Atatürk'ün Filistin Tutumu
Mahiye Morgül
Filistin’de İsrail devleti kurmak isteyen İngiliz Kralı Edward, buna engel olmamasını Atatürk’e söylemek için 1937’de İstanbul’a geldi. Sevgilisi Fransız Prensesi Virjini de kaçak yolcu olarak yatındaydı. Dolmabahçe’de o akşam protokol yemeği yerken, Kral Edward Atatürk'e niyetini açtı.
Atatürk’ün ona yanıtı kesindi:
"Ben sağ olduğum sürece buna asla izin vermem!”
Mustafa Kemal, Dolmabahçe yemeğinde, İngiliz kralına ve birlikte hareket ettikleri aşikâr olan Fransızlara verdiği cevabı Ankara’ya döner dönmez mecliste yaptığı nutukla Türk halkına ve dünyaya açıkladı:
“Filistin’e el sürülemez!”
"Arapların Avrupa siyasetine nüfuz edemeyip bu “sözde istiklal” kelimesine inandıkları ve bu uğurda Arap memleketlerini Avrupa emperyalizmine esir kıldıkları çok şayanı teessüftür.
Arapların arasında mevcut olan karışıklığı ve hoşnutsuzluğu kimse bizim kadar bilemez. Biz vakıa bir kaç sene Araplardan uzak kaldık. Fakat şimdi kendimize kâfi derecede güvenip ve kudretimizi bildiğimiz için İslamiyet’in mukaddes yerlerini Musevilerin ve Hıristiyanların nüfuzunun altına girmesine mani olacağız. Binaenaleyh şunu söylemek istiyoruz ki buraların Avrupa emperyalizminin oyun sahası olmasına müsaade etmeyeceğiz. Biz şimdiye kadar dinsiz ve İslamiyet’e lakayt olmakla itham edildik. Fakat bu ithamlara rağmen Peygamberin son arzusunu yani, mukaddes toprakların daima İslam hâkimiyetinde kalmasını temin için hemen bu gün kanımızı dökmeye hazırız.”
“Cedlerimizin, Selâhaddin`in idaresi altında, uğrunda Hıristiyanlarla mücadele ettikleri topraklarda yabancı hâkimiyet ve nüfuzunun tahtında bulunmasına müsaade etmeyeceğimizi beyan edecek kadar bu gün, Allah`ın inayeti ile kuvvetliyiz. Avrupa bu mukaddes yerlere temellük etmek için yapacağı ilk adımda bütün İslam âleminin ayaklanıp icraata geçeceğinden şüphemiz yoktur.”
Dünya basınında ilk yer aldığı yer: Bombay Cronicle 27.07.1937
Türkiye basınında: Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi
Atatürk, sadece bu cevapla yetinmedi. Düşmanın niyetini bu kadar açık söylemesini ciddiye aldı ve Filistin’e doğru bir hamle yaptı; tebdil kıyafetle Fransız işgali altınaki Antakya’ya gitti, sivil direniş başlattı, çalışmaların sonucunu halkoylamasıyla aldı, Antakya Fransız işgalinden kurtuldu, bize katıldı. Böylece Filistin halkına daha yakın olduk. (20 yıl sonra Antakya yeniden oylanacak, buna dikkat edilmeli!)
Fransa, muhtemeldir Antakya’nın rövanşını Dersim’de isyan çıkartarak aldı. Sivas Kongresine koruma desteği de veren Diap/Taip Ağa’nın bütün oğulları ve torunları orada öldürüldü.
Diğer yandan İngilizler, İsrail devleti kurmanın önündeki en büyük engelin Mustafa Kemal olduğunu gördüler. Muhtemeldir, Atatürk’ü ölüme götüren yanlış tedavi için gizli servislerini seferber ettiler.
Daha eskiye gidersek, Kral Edward’ın ana rahmine düştüğü günlerde, annesiyle pek sıkı fıkı olan, karşılıklı ziyaretlerin aylar süren saray misafirlikleri biçiminde yapıldığı Sultan Aziz zamanında, o samimiyetle, Osmanlı Musevilerinin Filistin’de toprak satın almalarına izin kopartılmıştı. İşte o topraklara Avrupa’dan Yahudi taşıyarak bir devlet kurmaktı niyetleri.
Doğu Avrupa’dan insanları gönüllü o topraklara taşımanın olanaksızlığı da ortadaydı, bunun için bir Hitler yaratılmalıydı! Yaratıldı. Danimarkalı Yahudi şirketleri silah ve gemileriyle onun hizmetindeydi. Bir bahaneyle savaş başlatılacaktı, Polonyalı bir asker Alman sınırını taciz etti ve Hitler Polonya’ya saldırdı, hiç direnişle karşılaşmadan, Polonya ordusunu da yanına alarak ilerledi. Sonuç ortada; İsrail doğdu! Polonya’ya saldırı günü olan 1 Eylül 1939 tarihi Dünya Barış Günü ilan edildi!
Şimdi İsrail devleti büyütülecek, yine bir Hitler’e ihtiyaçları var! Yine savaşı başlatma bahanesi lazımdı; bir mavi gemi dolusu insan İsrail sınırını taciz etmeye gitti!
Kaynak:
http://acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=8906
(Açık İstihbarat : Yazarın; Mavi Marmara gemisinin İsrail sınırını taciz ederken değil, uluslararası sularda İsrail'in korsanlığına müdahil olduğunu gözardı etmesini, güzel bir yazıyı lekeleyen temel bir mantık hatası olarak not ediyoruz)29 Mayıs İstanbul’un fetih günü, bu iş için belirli gün olarak seçilmiş görünüyor.
29 Mayıs 2010 günü, İstanbul’daki bütün kutlama afişlerinde AY YILDIZ, MAVİ-BEYAZDI!
29 Mayıs 2010 günü, İsrail açıklarında demirleyen o geminin adı MAVİ MARMARA gemisi idi.
29 Mayıs 1453 günü, Fatih Sultan Mehmet’in ödünç aldığı teknelerin sahipleri de Galatalı Mavi-Beyaz Bayraklı Yahudi korsanlarıydı.
Avrupa’da Hitler bu kanlı oyuna direnen, teslim olmayan Yahudileri öldürdü, teslim olanları ise Danimarka’nın mavi gemilerine yükleyip Filistin’e götürdü.
Acaba şimdi, İsrail’in içinden büyük lobiye direnenlere midir bütün o çalımlar?
İsrail’i büyütme savaşına direnen olmasın, yani bir daha MAZADA olmasın diye midir bu tezgâh?
“Mazada” sözünü ilk kullanan Bush’tur. 2001’de “3. bin yılın haçlı seferini başlattık, bir daha MAZADA olmayacak” dedi. Bununla, MS.70’de, Doğu Akdeniz’de Roma’ya vergi vermemek için, Filistin halkının arasına karışıp onlarla birlikte on yıl direnen bir Yahudi korsandan söz ediyordu.
O sözün açılımı bugün karşılığını buluyor: Büyük efendileri İsrail’in içinden direnen kimse istemiyor, direneni öldürecekler. Ama kendi elleriyle değil, yarattıkları Hitler’in eliyle.
Onlar için sorun şu:
Ya Türk ordusu Hitler’in ordusu olmayı reddederse!
Ya Atatürk’ün Filistin’i nasıl savunduğunu hatırlayan komutanlar çıkarsa!
http://acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=8906
Tuesday, June 15, 2010
Saturday, June 12, 2010
KORKTUNUZ !!
CUMHURİYETTEN korktunuz!...
Mutafa Balbay
Kurtuluş Savaşından korktunuz...
Kurtuluş Savaşını kazandıran Kuvayi Milliye ruhundan korktunuz...
Türk Bayrağından korktunuz...
İstiklal Marşından korktunuz...
Bandırma vapurundan korktunuz...
Samsundan korktunuz...
1919 dan korktunuz...
19 Mayıstan korktunuz...
Erzurum Kongresinden korktunuz...
Sivas Kongresinden korktunuz...
Kadın ve Erkeğin eşit olmasından korktunuz...Devrim şehidi Kubilaydan korktunuz...
Türkçe Kuran-ı Kerimden korktunuz...
GERÇEK İslamiyetten korktunuz...
İslam dinini öğrenmekten korktunuz....
Gerçek İslamı anlamaktan korktunuz...
Türkçe ezandan korktunuz....
Nutuk dan korktunuz...
Laik, çağdaş ve özgür TÜRK KADININDAN korktunuz...
Sormaktan korktunuz...
Sorgulamaktan korktunuz...
Hesap sormaktan korktunuz...
Hakkınızı aramaktan korktunuz...
GÖRMEKTEN korktunuz...
DUYMAKTAN korktunuz...
KONUŞMAKTAN korktunuz...
23 Nisandan korktunuz...
30 Ağustostan korktunuz...
29 Ekimden korktunuz...
Bağımsız ve şerefli TÜRK YARGISINDAN korktunuz...
ANAYASA MAHKEMESİNDEN korktunuz...
Yargıtaydan korktunuz...
Danıştaydan korktunuz...
Cumhuriyetçilikten korktunuz...
Milliyetçilikten korktunuz....
ULUS devlet olmaktan korktunuz...
ÜNİTER devlet yapısından korktunuz...
Halkçılıktan korktunuz...
Devletçilikten korktunuz...
LAİKLİKTEN korktunuz...
İnkılapçılıktan korktunuz...
CUMHURİYET gazetesinden korktunuz...
MİLLİYETTEN,HÜRRİYETTEN,SÖZCÜDEN,AKŞAMDAN,KANAL D den,STAR TV den, ULUSAL KANAL dan, Kanal B den,Avrasya Televizyonundan(art) korktunuz...
Anıtkabirden korktunuz...
Gazilerden korktunuz...
Şehitlerden korktunuz...
Hukuk devletinden korktunuz...
İstiklal Madalyasından korktunuz...
NECİP HABLEMİTOĞLUNDAN korktunuz...
UĞUR MUMCUDAN korktunuz...
Ahmet Taner Kışlalıdan korktunuz...
Milli Egemenlikten korktunuz...
Tam bağımsızlıktan korktunuz...
Atatürkçü Düşünceden korktunuz...
Atatürkçü Düşünce Derneğinden korktunuz...
Türk Silahlı Kuvvetlerinden korktunuz...
10 KASIMDAN korktunuz...
Şerefli savcılardan korktunuz...
"Şu Çılgın Türkler"den korktunuz...
CHP den,DSP den,MHP den,Kamer Gençten korktunuz...1 MAYISTAN korktunuz...
Hakkını arayan İŞÇİDEN korktunuz...
Hesap soran ÇİFTÇİDEN korktunuz...
Yılbaşı kutlamasından korktunuz...
1881 den korktunuz...
Zübeyde Hanımdan korktunuz...
Emin Çölaşan'dan korktunuz...
Bekir Coşkun'dan korktunuz...
Şehit çocuğunun gözyaşından,Gazimin kopan kolundan korktunuz...
Çağdaş ve dinamik TÜRK GENÇLERİNDEN korktunuz...
Alevilerden korktunuz...
Oktay EKŞİden,Yılmaz ÖZDİLden,Uğur Dündardan korktunuz...Hayrettin Karaca ve Muazzez İlmiye Çığdan korktunuz...
YARSAVdan,BAROlardan korktunuz...Doğrulardan,gerçeklerden korktunuz...
Monşerlerden korktunuz....
ÖZGÜR İRADEDEN korktunuz...
14 Nisandan korktunuz...
İLHAN Selçuktan korktunuz...
Engellilerden korktunuz...
CUMHURİYET mitinglerinde güneş altında saatlerce dim dik duran 80 yaşındaki analardan korktunuz...
Necati Doğrudan korktunuz...
Şapka ve Kıyafet Devriminden korktunuz...
"Atatürk Öldü Biliyor musun?" diye ağlayan minik kız çocuğundan korktunuz...
Atamın içtiği bir kadeh rakıdan korktunuz...
10.YIL MARŞINDAN korktunuz...
"Ne Mutlu Türküm Diyene" demekten korktunuz...Köy Enstitülerinden korktunuz...
Kemal Kılıçdaroğlundan,Murat Karayalçından korktunuz...
Harf Devriminden korktunuz....
ULUS gazetesinden korktunuz...
ULUSALCI olmaktan korktunuz...
