Monday, November 30, 2009

Gareth Jenkins'in Ergenekon raporu


Gareth Jenkins " Türkiye'nin Ergenekon Soruşturması: Gerçekle Fantezi Arasında " isimli raporunu Arı Vakfı tarafından düzenlenen konferansta özetledi.

Konu ile ilgili VOA'dan Barış Ornarlı'nın yazısı:
" “Ergenekon soruşturması paranoya ve siyasallaştırılmanın bir ürünüdür." Bu görüş 20 yıldır Türkiye’de yaşayan gazeteci – yazar Gareth Jenkins’e ait. Ergenekon iddianamelerini okuyan az sayıda kişiden biri olduğunu söyleyen Jenkins Ağustos ayında “Türkiye’nin Ergenekon Soruşturması: Gerçekle Fantezi Arasında” başlıklı bir rapor yayınlamıştı.


(VİDEO İÇİN TIKLAYIN : http://www.voanews.com/mediaassets/turkish/2009_11/Video/wmv/INT%20GARETH%20JENKINS.wmv )
Kongre’nin bir toplantı salonunda Arı Vakfı tarafından düzenlenen konferansa katılan Jenkins, raporunu özetledi. Jenkins, şahsına yöneltilen eleştirilere yanıt verirken, Ergenekon soruşturmasını destekleyenler ile Ergenekon soruşturması ve yargılamanın yapılış tarzına şüpheyle yaklaşanların söz almaları ve soru sormaları salonda elektrikli bir hava yarattı. Jenkins soruşturmanın siyasallaştırıldığını, 5800 sayfayı bulan iddianamelerin tutarsızlıklarla dolu olduğunu ve soruşturmanın bu şekilde yürütülmesinin adalet sistemini zedeleyeceğini savunuyor.


Jenkins, Ergenekon soruşturmasının, bazı kesimlerin ifade ettiği gibi Türkiye’nin derin devleti veya karanlık geçmişiyle yüzleşmesi olmadığını düşünüyor.


İddianamelerde Ergenekon diye bir örgütün olduğuna dair delil gösterilmediğini söyleyen Jenkins, Türkiye’de son 20 – 30 yıl içinde yaşanan bütün siyasi cinayetlerin bu soruşturma kapsamına alınmasını sorguluyor.


Jenkins, Ümraniye’de bir gecekonduda el bombaları bulunmasının ardından savcıların ellerinde delil olmadan bütün bu cinayet davalarının dosyalarını istediğini söylüyor.


Yani Jenkins’a göre savcılar Ergenekon örgütünün var olduğu ve bütün siyasi cinayetlerin arkasında bulunduğu varsayımına göre hareket ediyor.


Bununla birlikte Jenkins, Türkiye'de derin devletin bir gerçek olduğunu, çetelerin bulunduğunu ve bunların üzerine bir çeşit hakikat ve uzlaşma komisyonuyla gidilebileceğini söylüyor. Jenkins, derin devletin tek bir örgüt olmadığını, Türkiye’de çetelerin istediğini yaptığı bir “dokunulmazlık kültürünün” var olduğunu savundu.

‘İddianameler Tutarsızlıklarla Dolu’Gazeteci yazar Gareth Jenkins, iddianamelerin aceleyle hazırlandığını, kötü bir dille yazıldığını, komplo teorilerine ve varsayımlara dayandırıldığını belirtirken varlığı savunulan Ergenekon örgütünün yapısı, finans kaynağı konusunda hiç bilgi verilmediğini söylüyor.


“Savcılar ve basında bu soruşturmayı destekleyenler Türkiye’de son 20 – 30 yıl içinde kötü giden her şeyin sorumlusu olan dev bir örgütün ortaya çıkarıldığını söylüyorlar,” diye konuşan Jenkins, “Oysa, iddianamede bu örgütün varlığını gösteren tek bir delil sunulmadığını” söyledi.Raporunda ilk iki iddianamede yer alan tutarsızlıkları özetleyen Jenkins, konuşmasında bunlardan bazı örnekler verdi.


