekareye binlerce kurşunun düştüğü Çanakkale'de korkmayan bir insan, karanlıktan korkmaz diye düşünüyorum."
esinayral@gmail.com


Tuesday, November 11, 2008

İsviçreli Michael Sauser İstiklal Marşı'mızı ayakta dinletti

http://www.dailymotion.com/video/x2qa4j_michael-sauser_politics

Alman ZDF Televizyonun da 27 Mart 1998 tarihinde Thomas Gottschik'in sunduğu "Bahse Var mısın?" (watten das) adlı yarışma programına başvuran, İsviçreli Michael Sauser 188 ülkenin Ulusal Marşı'nı notasıyla birlikte söyleyebileceğini iddia etti.
Yarışma isteği kabul edildi ve yarışma günü Jüri'nin seçtiği beş ülkenin Ulusal Marşı'nın okunması kararlaştırıldı, secim yapıldı ve Marşları okunacak ülkeler sırayla Çin, Mısır, Tayland, Bosna-Hersek ve Türkiye idi. Michael Sauser, ilk dört ülkenin Marşını basarıyla okuyunca jüri yeterli bularak yarışmayı kazandığını söyledi ve Türk Ulusal Marşı'nın okunmasına gerek olmadığını söyledi, Ancak Michael Sauser " Hayır mademki Türk Bayrağını da seçtiniz Türk Ulusal Marşını da söylemek istiyorum " dedi.
Bunun üzerine jüri ve yapımcı kabul etmek zorunda kaldı, Orkestra hazırlandığın da Michael Sauser salona dönerek "Yalnız Türk Ulusal Marşı ayakta dinlenir kalkmanızı rica ediyorum " dedi. Katılımcıların şaşkın davranışları biraz sonra Michael Sauser' un ricasını yerine getirmeye dönüştü ve Michael Sauser o güzel aksanıyla Türk Ulusal Marşı'nı muhteşem şekilde icra etti."
http://tr.wikipedia.org/wiki/Michael_sauser"'dan alındı
( Tesekkurler Michael Sauser)

Atatürk dine değil, kullanılmasına karşıydı

Fikret Bila /Yön
fbila@milliyet. com.tr

11 Kasım Salı 2008
Geçmiş yıllara göre bu kez 10 Kasım haftasında, arkadaşımız Can Dündar’ın “Mustafa” filminin de yarattığı ortam içinde Atatürk etrafında geniş bir tartışma yaşanıyor.

Bu tartışmalar vesilesiyle Atatürk’ün din anlayışı da yeniden gündeme geldi. Atatürk ve cumhuriyet karşıtlarının yaptığı en yaygın propagandalardan biri Atatürk’ü “din karşıtı, dinsiz” olarak gösterme çabalarıdır. Bu, bazı İslam ülkelerinde de yerleştirilmeye çalışılan bir karşı harekettir.Oysa, tarihi gerçekler büyük önder Atatürk’ün dine karşı olmadığını, ancak dinin siyasete alet edilmesine karşı olduğunu gösterir.

Nitekim, Büyük Millet Meclisi’nin 4. yıldönümünde yaptığı konuşma, Atatürk’ün hedefini, bugünlere de ışık tutacak biçimde ortaya koyar.İslam dinini yükseltmek Lord Kinross, Atatürk adlı eserinde şöyle anlatıyor: “Mustafa Kemal, önerisini ileri sürmek için uygun bir vesile olarak Millet Meclisi’nin 4. yıldönümünü seçti ve onu şu sözlerle bildirdi:
"Artık İslam dinini, yüzyıllardan beri âdet olduğu gibi, bir politika aracı olmaktan kurtarıp yükseltmek zamanının geldiği gerçeği açıkça anlaşılmıştır.”

Atatürk, bu gerçeği ifade ettikten sonra cumhuriyetin, çağdaş, laik bir temele oturtulması için üç önemli hedefini de şöyle açıkladı:
“Cumhuriyet her çeşit saldırıya karşı korunmalı; öğretim ve eğitim birliği kurulmalı; dinin politikaya alet edilmesi önlenmeli.”