Mustafa MUTLUdan,Ceviz Kabuğundan,Arenadan,32.günden korktunuz...
Ormanlardan,ağaçlardan,akarsulardan,meralardan korktunuz...
Mimar ve Mühendis odalarından korktunuz...
TÜSİAD dan korktunuz...
Atatürk Kültür Merkezinden korktunuz...
Şerefli gazetecilerden korktunuz...
Vatanın bölünmez bütünlüğünü dile getiren Paşalardan,hakkını arayan subay ve astsubaylardan korktunuz...
Hainleri karın tokluğuna kovalayan uzman çavuşlardan korktunuz...
Başı açık ve namuslu Cumhuriyet kızlarından korktunuz...
"Türkiye Laiktir Laik Kalacak" diye haykıran emeklilerden korktunuz...
Namazını,orucunu ve yardımını GİZLİ yapan Gerçek müslümanlardan korktunuz...
Kul hakkına saygı gösterenlerden korktunuz...
"ATATÜYK" diye gülümseyen 1,5 yaşındaki bebekten korktunuz...
ÇANAKKALE Savaşından korktunuz...
Bahriye Üçoktan korktunuz...
Mustafa Balbaydan,Ümit Zileliden,Sesli Gazeteden korktunuz...
Atatürk resimlerinden,rozetlerinden korktunuz....
Karga kovalayan sarışın çocuktan korktunuz...
Birlik olup,küsmeden,yılmadan ve boşvermeden 30 dakikasını geleceğine verip SANDIĞA GİDECEK milyonlardan korktunuz...
Sabih KANADOĞLUNDAN,VURAL Savaştan,YEKTA Güngör Özdenden korktunuz....
Tüm ihanetlerinizi yaşlı ve yorgun gözlerle izleyen dedelerimizden,ninelerimizden korktunuz...
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZERden korktunuz...
Tarafsız ve onurlu vatandaşlardan korktunuz...
Oyunu yani namusunu SATMAYAN yurttaşlardan korktunuz...
Rüşvet yemeden,adam kayırmadan evine EKMEK götüren namuslu memurlardan korktunuz...
Bölücü HOCAEFENDİLERİN ellerini,eteklerini öpmeden sadece YÜCE ALLAHA kulluk eden milyonlardan korktunuz...
Gaziden korktunuz...
Gazi Mustafadan korktunuz...
Gazi Mustafa Kemalden korktunuz...
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRKten korktunuz...
KORKULARINIZDAN KORKTUNUZ!...ama ne acı ki daha fazla OY,daha fazla PARA,daha fazla İKTİDAR,daha fazla GÜÇ için YÜCE ALLAHI sömürmekten,kullanmaktan ve onun adına konuşmaktan KORKMADINIZ!.....Unutmayın ki KORKUNUN ECELE FAYDASI YOK!
Bu yazıyı okuyan, arkadaşım,anam,babam,teyzem,kardeşim,dostum,büyüğüm,küçüğüm;LÜTFEN yaklaşan seçimler ve bundan sonraki TÜM SEÇİMLERDE sandığa git ve OYUNU KULLAN...Yağmur, çamur deme...Al eline bir şemsiye, giy botunu ve ailen ile birlikte koş sandığa...Sende biliyorsun en fazla 30 dakikanı alır.. 4-5 yılda bir yapılan seçimler için 30 dakika nedir ki? Bundan önceki seçim sonuçlarını incelediğinde seninde farkedeceğin gibi HER SEÇİMDE 7-8 MİLYON VATANDAŞ oy kullanmıyor...Tekrar ediyorum 7-8 MİLYON Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı..Yani nerede ise TEK BAŞINA bir İKTİDAR daha...Belki sende dönem dönem bu milyonların içinde idin...UNUTMA ki sandığa atılmayan HER OY "KORKAKLARIN" hanesine gidiyor..Tepki için sandığa gitmiyorum ya da boş atacağım diye bir olay yok..Çünkü tüm bunlar KORKAKLARIN ekmeğine yağ sürüyor...Bu mesajı yazdım çünkü sana İHTİYACIM VAR...İster SAĞ parti,ister SOL parti ya da MERKEZ...görüşün her ne ise..Ama lütfen TÜM SEÇİMLERDE SANDIĞA GİT...Rica ediyorum..KORKAKLAR bunu çok iyi biliyor...bir önceki seçimi hatırla...neden bazı kesimlerin TATİLE ya da MEMLEKETE gittiği Temmuz ayında oldu seçimler?..Çünkü o malum 7-8 milyonun rahatını bozmayacağını,sandığa gitmeyeceğini biliyorlardı...ve haklıda çıktılar...işte aslında EN BÜYÜK DESTEKÇİLERİ biziz...ve tüm bunlar bizim SUÇUMUZ...Basit ve küçük bir örnekle seninde tahmin ettiğin gerçeği dile getirmek isterim...Diyelim ki 100 kişi oy kullanacak..Ve bu 100 kişinin tamamının sandığa gittiğini varsayalım...sonuçlar açıklandı...A partisi: 30 oy (%30)...B partisi: 20 oy (%20)...olsun..ancak bu 100 kişiden 20 kişinin sandığa gitmediğini varsayalım....(Türkiyede her seçim olduğu gibi)...Yani seçmen sayısı 80 olsun...A ve B partisine yine aynı sayıda oy geldiğini varsayalım...bu sefer herşey aynı olduğu halde yeni seçim sonuçları şöyle oluyor; A partisi:( %37.5)......B partisi: (%25)....yani fark giderek açılıyor...Milletvekili seçimlerinde ise bu fark dahada acı bir boyuta geliyor...%10 barajının etkisi ve sandığa atlmayan ya da boş atılan oylar yüzünden 1 milletvekili çıkarabilen malum zihniyet AYNI OY SAYISI İLE 2-3 milletvekili çıkarıyor...sence bu adil mi?....Ankara Belediyesinde yaşanan skandallar malum..Tüm ülke izliyor..Ama şunuda unutma; Gökçeğin seçildiği dönemlerde yaklaşık 300 bin (300.000) kişi oy kullanmadı..Tahmin ettiğin gibi bu 300 bin seçmen oy kullansa idi Gökçek ve dolayısıyla skandallar olmayacaktı...Bu durum diğer iller içinde geçerli...Ve bu bir seçim başarısı olmadığı halde şenlik yapıp kutluyorlar...%10 Seçim barajı olduğu sürecede sandığa atılmayan her oy KORKAKLARA gidecek....Hal böyle iken gerçekten SANA İHTİYACIM VAR...Bütün hayatımız boyunca Demokrasiye katkımız bütün seçimlerde bir kağıda bastığımız toplam yarım fincan mürekkep...hepsi bu işte...O tahta sandığa gitmek zorundayız...Eğer gitmezsek iş için, zamlar için,maaşlar için,özgürlük için,haklar için sesimizi çıkarmaya ya da meydanlara dökülmeye hakkımız bile yok...Çünkü oy kullanmayarak biz SİSTEMİN DIŞINDA kalmış oluyoruz...Hal böyle olunca tüm yapılanlara ses çıkarmayada hakkımız olmaz....Unutma! demokrasilerde OY SENİN NAMUSUNDUR...Biliyorum,biraz uzun bir yazı oldu ama dedim ya SANA İHTİYACIM VAR....Senden bir ricam daha olacak...Bu mesajı e-mail ile dostlarınada göndermeni isterim....Çünkü 1 OY bile ÇOK önemli...Belki senin fikrini değiştiremem ama son sözüm şudur;
artık ağırlığını KOY!
sevgi ve saygı ile arz ederim.
mustafa balbay'ın kaleminden. . .******************************************************************************************************************************Uluslar, egemenliklerini geçici bile olsa, bırakacağı meclislere dahi gereğinden fazla inanmamalı ve güvenmemelidir. Çünkü meclisler bile despotluk yapabilir ve bu despotluk bireysel despotluktan daha tehlikeli olabilir. Meclislerin öyle kararları olabilir ki, bu kararlar ulusun yaşamına giderilmesi olanaklı olmayan zararlar verebilir’ Mustafa Kemal ATATÜRK
CUMHURİYETTEN korktunuz!...
Mutafa Balbay
Kurtuluş Savaşından korktunuz...
Kurtuluş Savaşını kazandıran Kuvayi Milliye ruhundan korktunuz...
Türk Bayrağından korktunuz...
İstiklal Marşından korktunuz...
Bandırma vapurundan korktunuz...
Samsundan korktunuz...
1919 dan korktunuz...
19 Mayıstan korktunuz...
Erzurum Kongresinden korktunuz...
Sivas Kongresinden korktunuz...
Kadın ve Erkeğin eşit olmasından korktunuz...Devrim şehidi Kubilaydan korktunuz...
Türkçe Kuran-ı Kerimden korktunuz...
GERÇEK İslamiyetten korktunuz...
İslam dinini öğrenmekten korktunuz....
Gerçek İslamı anlamaktan korktunuz...
Türkçe ezandan korktunuz....
Nutuk dan korktunuz...
Laik, çağdaş ve özgür TÜRK KADININDAN korktunuz...
Sormaktan korktunuz...
Sorgulamaktan korktunuz...
Hesap sormaktan korktunuz...
Hakkınızı aramaktan korktunuz...
GÖRMEKTEN korktunuz...
DUYMAKTAN korktunuz...
KONUŞMAKTAN korktunuz...
23 Nisandan korktunuz...
30 Ağustostan korktunuz...
29 Ekimden korktunuz...
Bağımsız ve şerefli TÜRK YARGISINDAN korktunuz...
ANAYASA MAHKEMESİNDEN korktunuz...
Yargıtaydan korktunuz...
Danıştaydan korktunuz...
Cumhuriyetçilikten korktunuz...
Milliyetçilikten korktunuz....
ULUS devlet olmaktan korktunuz...
ÜNİTER devlet yapısından korktunuz...
Halkçılıktan korktunuz...
Devletçilikten korktunuz...
LAİKLİKTEN korktunuz...
İnkılapçılıktan korktunuz...
CUMHURİYET gazetesinden korktunuz...
MİLLİYETTEN,HÜRRİYETTEN,SÖZCÜDEN,AKŞAMDAN,KANAL D den,STAR TV den, ULUSAL KANAL dan, Kanal B den,Avrasya Televizyonundan(art) korktunuz...
Anıtkabirden korktunuz...
Gazilerden korktunuz...
Şehitlerden korktunuz...
Hukuk devletinden korktunuz...
İstiklal Madalyasından korktunuz...
NECİP HABLEMİTOĞLUNDAN korktunuz...
UĞUR MUMCUDAN korktunuz...
Ahmet Taner Kışlalıdan korktunuz...
Milli Egemenlikten korktunuz...
Tam bağımsızlıktan korktunuz...
Atatürkçü Düşünceden korktunuz...
Atatürkçü Düşünce Derneğinden korktunuz...
Türk Silahlı Kuvvetlerinden korktunuz...
10 KASIMDAN korktunuz...
Şerefli savcılardan korktunuz...
"Şu Çılgın Türkler"den korktunuz...
CHP den,DSP den,MHP den,Kamer Gençten korktunuz...1 MAYISTAN korktunuz...
Hakkını arayan İŞÇİDEN korktunuz...
Hesap soran ÇİFTÇİDEN korktunuz...
Yılbaşı kutlamasından korktunuz...
1881 den korktunuz...
Zübeyde Hanımdan korktunuz...
Emin Çölaşan'dan korktunuz...
Bekir Coşkun'dan korktunuz...
Şehit çocuğunun gözyaşından,Gazimin kopan kolundan korktunuz...
Çağdaş ve dinamik TÜRK GENÇLERİNDEN korktunuz...
Alevilerden korktunuz...
Oktay EKŞİden,Yılmaz ÖZDİLden,Uğur Dündardan korktunuz...Hayrettin Karaca ve Muazzez İlmiye Çığdan korktunuz...
YARSAVdan,BAROlardan korktunuz...Doğrulardan,gerçeklerden korktunuz...
Monşerlerden korktunuz....
ÖZGÜR İRADEDEN korktunuz...
14 Nisandan korktunuz...
İLHAN Selçuktan korktunuz...
Engellilerden korktunuz...
CUMHURİYET mitinglerinde güneş altında saatlerce dim dik duran 80 yaşındaki analardan korktunuz...
Necati Doğrudan korktunuz...
Şapka ve Kıyafet Devriminden korktunuz...