Jenkins, birinci iddianamede eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu’nun Ergenekon örgütüne üyeliğinin bir ayı aşkın sürede 26 ayrı kişiyle yaptığı 32 telefon görüşmesinden alıntılar yapılarak kanıtlanmaya çalışıldığını söylüyor.


Jenkins, yine birinci iddianamenin 412. sayfasında Ergenekon örgütünün suikast hedefleri listesinin yer aldığını; daha sonra bu suikast listesinde adı olan bazı insanların soruşturma kapsamına alındığını belirtiyor.


“Örgütün suikast listesinde yer alan isimlerin aynı zamanda örgüt üyesi olduğunun” iddia edildiğini kaydeden Jenkins, “birinci iddianamede adı suikast listesinde olan emekli Orgeneral Şener Eruygur’un ikinci iddianamede örgütün lideri olduğu belirtiliyor,” diyor.


Jenkins, ikinci iddianamede Ergenekon örgütünün PKK, DHKP-C ve Hizbullah terör örgütlerini de kontrol ettiğinin iddia edildiğini belirtiyor.Raporunda bu ve bunun gibi örnekleri yayınlayan Jenkins, üçüncü iddianamede de “paranoya ve mantıksız” unsurların bulunduğunu savunuyor.


Ancak Jenkins, üçüncü iddianamede suikast planlarını içeren belgelerin de yer aldığını, bunların ciddiye alınması gerektiğini düşünüyor.


Bununla birlikte, Jenkins, üçüncü iddianamede de Ergenekon örgütünün varlığını kanıtlayacak bir delil bulunmadığını savunuyor.Jenkins, gözaltına alınan veya tutuklanan insanlar arasında bağ kurmanın zor olduğunu ancak bu listenin hükümete muhalif isimlerden oluştuğunu belirtiyor.


Jenkins, “Benim değerlendirmeme göre hakkında suçlama yapılan 194 kişiden olsa olsa 15 – 20’si suç işlemiş olabilir.


50 – 60 kadarı, görüşlerini tatsız bulduğum ultra-milliyetçilerden oluşuyor.


Geri kalanı suçsuz,” diye konuştu. Türkiye’de Siyasi KutuplaşmaTürkiye’deki siyasi kutuplaşmanın ciddi bir tehlike olduğunu kaydeden Jenkins, soruşturma şeklinin “son derece endişe verici” olduğunu söyledi. Jenkins Türkiye’de iki farklı otoriter eğilimin mücadele ettiğini düşünüyor.


Gazeteci yazar Gareth Jenkins, “toplum içindeki siyasi kutuplaşmanın yargı sistemine de girdiğini” söylüyor.Jenkins, Başbakan Erdoğan’ın bu süreci yönetmediğini, ancak soruşturmanın bu şekliyle sürmesine izin verdiğini savundu, soruşturmanın arkasında Fetullah Gülen hareketinin olduğunu ileri sürdü.


‘İddianameleri Okuyun’Gazeteci - yazar Gareth Jenkins Ergenekon soruşturması konusunda yorum yapan çoğu insanın iddianameleri okumadığını söyledi, daha fazla yorumcunun iddianameleri okuması ve daha geniş değerlendirmelerin yayınlanması gerektiğini kaydetti


.Önceki gün Amerika’nın Sesi’nin sorularını da yanıtlayan İngiliz araştırmacı Gareth Jenkins, dördüncü iddianamenin hazırlanmasından sonra raporunu genişletmeyi de planladığını söyledi."



KAYNAK: http://www.voanews.com/turkish/2009-11-19-voa1.cfm
Raporun İngilizce tam metni için tıklayın (526 KB pdf dosyası):
http://www.silkroadstudies.org/new/docs/silkroadpapers/0908Ergenekon.pdf

Saturday, November 28, 2009

Azrail Amerika'da, ölüler Türkiye'de!
Sabahattin ÖNKİBAR YENİÇAĞ – 27 Kasım 2009

Başlıktaki beyan İlhan Kesici’ye aittir.

Peki Kesici o sözü niçin mi etti? Tayyip Erdoğan’ın teğet geçti dediği ekonomik krizin Türkiye’de yaptığı korkunç tahribattan!