Mustafa Kemal Atatürk, İslam dininin yükseltilmesini, onun siyasetin elinden kurtarılmasına bağlıyordu.Bugünlere baktığımızda, büyük önder Atatürk’ün, bu üç konuya verdiği önemin yaşamsal bir değer taşıdığı daha iyi görülüyor.

Cumhuriyetin korunmasıBugün cumhuriyetin savunmada olduğu gerçeğini kim inkâr edebilir?Atatürk ve cumhuriyet karşıtlarının hedef tahtasında laiklik var.

Laikliği yıpratmak, etkisiz kılmak, içini boşaltmak için başvurulmayan yol kaldı mı?

Cumhuriyetin dayandığı bir direk laiklik ise, diğeri ulus anlayışıdır. Laiklik gibi ulus anlayışı da ciddi biçimde kemirilmiş durumdadır. Türkiye’yi Türk ve Kürt olarak ikiye bölme çabalarının ulaştığı boyutu söylemeye bile gerek yok.

Cumhuriyetin laiklik niteliğine ve ulus birliğine muhalif olan akımların ulaştığı siyasi güç, Atatürk Cumhuriyeti’ni muhalefete indirmiş durumdadır.

Bu gerçeğin ifade edilmesi gerekir.Öğrenim ve eğitim birliği Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini güçlendiren, öğrenim ve eğitim birliği olmuştur.

Ne yazık ki, yine Atatürk ve cumhuriyet karşıtlarının yıllar süren çabaları sonucu eğitim birliği de ciddi biçimde zedelenmiştir.
Laik eğitim anlayışının yerine dini esas alan bir eğitim anlayışının giderek güçlendiği gerçeğini kim inkâr edebilir?

Cumhuriyet karşıtlarının, işe eğitim-öğrenimden başlamaları bir tesadüf değildir.
Cumhuriyetin nereden vurulursa zayıflayacağını, çökeceğini iyi bilenler, bütün çabalarını eğitim alanında yoğunlaştırdılar. Buna yıllardır milli eğitime hâkim olan zihniyetin hem resmi okullarda hem özel kesimde destek olduğu da bir gerçektir. Dinin siyasete alet edilmesi

Herhalde Türkiye’de dinin siyasete alet edilmediğini söyleyebilecek kimse yoktur. Son yıllarda başka bir siyaset yapma biçimi kalmadığını söylemek abartı sayılmaz.
Günümüzde siyasetin en yaygın kullandığı alan dindir. Dinin siyasete alet edilmesinin sonuçları ortada.İşte Atatürk’ün büyüklüğü burada...

MUSTAFA " Sözde Belgesel Filmine çeşitli yorumlar.

Prof.Dr. SİNA AKŞİN ; Kötü niyetli bir film.

Prof.Dr. ALPASLAN IŞIKLI ; Can Dündar 'ın ATATÜRK hakkında fikirlerini biliyorum.Onunla aynı görüşte olmadığım kesin.

Yar.Doç. İSMET GÖRGÜLÜ ; Türkiye üzeride masum olmayan bir proje var.Bu filimde projenin hızlandırıldığını gördüm.Kemalizm'in tasfiye edilebilmesi için onun kurucusunun Türk Milletinin gönlünden tasfiye etmeniz gerekir.

Prof.Dr.YALÇIN KÜÇÜK ; Can Dündar AKP nin Mustafasını yapmış.Yakın tarihimizi tersinden ve Cumhuriyetsiz yazıyor.Bu filimde ona uygundur.

KURTUL ALTUĞ (Gazeteci) ; ATATÜRK'ü halkın gözünde küçükdüşürmek sureti ile Orduyu küçük düşürmek istiyorlar.

SUAY KARAMAN ( ADD Genel Sek. ) ; Emperyalizmin işbirlikçileri,Ulus Devlet Karşıtları,şeriatçılar ve numaracı Cumhuriyetçileryıllardır ATATÜRK'ü aşağılamağa,Devrimlerini yıkmağa çalışıyorlar.

FİKRET BİLA ; Vahdettini sevenler bu filimden memnun kalabilir.

HINCAL ULUÇ ; Filme gitmeyeceğim.Görmeyeceğim yazmayacağım.Filmi kimlerin sevip alkışladığını gördüm.

RUHAT MENGİ ; Hazırladığı 4 bandtlık Abdullah Gül belgeselinde nedense,kahramanın ( A. Gül ) hiç bir insani zaafını bulamayan Can Dündar.