"Atatürk Öldü Biliyor musun?" diye ağlayan minik kız çocuğundan korktunuz...
Atamın içtiği bir kadeh rakıdan korktunuz...
10.YIL MARŞINDAN korktunuz...
"Ne Mutlu Türküm Diyene" demekten korktunuz...Köy Enstitülerinden korktunuz...
Kemal Kılıçdaroğlundan,Murat Karayalçından korktunuz...
Harf Devriminden korktunuz....
ULUS gazetesinden korktunuz...
ULUSALCI olmaktan korktunuz...
Mustafa MUTLUdan,Ceviz Kabuğundan,Arenadan,32.günden korktunuz...
Ormanlardan,ağaçlardan,akarsulardan,meralardan korktunuz...
Mimar ve Mühendis odalarından korktunuz...
TÜSİAD dan korktunuz...
Atatürk Kültür Merkezinden korktunuz...
Şerefli gazetecilerden korktunuz...
Vatanın bölünmez bütünlüğünü dile getiren Paşalardan,hakkını arayan subay ve astsubaylardan korktunuz...
Hainleri karın tokluğuna kovalayan uzman çavuşlardan korktunuz...
Başı açık ve namuslu Cumhuriyet kızlarından korktunuz...
"Türkiye Laiktir Laik Kalacak" diye haykıran emeklilerden korktunuz...
Namazını,orucunu ve yardımını GİZLİ yapan Gerçek müslümanlardan korktunuz...
Kul hakkına saygı gösterenlerden korktunuz...
"ATATÜYK" diye gülümseyen 1,5 yaşındaki bebekten korktunuz...
ÇANAKKALE Savaşından korktunuz...
Bahriye Üçoktan korktunuz...
Mustafa Balbaydan,Ümit Zileliden,Sesli Gazeteden korktunuz...
Atatürk resimlerinden,rozetlerinden korktunuz....
Karga kovalayan sarışın çocuktan korktunuz...
Birlik olup,küsmeden,yılmadan ve boşvermeden 30 dakikasını geleceğine verip SANDIĞA GİDECEK milyonlardan korktunuz...
Sabih KANADOĞLUNDAN,VURAL Savaştan,YEKTA Güngör Özdenden korktunuz....
Tüm ihanetlerinizi yaşlı ve yorgun gözlerle izleyen dedelerimizden,ninelerimizden korktunuz...
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZERden korktunuz...
Tarafsız ve onurlu vatandaşlardan korktunuz...
Oyunu yani namusunu SATMAYAN yurttaşlardan korktunuz...
Rüşvet yemeden,adam kayırmadan evine EKMEK götüren namuslu memurlardan korktunuz...
Bölücü HOCAEFENDİLERİN ellerini,eteklerini öpmeden sadece YÜCE ALLAHA kulluk eden milyonlardan korktunuz...
Gaziden korktunuz...
Gazi Mustafadan korktunuz...
Gazi Mustafa Kemalden korktunuz...
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRKten korktunuz...
KORKULARINIZDAN KORKTUNUZ!...ama ne acı ki daha fazla OY,daha fazla PARA,daha fazla İKTİDAR,daha fazla GÜÇ için YÜCE ALLAHI sömürmekten,kullanmaktan ve onun adına konuşmaktan KORKMADINIZ!.....Unutmayın ki KORKUNUN ECELE FAYDASI YOK!
Bu yazıyı okuyan, arkadaşım,anam,babam,teyzem,kardeşim,dostum,büyüğüm,küçüğüm;LÜTFEN yaklaşan seçimler ve bundan sonraki TÜM SEÇİMLERDE sandığa git ve OYUNU KULLAN...Yağmur, çamur deme...Al eline bir şemsiye, giy botunu ve ailen ile birlikte koş sandığa...Sende biliyorsun en fazla 30 dakikanı alır.. 4-5 yılda bir yapılan seçimler için 30 dakika nedir ki? Bundan önceki seçim sonuçlarını incelediğinde seninde farkedeceğin gibi HER SEÇİMDE 7-8 MİLYON VATANDAŞ oy kullanmıyor...Tekrar ediyorum 7-8 MİLYON Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı..Yani nerede ise TEK BAŞINA bir İKTİDAR daha...Belki sende dönem dönem bu milyonların içinde idin...UNUTMA ki sandığa atılmayan HER OY "KORKAKLARIN" hanesine gidiyor..Tepki için sandığa gitmiyorum ya da boş atacağım diye bir olay yok..Çünkü tüm bunlar KORKAKLARIN ekmeğine yağ sürüyor...Bu mesajı yazdım çünkü sana İHTİYACIM VAR...İster SAĞ parti,ister SOL parti ya da MERKEZ...görüşün her ne ise..Ama lütfen TÜM SEÇİMLERDE SANDIĞA GİT...Rica ediyorum..KORKAKLAR bunu çok iyi biliyor...bir önceki seçimi hatırla...neden bazı kesimlerin TATİLE ya da MEMLEKETE gittiği Temmuz ayında oldu seçimler?..Çünkü o malum 7-8 milyonun rahatını bozmayacağını,sandığa gitmeyeceğini biliyorlardı...ve haklıda çıktılar...işte aslında EN BÜYÜK DESTEKÇİLERİ biziz...ve tüm bunlar bizim SUÇUMUZ...Basit ve küçük bir örnekle seninde tahmin ettiğin gerçeği dile getirmek isterim...Diyelim ki 100 kişi oy kullanacak..Ve bu 100 kişinin tamamının sandığa gittiğini varsayalım...sonuçlar açıklandı...A partisi: 30 oy (%30)...B partisi: 20 oy (%20)...olsun..ancak bu 100 kişiden 20 kişinin sandığa gitmediğini varsayalım....(Türkiyede her seçim olduğu gibi)...Yani seçmen sayısı 80 olsun...A ve B partisine yine aynı sayıda oy geldiğini varsayalım...bu sefer herşey aynı olduğu halde yeni seçim sonuçları şöyle oluyor; A partisi:( %37.5)......B partisi: (%25)....yani fark giderek açılıyor...Milletvekili seçimlerinde ise bu fark dahada acı bir boyuta geliyor...%10 barajının etkisi ve sandığa atlmayan ya da boş atılan oylar yüzünden 1 milletvekili çıkarabilen malum zihniyet AYNI OY SAYISI İLE 2-3 milletvekili çıkarıyor...sence bu adil mi?....Ankara Belediyesinde yaşanan skandallar malum..Tüm ülke izliyor..Ama şunuda unutma; Gökçeğin seçildiği dönemlerde yaklaşık 300 bin (300.000) kişi oy kullanmadı..Tahmin ettiğin gibi bu 300 bin seçmen oy kullansa idi Gökçek ve dolayısıyla skandallar olmayacaktı...Bu durum diğer iller içinde geçerli...Ve bu bir seçim başarısı olmadığı halde şenlik yapıp kutluyorlar...%10 Seçim barajı olduğu sürecede sandığa atılmayan her oy KORKAKLARA gidecek....Hal böyle iken gerçekten SANA İHTİYACIM VAR...Bütün hayatımız boyunca Demokrasiye katkımız bütün seçimlerde bir kağıda bastığımız toplam yarım fincan mürekkep...hepsi bu işte...O tahta sandığa gitmek zorundayız...Eğer gitmezsek iş için, zamlar için,maaşlar için,özgürlük için,haklar için sesimizi çıkarmaya ya da meydanlara dökülmeye hakkımız bile yok...Çünkü oy kullanmayarak biz SİSTEMİN DIŞINDA kalmış oluyoruz...Hal böyle olunca tüm yapılanlara ses çıkarmayada hakkımız olmaz....Unutma! demokrasilerde OY SENİN NAMUSUNDUR...Biliyorum,biraz uzun bir yazı oldu ama dedim ya SANA İHTİYACIM VAR....Senden bir ricam daha olacak...Bu mesajı e-mail ile dostlarınada göndermeni isterim....Çünkü 1 OY bile ÇOK önemli...Belki senin fikrini değiştiremem ama son sözüm şudur;
artık ağırlığını KOY!
sevgi ve saygı ile arz ederim.
mustafa balbay'ın kaleminden. . .******************************************************************************************************************************Uluslar, egemenliklerini geçici bile olsa, bırakacağı meclislere dahi gereğinden fazla inanmamalı ve güvenmemelidir. Çünkü meclisler bile despotluk yapabilir ve bu despotluk bireysel despotluktan daha tehlikeli olabilir. Meclislerin öyle kararları olabilir ki, bu kararlar ulusun yaşamına giderilmesi olanaklı olmayan zararlar verebilir’ Mustafa Kemal ATATÜRK
Friday, June 11, 2010
İsrail - PKK İşbirliği (Komployu Gördüm)
Serdar Turgut - Habertürk
KUZEY Irak’ta Amerikan neocon’larının tasarımladığı bağımsız Kürt devleti kurulması projesinin İsrail tarafından da gönülden desteklendiği çok anlatıldı.Özellikle Barzani’nin aşiretinin Yahudi olması nedeniyle İsrail’in Kürt devleti projesinin aynı zamanda bir din projesi de olduğu uzun zamandır söyleniyordu.
Washington DC’de oluşturulan bu büyük projede, kıyamete inanan Evanjelik yanlarıyla neo-con’lar ve yine kıyamete inanan fanatik Yahudiler bir araya gelmiş, olağanüstü tehlikeli iş yapıyorlar. Bölgemizde yine kıyamete inanan İran faktörünün bulunması nedeniyle bu proje uygulanabilmesi açısından elverişli ortam buluyor.
(Dün İran askerlerinin Kuzey Irak’a girmelerini bir de bu gözle değerlendirin.)
Türkiye acımasızca dünyanın sonu için oyunlar oynayan güçlerin ortasında bölgedeki tek rasyonel güç oldu. (Başbakan dün çılgınca bir şey yapmayarak çıldırmış tarafları şimdilik sakinleştirdi.)Bundan sonra Ortadoğu’da barış ortamının gelmesini Türkiye koordine edecek, bunun başka alternatifi yok; çünkü etkin güçler dini fanatizmin pençesine düşmüşler, kıyamete doğru koşuyorlar.
Yardım gemimizin vurulmasından kısa süre önce İskenderun’da askeri tesislerin PKK tarafından vurulması, İsrail-PKK işbirliği komplo teorilerinin yeniden güçlü bir şekilde ortaya çıkmasına neden oldu.
İnsanın kendi sonunun geleceğini anlatsa bile her komplo teorisi zevklidir ve çok rağbet görür. Ben bugün komplo diye anlatılan olayların yarın tarih bilgisi diye anlatılabildiğini bildiğimden komplo teorilerini bir noktaya kadar ciddiye alırım.
İsrail-PKK işbirliği ve Kuzey Irak’ta bir Yahudi devleti kurulduğu teorisini, biraz sonra anlatacağım olay nedeniyle daha da ciddiye almaya başladım.
Bu anlatacağım olay, noktasına virgülüne kadar doğru.Ben Türkiye’ye komplo hazırlandığını gözlerimle gördüm.
Olay ABD’nin başkenti Washington’da geçiyor.
O dönemde çalıştığım gazetenin Washington temsilcisiydim.11 Eylül’den çok önce olduğundan, o zamanlar biz gazetecilerin Washington’da Pentagon, Dışişleri Bakanlığı gibi kurumlara girebilmemiz son derece kolaydı. Oralarda çalışan personel gibi kartımızı okutup giriveriyorduk içeriye.Türkiye’ye karşı komplonun hazırlanışını gördüğüm gün, Pentagon’da istihbaratçı olarak çalışan kişiyle randevum vardı.İlk önce odasına gittim. Oda arkadaşı, “Bir grup misafiri vardı, aşağı katta kafeteryanın yanında bir odaya gittiler” dedi.
Ben de aşağıya indim.
O günlerde özellikle istihbarat konularında Amerikan devleti içinde Türkiye’ye bakan hemen hemen tüm personel Yahudi’ydi. ABD göçmen ülkesi olduğundan hepsi de Amerika’nın çıkarlarının yanı sıra İsrail’in de çıkarlarını koruduklarını açıkça söylerlerdi.Pentagon’da görmeye gittiğim kişi de fanatik bir Yahudi’ydi. Boş zamanlarında Pentagon yakınlarındaki mezarlıktaki taşlar üzerindeki isimleri, Yahudi geçmişi açısından incelerdi.