Hayır İlhan Bey’in söyledikleri Erdoğan’ınki gibi soyut ve mesnetsiz propaganda ifadesi değil, tersine matematik!

Devletin rakamlarıEvet Kesici, TÜİK’in yani devletin resmi rakamları ile bu hükmü veriyor!

Tabloya bakıldığında görülecektir ki krizin Türkiye’ye verdiği zarar ekonomik buhranın uç verdiği ABD ile kıyaslandığında oradaki devede kulak misalidir!

Sözü fazla uzatmadan teorik ve uygulamalı ekonomiyi Türkiye’de en iyi bilen bir kaç kişiden biri olan İlhan Kesici’nin Türk halkının dikkatine sunduğu resmi rakamları verelim:

Soru: Ekonomik krizden kim ne kadar etkilendi?

Rakamlar:
a) Bütün dünya ortalama olarak yüzde 1.1 küçüldü.
b) Krizin anavatanı ABD yüzde 2.7 küçüldü.
c) Türkiye hariç gelişmekte olan ülkeler ortalama yüzde 1.7 büyüdü.
d) Çin yüzde 9 büyüdü.
e) Hindistan yüzde 5.4 büyüdü.
f) Ve Türkiye yüzde 6.5 küçüldü. 79 yıl ve AKP dönemi kıyası

Soru: Cumhuriyet’ten bugüne dönemler itibarı ile büyüme oranları ne kadardır?

Rakamlar:a) 1923-1929 arası büyüme artı yüzde 10.3
b) 1923-1938 büyüme ortalaması yüzde 7.4
c) 1950-56 büyüme artı yüzde 7.2
d) 1966-70 arası büyüme yüzde 6.7
e) 1983-89 arası büyüme yüzde 5.1
f) 1923-2002 arası yani AKP öncesinin 79 yılın ortalaması büyüme yüzde 4.6
g) 2003-2009 yani AKP hükümetleri ortalaması büyüme yüzde 4.0 ki görüldüğü gibi bu oran 86 yıllık Cumhuriyet tarihimizin en düşüğüdür.

Soru: Türkiye’nin ülke borcu ne kadar?Rakamlar:
a) 2003 yılında 214 milyar dolar.

b) 2009 yılında 521 milyar dolar. Devlet borcu ikiye katlandıSoru: Özel sektör harici Türkiye’nin devlet borcu ne kadar?
Rakamlar:
a) 2003’de toplam borç 148 milyar dolar.
b) 2003’de iç borç 91 milyar dolar.
c) 2003’de dış borç 57 milyar dolar.
d) 2009’da toplam devlet borcu 285 milyar dolar.e) 2009’da toplam iç borç 212 milyar dolar.
f) 2009’da toplam dış borç 73 milyar dolar.
Faize bak faize!Soru: 2003-2009 arası ödenen faiz miktarı ne kadar?

Rakam: 225 milyar dolardır.225 milyar dolarla 60 tane Atatürk barajı olur.412 tane Boğaz köprüsü olur.
4 milyon 500 bin adet 90 metrekarelik daire olur.

Soru: Yatırım oranları ne kadardır?
Rakam: Toplam bütçenin yüzde 6.5’i yatırıma ayrılmıştır... Kamu yatırımları ise GSMH’nin yüzde 4.0’ü..

Teğet geçmedi, can evinden vurdu

Soru: Özelleştirmede miktar ne kadardır?

Rakam: Toplam 30 milyar dolarlık özelleştirme yapılmıştır lakin satılan bu kamu işletmelerinin yenisini yapmak için gereken para 110 milyar dolardır.

Görüldüğü gibi özelleştirme adıyla millete ait işletmeler haraç-mezat birilerine peşkeş çekilmiştir ki bunun en bariz örneği Telekom’dur.

Telekom yıllık 1.3 milyar dolar taksitle 6.5 milyar dolara satılmıştır ki bu kurumun sadece geçen yılki kârı 1.5 milyar dolar olmuştur.

Sonuç: Bu tabloyu sunduktan sonra söylenecek tek bir şey vardır.. Kriz teğet geçmemiş, Türkiye’yi can evinden vurmuştur..