MEHMET FARAÇ ; Bu filim salt ATATÜRK' ün başına çuval geçirmiyor,büyük önderin anısına da kare kare taaruz ediyor.

MEHMET ŞEHİRLİ ; Can Dündar'ın Mustafa'yı birilerinin maşası olarak çekmiş olabileceği düşüncesi geliyor insanın aklına.

DENİZ SOM ; Turgut Özal'ın parlatarak medya dünyasına armağan ettiği bu şahsın " Şah -eserini" kimlerin alkışladığı ortada.Liboşlar,işbirlikçiler,mandacılar,ikinci cumhuriyetçiler,kinciler,dinçiler,yobazlar,yalaka takımıf enerciler,hortumcular,tarikatçılar....

ORAY EĞİN ; Can Dündar yıllarca laiklik üzerinden para kazandı...Şimdi baktı ki konjoktür dönüyor,başka bir rantın peşine düştü.Can Dündar Said-i Nursi belgeseli üerinde çalışıyor bir süredir.Yani Fethullah Gülen Cem.ne göz kırpıyor.Kendini buraya entegre ederek oradan rant koparacak.

YILMAZ ÖZDİL ; Oskar hak edilmiş.Anafartalar 1 saniye , işgal 2 saniye.Tası tarağı toplayıp kaçmak için sığır sürüsünün çıkardığı toz bulutundan bilr tırsan...Sığır sürüsüyle düşman ordusunu ayırt etmekten aciz biri...Başkomutanlık Meydan Muharebesı desen...Taktiği başkasından araklamış zaten.Hak edimiş bence Oskar...En azından Nobel...

SABAHATTİN ÖNKİBAR ; Babası MİT görevlisi,kendinin ne olduğu meçhul.Gerçekte yapılan psikolojik bir operasyondur. Not; Yukarıdaki bütün yorumlar AYDINLIK Mecmuasının son sayısından kısaltılarak alınmıştır.

İşgaldeki hali sakın unutma,
ATATÜRK'e dil uzatma sebepsiz,
Sen anandan yine çıkardın amma,
Baban kimdi bilemezdin ŞEREFSİZ.

Helal Olsun Sana Mustafam!..

Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı tüm devlet okullarının yönetici kadrolarının yüzde 90’ı imam hatip çıkışlı...İmamdan öğretmen, yönetici olur mu?
Bal gibi olur(!)
Demokrasinin ve özgürlüklerin simgesi AKP iktidarında “badem bıyıklı” bürokratların sayısı çoğaldıkça çoğaldı...
Nakşilere bürokraside önemli görevler verildi; Milli Eğitim’de Nurcular-Fethullahçılar sistemi ele geçirdi.Anadolu’da çok sayıda okulda mescit açıldığı, uygulamalı “din dersleri”nin camilerde ve mezarlıklarda yapıldığı zaten biliniyor.
Şimdi de din derslerine imam ve müezzinler giriyormuş!
Bunda şaşılacak ne var?

Demokrasi ve özgürlük kavramlarının sık sık gündeme getirilmesi bu yüzden!

Bir rahibe örtüsü olan “sıkmabaş”ı İslam dininin simgesine dönüştüren; 12 Eylül 1980 döneminin YÖK Başkanı Prof. Dr. İhsan Doğramacı’nın Fethullah Gülen’le oturup konuştuktan sonra “sıkmabaş”ı “türban” diye yutturan; son yıllarda da “başörtüsü”ne çeviren düşünce iktidarın nimetlerinden yararlanıyor.İzmir’in Güzelbahçe ilçesindeki okullarda imamlar ve müezzinler ders veriyor!Neden?Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri için öğretmen açığı varmış!

Bizim liberal tosuncuklar ve tarikatçı koçlar demokrasi ve özgürlük istemiyorlar mıydı?
Alın işte!Biz “sıkmabaş”ı “türban” ya da “başörtüsü” sanarsak imam ve müezzin de öğretmen açığını doldurur.