Bir defasında beni de götürdü mezarlığa ve bir yaşlı kadın, ikimizi mezarlara karşı saygısızlıkla ve günah işlemekle suçladı.
Neyse Pentagon’da o gün kahvemi aldım, bulundukları odanın kapısını bir tıklatıp içeriye dalıverdim.Şimdi sıkı durun.
Manzara şuydu:İstihbaratçı masaya oturmuş ve önüne bir harita açmıştı.Haritada Türkiye ve Kuzey Irak görülüyordu.
Unutmayın, Irak savaşınınbaşlamasından 20 yıl öncesini anlatıyorum.
Adam etrafındakilere, Kuzey Irak’a çizdiği bölgede sınırlarının bir bölümü Türkiye’nin güneydoğusuna da taşan yeni bir ülkeyi anlatıyordu.
Masada onu dinleyenler, Barzani’nin Washington temsilcisi (adını hatırlamıyorum), Talabani’nin temsilcisi Behram Salih ve PKK Washington temsilcisiydi.
Bugünlerin kaderi o günlerde, Pentagon’un ikinci katında bir odada öyle çizildi.
Ben ne zaman komplo teorisine uyan bir gelişme duysam (yardım gemisine baskın, İskenderun’da askerimize saldırı ve İran’ın Kuzey Irak’a girişi gibi) o günler aklıma gelir ve her defasında da çok korkarım.
Dün Başbakan konuşmadan önce de çok korktum, umarım çılgınlığa o uymaz diye dua ettim.
Son gelişmeler de gösterdi ki, Türkiye üzerinde çok büyük oyunlar oynanıyor.Sakin olursak, oyunun büyüklüğüne uygun ciddiyeti ve rasyonelliği gösterirsek Türkiye bu acımasız oyundan başarıyla çıkacak.
http://acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=8911
Serdar Turgut - Habertürk
KUZEY Irak’ta Amerikan neocon’larının tasarımladığı bağımsız Kürt devleti kurulması projesinin İsrail tarafından da gönülden desteklendiği çok anlatıldı.Özellikle Barzani’nin aşiretinin Yahudi olması nedeniyle İsrail’in Kürt devleti projesinin aynı zamanda bir din projesi de olduğu uzun zamandır söyleniyordu.
Washington DC’de oluşturulan bu büyük projede, kıyamete inanan Evanjelik yanlarıyla neo-con’lar ve yine kıyamete inanan fanatik Yahudiler bir araya gelmiş, olağanüstü tehlikeli iş yapıyorlar. Bölgemizde yine kıyamete inanan İran faktörünün bulunması nedeniyle bu proje uygulanabilmesi açısından elverişli ortam buluyor.
(Dün İran askerlerinin Kuzey Irak’a girmelerini bir de bu gözle değerlendirin.)
Türkiye acımasızca dünyanın sonu için oyunlar oynayan güçlerin ortasında bölgedeki tek rasyonel güç oldu. (Başbakan dün çılgınca bir şey yapmayarak çıldırmış tarafları şimdilik sakinleştirdi.)Bundan sonra Ortadoğu’da barış ortamının gelmesini Türkiye koordine edecek, bunun başka alternatifi yok; çünkü etkin güçler dini fanatizmin pençesine düşmüşler, kıyamete doğru koşuyorlar.
Yardım gemimizin vurulmasından kısa süre önce İskenderun’da askeri tesislerin PKK tarafından vurulması, İsrail-PKK işbirliği komplo teorilerinin yeniden güçlü bir şekilde ortaya çıkmasına neden oldu.
İnsanın kendi sonunun geleceğini anlatsa bile her komplo teorisi zevklidir ve çok rağbet görür. Ben bugün komplo diye anlatılan olayların yarın tarih bilgisi diye anlatılabildiğini bildiğimden komplo teorilerini bir noktaya kadar ciddiye alırım.
İsrail-PKK işbirliği ve Kuzey Irak’ta bir Yahudi devleti kurulduğu teorisini, biraz sonra anlatacağım olay nedeniyle daha da ciddiye almaya başladım.
Bu anlatacağım olay, noktasına virgülüne kadar doğru.Ben Türkiye’ye komplo hazırlandığını gözlerimle gördüm.
Olay ABD’nin başkenti Washington’da geçiyor.
O dönemde çalıştığım gazetenin Washington temsilcisiydim.11 Eylül’den çok önce olduğundan, o zamanlar biz gazetecilerin Washington’da Pentagon, Dışişleri Bakanlığı gibi kurumlara girebilmemiz son derece kolaydı. Oralarda çalışan personel gibi kartımızı okutup giriveriyorduk içeriye.Türkiye’ye karşı komplonun hazırlanışını gördüğüm gün, Pentagon’da istihbaratçı olarak çalışan kişiyle randevum vardı.İlk önce odasına gittim. Oda arkadaşı, “Bir grup misafiri vardı, aşağı katta kafeteryanın yanında bir odaya gittiler” dedi.
Ben de aşağıya indim.
O günlerde özellikle istihbarat konularında Amerikan devleti içinde Türkiye’ye bakan hemen hemen tüm personel Yahudi’ydi. ABD göçmen ülkesi olduğundan hepsi de Amerika’nın çıkarlarının yanı sıra İsrail’in de çıkarlarını koruduklarını açıkça söylerlerdi.Pentagon’da görmeye gittiğim kişi de fanatik bir Yahudi’ydi. Boş zamanlarında Pentagon yakınlarındaki mezarlıktaki taşlar üzerindeki isimleri, Yahudi geçmişi açısından incelerdi.
Bir defasında beni de götürdü mezarlığa ve bir yaşlı kadın, ikimizi mezarlara karşı saygısızlıkla ve günah işlemekle suçladı.
Neyse Pentagon’da o gün kahvemi aldım, bulundukları odanın kapısını bir tıklatıp içeriye dalıverdim.Şimdi sıkı durun.
Manzara şuydu:İstihbaratçı masaya oturmuş ve önüne bir harita açmıştı.Haritada Türkiye ve Kuzey Irak görülüyordu.
Unutmayın, Irak savaşınınbaşlamasından 20 yıl öncesini anlatıyorum.
Adam etrafındakilere, Kuzey Irak’a çizdiği bölgede sınırlarının bir bölümü Türkiye’nin güneydoğusuna da taşan yeni bir ülkeyi anlatıyordu.
Masada onu dinleyenler, Barzani’nin Washington temsilcisi (adını hatırlamıyorum), Talabani’nin temsilcisi Behram Salih ve PKK Washington temsilcisiydi.
Bugünlerin kaderi o günlerde, Pentagon’un ikinci katında bir odada öyle çizildi.
Ben ne zaman komplo teorisine uyan bir gelişme duysam (yardım gemisine baskın, İskenderun’da askerimize saldırı ve İran’ın Kuzey Irak’a girişi gibi) o günler aklıma gelir ve her defasında da çok korkarım.
Dün Başbakan konuşmadan önce de çok korktum, umarım çılgınlığa o uymaz diye dua ettim.
Son gelişmeler de gösterdi ki, Türkiye üzerinde çok büyük oyunlar oynanıyor.Sakin olursak, oyunun büyüklüğüne uygun ciddiyeti ve rasyonelliği gösterirsek Türkiye bu acımasız oyundan başarıyla çıkacak.
http://acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=8911
İSRAİL TÜRKİYE’NİN BAŞINA ÇUVAL GEÇİRDİ!
Eğri oturalım ama, doğruları konuşalım;
Sevgili okuyucular,
Filistin halkına yapılacak yardımlar dolayısıyla İsrail’in yaptığı kanlı saldırı kabul edilemez. Ancak yaşanan bu kanlı olayda İsrail kadar Türk hükümetide suçlu. Bunun lamı-cimi yok. Çünkü, İsrail yardım gemilerinde silah yüklü olması şüphesiyle gemiyi kontrol etmeden Gazze’ye ulaşmasına müsaade etmeyeceğini aksi halde askeri müdahale yapacağını önceden açıkladı.
Amerikan Yahudi topluluğundan aldığı “ Üstün Cesaret Madalyası “ ile çok cesaretlenmiş olmalı ki, Başbakan Erdoğan ve bakanları İsrail’in inatçı, söz dinlemez ve hukuk tanımaz tutumunu bildiği halde gerekli tedbirleri almadan yardım gemisini ve içindeki insanları bile bile ölüme gönderdi.
Sonuçta ne oldu, gemiye saldıran İsrail askerleri, gemideki Türklerden dokuzunu öldürdü. Çok sayıda da Türk’ü yaraladı. Bununla yetinmedi içindeki yardımlarla gemiye el koydu. İsrail böylece bazı aydınların deyimiyle Türkiye’nin başına çuval geçirdi. Şimdi bu çuvalı başımızdan nasıl çıkaracağız, onurumuzu nasıl kurtaracağız düşünmemiz gerekiyor.
Bazılarının din kardeşi olarak kabul ettiği arap alemi ise bu olayda da Türkiye’yi yalnız bırakırken.bazı arap basını Başbakan Erdoğan’ı “ araptan çok arap-çı “ olduğunu yazıp-çizdi.
Bazılarının din kardeşi dediği Araplar, Filistin dahil Irak’ta, Karabağda, Doğu Türkistan’da, Bosna’da öldürülen, ezilen Türkleri, Müslümanları hiçbir zaman savunmadılar. Tarihte geriye doğru baktığımızda Arapların fırsat buldukça Türkleri arkadan vurdukları da bilinen bir şey.. 1. Dünya harbinde askerlerimizin geceği yolları üzerindeki su kaynaklarına zehir atarak askerlerimizi zehirlediler. Bir İngiliz lirasına ele geçirdikleri Türk askerlerinin kafalarını kestiler.
Günümüze gelince Rumlarla bir oldular. Filistin liderlerinden Arafat yaptığı bir açıklamada Rumları kardeş olarak ilan etti, “ sizin düşmanınız bizim de düşmanımız “ dedi. Makarios öldüğü zaman sözde din kardeşimiz Araplar ülkelerinde üç gün yas ilan ettiler. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti devleti’ni tanımadılar. Birkaç yıl önce 24 Nisan’da Ermenistan’da yapılan sözde soykırım törenlerine katılan bazı arap liderleri, şeyhleri Ermenilerle birlik olup Türkleri soykırımcı ilan ettiler !.
……
İsrail’i protesto edenlere baktığımızda, araptan çok arap-çı olduklarını gördük. Ellerinde Türk bayrağından çok Filistin bayrakları ve Arapça yazıların yer aldığı yeşil bayraklar vardı. İsrail’i lanetliyor, İsrail bayraklarını yırtıyor, yakıyorlardı. İyi de İsrail’in yardım gemisine baskın yaparken, PKK’lılar da İskenderun’da deniz kuvvetleri birliğine baskın yapıp, altı askerimizi şehit ettiler. Araptan çok arap-çı olan protestocular ne hikmetse o şehitlerimizi hiç hatırlamadılar. Ne PKK’lıları lanetlediler, ne şehitlerimiz için dua ettiler, ne de PKK bayraklarını yırtıp, yaktılar !. Bundan da bizim gazilerimizin, şehitlerimizin Filistinliler kadar Müslüman ve değerli olmadığı düşüncesi ortaya çıkıyor.
Daha da önemlisi, kendi insanı aç ve sefalet içindeyken, her akşam 450 bin çocuğumuz gece yatağa aç girerken, hastalarımız ilaç alamazken-bulamazken Filistinliler için gemiler dolusu yiyecek, giyecek, içecek ve ilaç yardımı toplayanların amaçlarıın ne olduğu. Gelin bunu da Sağlık eski bakanlarından Rifat Serdaroğlu’nun “ Aynı tezgah-aynı ekip-yeni aktivistler “ başlıklı yazısından kısaca öğrenelim;
“… İsrail hükümetinin yaptığı katliam, baskın, yaralama, alıkoyma ve saldırı tam bir terördür ve kabul edilmesi asla mümkün değildir. Bu tespit ışığında, biraz da olayın aktörlerine, moda tabirle “AK-TİVİST’lere” bakalım.