Friday, November 27, 2009

Avrupa, Fethullah ve Dersim
Tarih : 24.11.2009 07:08:10


İşçi Partisi Genel Başkan Vekili Mehmet Bedri Gültekin, Dersim tartışmalarını ve 13 Kasım'da Avrupa Parlamentosu'nda yapılan "Dersim Soykırımı" konulu toplantıyı değerlendirdi.
13 Kasım 2008 günü Avrupa Parlamentosu çatısı altında “Dersim Soykırımı” konulu bir konferans gerçekleştirildi.

Aradan tam bir yıl geçtikten sonra 19 Kasım 2009 günü, Avrupa Parlamentosu çatısı altında bir kez daha, Dersim’le ilgili bir Konferans daha yapıldı.Bir yıl içinde tarihi bir olay ile ilgili olarak Parlamentoda iki Konferans; herhalde AP tarihinde ilk defa oluyordur.2009 yılındaki Konferansta, “Dersim soykırımı” artık tartışmasız bir vaka olarak kabul ediliyor ve alınan kararlarda, “Jennosid mağdurlarına karşı uluslar arası hukuktan kaynaklanan sorumluluklar yerine getirilmelidir” deniyor.

Avrupa Parlamentosundaki Konferansın; Türkiye’de Dersim tartışmalarının AKP ve Fethullah çevresi tarafından alevlendirdiği günlere denk gelmesi anlamlıdır.MALUM KOALİSYONOnur Öymen’in; terörle kararlı mücadeleye Dersim örneğini vermesindeki yanlışlıktan hareketle, Zaman gazetesinin sergilediği “Dersimperver” tavır üzerinde düşünmek gerekiyor.Fethullah’ın Gazetesi şimdi, “Aleviler Kemalizmle yüzleşmeli” başlıkları atıyor.

22 Haziran tarihli Zaman’da Mustafa Armağan “Zihnimde susturamadığım soru şu: Yoksa Seyyid Rıza rengârenk Osmanlı düzeninin son adasını mı savunuyordu?” diyerek Dersim İsyanı’nın aslında Kemalist Cumhuriyet’e karşı Osmanlıyı savunma savaşı olduğunu demeye getiriyor.Bütün Fethullahçılar ve AKP, günahları kadar sevmedikleri Dersim için şimdi ağıtlar yakıyorlar, methiyeler düzüyorlar.

Malum koalisyon burada da kendini gösteriyor: Avrupa Birliği, AKP, Fethullah, PKK ve sahte sol; Dersim tartışmasında kolkolalar. Amerika Dersim konusunda konuştu mu ben rastlamadım ama hiç kimsenin şüphesi olmasın, “Koalisyonda” onlar da vardır.

Gerçi Taraf gazetesinin “Dersim” tartışmalarına balıklama atlamasını ve 1938’de olup bitenlerden Atatürk’ü sorumlu tutan yayınlarını, Amerika’nın tavrı olarak almak yanlış olmayacaktır.“DİNSİZ” TUNCELİLİLERFethullahçı Gladyo, Amerikan planları çerçevesinde Atatürk Türkiye’sine karşı yürüttüğü saldırıda, kullanabileceği yeni bir malzeme bulduğu inancıyla konuya el atmıştır. İkiyüzlülük paçalarından akıyor.

Oysa Fethullah’ın Dersimliler hakkındaki düşünceleri bilinmektedir.Oda tv 19 Kasım günü, Fethullah Gülen’in 1990’lı yıllarda, Dersim Alevileri hakkındaki düşüncelerini ortaya koyduğu bir konuşmasını yayınladı. “Fakat Türkiye’de - ben Alevi demiyorum. Onlar Alevi değildir…. Ve bunların dinleri yoktur. Nusayri akidesi vardır. Allah insandır, insan Allah’tır. Allah insanın içine girmiştir, insana itaat etmiştir.

Bu anlayış hakimdir.”Özetle Fethullah Tuncelileri, “dinsiz” olarak görüyor.1993 yılındaki Sivas katliamını destekleyen tutumları düşünüldüğünde, AKP ve Fethullah’ın ikiyüzlülükleri olanca çirkinliği ile ortaya çıkıyor.1938 yılından bu yana tam 71 yıl geçmiş.