Daha önce İstanbul’da bazı okullara mescit açıldığını, din derslerinin uygulamalı olarak camilerde ve mezarlıklarda yapıldığını, çocukların cuma namazına götürüldüğünü yazınca tehdit aldım yobazlardan.***Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünün yetmişinci yıldönümüydü dün...Anıtkabir dolup taştı!Günlerdir Can Dündar’ın “Mustafa” adlı belgeselini tartışıyor toplumumuz.

Can Dündar haklı ya da haksız. Ama tartışma eleştiri çizgisini aşıp “asmayalım da besleyelim mi” noktasına geldi.
Neredeyse Can için, Kızılay’ın göbeğine “darağacı” kurulacak.Herkesin kendine göre bir Mustafa Kemal’i var!Kenan Evren’in de vardı, Erbakan Hoca’nın da vardı, Tayyip Bey’in de var!

Kenan Paşa, Atatürkçülük adına Türk Dil Kurumu’nu ve Türk Tarih Kurumu’nu kapatmadı mı?Mustafa Kemal yalnızmış, günde bir büyük rakı, üç paket sigara içermiş, kadınlara düşkünmüş!Yalnızlık çoğalmaktır!

Onun için çocukları sever, yaşamı derinliğine kucaklardı Mustafa Kemal!Ben hem asker hem de insan Mustafa’yı seviyorum.Yaşamın gökkuşağı rengine tutkun, mitolojiyi bilen, Fransız devriminden etkilenen, bireyin kulluğuna karşı çıkan, ulus devleti kuran Mustafa’ya bakarım.Ben Anıtkabir’de ağlayan gençleri görmek istemem.

Ben okuyan, kendini geliştiren, kitap fuarlarında, tiyatrolarda, sinemalarda ve aydınlanmanın ışığında yaşamı çoğaltan gençler isterim.Mustafa Kemal’in bir büyük rakıyı devirmesi, üç paket sigara içmesi, kadınlara düşkün olması “Türk Devrimi”nin evrenselliğini örtmez.Elbet bu filmin eleştirilecek çok yönü var; bu konuya

Fikret Bila değindi.Bila’nın eleştirilerine ben de katılıyorum!..Bu ayrı bir konu!..Olay öyle bir yörüngeye oturdu ki onun adı linçtir...

Tıpkı Fazıl Say’a dincilerin yaptığı gibi.1934 yılında kadınlara seçme ve seçilme hakkı veren, o günün koşullarında harf, dil ve giyim kuşam devrimini gerçekleştiren, çağdaşlaşma fişeğini atan, “çoban ateşi”ni yakan o mavi gözlü devi insan olduğu için sevdim, sevmeyi de sürdüreceğim.

***Günümüz Türkiyesi’ne bir bakın; Alevi yurttaşlarımız Ankara’da miting düzenlerken, AKP kayığına binmiş Aleviler onları nasıl suçluyor:“Aleviliği İslam dışında görenlerle bir olamayız.
Bunlar Marksist.

Kürt hareketleriyle dirsek temasındalar...”Bunları söyleyen bir Alevi ve üstelik bilim insanı!Din bezirgânlarının, tarikat şeyhlerinin kucağına düşmüş bu kişiler Marksizmi “devlet içinde örgütlü çete” gibi görüp Ankara’da miting yapan Alevi kuruluşlarını ihbar ediyorlar, Fethullahçı gazetede...“Can Dündar’a gösterdiğiniz bu tepkiyi, AKP kayığına binmiş Alevilere niçin göstermiyorsunuz?”Atatürk’ün yetmişinci ölüm yıldönümü.

Amerikan emperyalizminin Ortadoğu’nun yoksul halklarını kuşattığı bir dönemden geçerken, ben Mustafa Kemal’i çok seviyorum.İyi ki bir büyük rakıyı devirmiş, iyi ki üç paket sigara içmiş, kadınları ve çocukları çok sevmiş!Canına değsin.. çok iyi yapmış!
Ve Nadir Nadi’nin 12 Eylül faşizmine karşı çıkarken yazdığı “Ben Atatürkçü Değilim” yazısını bir kez daha okuyorum. Kendisini hem Kanuni hem de Atatürkçü görenlere ve onu putlaştıranlara inat ben de şöyle sesleniyorum:“Helal olsun sana mavi gözleri çakmak çakmak yanan adam; helal olsun sana Mustafam!..”
Hikmet Cetinkaya