Ak-tvist 1: Mavi Marmara Gemisi
Mavi Marmara gemisinin ilk sahibi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’dir. İstanbul Belediyesi bu gemiyi ihale yolu ile satar. Alan şirket Almanya’da faaliyet göstermektedir! Şirket sahipleri İHH ve Deniz Feneri ile ilişkili kişilerdir! Bu ilişkinin gözden uzaklaştırılması için, Mavi Marmara gemisi, Afrika sahillerindeki bir ada devleti olan ve toplam nüfusu 630 bin olan Comorros (Komor) bayrağına geçmiştir! Komor ülkesi İslami bir yönetime sahiptir! Geminin macerası bu…
Ak- tvist 2: Deniz Feneri e.v ( Almanya)
Deniz Feneri’nin ne olduğu belli. Almanya yargıladı, yöneticilerini mahkum etti ve hapse attı. Almanya, “Esas suçlular Türkiye’de” dedi, adli yardım istedi, Türkiye vermedi! Şimdi Almanya ikinci davayı açıyor! Türkiye’deki Deniz Feneri davasına “Yayın Yasağı” uygulandığından, ne olup bittiğini kamuoyu olarak bilemiyoruz!
Ak- tivist 3: İHH (İnsani Yardım Vakfı)
Peki, İHH (İnsani Yardım Vakfı) nedir? Bu vakfı, Bosna’da yaşanan trajedi sırasında, savaş mağdurları için para toplayan, sonra o parayı Refah Partisi ile bağlantılı olarak “buharlaştıran” vakıftır. Yani, değişen hiçbir şey yok. Ekip aynı, tezgah aynı. Önce Müslümanlığı kullan, sonra paraları topla, sonra bir kısmını mağdurlara dağıt, bir kısmını cebe at, diğerini ise Lâik Türkiye Cumhuriyetini, İslam Cumhuriyetine dönüştürmek için siyasette kullanılmak üzere yakın akrabalara aktar.
… İsrail’in bir devlet gibi değil de bir terör örgütü gibi davranacağını ve sonunda ölümler olabileceğini AKP Hükümeti öngörmedi mi, yoksa bu netice AKP’nin siyasi hesaplarına uygun mu geliyordu? Bu soruların cevabı bize, bu ak-tivist’lerin gerçek yüzlerini göstermektedir.
Bu ekibi biz tanıyoruz. Ama özellikle gençler ve gerçek Müslümanlar bilmiyorlar. Ancak, bunlardan kazık yiyenler “yandım Allah” deyip bunların gerçek yüzlerini öğreniyor ama, iş işten geçmiş oluyor. Üstelik sırada dolandırılmaya hazır o kadar çok Müslüman var ki!
Deniz Feneri, Yimpaş, Jetpa, Kombassan gibi İslami holdingler, yüz binlerce Müslüman’ın, milyarlarca Euro’sunu dolandırdılar. Hapiste olan biri var mı? Bu dolandırıcılık olaylarının binde biri, Atatürkçü Düşünce Derneği’nde veya Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nde olsaydı, AKP, inanın o olaydan 12 tane Ergenekon davası çıkarırdı!
Ak-tivistleri tanıyalım:
- Bu ak-tivistler, Filistin deyince sokağa fırlarlar, her türlü yardımı toplamak için dünyayı dolaşırlar, ama PKK’nın şehit ettiği Mehmetçikler için, bırakın yardım kampanyası düzenlemeyi bir mevlit bile okutmazlar.
- 1975 yılında Filistin lideri Yaser Arafat, Kıbrıs Rumları’na; “ Biz sizleri kardeş mücadeleciler sayıyoruz, sizin zaferiniz bizim de zaferimiz olacaktır. Çünkü düşmanımız ortak düşmandır ” demiştir. Makarios öldüğünde tüm Arap ülkeleri 3 gün yas ilan etmiş ve bayraklarını yarıya indirmişlerdir. Bizim ak-tivistler için bir Filistinli ve bir Hamas militanı, PKK’nın şehit ettiği Mehmetçikten çok daha fazla mukaddestir! Böyle olmasa, hiç olmazsa bir defa da şehitlerimiz için kampanya düzenlerlerdi!
-Filistin ve Gazze için gözyaşı dökenler; Kerkük, Telafer, Doğu Türkistan, Keşmir, Pakistan ve Afganistan’da ölenler için yani Türkler için parmaklarını kıpırdatmazlar.
Bu yeni Ak-tivist’çiler için geçerli olan Arap Milliyetçiliğidir. Bunu yaşam tarzlarında, devlet yönetimlerinde, en basitinden TRT’de görebilirsiniz.
Bu kafa maalesef, Mısır’ın bile terör örgütü dediği Hamas’ın peşine koca bir ülkeyi takıp, Türkiye’yi Ortadoğu’nun çatışma ortamına fiilen sokmuşlardır. Sadece siyasi rant elde etmek için planlanan bu organizasyon, AKP’ye çok pahalıya mal olacaktır. Allah sonumuzu hayırlı etsin.
…….
FİLİSTİNLİLERİ TANIYALIM
Şimdi de dokuz insanlarımızın ölümüne, 17 insanımızın da yaralanmasına ve de Türk milletinin onurunun oynamasına neden olan Filistinliler kim-er, kısaca ona bakalım;
- 1960-70’lerde Marksist-Leninist kızıl solcuları ve PKK’lı terörüstleri Türk devletine karşı savaşmaları için eğitenler Filistinliler.
- Bugün karşı oldukları, ortadan kaldırmak istedikleri İsrail devletine Filistin topraklarını yüksek paralar karşılığı satanlar, İsrail devletinin kurulmasına müsaade edenler; Filistinliler..
- Bosna’da yüzbinlerce Müslümana, Irak’ta binlerce Türkmene, Kıbrısta Türklere, Karabağda Azerilere ve Doğu Türkistan’da çok sayıda Uygur’a yapılan baskılara, eziyetlere ve katliamlara tepkisiz kalanlar Filistinliler-Araplar…
SON BİR NOT; Amerika’da yaşayan Fethullah Gülen bir Amerikan gazetesine verdiği demeçte, Filistinlilere yardım edenler için “ oraya izin alarak gitmeleri gerekirdi. Yaptıkları otoriteye başkaldırıdır “ demesi, Gülen’in Amerikanın ve İsrail’in yanında yer aldığı şeklinde yorumlandı.
Hulusi ŞENEL
E.Posta- hulusisenel@yahoo.com
Eğri oturalım ama, doğruları konuşalım;
Sevgili okuyucular,
Filistin halkına yapılacak yardımlar dolayısıyla İsrail’in yaptığı kanlı saldırı kabul edilemez. Ancak yaşanan bu kanlı olayda İsrail kadar Türk hükümetide suçlu. Bunun lamı-cimi yok. Çünkü, İsrail yardım gemilerinde silah yüklü olması şüphesiyle gemiyi kontrol etmeden Gazze’ye ulaşmasına müsaade etmeyeceğini aksi halde askeri müdahale yapacağını önceden açıkladı.
Amerikan Yahudi topluluğundan aldığı “ Üstün Cesaret Madalyası “ ile çok cesaretlenmiş olmalı ki, Başbakan Erdoğan ve bakanları İsrail’in inatçı, söz dinlemez ve hukuk tanımaz tutumunu bildiği halde gerekli tedbirleri almadan yardım gemisini ve içindeki insanları bile bile ölüme gönderdi.
Sonuçta ne oldu, gemiye saldıran İsrail askerleri, gemideki Türklerden dokuzunu öldürdü. Çok sayıda da Türk’ü yaraladı. Bununla yetinmedi içindeki yardımlarla gemiye el koydu. İsrail böylece bazı aydınların deyimiyle Türkiye’nin başına çuval geçirdi. Şimdi bu çuvalı başımızdan nasıl çıkaracağız, onurumuzu nasıl kurtaracağız düşünmemiz gerekiyor.
Bazılarının din kardeşi olarak kabul ettiği arap alemi ise bu olayda da Türkiye’yi yalnız bırakırken.bazı arap basını Başbakan Erdoğan’ı “ araptan çok arap-çı “ olduğunu yazıp-çizdi.
Bazılarının din kardeşi dediği Araplar, Filistin dahil Irak’ta, Karabağda, Doğu Türkistan’da, Bosna’da öldürülen, ezilen Türkleri, Müslümanları hiçbir zaman savunmadılar. Tarihte geriye doğru baktığımızda Arapların fırsat buldukça Türkleri arkadan vurdukları da bilinen bir şey.. 1. Dünya harbinde askerlerimizin geceği yolları üzerindeki su kaynaklarına zehir atarak askerlerimizi zehirlediler. Bir İngiliz lirasına ele geçirdikleri Türk askerlerinin kafalarını kestiler.
Günümüze gelince Rumlarla bir oldular. Filistin liderlerinden Arafat yaptığı bir açıklamada Rumları kardeş olarak ilan etti, “ sizin düşmanınız bizim de düşmanımız “ dedi. Makarios öldüğü zaman sözde din kardeşimiz Araplar ülkelerinde üç gün yas ilan ettiler. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti devleti’ni tanımadılar. Birkaç yıl önce 24 Nisan’da Ermenistan’da yapılan sözde soykırım törenlerine katılan bazı arap liderleri, şeyhleri Ermenilerle birlik olup Türkleri soykırımcı ilan ettiler !.
……
İsrail’i protesto edenlere baktığımızda, araptan çok arap-çı olduklarını gördük. Ellerinde Türk bayrağından çok Filistin bayrakları ve Arapça yazıların yer aldığı yeşil bayraklar vardı. İsrail’i lanetliyor, İsrail bayraklarını yırtıyor, yakıyorlardı. İyi de İsrail’in yardım gemisine baskın yaparken, PKK’lılar da İskenderun’da deniz kuvvetleri birliğine baskın yapıp, altı askerimizi şehit ettiler. Araptan çok arap-çı olan protestocular ne hikmetse o şehitlerimizi hiç hatırlamadılar. Ne PKK’lıları lanetlediler, ne şehitlerimiz için dua ettiler, ne de PKK bayraklarını yırtıp, yaktılar !. Bundan da bizim gazilerimizin, şehitlerimizin Filistinliler kadar Müslüman ve değerli olmadığı düşüncesi ortaya çıkıyor.
Daha da önemlisi, kendi insanı aç ve sefalet içindeyken, her akşam 450 bin çocuğumuz gece yatağa aç girerken, hastalarımız ilaç alamazken-bulamazken Filistinliler için gemiler dolusu yiyecek, giyecek, içecek ve ilaç yardımı toplayanların amaçlarıın ne olduğu. Gelin bunu da Sağlık eski bakanlarından Rifat Serdaroğlu’nun “ Aynı tezgah-aynı ekip-yeni aktivistler “ başlıklı yazısından kısaca öğrenelim;
“… İsrail hükümetinin yaptığı katliam, baskın, yaralama, alıkoyma ve saldırı tam bir terördür ve kabul edilmesi asla mümkün değildir. Bu tespit ışığında, biraz da olayın aktörlerine, moda tabirle “AK-TİVİST’lere” bakalım.
Ak-tvist 1: Mavi Marmara Gemisi
Mavi Marmara gemisinin ilk sahibi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’dir. İstanbul Belediyesi bu gemiyi ihale yolu ile satar. Alan şirket Almanya’da faaliyet göstermektedir! Şirket sahipleri İHH ve Deniz Feneri ile ilişkili kişilerdir! Bu ilişkinin gözden uzaklaştırılması için, Mavi Marmara gemisi, Afrika sahillerindeki bir ada devleti olan ve toplam nüfusu 630 bin olan Comorros (Komor) bayrağına geçmiştir! Komor ülkesi İslami bir yönetime sahiptir! Geminin macerası bu…
Ak- tvist 2: Deniz Feneri e.v ( Almanya)
Deniz Feneri’nin ne olduğu belli. Almanya yargıladı, yöneticilerini mahkum etti ve hapse attı. Almanya, “Esas suçlular Türkiye’de” dedi, adli yardım istedi, Türkiye vermedi! Şimdi Almanya ikinci davayı açıyor! Türkiye’deki Deniz Feneri davasına “Yayın Yasağı” uygulandığından, ne olup bittiğini kamuoyu olarak bilemiyoruz!