AKP ve Fethullahçıların aklına tam 71 yıl sonra Dersim’de olup bitenlerin gelmesi, Avrupa’nın ve Amerika’nın konuyla ilgisinden dolayıdır.“KEMALİZMLE YÜZLEŞMEK”Günlerdir süren “Dersim” tartışmalarından; iki amacın belirgin şekilde öne çıktığını söyleyebiliriz.Birinci amaç Alevi kitlenin Cumhuriyet’ten ve Atatürk’ten koparılmasıdır.

Fethullahçılar; “Aleviler Kemalizmle yüzleşmeli” derken bu amaçlarını açıkça ifade etmiş oluyorlar.Türk’ü ve Kürt’üyle Türkiye Alevileri en başından itibaren Kurtuluş Savaşından ve Cumhuriyet Devrimi’nden yana tavır aldılar.

Bu, o kadar belirleyicidir ki Dersim Alevileri 1938 yılında olanlardan hiçbir zaman Atatürk’ü sorumlu tutmadılar. Atatürk’ün hasta olması ve iktidarda Celal Bayar’ın bulunması, Dersimliler açısından sorumlunun kim olduğunun yeterli kanıtı olarak görüldü.

Dolaysıyla Alevileri Kemalist Devrim (Cumhuriyet Devrimi) cephesinden koparmak, emperyalistlerin ve malum koalisyonun en önemli işlerinden biri olageldi.TARİHLE HESAPLAŞMAKAvrupa Birliği’nin eski Büyükelçisi Karen Fogg, Türkiye’ye ilişkin hedeflerine ulaşabilmeleri için “Türklerin tarihi ile hesaplaşmak gerektiğinden” söz ediyordu.Nedir bu “tarihle hesaplaşmak?” “Ermeni soykırımı yaptınız! Pontus - Rum soykırımı yaptınız! Süryani soykırımı yaptınız!

Ve Kürtlere soykırım yaptınız!
”Yani Türkiye Cumhuriyeti soykırımlar üzerine kurulmuş olan gayrı meşru bir devlettir.
Tarihle hesaplaşmak adı altında Türkiye’ye kabul ettirilmek istenen budur.

Ermeni, Pontus, Rum, Süryani iddiaları tarihi çarpıtmak ve tarih bilincimizi yok etmek bakımından bir önem taşır ama Batı’nın Ermenilere, Süryanilere ve Pontus Rumlarına dayanarak bugün yapabilecekleri bir şey yok.

Ama Kürt meselesi kullanılarak Türkiye’de, 2010’ların koşullarında, emperyalistlerin çıkarlarına uygun düzenlemeler yapılabilir.

İşte bu gerçek, bir yıl içinde AP çatısı altında yapılan iki Dersim konferansını açıklamaktadır.

mbgultekin@ip.org.tr

Editör : H. BASRİ ÖZBEY

http://www.anafor.org/haber_detay.asp?id=560&uyeid=84
Tarım ve Köy işleri Bakanlığı'nda 115 bin kişi çalışıyor.
70 tane üniversitemiz,
30 tane ziraat fakültemiz,
50 tane tarım araştırma enstitümüz,
10 bin işsiz ziraat mühendisimiz var.

Buna rağmen Türkiye tohumda tamamen dışa bağımlı. Tek kelimeyle tohumun patronu ise İsrail.

İsrailli araştırmacıların, genleriyle oynayarak, gül ile limon kokulu domates yetiştirdiğini Şalom Gazetesi'nin internet sayfasından biraz araştırıp okuyabilirsiniz.

İstediğiniz şekle sahip domatesleri bile bulabilirsiniz; çekirdeksiz, kalp şeklinde, salatalık şeklinde, dilimli...

Yani genlerle oynama meselesi yüzde yüz doğru.
Gelelim başka doğrulara.
Bu tohumların bir ekimlik olduğunu bilmeyen yok. Yani İsrail'den bir defa tohum almakla kurtulamıyorsunuz.

Bir gram tohumun fiyatı her dönemde bir gram altına denk oldu.

Üstelik İsrail tohumunu toprağa bir ektin mi artık isteseniz de yerli tohuma dönemiyorsunuz.