Ak- tivist 3: İHH (İnsani Yardım Vakfı)
Peki, İHH (İnsani Yardım Vakfı) nedir? Bu vakfı, Bosna’da yaşanan trajedi sırasında, savaş mağdurları için para toplayan, sonra o parayı Refah Partisi ile bağlantılı olarak “buharlaştıran” vakıftır. Yani, değişen hiçbir şey yok. Ekip aynı, tezgah aynı. Önce Müslümanlığı kullan, sonra paraları topla, sonra bir kısmını mağdurlara dağıt, bir kısmını cebe at, diğerini ise Lâik Türkiye Cumhuriyetini, İslam Cumhuriyetine dönüştürmek için siyasette kullanılmak üzere yakın akrabalara aktar.
… İsrail’in bir devlet gibi değil de bir terör örgütü gibi davranacağını ve sonunda ölümler olabileceğini AKP Hükümeti öngörmedi mi, yoksa bu netice AKP’nin siyasi hesaplarına uygun mu geliyordu? Bu soruların cevabı bize, bu ak-tivist’lerin gerçek yüzlerini göstermektedir.
Bu ekibi biz tanıyoruz. Ama özellikle gençler ve gerçek Müslümanlar bilmiyorlar. Ancak, bunlardan kazık yiyenler “yandım Allah” deyip bunların gerçek yüzlerini öğreniyor ama, iş işten geçmiş oluyor. Üstelik sırada dolandırılmaya hazır o kadar çok Müslüman var ki!
Deniz Feneri, Yimpaş, Jetpa, Kombassan gibi İslami holdingler, yüz binlerce Müslüman’ın, milyarlarca Euro’sunu dolandırdılar. Hapiste olan biri var mı? Bu dolandırıcılık olaylarının binde biri, Atatürkçü Düşünce Derneği’nde veya Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nde olsaydı, AKP, inanın o olaydan 12 tane Ergenekon davası çıkarırdı!
Ak-tivistleri tanıyalım:
- Bu ak-tivistler, Filistin deyince sokağa fırlarlar, her türlü yardımı toplamak için dünyayı dolaşırlar, ama PKK’nın şehit ettiği Mehmetçikler için, bırakın yardım kampanyası düzenlemeyi bir mevlit bile okutmazlar.
- 1975 yılında Filistin lideri Yaser Arafat, Kıbrıs Rumları’na; “ Biz sizleri kardeş mücadeleciler sayıyoruz, sizin zaferiniz bizim de zaferimiz olacaktır. Çünkü düşmanımız ortak düşmandır ” demiştir. Makarios öldüğünde tüm Arap ülkeleri 3 gün yas ilan etmiş ve bayraklarını yarıya indirmişlerdir. Bizim ak-tivistler için bir Filistinli ve bir Hamas militanı, PKK’nın şehit ettiği Mehmetçikten çok daha fazla mukaddestir! Böyle olmasa, hiç olmazsa bir defa da şehitlerimiz için kampanya düzenlerlerdi!
-Filistin ve Gazze için gözyaşı dökenler; Kerkük, Telafer, Doğu Türkistan, Keşmir, Pakistan ve Afganistan’da ölenler için yani Türkler için parmaklarını kıpırdatmazlar.
Bu yeni Ak-tivist’çiler için geçerli olan Arap Milliyetçiliğidir. Bunu yaşam tarzlarında, devlet yönetimlerinde, en basitinden TRT’de görebilirsiniz.
Bu kafa maalesef, Mısır’ın bile terör örgütü dediği Hamas’ın peşine koca bir ülkeyi takıp, Türkiye’yi Ortadoğu’nun çatışma ortamına fiilen sokmuşlardır. Sadece siyasi rant elde etmek için planlanan bu organizasyon, AKP’ye çok pahalıya mal olacaktır. Allah sonumuzu hayırlı etsin.
…….
FİLİSTİNLİLERİ TANIYALIM
Şimdi de dokuz insanlarımızın ölümüne, 17 insanımızın da yaralanmasına ve de Türk milletinin onurunun oynamasına neden olan Filistinliler kim-er, kısaca ona bakalım;
- 1960-70’lerde Marksist-Leninist kızıl solcuları ve PKK’lı terörüstleri Türk devletine karşı savaşmaları için eğitenler Filistinliler.
- Bugün karşı oldukları, ortadan kaldırmak istedikleri İsrail devletine Filistin topraklarını yüksek paralar karşılığı satanlar, İsrail devletinin kurulmasına müsaade edenler; Filistinliler..
- Bosna’da yüzbinlerce Müslümana, Irak’ta binlerce Türkmene, Kıbrısta Türklere, Karabağda Azerilere ve Doğu Türkistan’da çok sayıda Uygur’a yapılan baskılara, eziyetlere ve katliamlara tepkisiz kalanlar Filistinliler-Araplar…
SON BİR NOT; Amerika’da yaşayan Fethullah Gülen bir Amerikan gazetesine verdiği demeçte, Filistinlilere yardım edenler için “ oraya izin alarak gitmeleri gerekirdi. Yaptıkları otoriteye başkaldırıdır “ demesi, Gülen’in Amerikanın ve İsrail’in yanında yer aldığı şeklinde yorumlandı.
Hulusi ŞENEL
E.Posta- hulusisenel@yahoo.com
Yiğit Bulut
Bütün kötü şeyleri biz yaptık!
11 Haziran 2010 Cuma, 11:21:20
TELEVİZYONLARI seyrederken bazen kendime soruyorum; bunlar hangi ülkenin TV kanalları?
Sevgili dostlar, ülkemizde öyle “aydınlaraydınlanmışlar” var ki; onlara göre “bizle ilgili olan-bizden olan” her şey çok ama çok kötü. Bütün hatalar “bizim”.
Dediğim gibi “bu ülke menfaatine” sadece doğruyu arıyorsanız bile, işiniz çok zor.
Bugün sizlere zaman zaman “alıntılar” yaptığım ve Ermenilerle ilişkilerde “tarihi gerçekleri” sorgularken özellikle önümüzdeki günlerde “referans” olarak kullanabileceğimiz “Türk Kafkas İslam Ordusu ve Ermeniler (1918)” isimli çalışmadan bahsetmek istiyorum...
Çalışmayı yapan Dr. Mustafa Görüryılmaz, arşivlerden çıkardığı gerçek belgeleri kullanılmış ve özellikle çok çarpıcı “gerçeklere” veriler eşliğinde ulaşmış.
İşte alıntılar:
“...Rusya Komiserler Heyeti Başkanı Lenin ile Milletler Komiseri Stalin tarafından, Şaumyan’a Güney Kafkaslar ve Doğu Anadolu’nun geleceğine ilişkin çalışmalarda bulunma yetkisi verildi. Bu kararnameye göre, Şaumyan’a verilen başlıca görev, Rus ordusunun işgali altında bulunan Doğu Anadolu topraklarında da Sovyet Rusya’nın himayesinde bir ‘Ermenistan Devleti’ kurmaktı...”
“...Azerbaycan Atatürk Merkezi Başkanı Prof. Dr. Nizami Caferov gelişmeleri şöyle özetlemişti: Azerbaycan’ın o tarihlerde Türk ordusunun yardımına büyük ihtiyacı bulunuyordu. Azerbaycan’ı savunacak başka bir gücü tasavvur etmek mümkün değildi. Şunu da nazara almak gerekir ki, Azerbaycan büyük baskılarla karşı karşıya kalmış, her taraftan muhasara altına alınmıştı. Bir taraftan tamamıyla vahşileşmiş, şahsiyetini kaybetmiş Rus Bolşevik Kızıl Ordusu, öbür taraftan yeni emperyalist emellerle giderek Kafkaslar’a gelen İngiliz askerleri, başka bir taraftan ayrı iddialarla bölgede Ermeni devleti kurmak için harekete geçen Ermeniler, Azerbaycan üzerinde hesaplar yapıyorlardı...”
“...Bolşevikler ve Ermeniler, Abşeron yarımadasındaki zengin petrol yataklarını tamamen ele geçirmek için Türkleri bölgeden uzaklaştırmak istiyorlardı. Türkiye ve Avrupa cephesinden Kafkaslar’a dönen Ermeni asıllı Rus askerlerini de Bakü’de topluyorlardı. Petrol yataklarına sahip olmanın yanı sıra, Şaumyan’ın bir başka düşüncesi de Hazar Denizi ile Karadeniz ve Akdeniz’e kıyısı olan Büyük Ermenistan tasavvurunu hayata geçirebilmekti...”
“...Azerbaycan’ın yetiştirdiği önemli aydınlardan Nesiman Yakuplu, 1918 tarihinde Bakü’ye hâkim olan Bolşevikler ve onların yönetimlerinin düşüncelerini şu sözlerle dile getiriyor: Kızıl Şef Şaumyan, Bakü ve çevresinde yapılan katliamdan sonra Lenin’e gönderdiği telgraflarda, Bakü’nün Türklerden tamamen temizlendiğini ve bir daha şehre girmelerinin önlendiğini belirtmişti.
Bu haberleşmeler de gösteriyor ki Bolşevik Rus ve Ermeniler, Bakü petrollerini ele geçirebilmek için bölgede yaşayan Türklerin yok edilmesi gerektiğine inanmışlardı... Türklere karşı yapılan katliamı, sosyalist devrime karşı çıkan bazı gruplarla yapılan kanlı çatışma olarak görüyorlardı. Bu tamamen yanlış ve gerçeklerle ilgisi bulunmayan bir göz boyamadan ibaretti.”
“...Bugünkü Ermenistan topraklarında ise Türklere yönelik büyük bir katliam başlıyordu. Gökçe Göl çevresi ile Erivan, Şuşa ve Zengezur’da yaşayan Türkler savunmasız bir durumdaydılar. Ermeni çeteleri, bu bölgelerdeki Türk köylerinden iki yüz yirmi kadarını kısa sürede haritadan sildi ve halkın tamamını katletti...
Ermeni çetelerin Erivan çevresinde binlerce Türk’ü öldürdüğü de bilim çevreleri tarafından ifade edilmektedir. Bu katliam karşısında yaklaşık 350 bin Türk, evini ve yuvasını terk ederek, canını zor kurtarmıştı.
Ermeni katliamı Karabağ bölgesinde de sürmüş, ancak Gence ve çevresindeki kasaba ve köylerde Türkler çoğunlukta olduğu için Ermeni saldırılarını püskürtmeyi başarmışlardı...”
Sevgili dostlar, hangi sayfadan ne alsam da aktarsam! Türkiye’de “tatlı su kenarında ellerinde rakı kadehi” aydınlananlar ve “biz neler yaptık” tadına gelenler, tamamen sahada yazılmış bu çalışmayı çok ama çok iyi incelesinler!
ybulut@htgazete.com.tr
Bütün kötü şeyleri biz yaptık!
11 Haziran 2010 Cuma, 11:21:20
TELEVİZYONLARI seyrederken bazen kendime soruyorum; bunlar hangi ülkenin TV kanalları?
Sevgili dostlar, ülkemizde öyle “aydınlaraydınlanmışlar” var ki; onlara göre “bizle ilgili olan-bizden olan” her şey çok ama çok kötü. Bütün hatalar “bizim”.
Dediğim gibi “bu ülke menfaatine” sadece doğruyu arıyorsanız bile, işiniz çok zor.
Bugün sizlere zaman zaman “alıntılar” yaptığım ve Ermenilerle ilişkilerde “tarihi gerçekleri” sorgularken özellikle önümüzdeki günlerde “referans” olarak kullanabileceğimiz “Türk Kafkas İslam Ordusu ve Ermeniler (1918)” isimli çalışmadan bahsetmek istiyorum...
Çalışmayı yapan Dr. Mustafa Görüryılmaz, arşivlerden çıkardığı gerçek belgeleri kullanılmış ve özellikle çok çarpıcı “gerçeklere” veriler eşliğinde ulaşmış.
İşte alıntılar:
“...Rusya Komiserler Heyeti Başkanı Lenin ile Milletler Komiseri Stalin tarafından, Şaumyan’a Güney Kafkaslar ve Doğu Anadolu’nun geleceğine ilişkin çalışmalarda bulunma yetkisi verildi. Bu kararnameye göre, Şaumyan’a verilen başlıca görev, Rus ordusunun işgali altında bulunan Doğu Anadolu topraklarında da Sovyet Rusya’nın himayesinde bir ‘Ermenistan Devleti’ kurmaktı...”
“...Azerbaycan Atatürk Merkezi Başkanı Prof. Dr. Nizami Caferov gelişmeleri şöyle özetlemişti: Azerbaycan’ın o tarihlerde Türk ordusunun yardımına büyük ihtiyacı bulunuyordu. Azerbaycan’ı savunacak başka bir gücü tasavvur etmek mümkün değildi. Şunu da nazara almak gerekir ki, Azerbaycan büyük baskılarla karşı karşıya kalmış, her taraftan muhasara altına alınmıştı. Bir taraftan tamamıyla vahşileşmiş, şahsiyetini kaybetmiş Rus Bolşevik Kızıl Ordusu, öbür taraftan yeni emperyalist emellerle giderek Kafkaslar’a gelen İngiliz askerleri, başka bir taraftan ayrı iddialarla bölgede Ermeni devleti kurmak için harekete geçen Ermeniler, Azerbaycan üzerinde hesaplar yapıyorlardı...”
“...Bolşevikler ve Ermeniler, Abşeron yarımadasındaki zengin petrol yataklarını tamamen ele geçirmek için Türkleri bölgeden uzaklaştırmak istiyorlardı. Türkiye ve Avrupa cephesinden Kafkaslar’a dönen Ermeni asıllı Rus askerlerini de Bakü’de topluyorlardı. Petrol yataklarına sahip olmanın yanı sıra, Şaumyan’ın bir başka düşüncesi de Hazar Denizi ile Karadeniz ve Akdeniz’e kıyısı olan Büyük Ermenistan tasavvurunu hayata geçirebilmekti...”
“...Azerbaycan’ın yetiştirdiği önemli aydınlardan Nesiman Yakuplu, 1918 tarihinde Bakü’ye hâkim olan Bolşevikler ve onların yönetimlerinin düşüncelerini şu sözlerle dile getiriyor: Kızıl Şef Şaumyan, Bakü ve çevresinde yapılan katliamdan sonra Lenin’e gönderdiği telgraflarda, Bakü’nün Türklerden tamamen temizlendiğini ve bir daha şehre girmelerinin önlendiğini belirtmişti.
Bu haberleşmeler de gösteriyor ki Bolşevik Rus ve Ermeniler, Bakü petrollerini ele geçirebilmek için bölgede yaşayan Türklerin yok edilmesi gerektiğine inanmışlardı... Türklere karşı yapılan katliamı, sosyalist devrime karşı çıkan bazı gruplarla yapılan kanlı çatışma olarak görüyorlardı. Bu tamamen yanlış ve gerçeklerle ilgisi bulunmayan bir göz boyamadan ibaretti.”
“...Bugünkü Ermenistan topraklarında ise Türklere yönelik büyük bir katliam başlıyordu. Gökçe Göl çevresi ile Erivan, Şuşa ve Zengezur’da yaşayan Türkler savunmasız bir durumdaydılar. Ermeni çeteleri, bu bölgelerdeki Türk köylerinden iki yüz yirmi kadarını kısa sürede haritadan sildi ve halkın tamamını katletti...
Ermeni çetelerin Erivan çevresinde binlerce Türk’ü öldürdüğü de bilim çevreleri tarafından ifade edilmektedir. Bu katliam karşısında yaklaşık 350 bin Türk, evini ve yuvasını terk ederek, canını zor kurtarmıştı.
Ermeni katliamı Karabağ bölgesinde de sürmüş, ancak Gence ve çevresindeki kasaba ve köylerde Türkler çoğunlukta olduğu için Ermeni saldırılarını püskürtmeyi başarmışlardı...”
Sevgili dostlar, hangi sayfadan ne alsam da aktarsam! Türkiye’de “tatlı su kenarında ellerinde rakı kadehi” aydınlananlar ve “biz neler yaptık” tadına gelenler, tamamen sahada yazılmış bu çalışmayı çok ama çok iyi incelesinler!
ybulut@htgazete.com.tr
Wednesday, June 9, 2010
Sorularıma Yanıt Verin.../ ..Hikmet Çetinkaya
Sorularıma Yanıt Verin...
Sen limanları İsraillilere satacaksın, eleştiren gazetecileri düşman ilan edeceksin...
Sen mayınlı arazileri İsraillilere vermek için çaba göstereceksin.
Sen bunları haberleştiren gazetecileri “aymazlıkla” suçlayacaksın. ..
Sen Mavi Marmara Gemisi’ne binenleri korumayacaksın.
Sen Deniz Kuvvetleri’nde görevli subayları, amiralleri “komutana suikast” savıyla gözaltına alıp, sorgulayıp tutuklayacaksın...
Bazılarını tutuksuz yargılayacaksın...
Sen Güneydoğu’da PKK’yle savaşan teğmenleri “Ergenekoncu” diye gözaltına alıp tutuklatacaksı n. Sen emekli Orgeneral Çetin Doğan’ı, Apo’yu Kenya’dan getiren emekli Korgeneral Engin Alan’ı “Balyoz”dan Silivri’ye göndereceksin. ..
Sen Ergenekon’u sulandırmak için elinden geleni yapacaksın! Sen suçluyla suçsuzu aynı kefeye koyacaksın!..
Sen Türk Silahlı Kuvvetleri’ni “terör örgütü üssü” göreceksin...
Ve sen sonra kalkıp “yardım gemisine kurşun sıkan kalemşorlar” diye, Oktay Ekşi’yi, Bekir Coşkun’u, Emin Çölaşan’ı, Fatih Altaylı’yı, Can Ataklı’yı, Yılmaz Özdil’i, Fatih Çekirge’yi, Oray Eğin’i görüşlerini yazdıkları için hedef göstereceksin!Sen terörle mücale eden Üçüncü Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk’i “Ergenekon terör örgütü”ne sokup yargılayacaksı n, sonra da şehit cenazeleri kalkarken gözyaşı dökeceksin.
Bunlar yetmeyecek!
“Yargıya baskı yapıyor” savıyla eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay’ın evini basıp saatlerce arama yapacaksın, TV ekranlarında onun seceresini okuyup şöyle diyeceksin:“Ergenekon’un yargılama sürecini etkileme çalışmasını yürüttü!”
Aynı gün İP Genel Başkan Yardımcısı avukat Mehmet Cengiz ve diğer avukatları gözaltına alacaksın.İsrail’in terörist bir devlet olduğunu dünya âlem bilmiyor mu?
Hem İsrail’le askeri işbirliği yapıp tatbikatlara katılacaksın.. .
Pilotsuz casus uçağını onlara yaptıracaksın. .. Hem de Konya’daki askeri tatbikatı İsrail’le ortak yürüteceksin.. .
Sen Türk ordusunu “düşman ordu olarak” görmedin mi ey dinci ve tarikatçı medya? Ey Soros’un ahkâm kesen, “Ordu yeniden düzenlenmeli” diyen soytarıları...
Türk askeri için “Ceberut Kemalist devletin devamını istiyorlar” diye yazılar yazanların listesi çok uzun...
Sizler doldurmadınız mı o gemiye insanları? Sizler demediniz mi “Bu yolda ölen şehit olur” diye?İsrail’in böyle bir baskın yapacağını biliyordunuz. ..
Onun için canlı yayın ekipleri gönderdiniz gemiyle...
Teknik donanımı yapan şirketin temsilcisi, Can Dündar’a övünerek anlatmadı mı NTV’de?
Sen o gemideki insanların başına neler geleceğini önceden biliyordun bilmesine...
Peki, neden önlem almadın?Şimdi kalkmış katile, terörist devlet İsrail’e uyarı yapıyorsun...
Bunu yaparken kalp ve tansiyon hastası eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay’ı gözaltına alıyorsun, Mustafa Balbay’ı, Tuncay Özkan’ı, Hikmet Çiçek’i bir yılı aşkın süredir Silivri zindanında çürütüyorsun.
Hani sen faili meçhul cinayetleri ortaya çıkaracaktın, hani sen demokratik açılım yapacaktın?
Balbay ve Tuncay’ın Silivri’deki çığlığını duyuyor musun?
11 gazeteci örgütünün başlattığı “tutuklu gazetecilere özgürlük” kampanyasından bile haberin yok senin.
Ben tüm sendikalara, aydınlara, gazetecilere, demokratik kitle örgütlerine sesleniyorum. Silivri’de tutuklu arkadaşlarım “tutukluluk fiili sansürdür” diyor.
Tutuksuz yargılanan teğmenler, dağdan inip Silivri’deki yargılamaya katılıyor.
Yargıç bir teğmene soruyor:“Geçen sefer duruşmaya katılmadın, neden?”
Teğmen:“Dağda PKK’yle vuruşuyordum...” yargıç utanmışmıdır acaba....( ! )
***Gazze’deki insanların acısı, yalnızlığı nasıl içimi acıtıyorsa, tutuklu tutuksuz subayların, Mustafa’nın, Tuncay’ın, Hikmet’in, Deniz Yıldırım’ın, Ufuk Akkaya’nın durumları da yüreğimi yakıyor.Art arda gelen şehit haberleri, hüzün ve gözyaşı...
İsrail askerlerinin öldürdüğü 9 can, onlarca yaralı.Acaba, İstanbul ve Ankara’daki göstericiler niçin ABD emperyalizmini lanetlemeyip salt İsrail’i protesto edip gıyabi cenaze namazı kılıyorlar?
Sen, neden şehit cenazelerine katılmıyorsun, sen neden gazetecileri hedef gösteriyorsun?
hikmet.cetinkaya@ cumhuriyet. com.tr
Sorularıma Yanıt Verin...
Sen limanları İsraillilere satacaksın, eleştiren gazetecileri düşman ilan edeceksin...
Sen mayınlı arazileri İsraillilere vermek için çaba göstereceksin.
Sen bunları haberleştiren gazetecileri “aymazlıkla” suçlayacaksın. ..
Sen Mavi Marmara Gemisi’ne binenleri korumayacaksın.
Sen Deniz Kuvvetleri’nde görevli subayları, amiralleri “komutana suikast” savıyla gözaltına alıp, sorgulayıp tutuklayacaksın...
Bazılarını tutuksuz yargılayacaksın...
Sen Güneydoğu’da PKK’yle savaşan teğmenleri “Ergenekoncu” diye gözaltına alıp tutuklatacaksı n. Sen emekli Orgeneral Çetin Doğan’ı, Apo’yu Kenya’dan getiren emekli Korgeneral Engin Alan’ı “Balyoz”dan Silivri’ye göndereceksin. ..
Sen Ergenekon’u sulandırmak için elinden geleni yapacaksın! Sen suçluyla suçsuzu aynı kefeye koyacaksın!..
Sen Türk Silahlı Kuvvetleri’ni “terör örgütü üssü” göreceksin...
Ve sen sonra kalkıp “yardım gemisine kurşun sıkan kalemşorlar” diye, Oktay Ekşi’yi, Bekir Coşkun’u, Emin Çölaşan’ı, Fatih Altaylı’yı, Can Ataklı’yı, Yılmaz Özdil’i, Fatih Çekirge’yi, Oray Eğin’i görüşlerini yazdıkları için hedef göstereceksin!Sen terörle mücale eden Üçüncü Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk’i “Ergenekon terör örgütü”ne sokup yargılayacaksı n, sonra da şehit cenazeleri kalkarken gözyaşı dökeceksin.
Bunlar yetmeyecek!
“Yargıya baskı yapıyor” savıyla eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay’ın evini basıp saatlerce arama yapacaksın, TV ekranlarında onun seceresini okuyup şöyle diyeceksin:“Ergenekon’un yargılama sürecini etkileme çalışmasını yürüttü!”
Aynı gün İP Genel Başkan Yardımcısı avukat Mehmet Cengiz ve diğer avukatları gözaltına alacaksın.İsrail’in terörist bir devlet olduğunu dünya âlem bilmiyor mu?
Hem İsrail’le askeri işbirliği yapıp tatbikatlara katılacaksın.. .
Pilotsuz casus uçağını onlara yaptıracaksın. .. Hem de Konya’daki askeri tatbikatı İsrail’le ortak yürüteceksin.. .
Sen Türk ordusunu “düşman ordu olarak” görmedin mi ey dinci ve tarikatçı medya? Ey Soros’un ahkâm kesen, “Ordu yeniden düzenlenmeli” diyen soytarıları...
Türk askeri için “Ceberut Kemalist devletin devamını istiyorlar” diye yazılar yazanların listesi çok uzun...
Sizler doldurmadınız mı o gemiye insanları? Sizler demediniz mi “Bu yolda ölen şehit olur” diye?İsrail’in böyle bir baskın yapacağını biliyordunuz. ..