Genetik tohum o toprağa da zarar veriyor.
Artık hep bu genetik tohumu kullanmak zorundasınız. 50-70 yıl sonra ise toprak kanserojen maddelerle dolduğu için artık tamamen kullanılmaz hale geliyor.

Buna en güzel örnek Türkiye'nin patates deposu olan Niğde ve Nevşehir bölgelerinde yetiştirilen patateslerde kanserojen maddeye rastlandığı için artık patates ekimine izin verilmemesidir.

Yani İsrail tohumu tek başına satmıyor. Tohum alana hastalığı bedava....Tohumların içine hastalık yerleştiren İsrail bu sayede zirai ilaç satımını da garanti altına almış oluyor.

Bütün bu acı tabloya rağmen Türkiye'de yabancıların menfaatine çalışan bir patent sistemi işletiliyor.

Ne korkunç.

Köylü kendi bahçesinde tohum bırakamayacak.

Yoksa uluslararası mahkemede yargılanacak!

Şu anda dünyada İsrail tohumu kullanma yasası çıkartan ilk ülke işgal altındaki Irak'tır. İkincisi de biz olacağız.

EY VATANDAŞ AKLINI BAŞINA DEVŞİR !!!

SOR SORUŞTUR, BOŞ DURMA...
Bu yazıyı okudunsa ister paylaş ister paylaşma umrumda değil ama bilip de susmak ortak olmaktır bunu bari hatırla...

Güliz ÇELİK
Veteriner Hekim
Pendik Veteriner Kontrol ve Araştırma Enstitüsü Müdürlü'ğü
Farmakoloji Bölümü
Pendik/İSTANBUL34890

Wednesday, November 25, 2009

1-) Prens Charles Kaz Dağı'nda kendisi için yetiştirilen organik sebzeleri ülkesine götürüyor. O civarda yaşayan birkaç aile sürekli kraliyet ailesinin sebzesini yetiştiriyor ve kraliyet ailesi sadece bu sebzeleri kullanıyor.


2-) Cumhurbaşkanı Talat, Köksal Toptan'a bir yemek sırasında 'Türkiye'de en son yediğim domateslerin tadı hala damağımda' demişti. Bu konuşma üzerine Toptan, Talat'a 'En kısa zamanda size hormonsuz Anavatan domatesleri göndereceğim' sözü vermişti. Meclis Başkanı Toptan kendisinden sonra Kıbrıs'a giden Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e hormonsuz domatesleri emanet ediyor, Cumhurbaşkanı Gül de Toptan'ın bu masum ricasını yerine getiriyordu.


Meclis Başkanı Toptan'ın Ankara'da ancak bir hafta araştırma sonucunda hormonsuz domates bulabildiğini de duymuşsunuzdur.


Nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya olduğumuzun farkında mısınız?


Tarım ve Köy işleri Bakanlığı'nda
115 bin kişi çalışıyor.
70 tane üniversitemiz,
30 tane ziraat fakültemiz,
50 tane tarım araştırma enstitümüz,
10 bin işsiz ziraat mühendisimiz var.


Buna rağmen Türkiye tohumda tamamen dışa bağımlı. Tek kelimeyle tohumun patronu ise İsrail.


İsrailli araştırmacıların, genleriyle oynayarak, gül ile limon kokulu domates yetiştirdiğini Şalom Gazetesi'nin internet sayfasından biraz araştırıp okuyabilirsiniz. İstediğiniz şekle sahip domatesleri bile bulabilirsiniz; çekirdeksiz, kalp şeklinde, salatalık şeklinde, dilimli...

Yani genlerle oynama meselesi yüzde yüz doğru.

Gelelim başka doğrulara.

Bu tohumların bir ekimlik olduğunu bilmeyen yok.

Yani İsrail'den bir defa tohum almakla kurtulamıyorsunuz.


Bir gram tohumun fiyatı her dönemde bir gram altına denk oldu.


Üstelik İsrail tohumunu toprağa bir ektin mi artık isteseniz de yerli tohuma dönemiyorsunuz.