Onun için canlı yayın ekipleri gönderdiniz gemiyle...
Teknik donanımı yapan şirketin temsilcisi, Can Dündar’a övünerek anlatmadı mı NTV’de?
Sen o gemideki insanların başına neler geleceğini önceden biliyordun bilmesine...
Peki, neden önlem almadın?Şimdi kalkmış katile, terörist devlet İsrail’e uyarı yapıyorsun...
Bunu yaparken kalp ve tansiyon hastası eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay’ı gözaltına alıyorsun, Mustafa Balbay’ı, Tuncay Özkan’ı, Hikmet Çiçek’i bir yılı aşkın süredir Silivri zindanında çürütüyorsun.
Hani sen faili meçhul cinayetleri ortaya çıkaracaktın, hani sen demokratik açılım yapacaktın?
Balbay ve Tuncay’ın Silivri’deki çığlığını duyuyor musun?
11 gazeteci örgütünün başlattığı “tutuklu gazetecilere özgürlük” kampanyasından bile haberin yok senin.
Ben tüm sendikalara, aydınlara, gazetecilere, demokratik kitle örgütlerine sesleniyorum. Silivri’de tutuklu arkadaşlarım “tutukluluk fiili sansürdür” diyor.
Tutuksuz yargılanan teğmenler, dağdan inip Silivri’deki yargılamaya katılıyor.
Yargıç bir teğmene soruyor:“Geçen sefer duruşmaya katılmadın, neden?”
Teğmen:“Dağda PKK’yle vuruşuyordum...” yargıç utanmışmıdır acaba....( ! )
***Gazze’deki insanların acısı, yalnızlığı nasıl içimi acıtıyorsa, tutuklu tutuksuz subayların, Mustafa’nın, Tuncay’ın, Hikmet’in, Deniz Yıldırım’ın, Ufuk Akkaya’nın durumları da yüreğimi yakıyor.Art arda gelen şehit haberleri, hüzün ve gözyaşı...
İsrail askerlerinin öldürdüğü 9 can, onlarca yaralı.Acaba, İstanbul ve Ankara’daki göstericiler niçin ABD emperyalizmini lanetlemeyip salt İsrail’i protesto edip gıyabi cenaze namazı kılıyorlar?
Sen, neden şehit cenazelerine katılmıyorsun, sen neden gazetecileri hedef gösteriyorsun?
hikmet.cetinkaya@ cumhuriyet. com.tr
‘AKP’ye yardım’ konvoyu ile ‘gaza’getirilen Türkler
İsrafil K.KUMBASAR
Biz Türkler, ‘duygusal’ bir milletiz.
Bu yüzden çok kolay ‘gaza’geliriz. Önümüze her ne zaman ‘milli/ulusal’ nitelikle bir hadise konulsa, hep ‘sonuçlara’ kendimizi kaptırır, ‘büyük bir öfke’ ile bileniriz, ama o ‘sonuçları’ meydana getiren ‘şartları’, ‘nedenleri’ ve ‘olguları’ asla sorgulamayız.
Oysa ki, ‘duygularımızla/ hislerimizle’ değil de, azıcık ‘aklımızla/mantığımızla’ hareket edebilsek, birçok sonucun aslında bizi ‘yanıltmaya/yönlendirm eye’ yönelik bir ‘kurgu/mizansen’ olduğunu pek ala kavrayabileceğiz.
Her Türk, ‘Fırat’ve ‘Dicle’ nehirleri arasındaki bölgenin Yahudiler tarafından ‘vadedilmiş topraklar’ arasında kabul edildiğini unutmamalı, Türkiye’nin bir gün mutlaka İsrail ile ‘karşı karşıya’ geleceğini bilmeli, İsrail’in Türkiye üzerinde oynamak istediği ‘karanlık oyunlara’ karşı her an tetikte olmalıdır.
Ama kimse ‘hava gazına’ gelmemelidir.
Her Türk bir milyon Yahudi’ye bedeldir.
Ama hiçbir Türk’ün ‘etnik çıkar koalisyonunun devamını’ sağlamak için verebileceği ‘bir tek damla kanı’dahi yoktur.
* * *
Eğri oturup doğru konuşma zamanıdır.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden ‘1 milyon 800 milyon dolara’ satın alınarak, tam da Anayasa değişikliği ile ilgili yapılacak ‘referandum’ öncesinde Gazze’ye doğru yola çıkarılan o geminin gerçek hedefi ne idi?
İsrail zulmü altında inleyen mazlum insanlara yardım götürmek miydi?
Yoksa İsrail ile Türkiye arasında ‘suni’ bir gerginlik yaratıp, oluşacak yeni bir ‘yapay gündem’ üzerinden AKP’ye ‘taze kan’ pompalamak mıydı?
İsrail’in gerçekleştirdiği katliamın ardından Bülent Arınç’ın, ikide bir “Gazze’ye insani yardım götürmek bir hükümet projesi değil. Bu işin arkasında biz yokuz.” deyip durması boşuna mı zannediyorsunuz?
Bu ‘suçluluk’ telaşının dışa yansımasıdır.
O gemileri yola çıkaranlar, İsrail’in ‘kesinlikle’ müdahale edeceğini biliyorlardı, ama böylesine ‘alçakça’bir karşılık vereceğini asla beklemiyorlardı .
Ol sebepten dolayı, ‘korumaya yönelik’ herhangi önlem gereği dahi duymadılar.
Senaryoya göre, İsrail yardım gemilerini Gazze’ye sokmayarak, kendi limanlarına çekecek, ‘kameralar önünde’ bir takım itişip kakışmalar yaşanacak, yardım gönüllüleri tutuklanarak ‘cezaevlerine’ konulacaktı.
29 Mart seçimlerinde ‘One Minute’ balonunun kaymağını yiyen ‘Davos’ mücahitleri, referandumda da ‘Gazze çıkarmasını’ malzeme olarak kullanacaklardı .
Ama, İsrail’in beklenmedik operasyonu karşısında, ‘ne yapacaklarını’ şaşırdılar.
Plan ellerinde patladı.
* * *
İsrail, uluslararası sularda ‘Türk bayrağı’ taşıyan gemiye saldırıp, ‘tamamı TC vatandaşı’, 9 kişiyi katlederek açıkça meydan okudu.
Türkiye’nin itibarı ‘beş paralık’ edildi.
“Bölge lideri oluyor” dedikleri koskoca ülke, bölgesinde ‘kuru sıkı’ kükremekten başka bir marifeti olmayan, ‘dişleri dökülmüş’ aslan durumuna düşürüldü.
İsrail’in yaptığı ‘yanına’ kâr kaldı.
Ama, bu büyük rezaletin iktidar sahiplerinin nezdinde hiçbir önemi yoktur.
Önemli olan ‘misyonlarının’ devamıdır.
Anayasa Mahkemesi’ni teslim alıp, ‘Türk’ devletinin ‘üniter yapısına’ son verme yolunda çok önemli bir engeli daha kazasız belasız aşmalarıdır.
‘One ‘Minute’ karizması 30 kurşun ile delik deşik edilen Tayyip Erdoğan, şimdi “Bizi İsrail götürmek istiyor” imajını yaratmak için sürekli bağırıp çağırıyor.
Millet ise şu sorunun cevabını bekliyor:
‘AKP’ye yardım’ için gönderilen o konvoya, ‘örtülü ödenekten’ para verildi mi, verilmedi mi?
İsrafil K.KUMBASAR
Biz Türkler, ‘duygusal’ bir milletiz.
Bu yüzden çok kolay ‘gaza’geliriz. Önümüze her ne zaman ‘milli/ulusal’ nitelikle bir hadise konulsa, hep ‘sonuçlara’ kendimizi kaptırır, ‘büyük bir öfke’ ile bileniriz, ama o ‘sonuçları’ meydana getiren ‘şartları’, ‘nedenleri’ ve ‘olguları’ asla sorgulamayız.
Oysa ki, ‘duygularımızla/ hislerimizle’ değil de, azıcık ‘aklımızla/mantığımızla’ hareket edebilsek, birçok sonucun aslında bizi ‘yanıltmaya/yönlendirm eye’ yönelik bir ‘kurgu/mizansen’ olduğunu pek ala kavrayabileceğiz.
Her Türk, ‘Fırat’ve ‘Dicle’ nehirleri arasındaki bölgenin Yahudiler tarafından ‘vadedilmiş topraklar’ arasında kabul edildiğini unutmamalı, Türkiye’nin bir gün mutlaka İsrail ile ‘karşı karşıya’ geleceğini bilmeli, İsrail’in Türkiye üzerinde oynamak istediği ‘karanlık oyunlara’ karşı her an tetikte olmalıdır.
Ama kimse ‘hava gazına’ gelmemelidir.
Her Türk bir milyon Yahudi’ye bedeldir.
Ama hiçbir Türk’ün ‘etnik çıkar koalisyonunun devamını’ sağlamak için verebileceği ‘bir tek damla kanı’dahi yoktur.
* * *
Eğri oturup doğru konuşma zamanıdır.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden ‘1 milyon 800 milyon dolara’ satın alınarak, tam da Anayasa değişikliği ile ilgili yapılacak ‘referandum’ öncesinde Gazze’ye doğru yola çıkarılan o geminin gerçek hedefi ne idi?
İsrail zulmü altında inleyen mazlum insanlara yardım götürmek miydi?
Yoksa İsrail ile Türkiye arasında ‘suni’ bir gerginlik yaratıp, oluşacak yeni bir ‘yapay gündem’ üzerinden AKP’ye ‘taze kan’ pompalamak mıydı?
İsrail’in gerçekleştirdiği katliamın ardından Bülent Arınç’ın, ikide bir “Gazze’ye insani yardım götürmek bir hükümet projesi değil. Bu işin arkasında biz yokuz.” deyip durması boşuna mı zannediyorsunuz?
Bu ‘suçluluk’ telaşının dışa yansımasıdır.
O gemileri yola çıkaranlar, İsrail’in ‘kesinlikle’ müdahale edeceğini biliyorlardı, ama böylesine ‘alçakça’bir karşılık vereceğini asla beklemiyorlardı .
Ol sebepten dolayı, ‘korumaya yönelik’ herhangi önlem gereği dahi duymadılar.
Senaryoya göre, İsrail yardım gemilerini Gazze’ye sokmayarak, kendi limanlarına çekecek, ‘kameralar önünde’ bir takım itişip kakışmalar yaşanacak, yardım gönüllüleri tutuklanarak ‘cezaevlerine’ konulacaktı.
29 Mart seçimlerinde ‘One Minute’ balonunun kaymağını yiyen ‘Davos’ mücahitleri, referandumda da ‘Gazze çıkarmasını’ malzeme olarak kullanacaklardı .
Ama, İsrail’in beklenmedik operasyonu karşısında, ‘ne yapacaklarını’ şaşırdılar.
Plan ellerinde patladı.
* * *
İsrail, uluslararası sularda ‘Türk bayrağı’ taşıyan gemiye saldırıp, ‘tamamı TC vatandaşı’, 9 kişiyi katlederek açıkça meydan okudu.
Türkiye’nin itibarı ‘beş paralık’ edildi.
“Bölge lideri oluyor” dedikleri koskoca ülke, bölgesinde ‘kuru sıkı’ kükremekten başka bir marifeti olmayan, ‘dişleri dökülmüş’ aslan durumuna düşürüldü.
İsrail’in yaptığı ‘yanına’ kâr kaldı.
Ama, bu büyük rezaletin iktidar sahiplerinin nezdinde hiçbir önemi yoktur.
Önemli olan ‘misyonlarının’ devamıdır.
Anayasa Mahkemesi’ni teslim alıp, ‘Türk’ devletinin ‘üniter yapısına’ son verme yolunda çok önemli bir engeli daha kazasız belasız aşmalarıdır.
‘One ‘Minute’ karizması 30 kurşun ile delik deşik edilen Tayyip Erdoğan, şimdi “Bizi İsrail götürmek istiyor” imajını yaratmak için sürekli bağırıp çağırıyor.
Millet ise şu sorunun cevabını bekliyor:
‘AKP’ye yardım’ için gönderilen o konvoya, ‘örtülü ödenekten’ para verildi mi, verilmedi mi?
Subscribe to:
Posts (Atom)