Genetik tohum o toprağ a da zarar veriyor. Artık hep bu genetik tohumu kullanmak zorundasınız. 50-70 yıl sonra ise toprak kanserojen maddelerle dolduğu için artık tamamen kullanılmaz hale geliyor.

Buna en güzel örnek

Türkiye'nin patates deposu olan Niğde ve Nevşehir bölgelerinde yetiştirilen patateslerde kanserojen maddeye rastlandığı için artık patates ekimine izin verilmemesidir.

Yani İsrail tohumu tek başına satmıyor. Tohum alana hastalığı bedava....

Tohumların içine hastalık yerleştiren İsrail bu sayede zirai ilaç satımını da garanti altına almış oluyor.

Bütün bu acı tabloya rağmen Türkiye'de yabancıların menfaatine çalışan bir patent sistemi işletiliyor.

Ne korkunç.

Köylü kendi bahçesinde tohum bırakamayacak.


Yoksa uluslararası mahkemede yargılanacak!

Şu anda dünyada İsrail tohumu kullanma yasası çıkartan ilk ülke işgal altındaki Irak'tır.

İkincisi de biz olacağız.

EY VATANDAŞ AKLINI BAŞINA DEVŞİR !!!


SOR SORUŞTUR, BOŞ DURMA...


Bu yazıyıda okudunsa ister paylaş ister paylaşma umrumda değil ama bilipte susmak ortak olmaktır bunu bari hatırla...
İşte Tayyip Bey’in Türkiye’si...

GLADYATÖR baştan aşağı zırhlara bürünmüş, kalın keskin kılıcı elinde, bütün haşmetiyle çıkmış arenaya.
Seyirciler kendisini çılgınca alkışlıyor, sevinç naraları atıyorlar.

Gladyatör ünlü kılıcını sallayarak halkı selamlıyor.

Sonra da avazı çıktığı kadar bağırarak rakiplerine meydan okuyor:

“Hani neredeler? Neden çıkamıyorlar karşıma? Bunlarda bu meydana çıkacak yürek yok, yürekkkk!

Ben bugüne kadar gelmiş geçmiş en usta ve büyük dövüşcüyüm. Karşıma çıkamazlar. İçlerinde bir tane bile yürekli yok!”

Oysa rakipleri içerde muhafızlar tarafından demir kapılar arkasına kapatılmışlar.

Arenaya çıkmalarına izin verilmiyor.

Bizim Başbakan, günde beş vakit nutuk atarak, bütün televizyon ekranlarını kaplayarak tıpkı o gladyatör gibi rakiplerine meydan okuyor.

Kendisini gelmiş geçmiş en başarılı başbakan ilan ediyor, “Hepsinin yaptıklarından katbekat fazlasını yaptım” diyor.

Acaba söyledikleri doğru mu?

* * *

CHP İstanbul Milletvekili İlhan Kesici Başbakan’dan boş kalan bir kanalda bir fırsatını bulup devletin resmi rakamlarıyla iktidarın karnesini döküyor ortaya.

Son iki yılda karşılıksız çeklerde inanılmaz bir artış var. Bugün cezaevlerinde yatanların yüzde 47’si karşılıksız çekten içerde.

Bu kadar insanın hepsi dolandırıcı mı? Kuşkusuz değil.

Bunların çoğu iktidarın uyguladığı ekonomik modelin kurbanı. (Karşılıksız çek veren insan sayısı 1.5 milyon)

Protesto olan çeklerin tutarı ise 3 milyar dolar.

64 bin işyeri kapandı.

İşsizlik ise facia: Yüzde 13.4. AKP iktidarı devraldığında yüzde 10.2’ydi.

Son bir yılda 930 bin kişi işsiz kaldı. Genç işsizlerin oranı yüzde 30’a yakın.

80 yılda cumhuriyet 148 milyar dolar, AKP iktidarı ise 7 yılda 285 milyar dolar borç yaptı.

Son 7 yılda Türkiye 225 milyar dolar faiz ödedi. Bu parayla 60 tane Atatürk barajı yapılabilirdi. Oysa Erdoğan bir tek büyük baraj, santral, tesis yapmadı.

Bütçe açığı şu anda 40.3 milyar dolar. Yıl sonunda 62.3 milyar dolar olacak.

* * *

Resmi rakamların gözler önüne serdiği çok çarpıcı bir gerçek de şu:

Türkiye 1923-2003 arasında yani 80 yılda her yıl ortalama 4.7 büyüdü.

AKP iktidarında, yani yedi yılda bu rakam 3.9.

Aynı dönemde bizim gibi kalkınmakta olan ülkeler yüzde 7.2 büyüdü.

Türkiye Menderes döneminde 7.2, Özal döneminde 5.1, Demirel döneminde 6.3 büyüdü.

Başbakan’ın “Bizi teğet geçti” dediği son dünya ekonomik krizinde 2009’da Türkiye yüzde 6.5 küçüldü ve dünya rekoru kırdı.

Atatürk döneminin 1923-1029 arasında büyüme 10.3, 1923-1938 döneminde ise 1929 büyük dünya krizine rağmen büyüme 7.4.

AKP iktidarında çok vahim bir şey daha oldu.

Türkiye’nin büyük özverilerle dişinden tırnağından artırdığıyla yarattığı bütün fabrikalar, KİT’ler gibi ülkenin bütün değerleri haraç mezat satıldı.

AKP iktidarı 7 yıllık iktidarı döneminde tam 1 trilyon dolar harcadı.

Bu, il başına 10 milyar dolar demek.

Bu paralar çarçur edilmeyip yerinde harcansaydı bütün illerin fışkırması lazımdı.

Oysa Türkiye emeklilerine ayda 12.5 ile 20 lira arasında zam yaptı.

Memura, işçiye de yapılanlar bu düzeydedir.

Bu utanç vericidir.

İşte arenaya çıkıp ellerini kollarını bağlattığı rakiplerine “En büyük benim” diye meydan okuyan bizim gladyatörün Türkiye’si de böyledir.


Tufan TÜRENÇ
Ahmet Türk İzmir’in kaymak tabakasındandır!

Ahmet Türk diyor ki:

“Sivil faşistler İzmir’de saldırdı.”

*Vay canına!*İzmir’den Çeşme Otoyolu’na gir, topukla, Çeşme’desin, Ilıca’ya sap, Ildırı levhasını takip et, Ildırı’ya gelince, şahane Gerence Koyu önünde, Günkent Sitesi’ni sor...
Eski adı, 18’inci Dönem Parlamenterler Sitesi, helikopter pisti var, müstakil, bahçeli, tripleks, almaya kalk, 300 milyar lira.*Ahmet Türk’ün yazlığı orda.

*Dalyanköy’de çipuraları kalamarları götürürken, “fıstık”, işine gelmeyince “faşist” öyle mi?
*Bitmedi...

Yılmaz ÖZDİL yozdil@hurriyet.com.tr

*Ahmet Türk’ün “Türkiye” isimli üvey annesi, kocasının kuma getirmesi üzerine, kaçmış, Necimoğlu Aşireti’ne sığınmıştı. Ahmet Türk’ün ağabeyi, gitti, annesini vurdu. Bu cinayet yüzünden, iki aşiret arasında kan davası başladı.
Bi ondan, bi bundan, 34 sene devam etti, 40 kişi öldü. Baktılar ki, olacak gibi değil, Mardinli bu iki aşiret, barışmak için, bir “barış şehri” seçti... Restoran kapattılar, buluştular, sarıldılar, barış yemeği yeyip, kan davasını bitirdiler.
*Neresi o seçilen barış şehri?
İzmir!
*Milletvekili olduğun memleketin Mardin’in Derik İlçesi’ne 34 sene giremeyeceksin... Kan davalılarınla barışmak için, 81 vilayet içinde İzmir’i seçeceksin...
Sonra “faşist” öyle mi?
*Doğma büyüme İzmirliler bile, İzmir’in nimetlerinden Ahmet Türk kadar faydalanmamıştır.
*Gözünü seveyim Ahmet Türk, şunun şurasında üç beş kişiyiz, birbirimizi biliriz... Bak, DTP Milano Milletvekili Sırrı Sakık’ın hiç sesi çıkıyor mu?
Onun da yazlığı orda!